|
||
| Tam Zihin Başlangıç Zihnidir.. Mükemmeliyetçilik tüm nevrozların kökündeki nedendir. İnsanlık mükemmeliyet fikrinden kurtulmadığı sürece asla akıl sağlığına kavuşamayacaktır. Mükemmellik fikrinin ta kendisi tüm insanlığı çılgınca bir hale sürüklemiştir. Mükemmellik terimleri ile düşünmek demek senin ideoloji, hedefler, değerler, -malı’lar, -mamalı’lar terimleri ile düşünmen demektir. Yerine getirilmek üzere belirli bir kalıba sahipsin ve şayet kalıptan uzaklaşırsan muazzam bir suçluluk duyacaksın ve bir günahkâr gibi hissedeceksin. Ve bu kalıbın senin elde edemeyeceğin bir şey olması kaçınılmazdır. Onu elde edebilirsen o zaman onun ego için pek bir değeri olmayacaktır. Bu yüzden mükemmeliyetçi idealin doğası gereği sahip olduğu nitelik onun elde edilemez olması gerektiğidir. Sadece o zaman elde etmeye değer. Çatışmayı görüyor musun? Ve bu çatışma, bir şizofreni yaratır: Gayet iyi bir şekilde gerçekleşmeyecek olduğunu bildiğin imkânsız bir şeyi yapmaya çalışıyorsun. O eşyanın tabiatı gereği gerçekleşemez. Şayet o gerçekleşebilirse o zaman pek mükemmel olmaz; o zaman herkes onu yapabilir. O zaman onun içinde egon fazla beslenemez: Senin egon onu yutamaz, onunla büyüyemez. Egonun imkânsız olana ihtiyacı vardır. Ve imkânsız doğası gereği gerçekleşmeyecek. O zaman sadece iki alternatif kalır: Kişi suçlu hissetmeye başlar. Şayet sen masumsan, basitsen, zekiysen suçluluk hissetmeye başlayacaksın. Ve suçluluk bir hastalık halidir. Ben burada sana suçluluk yaratmak için bulunmuyorum. Benim tüm çabam senin tüm suçluluklarından kurtulmana yardım etmektir. Suçluluk duygusundan özgür olduğun an neşe patlaması gerçekleşir. Ve suçluluk mükemmellik fikrinin içinde köklenmiştir. İkinci alternatif şudur: Eğer kurnazsan o zaman bir ikiyüzlü haline geleceksin, onu elde etmiş gibi davranmaya başlayacaksın. Başkalarını kandıracaksın ve hatta kendi kendini bile kandırmaya çalışacaksın. Halusinasyonların, yanılsamaların içinde yaşamaya başlayacaksın ve bu hiç kutsal değildir, hiç dindarca değildir, son derece sağlıksızdır. Mış gibi yapmak, yalan bir hayat yaşamak, suçluluk hisseden bir adamın hayatından çok daha kötüdür. Suçluluk hisseden insan en azından basittir ancak ikiyüzlü olan, rol yapan, aziz, sözde ermiş, mahatma bir sahtekârdır. O basitçe insanlık dışıdır. Kendisine karşı insanca değildir çünkü o bastırıyor; mış gibi yapmanın yegâne yolu budur. Mükemmel olana karşı olan kendisinde bulduğu her şeyi bastırmak zorundadır. İçinde kaynıyor olacak, o nefret ve öfkeyle dolu olacak. Onun öfkesi ve nefreti bin bir şekilde dışarıya çıkacaktır; zor fark edilen şekillerde, dolaylı şekillerde yüzeye çıkacaktır. İsa gibi —hoş, iyi— insanlar bile öfkeyle, nefretle doludur. Ve onlar öylesine masum şeylere karşıdırlar ki inanamazsın. İsa, takipçileri —kendilerine havari diyen bir grup aptal— peşinde olduğu halde gelir. Karnı açtır, tüm grubun karnı açtır. Bir incir ağacına gelirler ve incir ağacı henüz mevsiminde değildir. Bu onun suçu değildir fakat İsa öylesine öfkelenir ki incir ağacını kötüler, incir ağacını lanetler. Şimdi, bu nasıl mümkün oluyor? Bir taraftan, “Düşmanını kendin gibi sev” diyor. Diğer taraftan ise mevsimi olmadığı için meyvesi olmayan bir incir ağacını bile affedemiyor. Bu bölünme, bu şizofreni binlerce yıldır insanlığa egemen olmuştur. “Tanrı sevgidir” der ama yine de Tanrı cehennemi işletmeye devam eder. Şayet Tanrı sevgi ise yapılacak ilk iş cehennemi yok etmesidir; cehennem hemen yakılmalı, ortadan kaldırılmalıdır. Cehennem fikrinin ta kendisi çok kıskanç bir Tanrı’ya aittir. Ancak İsa bir Yahudi olarak doğdu, bir Yahudi olarak yaşadı, bir Yahudi olarak öldü; o bir Hıristiyan değildi, o ‘Hıristiyan’ sözcüğünü hiç duymamıştı. Ve Yahudi Tanrı anlayışı çok güzel bir anlayış değildir. Tevrat der ki —bu buyruk Tanrı’nın kendi sözcükleri ile verilmiştir— “Ben kıskanç bir Tanrı’yım, çok kıskanç. Ben sevecen değilim! Ben senin amcan değilim!” bu Tanrı’nın cehennemi yaratması kaçınılmazdır. Aslında böylesi —amcan olmayan, sevecen olmayan, kıskanç olan— bir Tanrı ile cennette yaşamak bile cehennem olacaktır. Onunla yaşayarak ne türden bir cennete erişmiş olacaksın. Despotça, diktatörce bir atmosfer olacaktır: Özgürlük yok, sevgi yok. Kıskançlık ve sevgi bir arada var olamaz. Bu nedenle sözde iyi insanlar bile insan mutsuzluğunun sebepleri olmuştur. Bu incitir çünkü bu şeyler üzerine hiç kafa yormamıştık. Biz hiçbir zaman geçmişimizi ortaya çıkarmaya çalışmadık ve mutsuzluğumuzun tüm kökleri geçmişimizdedir. Ve şunu aklında iyice tut, senin geçmişine İsa, Mahavira, Konfüçyüs, Krishna, Rama, Buda tarafından, Büyük İskender, Julius Sezar, Timurlenk, Cengiz Han, Nadir Şah tarafından olduğundan daha çok hükmedilir. Tarih kitapları bu insanlardan bahseder fakat onlar senin bilinçaltının parçası değildir. Onlar tarihin parçası olabilirler fakat onlar senin kişiliğini oluşturmazlar; senin kişiliğin sözde iyi insanlar tarafından şekillendirilir. Kesinlikle onlar bazı iyi niteliklere sahipti fakat yan yana duran bir ikilik vardı. Ve ikilik mükemmellik fikrinden ortaya çıkar. Jainalar Mahavira’nın hiçbir zaman terlemediğini söyler. Mükemmel bir adam nasıl terleyebilir? Ben terleyebilirim: Ben mükemmel bir adam değilim. Ve yazın terlemek o kadar güzeldir ki terlemeyi mükemmelliğe tercih ederim. Çünkü terlemeyen bir adam basitçe plastik, sentetik, nefes almayan, gözenekleri olmayan bir bedene sahiptir. Tüm beden nefes alır, bu yüzden terlersin; terlemek vücut ısını sürekli aynı şekilde tutmanın doğal bir yoludur. Şimdi, Mahavira içinde bir cehennem gibi yanıyor olmalıydı. Vücut ısısını nasıl değişmeden tutmayı başaracak? Terlemeden bu yapılamaz, bu imkânsızdır. Jainalar Mahavira’nın ayağını bir yılan sokup yaraladığında kan değil ayağından süt aktığını söylerler. Şimdi, süt sadece Mahavira’nın ayakları ayak değil, meme olsaydı mümkün olurdu. Ve ayaklarında memeleri olan bir adam bir sirke konulmalıdır. Onların mükemmellik fikri budur: Mükemmel bir adam kan gibi kirli, kan gibi kanlı bir şeye sahip olamaz. O süt ve bal ile doludur. Fakat bir düşün: Süt ve balla dolu bir adam kötü kokacaktır. Süt kesilir çökelek olacaktır ve bal her çeşidinden sivrisinek ve sinekleri cezp edecektir; o tamamıyla sineklerle kaplanacaktır! Ben bu tarz bir mükemmellikten hoşlanmıyorum. Mahavira öylesine mükemmeldir ki o işemez, o sıçmaz; böyle şeyler mükemmel olmayan insanlar içindir. Mahavira’yı bir klozetin üzerinde otururken hayal edemezsin —imkânsızdır— fakat o zaman tüm bu boklar nereye kaybolur? O zaman o dünyadaki en boktan adam olmalı. Bir tıp dergisinde bir adamla ilgili bir şey okumuştum: En uzun süren kabızlık vakası, on sekiz ay. Fakat bu tıp insanları Mahavira’nın farkında değiller —bu hiçbir şeydir—kırk yıl. Bu bir insanın bağırsaklarını kontrol edebildiği en uzun süredir. Bu gerçek yogadır! Tüm insanlık tarihindeki en büyük kabızlık vakası…ve başka kimsenin onu yenebileceğini sanmıyorum. Bu aptalca fikirler, sadece insanlığın acı çekmesi için korunmuştur. Şayet bu fikirler zihnindeyse o zaman sen her şey hakkında suçlu hissedeceksin. Bu dünyayı seviyorum çünkü o mükemmel değil. O mükemmel değil ve bu yüzden o gelişiyor; mükemmel olsaydı ölmüş olurdu. Gelişim sadece mükemmel olmamak varsa mümkündür. Mükemmel demek noktayı koymaktır, mükemmellik demek nihai ölümdür; o zaman onun ötesine geçmenin hiçbir yolu yoktur. Senin tekrar ve tekrar anımsamanı isterim ki ben mükemmel değilim, tüm evren mükemmel değil ve bu mükemmel olmamayı sevmek, bu mükemmel olmamayı kutlamak benim tüm mesajımdır. Mükemmelliği çok dert etme. ‘Mükemmellik’ sözcüğünü ‘bütünsellik’ ile değiştir. Mükemmel olma terimleri ile düşünme, bütün olma terimleri ile düşün. Bütünsellik sana farklı bir boyut katacaktır. Benim öğretim budur: Bütün ol, mükemmel olmayı unut. Her ne yaparsan yap tam olarak yap; mükemmel olarak değil tam olarak. Ve fark nedir? Öfkeliyken mükemmeliyetçi, “Bu iyi değil, öfkelenme; mükemmel bir adam asla öfkeli değildir” diyecektir. Bu saçmalıktan başka bir şey değildir. Çünkü biliyoruz ki İsa öfkeliydi. O geleneksel dine, din adamlarına, rabilere karşı gerçekten öfkeliydi. Öylesine öfkeliydi ki tek bir darbe ile tüm tefecileri elindeki bir kamçı ile tapınaktan dışarı sürükledi. Ve o öylesine gür bir sesle bağırıyordu ki hepsi korkmuştu: Onun öfkesi böylesine yoğun ve tutkuluydu. İçinde doğduğu insanların onu öldürmek zorunda kalması sadece bir rastlantı değildi. O gerçekten öfkeliydi, o başkaldırıyordu. Unutma, mükemmeliyetçi, “Öfkelenme” diyecektir. O zaman sen ne yapacaksın? Öfkeni bastıracaksın, onu yutacaksın; o senin varlığında yavaş bir zehir haline gelecek. Onu bastırabilirsin fakat o zaman sen öfkeli bir insan olacaksın ve bu kötüdür. Öfke arada bir, kendi fonksiyonu olan, kendi güzelliği olan, kendi insaniyeti olan bir alevlenmedir. Öfkelenemeyen bir adam omurgasız olacaktır, cesaretsiz olacaktır. Öfkelenemeyen bir insan sevemeyecektir de çünkü her ikisinin de tutkuya ihtiyacı vardır ve o aynı tutkudur. Nefret edemeyen bir insan sevemeyecektir; onlar birlikte el ele giderler. Onun sevgisi soğuk olacaktır. Ve aklından çıkarma ki sıcak bir nefret soğuk bir sevgiden çok daha iyidir. En azından o insancadır; onun yoğunluğu vardır, onun hayatı vardır, o nefes alır. Tutkusunu kaybetmiş bir insan donuk, ölü, soluk olacaktır ve onun tüm yaşamı öfke olacaktır. O, onu ifade etmeyecektir, o, onu sürekli olarak bastıracaktır. Katman katman öfke birikecektir; o basitçe öfke olacaktır. Gidip sözde mahatmalarını ve azizlerini görebilirsin, onlar öfkeli insanlardır. Onlar öfkelerini kontrol ettiklerini zannederler. Fakat kontrol edilmiş bir öfkeyle ne yapabilirsin. Onu sadece yutabilirsin, nereye gidecek? O sana aittir, o senin bir parçandır. O orada ifade edilmeden kalacaktır. Ne zaman öfke ifade edilirse ondan özgürleşirsin. Ve öfkeden sonra sen yeniden şefkat hissedebilirsin; öfkeden sonra ve fırtına dindikten sonra sen yeniden sevginin sessizliğini hissedebilirsin. Nefret ve sevgi, öfke ve şefkat arasında bir ritim vardır. Şayet birini bırakırsan, diğeri kaybolacaktır. Ve ironi şudur ki neyi bırakırsan bırak, onu sadece yutmuşsundur. O senin sisteminin bir parçası olacaktır. Hiçbir sebep yokken basitçe öfkeleneceksin; öfken irrasyonel olacak. O senin gözlerinden, senin hüznünden, senin karanlığından, senin ciddiyetinden okunacak. Sen kutlama yapamaz hale geleceksin. Mükemmeliyeti bütünsellikle değiştir derken demek istediğim şey öfkeliyken bütünüyle öfkeli olmandır. O zaman sadece öfke ol, saf öfke. Ve onun güzelliği vardır. Ve biz öfkeyi insan olmanın bir parçası olarak, zıtlıklar oyununun bir parçası olarak kabul edebilirsek dünya çok daha iyi olacaktır. Doğu’ya Batı olmadan sahip olamazsın ve gündüz olmadan geceye sahip olamazsın ve kış olmadan yaza sahip olamazsın. Hayatı kendi bütünselliği ile kabul etmek zorundayız. Belli bir ritim vardır, zıtlıklar vardır. O S H O
Hiç doğmadı, hiç ölmedi. Sadece dünya denen bu gezegeni, 1931-1990 yılları arasında ziyaret etti. EGO-Ganj Kitap |
||
|
||
| mükemmel diye bir şey yoktur... bu durumda mükemmeliyet diye bir şeyde olamaz... onun yerine bütün ol demiş yazının yazarı .... akıllı adammış, benim kafadan, sevdim bunu... |
||
|
||
Mükemmeliyeti bütünsellikle değiştir derken demek istediğim şey öfkeliyken bütünüyle öfkeli olmandır. O zaman sadece öfke ol, saf öfke. Ve onun güzelliği vardır. Ve biz öfkeyi insan olmanın bir parçası olarak, zıtlıklar oyununun bir parçası olarak kabul edebilirsek dünya çok daha iyi olacaktır. Doğu’ya Batı olmadan sahip olamazsın ve gündüz olmadan geceye sahip olamazsın ve kış olmadan yaza sahip olamazsın. çelişki... çelişki ...çelişki.. dogu olsan batı sen olamazsın...bütünlükle çelişki.. gece olsan gündüz sen olamazsın...bütünlükle çelişki.. salt öfke ..bütünlükle çelişkili.. daha çok mükemmeliyetcilik tafsiye edilmiş ama adına bütünlük denilmiş bütün olmak bu tüm vasıfları kendinde bulmaktır.. |
||
|
||
Alıntı "Tanrı sevgidir” der ama yine de Tanrı cehennemi işletmeye devam eder. Şayet Tanrı sevgi ise yapılacak ilk iş cehennemi yok etmesidir; cehennem hemen yakılmalı, ortadan kaldırılmalıdır. kendi icadı tanımların çektiği çizgilerle körleşmiş insanlara var nefesinle "bütün ol" diye haykırırken.. ikiliğe reddiye düzüp mükemmelliğin cilasını dökerken.. niye Tanrıya haksızlık ediyorsun Osho.. niye onu kendi mükemmeline hapsetmek istiyorsun.. arafta durmak varken cenneti ve cehennemi ikiliyorsun.. . öfken seni özgür kılsın.. bütün.lemede görüşürüz.. ![]() [/quote |
||
|
||
| Güzel bir söz aslında"mükemmel değil,bütün ol" fakat bütün olmadan mükemmellik mertebesine nasıl ulaşılabilir ?! |
||
|
||
| ''mükemmel değil , bütün ol'' bence güzel bir söz daha doğrusu doğru bir söz çünkü aslında çoğu insanın yaptığı da budur. mükemmel olamıyorsan en azından bütün ol gestalt terapiden alınmış gibi. ama bütün olmak insanı biraz da kendine yabancılaştırmas mı örneğin yalan söyledim sonrada bütünlüğümü kurumak için aslında dediğim yalan değildi yada öyle söylemek zorundaydım diye kendimi kandırmış olmasmısın | ||
|
||
| mükemmelik ile bütün olmak aynı şeyler aslında. insan bütünlüğünü sağladıkça kendi mükemmeliğini de sağlamış olur. tabii mükemmeliğin aslen subjektif olduğunu buradaki mükemmeliğin ise bireyin içinde bulunduğu evren referans alınarak tespit edildiğini unutmamak gerek. bu arada yukarıdaki alıntının sahibi osho için daha fazla bilgiye buradan ulaşabilirsiniz. |
||