SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Antropoloji

Konu: Sosyal Antropoloji

Sayfa: [ 1 ] 2

04.02.2008 00:32:06
Sosyal Antropoloji.
« : 03.12.07/17:59 »
   
Antropoloji, pozitif bilimlerin ilgi alanında olan bir bilim dalıyken, sosyal antropoloji, konuya ilgisiz kalamayan sosyoloji disiplini altında bir bilim dalıdır.





Sosyal antropolojinin temel sorunsalı, kültürü incelemektir.
Kültürü, insanın yapıp ettiği herşey olarak tanımlar sosyal antropoloji. Bu bakış açısıyla, İnsanın yapıp ettiği herşey bu bilimdalının ilgi alanına girebilir.

Özellikle karşılaştırmalı kültürler araştırmaları sosyal antropolojinin çok eğildiği alanlardan birisidir.
Kültürler arasındaki benzerliklerin kaynakları, Aynı şartlar altında, farklı coğrafyalarda yaşayan kültürlerin benzerliklerideki şaşırtıcılık, Benzer iklim şartlarının kültürlerde benzer sonuçlara yol açması.
Sosyal antropolojinin ilgisini çeker.

sirelis
Moderator

   
Ynt: Sosyal Antropoloji.
« Yanıtla #1 : 07.12.07/21:18 »
   
Sosyal antropolojiye esprili bir yaklaşım.
Ege'de zeybek oynanır. Oyuna başlarke nbile bir süre durulur. Acele yok. tarlada bostan , yamaçta zeytin. Dağda üzüm olgunlaşıyor.
Lazlar acele acele oynar. Vakit az yapacak iş çok. Toprak az. Zaman kısa. Hem yaylaya hem denize yetişmek için acele acele oynamak lazım, yer de dar zaten, olduğun yerde bir ileri bir geri ama çabuk çabuk, daha mısıra çaya yetişeceğiz.
Kürtler bir araya sokulur, bir sağa bir sola gidip gelerek salınır oynarken. Her taraftan tokat atacak birileri gelir. Bir araya toparlanalım. fazla dağılmadan oynayalım.

Sosyal antropoloji, bütün davranışlarımızın, içinde bulunduğmuz kültür tarafından şekillendirildiğini düşünür.

sirelis
Moderator

   
Ynt: Sosyal Antropoloji.
« Yanıtla #2 : 17.12.07/11:38 »
   
her kültür kendi yaşam biçimine uygun malzemeyi kullanır. Elekktirik kullanmı olmadan önce geleneksel aydınlanma malzemelerinden bir iyağ kandilleriydi. Binlerce yıllık mazisi olan bir araçtır kandil. Zamanla, teneke malzeme olark kullanılmaya başlamıştır.
Fakat boş teneke kola kutusuyla kandil yapmak, sosyal antropoloji bakımından kültürlenme olarak adlandırılır.
Aynı biçimde geleneksel ayakkabı yapımında taban malzemesi olarak araba lastiği kullanımı da kültürlenme oalrak değerlendirilir.
Geleneksel olan kullanm, modern malzeme adapte edilerek işlevine devam ediyor.

sirelis
Moderator

Ynt: Sosyal Antropoloji.
« Yanıtla #3 : 18.12.07/10:51 »
   
Homo sapiensin günümüz insanıyla nerdeyese aynı görünümde olduğu biliniyor.
Biyolojik evrimin görece yavaşlığını baz alarak, sosyal antropoloji, kültürel evrimi açıklarken, biyolojik evrim sürecini sıfır kabul eder.
Bu biyolojik evrim durmuş anlamına kullanılmaz. Sadece kendi temel kavramlarını açıklamak için, gözardı edilir.
Böylece kültürel evrim konusuna odaklanması kolaylaşır.
Toplumlar geliştikçe çeşitli aşamalardan geçtiği görülmektedir. Fakat, kafa karıştıran bir durum var. Bir toplum avc toplayıcı, aşamada yaşarken, biri endüsriyel toplum kurmuş. Bu ilk anda geri, ileri. ilkel, gelişmiş gibi kavramları aklımıza getirir.
Fakat bunlar aynı zamanda değer yargısı içeren kavramlardır. sosyal antropoloji olgulara bilimsel yaklaşma çabası bakımından bu tür değer yargısı içeren kavramları kullanmadan durumu inceleme eğilimi taşır.


güneşinkızı
Yazar

   
Ynt: Sosyal Antropoloji.
« Yanıtla #4 : 18.12.07/21:40 »
   
Bu konu başlığındaki son mesaj silinmiştir!

Neden(?)

Kimseye, kendini görebilmesini sağlayacak ayna tutmaya gerek yok!

Neden(?)

Buna lüzum yok!


akrepv
Yazar
   
   
Ynt: Sosyal Antropoloji.
« Yanıtla #5 : 18.12.07/22:13 »
   
Öncelikle sirelis arkadaşımıza teşekkürler.

Sosyal Antropoloji pek ilgi alanıma giren bi dal değil ama aklıma bişey takıldı, yanılmıyorsam ve okuduklarımın işaret ettiği kadarıyla Sosyal Antropoloji bir nevi kültürel evrimi inceleyen bir dal ve yine yanılmıyorsam bu alanda sadece bir kültürü değil tüm geçmiş ve bu günkü medeniyetleri araştırıp, kıyaslıyarak bazı çıkarsamalar yapıyor.

O halde sorum şu;biyolojik anlamda Antropoloji yanılmıyorsam tüm insan ırklarında eşit bir mutasyon yani evrim olduğunu savunuyor oysa Sosyal Antropolojide incelenebilecek geçmiş ve bugünkü o kadar çok kültür varki ve yine aynı zaman dilimini paylaşmış olsalar dahi bu kültürlerin aralarında o kadar çok fark varki bu medeniyetleri kıyaslayarak yapılacak çıkarsamalar ne kadar aydınlatıcı olabilir, günümüzde hala taş devri yaşamı süren bazı kabileler Afrikada hala mevcut yanılmıyorsam binlerce belkide onbinlerce yıldır hiçbir kültürel değişim geçirmeden yaşamaya devam ediyorlar, bu örnekten Sosyal Antropolojinin bazı toplumlarda daha statik bir seyir izlediğini varsayabilirmiyiz? oysa gerçek anlamıyla evrim süreğendir.


sirelis
Moderator

   
Ynt: Sosyal Antropoloji.
« Yanıtla #6 : 18.12.07/22:50 »
   
Benim paleontoloji ve antropoloji bilgim amatör düzeyde.  Fakat antropolojinin tüm ırklarda eşit evrim tezi olduğunu çok fazla ihtimal vermemek lazım.
Çünkü buluntular, farklı geşimişlik düzeyinde türlerin aynı dönemde yaşadığını göstrerir yönde.
Neandertaller avrupuya gittiklerinde cro-magnonla karşlaşmışlardı. (sanırım bir de cro- magnon da genetik farklılık gibi bir konu da var)  ferklı gelimişlik düzeylerine rağmen, homo erectus ile neandertallerin birbirlerini görmiş olması olasılığı da düşünülüyor.
buradan bir atlama gerçekleştirerek sosyal antropolojiye geçersek. farklı kültürel yaşam tarzlarının nedenleri en merak ettiği konudur. bilim dalının.
Buradan giderek Buşmanlar, çölde yaşayabiliyorsa, endüstriyel toplum ille de varılması gereken bir son aşama olmayabilir sonucuna varabiliriz.
Neden bazı toplumların, avcı toplayıcı, bazılarının geleneksel yaşam tarzını devam ettirdiklerinin net bir cevabı yok.
Evrimle bir benzetme yapacak olursak, kaplumbağa ve köpekbalıklarının da evrim geçirme konusunda pek yetenekli olmadığı görülüyor.
Kısacası konunun net bir cevabı yok gibi.


Afrika'da geleneksel yaşam tarzının sürdüğü bir kabilenin topraklarında hastane yapılmasına karar veriliyor. Doğumda ölümler çok yüksek olduğu için, doğum kliniğine özel bir önem gösteriliyor.
Sonuç, hiç kimse hastaneye doğuma gelmiyor. konuyu inceleyen sosyalantropologlar, doğumhanede değişiklik yapılamsı gerektiğini söylüyorlar.
Kabile, doğum sırasında çocuğun toprağa değmesi gerektiğine inanıyor, hastanenin modern doğumhanesi bu duruma uymuyor. Ayrıca içerisi beyaz. Bu uğursuzluk nedeni ve ışık. Doğumda ışık olursa çocuğa kötü ruhlar girer.
Sonuçta, doğumhane geleneksel değerlere göre yeniden düzenleniyor.

Khaos
CoSmiC VoiCe
Ekip

   
Ynt: Sosyal Antropoloji.
« Yanıtla #7 : 19.12.07/00:09 »
   
Haklılar. Kabile gerçeği bilmiyor ama şamanist gelenek sebebini bilmese de hissettiği bir gerçeğe değinmiş. Hijyen koşullar için yapılan düzenlemeler hastane ortamının soğuk ve itici olmasına nedendir her hasta bunu bilir. Ayrıca toprağa değme konusu da psikolojik. Yani enerji gerilimin yarattığı stresin artışı, organizmada meydana gelen statik yüklenmeyi dengelemede toprağın etkisi bilinir. Çıplak ayakla toprakta yürümek stresi azaltır. Modern bilim bu konulara yeni yeni önem vermeye başladı.

nisan
Ekip


   
   
Ynt: Sosyal Antropoloji.
« Yanıtla #8 : 19.12.07/05:47 »
   
Alıntı sahibi: sirelis üzerinde 18.12.07/22:50
Benim paleontoloji ve antropoloji bilgim amatör düzeyde.  Fakat antropolojinin tüm ırklarda eşit evrim tezi olduğunu çok fazla ihtimal vermemek lazım.
Çünkü buluntular, farklı geşimişlik düzeyinde türlerin aynı dönemde yaşadığını göstrerir yönde.
Neandertaller avrupuya gittiklerinde cro-magnonla karşlaşmışlardı. (sanırım bir de cro- magnon da genetik farklılık gibi bir konu da var)  ferklı gelimişlik düzeylerine rağmen, homo erectus ile neandertallerin birbirlerini görmiş olması olasılığı da düşünülüyor.
buradan bir atlama gerçekleştirerek sosyal antropolojiye geçersek. farklı kültürel yaşam tarzlarının nedenleri en merak ettiği konudur. bilim dalının.
Buradan giderek Buşmanlar, çölde yaşayabiliyorsa, endüstriyel toplum ille de varılması gereken bir son aşama olmayabilir sonucuna varabiliriz.
Neden bazı toplumların, avcı toplayıcı, bazılarının geleneksel yaşam tarzını devam ettirdiklerinin net bir cevabı yok.
Evrimle bir benzetme yapacak olursak, kaplumbağa ve köpekbalıklarının da evrim geçirme konusunda pek yetenekli olmadığı görülüyor.
Kısacası konunun net bir cevabı yok gibi.


Afrika'da geleneksel yaşam tarzının sürdüğü bir kabilenin topraklarında hastane yapılmasına karar veriliyor. Doğumda ölümler çok yüksek olduğu için, doğum kliniğine özel bir önem gösteriliyor.
Sonuç, hiç kimse hastaneye doğuma gelmiyor. konuyu inceleyen sosyalantropologlar, doğumhanede değişiklik yapılamsı gerektiğini söylüyorlar.
Kabile, doğum sırasında çocuğun toprağa değmesi gerektiğine inanıyor, hastanenin modern doğumhanesi bu duruma uymuyor. Ayrıca içerisi beyaz. Bu uğursuzluk nedeni ve ışık. Doğumda ışık olursa çocuğa kötü ruhlar girer.
Sonuçta, doğumhane geleneksel değerlere göre yeniden düzenleniyor.

Afrikadan bahsetmissin ben de Kuzey Amerika'dan bahsedeyim. Benim bulundugim bolgede 12 kabile var, bunlarin hicbiri  hastanede dogum yapmazlar varolan hastaneyi gorseniz 5 yildizli otel halt yemis yaninda ama inatla gitmezler. Evde bizim geleneksel usulle kendi kendilerine dogururlar dogumdan sonra cocugun yuzunu goren kendilerine gore din adamlaridir o kutsar filan bebegi..Kotu ruhlarin bebek dogar dogmaz ona ilisebilecegine inaniyorlar yanisira kabileden olmayan insanlarin (doktor hemsire vs.) bebege istemeseler de kotu ruhu davet edebileceklerine inaniyorlar. Hastaneyi sadece o bolgedeki beyazlar ve disardan gelenler kullaniyor. Inanilir gibi degil..

04.02.2008 00:32:33
ice cream
Ziyaretçi
   
   
Ynt: Sosyal Antropoloji.
« Yanıtla #9 : 19.12.07/08:09 »
   
İnanın efenim inanın. Bu ritüeller vaftizden, imamın kulağa isim söylemesinden çok farklı değildir. Nasıl ki yerliler beyaz adamın medeniyetine bakıp "vahşi" diyorlarsa beyaz adamda onlara ve kültürlerine bakıp "ilkel" diyor. Aradaki farkı ortaya koyan ve koyacak olan ise tarihtir. O da kendini gösterdi, kimin daha medeni olduğunu biliyoruz artık.

Yerli kültüründe doğa ve en önemlisi toprak ile kurulan bağ kutsaldır özellikle Kuzey Amerika yerilerinde. Bunu hem yaşantılarına hem de mitolojilerine bakıp söyleyebiliriz. Modok ve Tewa kabilelerinin mitlerinde çok açık bir şekilde anlatılır bu durum. Modoklar, dünyanın bir avuç çamurun çoğalmasıyla oluştuğunu söyler. Tewa kabilesi ise insanların yeryüzünden önce toprak altında yaşadıklarına inanır. (Daha geniş bilgi için Allice Marriott / Carol K. Rachlin'in Kızılderili Mitolojisi adlı kitabına bakabilirsiniz)

sirelis
Moderator

   
Ynt: Sosyal Antropoloji.
« Yanıtla #10 : 22.12.07/14:46 »
   
Dramatik bir yanılgı

Çanakkale savaşında, Almanlarla birlikte savaşmıştık.
Bunlardan birisi, bilime meraklı bir komutan, bir gözleminden çıkarım elde ediyor.
Savaş ortamında, tuvalet sorununu herkes uygun bir yerde hallediyor, bu komutanın dikkatini, Alman ve Türk askerlerin dışkısındaki fark çekiyor. Alman'larınki az olmasına karşın, Türkler'inki fazla oluyor.
Şu sonuca varıyor, "azgelişmiş ülke insanlarının dışkısı fazla olur."

Savaşın hangi şartlarda yaşandığını hepimiz az çok biliyoruz. Türk askerleri ciddi gıda soruları yaşamışlardı.
Almanlar isa, alışık oldukları beslenme tarzından uzak kalmamışlardı savaşta.
Almanlar protein ağırlıklı beslenebilirken, Türkler tahıllar, ve bakliyatla besleniyordu. Bu iki farklı besinin sindirilmesinde oluşan farkı, Alman "araşırımacı" azgelişmişlikle açıklamıştı.

Gözlem önemlidir, onun kadar önemli olan, gözlemlerimizi nasıl değerlendireceğimizdir.

sirelis
Moderator


   
   
Ynt: Sosyal Antropoloji.
« Yanıtla #11 : 24.12.07/13:19 »
   
Gelenekler, sosyal antropolojinin kosunu içindedir.
Zamanla kimi gelenekler kaybolur. Bu bakımdan geleneklerimize sahip çıkalım diye kimi görüşler olur.
Oysa eskiyen geleneklerin kaybolmasının en önemli nedeni işlevini yitiriyor olmasıdır.
Çoğu değişim gösterir, yeni şartlara göre tekrar şekillenir.
her toplumsal yaşam biçiminin kendi geliştirdiği gelenekleri vardır.
Bu bakımdan günümüz şehir yaşamında da gelenkelr vardır. Biz bunları doğal olarak algıladığımız için genellikle farketmeyiz. Başka bir ülkeye gittiğimizde, ya da bir yabancı geldiğinde farkederiz.


MrsBrown
Yazar

   
   
Ynt: Sosyal Antropoloji.
« Yanıtla #12 : 24.12.07/14:22 »
   
Alıntı sahibi: sirelis üzerinde 17.12.07/11:38
her kültür kendi yaşam biçimine uygun malzemeyi kullanır. Elekktirik kullanmı olmadan önce geleneksel aydınlanma malzemelerinden bir iyağ kandilleriydi. Binlerce yıllık mazisi olan bir araçtır kandil. Zamanla, teneke malzeme olark kullanılmaya başlamıştır.
Fakat boş teneke kola kutusuyla kandil yapmak, sosyal antropoloji bakımından kültürlenme olarak adlandırılır.
Aynı biçimde geleneksel ayakkabı yapımında taban malzemesi olarak araba lastiği kullanımı da kültürlenme oalrak değerlendirilir.
Geleneksel olan kullanm, modern malzeme adapte edilerek işlevine devam ediyor.

Kültürlenme. Bunun tersi gibi bir şey var mı? "Kültürel gerileme" tabiri kulağıma pek hoş gelmedi. Kültürlenmenin tersi var mı? Yoksa kültürlenme tersinmez  mi?

(Lütfen bu sorunun, burda tutturduğunuz ritmi bozmasına izin vermeyin. teşekkürler)

ice cream
Ziyaretçi
   
   
Ynt: Sosyal Antropoloji.
« Yanıtla #13 : 24.12.07/15:05 »
   
Alıntı sahibi: sirelis üzerinde 22.12.07/14:46
Savaşın hangi şartlarda yaşandığını hepimiz az çok biliyoruz. Türk askerleri ciddi gıda soruları yaşamışlardı.
Almanlar isa, alışık oldukları beslenme tarzından uzak kalmamışlardı savaşta.
Almanlar protein ağırlıklı beslenebilirken, Türkler tahıllar, ve bakliyatla besleniyordu. Bu iki farklı besinin sindirilmesinde oluşan farkı, Alman "araşırımacı" azgelişmişlikle açıklamıştı.

Bunun sebebi insanın etobur olmayışıdır, bağırsaklarının uzunluğu bunun kanıtıdır. Etobur hayvanların bağırsakları kısadır. 3 yıl vejetaryan yaşadım ve boşaltım sistemindeki değişiklik gözle görülür şekilde değişiyor. Hayvansal proteini sindirmeye göre evrimleşmemiş boşaltım sistemimizden dolayı kabızlık gibi bir çok sorun yaşıyoruz.

BlackSun
Yazar

   
Ynt: Sosyal Antropoloji.
« Yanıtla #14 : 24.12.07/15:58 »
   
insanın evriminde kültürün etkisi çok az olmalı. çünkü evrim çok çok yavaş ilerler ve kültürlerin farklılaşmaya başladığı çağlardan bu yana yukarıda örnekleri verilen cinsden bir farklılaşma kültürel nedenlerle olmamıştır. dolayısıyla almanlarla bizim bağırsak uzunluklarımız dikkate alınabilecek farkta olamaz. hatta buna beslenme alışkanlıklarının bitkiselden etsel içeriğe dönüşümünü de ekleyebiliriz. ki süreç otçulluktan bitki içerikli beslenmeye değil, tersinedir.
   
sirelis
Moderator

   
Ynt: Sosyal Antropoloji.
« Yanıtla #15 : 24.12.07/16:10 »
   
Kültürlenme bir kültürün başka bir kültürden etkilenmesi sonucu yeni bir biçim alması anlamına daha çok. Bu bakımdan tersine bir durum diye düşünülmemeli.
Geleneksel olarak evlerimiz  el işleriyle süslenir danteller, yastık yüzleri.
Televizyon endüsrtriyel bir üründür. Ama geleneksel bir yaşamda televizyon dgiriyorsa eve üzerine  dantel konur.  bu bir kültürlenme örneğidir.
Köyde liseyi bitirmiş bir genç üniversiteye gelir. Yeni yaşam biçimine göre davranışlarında değişiklikler olur. bu da bir kültürlenmedir.Canlılar genel olarak otobur ve etobur diye ayrılır. Fakat bir de herşey yiyenler var. Sanırım hepobur gibi bir isimle kategorize ediliyordu. Ayılar, domuzlar,insanlar herşey yiyenler grubundan.
İnsan diş yapısıhem et hem ot yemeye uygundur.. Barsak yapısı incelendiğinde ne etoburlar gibi çok kısa, ne otoburlar gibi çok uzun olduğu görülür.
Örnekteki fark, Almanlar'la, Türkler arasında biolojik bir farka işaret etmiyor.
Farklı kültürlere ve olanaklara sahip olmalarından kaynaklanan belenme alışkanlığının, fiziki sonucu.

Benzer bir yanılgı Amerika'da yapılmış, zencilerin beyazlara göre zeka seviyesi düşük çıkmış bir araştırmada.
Göz ardı edilen nokta, araştırma yapılan örneklem içinde beyazlarla, zencilerin içinde bulundukları sosyoekonomik düzey farkının uçurum düzeyinde farklı olması.
Daha iyi eğitim, beslenme ve sağlık olanakları bir zeka testinde beyazlara önemli biçimde öne geçme şansı sağlıyor.
Aynı sosyoekonomik şartlarda tekrarlanan daha sonraki bir araştırma, beyazlarla zenciler arasında bir fark ayırd edilemeyeceğini ortaya çıkarmıştı.

sirelis
Moderator

   
Ynt: Sosyal Antropoloji.
« Yanıtla #16 : 25.12.07/17:43 »
   
Değişik kültürlerde, bazen benzer davranışlar farklı anlamlara gelir, bazen de farklı davranışlar aynı anlamı taşır.
Parmaklarla yapılan "el işareti"ni küfür anlamına kullanırız. Oysa, bunu şans işareti olarak kullanan kültürler var.
Erkeklerin öpüşmesi sıradandır. oysa, İngilizler bunu hiç hoş karşılamaz.
Tanışma dışında tokalaşmayı, bunu her seferinde yapmayı, yine İngilizler ciddiyetsizlik olarak kabul eder.

cin
Yazar

   
   
Ynt: Sosyal Antropoloji.
« Yanıtla #17 : 25.12.07/17:49 »
   
mesala rus erkekleri dudaktan dudağa öpüşür ama bizde bu hoş karşılanmaz.
   Moderatöre Bildir   88.234.218.242 (?)
Kurban yoksa, zaferde yoktur.
sirelis
Moderator

   
   
Ynt: Sosyal Antropoloji.
« Yanıtla #18 : 29.12.07/00:24 »
   
Şöyle olmalı;
Mesela, Rus erkekleri dudak dudağa öpüşür, ama bu bizde hoş karşılanmaz.

Bütün kültüler kendilerini ifae etmek için araçlar kullanırlar. Avcı toplayıcı kültürlerde bu daha çok danslar, primitif resimler biçimindeydi.
Kültürler geliştikçe, dil de hem kültürü geliştiren, hem de kültür sayesinde gelişen bir araç oldu.
Günümüzde dil bir iletişim aracı olduğu kadar, sanatın da bir aracıdır. Kültürüne sahip çıktığı ölçüde, herkesin diline ve kurallarına da sahip çıkma ve bu kurallara uyarak dili yazması gereği vardır.



cin
Yazar

   
Ynt: Sosyal Antropoloji.
« Yanıtla #19 : 29.12.07/08:52 »
   
sirelis haklısın önce dilimize sahip çıkmalıyız. Mesala tatil yörelerinde dikkat edin bütün isimler ingilizce veye İngilizceden bozma

sirelis
Moderator

   
Ynt: Sosyal Antropoloji.
« Yanıtla #20 : 29.12.07/09:59 »
   
Anglo-Amerikan kültürde, üst konumda olan, amir, yönetici hatta baba, şöyle söyler,
"Ben konuşurken yüzüme bak"
hakim konumda olduğu kişiler onu dinlerken gözlerini gözünden kaçırmamalıdır. Bakışlarını kaçırmak bir itaatsizlik olarak kabul edilir.
Bizim kültürümüzde ise, bunun tamtersi yapıldığında itaat edilmediği düşünülür.
Sultanın "gözlerinin içine" bakmak kafasının uçurlumasına bile neden olabilir.
Dik dik bakma gözlerimin içine diye kızılır.
İtaat etmenin işareti bakışları yere yöneltmektir. Bir çocuk konuşurken babasının gözünün içine doğru bakarsa, bu karşı çıkma olarak kabul edilir.

Bir toplumda, itaat kabul edilen eylem, diğer toplumda karşı çıkış olarak algılanmaktadır.

cin
Yazar

   
   
Ynt: Sosyal Antropoloji.
« Yanıtla #21 : 29.12.07/10:11 »
   
sirelis kültürümüzdeki olaya katılmıyorum bir insan konuşurken yüzüne bakılmalı. bana göre yüzüme bakmamak beni dinlemiyor demektir. Dikkat ederseniz eskiden büyüklerin karşısında bacak bacak üstüne atamazdınız. Günümüzde ise kendini islamcı sanneten bazı salak erkekler kendinden küçüğün önde yürümesini saygısızlık kapul ediyor.

Kurban yoksa, zaferde yoktur.
sirelis
Moderator

   
Ynt: Sosyal Antropoloji.
« Yanıtla #22 : 29.12.07/10:37 »
   
"Bana göre" bilimsel bir kategori değildir. Kişisel olanı gösterir. Bilimin tek örnekle ilgilendiği doğrudur. Ama sosyal antropoloji konusugereği sosyal olanla ilgilidir. Bir kişisin davranışını değerlendirse bile, grup, topluluk davranışlarını inceler.
Diğer bir önemli konuysa, verileri ve yazılanları doğru değerlendirmektir.
Söz konusu olan itaati gösteren bir eylemdir. sizi dinleyip dinlemediğ ideğil, itaat edip etmediğini göstermesidir davranışın.


04.02.2008 00:33:00
cin
Yazar

   
Ynt: Sosyal Antropoloji.
« Yanıtla #23 : 29.12.07/10:48 »
   
ama dinlemese nasıl itaat edecek

   
   
Ynt: Sosyal Antropoloji.
« Yanıtla #24 : 29.12.07/11:04 »
   
     değişim kaçınılmaz bir şekilde hayatımızın her alanına sokuluyor peki değişim konusunda insanın tavrı ne olmalı?Malum modern toplumda bir çok olgu yeniden şekillendi hatta yokolmakla yüzyüze geldi bunlardan biri de aile kavramı biz çocuklarımıza ne öğreteceğğiz değişim kaçınılmaz olduğu için  köklerinden tamamen kopmalarına seyirci mi kalmalıyız yoksa onlara eski de olsa bazı değerleri öğretmemiz mi gerekecek?

nisan
Ekip

   
   
Ynt: Sosyal Antropoloji.
« Yanıtla #25 : 29.12.07/11:12 »
   
Alıntı sahibi: sirelis üzerinde 29.12.07/09:59
Anglo-Amerikan kültürde, üst konumda olan, amir, yönetici hatta baba, şöyle söyler,
"Ben konuşurken yüzüme bak"
hakim konumda olduğu kişiler onu dinlerken gözlerini gözünden kaçırmamalıdır. Bakışlarını kaçırmak bir itaatsizlik olarak kabul edilir.
Bizim kültürümüzde ise, bunun tamtersi yapıldığında itaat edilmediği düşünülür.
Sultanın "gözlerinin içine" bakmak kafasının uçurlumasına bile neden olabilir.
Dik dik bakma gözlerimin içine diye kızılır.
İtaat etmenin işareti bakışları yere yöneltmektir. Bir çocuk konuşurken babasının gözünün içine doğru bakarsa, bu karşı çıkma olarak kabul edilir.

Bir toplumda, itaat kabul edilen eylem, diğer toplumda karşı çıkış olarak algılanmaktadır.


Pek itaatsizlik olarak degerlendirmez aslinda..

Amerikan kulturu birey ustune kuruludur ve siddet yoktur onun yerine saygi gosterme, saygi duyma eylemi vardir. Babanin kucuk cocuguyla konusurken yere diz cokup konusmasi (onunla esitlik anlaminda), yetiskin anlaminda onu birey kabul ettiginden dolayi(cunku kultur o sekilde isler,vuramaz, hirplayamaz,psikolojik siddet uygulayamaz) gozunun icine bakarak konusmasi.. Genel anlamda birisi konusurken gozune bakmamak veya baska bir yere bakmak karsidakine saygisizlik olarak addedilir ve dinlemedigi dusunulur. Keza yolda yururken taniyin veya tanimayin baktiginiz herkese gulumseyip merhaba demek de bu kulturun bir parcasi ve kulture iliskin kisiye saygi olayi..

Bizim kulturumuzde ise tam tersidir dogrudur, cunku yetisme sistemimizin kokeni birey ustune kurulu degildir, psikolojik ve fiziki siddet uygulanir, cocuk, yanimizda calisan memurumuz vs. bizim bir nevi kolemiz konumundadir. Bahsedilen olay bizde itaatsizliktir tam anlamiyla..
Alıntı sahibi: serare üzerinde 29.12.07/11:04
     değişim kaçınılmaz bir şekilde hayatımızın her alanına sokuluyor peki değişim konusunda insanın tavrı ne olmalı?Malum modern toplumda bir çok olgu yeniden şekillendi hatta yokolmakla yüzyüze geldi bunlardan biri de aile kavramı biz çocuklarımıza ne öğreteceğğiz değişim kaçınılmaz olduğu için  köklerinden tamamen kopmalarına seyirci mi kalmalıyız yoksa onlara eski de olsa bazı değerleri öğretmemiz mi gerekecek?

Iyi ve guzel olan degerlerimizi ogretmek en dogrusu bence.. Siddet uygulamak yerine odada oturma cezasi vermek, birsey soylemek istediginde mesgul da olsak zaman ayirip dinleyebilmek,sigara ile saygiyi ayni potada eritmemek vs. sanirim.

cin
Yazar

   
Ynt: Sosyal Antropoloji.
« Yanıtla #26 : 29.12.07/11:15 »
   
  Türk kültürün zaten en büyük eksikliğidir dinlemek, yanı yargısız infaz eder. Aile kavgalarının sebeplerinin çoğu bu yüzden değilmi?
   

serare
Yeni Üye

   
Ynt: Sosyal Antropoloji.
« Yanıtla #27 : 29.12.07/11:24 »
   
      iyi ve doğru olan şeyler öğretilmeli bence de ama iyi ve doğru göreceli olabiliyor işte yani kime göre iyi ve doğru?kültürler arası farklılıkları biliyoruz sigara mesela buna dayanamayan ebeveynler var ama bir diğeri için sorun değil hakkı sigara içmek çocuğun bunu nasıl ayarlayacağız genele göre mi?

sirelis
Moderator

   
   
Ynt: Sosyal Antropoloji.
« Yanıtla #28 : 29.12.07/11:35 »
   
Aslında köklerden tamamen kopma gibi bir kavram söz konusu olmaz.
Bütün kültürler dışarıdan etkilere açıktır. olumlu ya da olumsuz olarak etkilenirler.
Etkileşimler sonucu yeni bir kültürel çerçeve belirlenir. Davranışlar bu çerçeveye göre tekrar biçimlenir.
Eski geleneklerin iyi şimdikilerin kötü olduğu gibi değerlendirilmemelidir durum. Eski olan eski yaşam biçimine aittir. Yeni yaşam biçimi eskisi olmasaydı hiç biçimlenemezdi. Kaçınılmaz olarak eski olan yeninin içinde varolmaya devam edecektir. İşlevi olmayan gelenekler ise kaybolacaktır.

Ülkemizde geleneksel aile yapısı geniş ve güçlüdür.
Kent yaşamı geniş aile yapısını kaçınılmaz oalrak dağıtmıştır. Fakat bu eski yapının ortadan kalktığı anlamına gelmez.
Gelenek akrabalık ilişkileri olarak varlığını sürdürmektedir. günümüz çekirdek ailesi, batıdaki örneklerinden farklı olarak akrabalık ilişkilerine çok daha açıktır.
Bu açıdan çocuklarımıza öğretiğimiz "modern" yapının geleneklerimizle yeniden biçimlendirilmiş şeklidir.

cin
Yazar

   
   
Ynt: Sosyal Antropoloji.
« Yanıtla #29 : 29.12.07/11:36 »
   
bana göre zararlarından bahsederek başlayabilirsin. Ama olaya kızmadan ceza vermeden mesala bizde birtek kız kardesim sigara içiyor kimsede ona kızmıyor kızmadan sigarara içmemesini söylüyoruz. Ayrıca ben 10 sene sigara içtikden sonra bıraktım. Çünkü sigarının zararlarını bana söylendi fakat bırakmam için baskı yabılmadı. Sadece bana zarar verdiğini gördüm ondan bıraktım.

sirelis
Moderator

   
Ynt: Sosyal Antropoloji.
« Yanıtla #30 : 29.12.07/11:39 »
   
Alaska Eskimoları ve Avusturalya Aborojinleri çok farklı bir kültürel birikim ve aile yapısına sahiplerdi.
Endüsriyel yaşam yıkıcı bir etkiyle geleneksel yapıyı dağıttı, her iki toplulukda da.
Sonuçta yeni yaşam biçimine adapte olabilecekleri bir süreye ve olanağa sahip olamadıkları için, eski değerleri de kırıldı.
Alkoliklik ve intihar ciddi toplumsal bir sorun olarak yaygınlaştı.
Her iki toplumda da daha önce intihar vakaları görülmüyordu.

nisan
Ekip

   
   
Ynt: Sosyal Antropoloji.
« Yanıtla #31 : 29.12.07/11:47 »
   
Alıntı sahibi: serare üzerinde 29.12.07/11:24
      iyi ve doğru olan şeyler öğretilmeli bence de ama iyi ve doğru göreceli olabiliyor işte yani kime göre iyi ve doğru?kültürler arası farklılıkları biliyoruz sigara mesela buna dayanamayan ebeveynler var ama bir diğeri için sorun değil hakkı sigara içmek çocuğun bunu nasıl ayarlayacağız genele göre mi?
Iyi ve dogru gorecelidir serare haklisin ama bir de degismez dogrular vardir genele hitap eden.. Ornegin sigara dayanmak veya dayanmamak (ebeveyn anlaminda) ailenin degisimi ile alakali..

Dusun ki sen sigarayi yasakladin ama yetiskin gene icecek ustelik gizli icecek diger tarafta sigaranin zararlari zaten ortada.. Bir orta yolda bulusup yasaklamamak ama ayni anda zararlarini anlatmak veya sigaraya alternatif aktiviteler bulmak cozum olabilir. Ornegin spor, muzik vs.

Su da bir gercek ki hayat boyu ebeveyn cocugu kanatlari altinda tutamaz, tutmamali da bence kendisi hayati deneyimleyebilmeli..
Alıntı sahibi: sirelis üzerinde 29.12.07/11:39
Alaska Eskimoları ve Avusturalya Aborojinleri çok farklı bir kültürel birikim ve aile yapısına sahiplerdi.
Endüsriyel yaşam yıkıcı bir etkiyle geleneksel yapıyı dağıttı, her iki toplulukda da.
Sonuçta yeni yaşam biçimine adapte olabilecekleri bir süreye ve olanağa sahip olamadıkları için, eski değerleri de kırıldı.
Alkoliklik ve intihar ciddi toplumsal bir sorun olarak yaygınlaştı.
Her iki toplumda da daha önce intihar vakaları görülmüyordu.


Alkoliklik sebepleri sadece endustriyellige gecis degil yalniz sirelis.. Yapilanlar dolayisiyla su an fazla miktarda para odeniyor kendilerine.. Calisanlari o kadar az ki..Kaldi ki endustriyellige karsilar ve bu yuzden calismiyorlar. Gun boyu iciyorlar.Benim gorduklerim.

sirelis
Moderator

   
Ynt: Sosyal Antropoloji.
« Yanıtla #32 : 29.12.07/22:42 »
   
Malesef hem Eskimolarda hem Aborojinlerde benzerlik gösteren bir olumsuzluk bu.
Ne eski yaşamlarıan dönebiliyorlar. Ne endüstriyel yaşama geçebiliyorlar. Kent yaşamı her iki toplum için de katlanabilir bir yaşam değil. Bir kere kültürleri travmatik olarak kırıldıktan sonra, süreç sürekli olarak olumsuz yönde devam etti.
Dediğiniz gibi şimdi yapılan destek ve katkılar, şartların düzelmesine neden olamıyor.
Aborojinler yakın zamana kadar vatandaş kabul edilmiyorlardı. Bugün bile toplumun geri kalanıyla bütünleşebildiklerini söylemek zor.
Birbirini tetikleyen olumsuzluklar, paranın alkole yatırılmasına neden oluyor.

Avcı toplayıcı bir kültürün bir anda sarsıcı bir biçimde endüstriyle karşılaşması, adapte olamak için fırsat bulamadan eski değerlerin çözülmesine neden oldu.
Bir de buna "beyaz adamın" kültürlerini yok sayması eklendi.




ZeRDuShT
Yazar

   
   
Ynt: Sosyal Antropoloji.
« Yanıtla #33 : 30.12.07/21:02 »
   
Alıntı sahibi: sirelis üzerinde 03.12.07/17:59
Antropoloji, pozitif bilimlerin ilgi alanında olan bir bilim dalıyken, sosyal antropoloji, konuya ilgisiz kalamayan sosyoloji disiplini altında bir bilim dalıdır.


- aslında herşey sosyolojinin altında bir bilim dalıdır...

sirelis
Moderator
   
Ynt: Sosyal Antropoloji.
« Yanıtla #34 : 02.01.08/21:22 »
   
Van'da sıtma hastalığı dikkat çekici olarak artar. Bölgeye yollanan uzmanlar, nedenleri konusunda tatmin edici bir veri elde edemezler. Yetkililer bataklık kurutulması çalışmalarının başarı ile yürütüldüğünü söyler.
Bir sosyal antropolog başka bir araştırma için aynı bölgede çalışmaktadır. Ondan konuyla ilgili düşüncesi sorulur.
Yarı göçer yaşam süren yöre halkının, yaşam biçiminden kaynaklanan bir sorun olduğu ortaya çıkar.
Kullanım suları, kanalizayon olmadığı için küçük birikintiler yaratmakta, sivrisineklerin üremesi için yeterli ortamı sağlamaktadır.
Bataklık gibi büyük bir yer arayanlar, ufak ayrıntıyı atlamışlar.

04.02.2008 00:33:08
sirelis
Moderator

   
Ynt: Sosyal Antropoloji.
« Yanıtla #35 : 08.01.08/10:44 »
   
Her kültür kendine uygun olan teknolojiyi geliştirir.
Bu aynı zamanda çevresine de uyumlu olan teknolojidir.
Orta anadolu yaşam şartları ile Meksika'nın bir bölgesinin yaşam şartları birbirine çok benzer özellikler gösterir.
Kerpiç yapımı, kerpiç ev yapımı her iki bölgede de aynı biçimdedir. bhaçede yapılan yuvarlak çatılı fırınlar da benzer.
Sosyal antropoloji, benzer yaşam şartlarının, benzer çözümler üretilmesine neden olduğunu düşünür.

sirelis
Moderator

   
Ynt: Sosyal Antropoloji.
« Yanıtla #36 : 09.01.08/09:36 »
   
Eskimolar, yani şimdiki yerleşik yaşama geçmiş olanlr değil. Buz evlerde göçebe yaşayanlar.
Büyük alie yapısında topluluklardı. Bütün kızkardeşlerin anne, bütün erkek kardeşlerin baba olduğu bir yapıları vardı. Bunu başka bir anlamı daha vardı. Yaşamın erkelerin avcılığına bağlı olduğu kültürlerinde. Doğurganlık çok önemli. Çünkü bebek ve erkek ölümleri çok yüksek.
Erkeler uzun av yolculuklarına çıktıklarında, eşleri kardeşlerine ödünç veriliyor, böylece doğum yapma şansı yüksek tutuluyordu.
Bu hiç bir şekilde cinsel bir sapkınlık olarak değerlendirlimemelidir. Tek eşli evlilik belirli bir kültürel süreçten sonra ortaya çıkmış gibidir.

BlackSun
Yazar

   
Ynt: Sosyal Antropoloji.
« Yanıtla #37 : 09.01.08/14:03 »
   
tek eşlilik özel mülkiyetçilik ve bireyselcilik ile paralel gelişmiş olsa gerek ?bu arada yazıların için teşekkürler sirelis. takip ediyoruz.

sirelis
Moderator

   
Ynt: Sosyal Antropoloji.
« Yanıtla #38 : 09.01.08/15:05 »
   
Aslında aile kavramında böyle bir süreç gerçekten de gözleniyor.
Bütün erkeklerin anne bütün kadınların baba sayıldığı, geniş aile yapısından, kızkardeşlerin anne erkek kardeşlerin baba sayıldığı bir yapıya, giderek değişip, annenin aile reisi olduğu anaerkil bir aile yapısına dönüyor.
Mülkiyet özelleştikçe, baba aile resi konumunu eline geçiriyor.
Anadolu tanrıçaları içinde, Kibele en kutsalıdır. Herşeyin başlangıcı kabul edilir.
Fakat Yunan nitolojisine gelindiğinde, Zeus Kibelenin tahtını çoktan ele geçirmiştir.
Tanrılar da koltuk kavgası yapıyor.

sirelis
Moderator

   
   
Ynt: Sosyal Antropoloji.
« Yanıtla #39 : 12.01.08/10:15 »
   
Ayak ayak üstüne atıp oturmak, batılı toplumlarda, bizim gibi değerlendirlilmez.
Biz, büyükleri karşısında ayak ayak üstüne atıp oturmayı saygısızlık kabul ederiz.

(Hatta bu yüzden, Mehmet Ali Birand, devlet başkanları karşısında öyle oturduğu için eleştiriliyor. Asıl nedeni bir ayağı sakat olduğu için ancak, böyle oturabiliyor olması.)

Maraş'ta bir çeşit ayak bağlamak büyüklere saygı gereğidir. Ayak ayak üstüne atmanın biraz çözülmüş biçimi gibi. Oturuken ayakları çapraz birleştirmek, elleri karnında birleştirmek gibi algılanır. Saygı gereği kabul edilir.
Her kültür, kendi yaşam biçimine uyan davranış biçimleri geliştirir. Bazen aynı davranış değişik kültürlerde farklı anlamlar taşır.


sirelis
Moderator

   
Ynt: Sosyal Antropoloji.
« Yanıtla #40 : 17.01.08/10:17 »
   
Çağdaşlaşmanın nasıl bir şey olduğunu konuşuyorduk.
Birisi, "banyolarımızda daha hamam oturaklarını kullanmaya devam eden yaşlılar var" dedi. Yeterince çağdaş olamadığımıza işaret ediyordu. Onu ayakta duş almanın çağdaş olmanın gerekçesi olamayacağına ikna edemedim. yıkanırken oturmak bir yaşlı için son derece pratik. Ayrıca eski hamam kültürünün kalkması da, çağdaş olma anlamına gelmez. Sonuç, ikna edici olamadım.
Çarpıcı bir örnek vermek, konuyu açıklamak istemem soğuk duş etkisi yaptı.
Batı kültüründe tuvaletlerde kağıt kullanılır. Yani su kullanılmaz. Su kullanmadan tuvaletten çıkabilecek biri olduğuna ihtimal verebilir misiniz? duşta oturak kullanmıyorlar, tuvalette su kullanmıyorlar.
Modern bir yaşam süren toplumlara benzeme isteği her konuda tamamen "onlar" gibi olma  gereği değildir. Japonlar'da kullanım biçimi bizimkine göre ters de olsa, alaturka tuvaletin hemen hemen aynısını kullanmaya devam ediyorlar.
Ülkemiz, geleneksel yaşam biçiminin değerlerini bütünüyle kaybetmeden, kendine özgün bir modernlik geliştirmede özel bir örnek oluşturuyor. Bu konuda başka bir örneği Japonya gösteriyor.

gobilibozo
Yazar

   
   
Ynt: Sosyal Antropoloji.
« Yanıtla #41 : 17.01.08/11:18 »
   
Tebrikler sirelis güzel bir açıklama olmuş,hayran olurken bilip te olmak lazım,top yekün kutsallaştırmamak ve top yekün yermemek lazım,örneklerde belirttiğin gibi:)))


adnan
Vip Üye   
   
Ynt: Sosyal Antropoloji.
« Yanıtla #42 : 17.01.08/12:18 »
   
cin demiş ki ....
Dikkat ederseniz eskiden büyüklerin karşısında bacak bacak üstüne atamazdınız. Günümüzde ise kendini islamcı sanneten bazı salak erkekler kendinden küçüğün önde yürümesini saygısızlık kapul ediyor.

altındaki sebebi saygı olarak anlarsanız bu kültür olmaz..
ama düşünürsenizki bu ne hikmettir diye altında yatan sebep sizide tatmin eder

bu ben büyügüm önde ben giderim davası değil de saldırı anında hedefde ben olayım meselesidir
eski tarihde düşman dahi mert di kalleşce arkadan saldırmazdı bu bir dünya kanunuydu
ama zamanla bu kural değişmiş ve böyle uygulanmaya başlamıştır

misal..
gece tırnak kesmeyin önerisi saçma bulunur
ama kandille aydınlanan bir ortamda kesilip fırlayan tırnagı bulamazsın diye koyulmuş bir kuraldır..

alafranga tuvaletler çagdaş lanse edilsede
alaturka tavaletler insan yapısına daha uygun ve daha saglıklı oldugu açıklanmıştır..

yine duş alırken
yıkadıgın bölgeye hakimiyet ve görüş açısından oturakda yıkanmak daha saglıklıdır..


medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar..

MrsBrown
Yazar

   
Mesela isimler. Bir büyüğümün adı Sümer. Değişik. Muhacırlarda "Cavit" de çok kullanılan bir isim. Bu da, bu başlığın konularından biri mi?
   Moderatöre Bildir   212.174.145.126 (?)
sirelis
Moderator


   
Ynt: Sosyal Antropoloji.
« Yanıtla #44 : 23.01.08/21:24 »
   
Sosyal Antropoloji, kültürü inceler, Kültü rinsanın yapıp ettiği herşey olarak tanımlandığı için, bunların sosyal antropoloji başlığında olması normaldir.
Tabi,konuyu ne bakımdan incelememiz gerektiğni anlamamız gerekir.
   
akrepv
Yazar
   
Ynt: Sosyal Antropoloji.
« Yanıtla #45 : 23.01.08/21:57 »
   
Peki sirelis arkadaşım, Sosyal Antropoloji ''Kültür asimilasyonuna ve Kültür İhracına'' nasıl bir yorum getirir, örneğin Geleneksel Evrim Kuramında uyum sağlayabilenin neslini sürdürdüğü ve başkalaştığı varsayılır, kültür bab'ın da Sosyal Antropolojide de durum bu mu dur?

sirelis
Moderator

   
Ynt: Sosyal Antropoloji.
« Yanıtla #46 : 23.01.08/23:10 »
   
Zor soru olmuş. Biraz çalışmam lazım.

sirelis
Moderator



   
   
Ynt: Sosyal Antropoloji.
« Yanıtla #47 : 29.01.08/22:32 »
   
Kültürel asimilasyon ve kültür ihracı, bilimsel olmaktan çok siyasi kavramlar.
Bilim mümkün olduğu kadar kavramların siyasileşmesinden uzak durmak ister. Hatta siyaset sosyolojisinde bile.
Bu bakımdan sosyal antropoloji bakımından konu nasıl değerlendirilir, hocalara sormak gerekir aslında.
Diğer yandan güçlü kültürlerin daha zayıf olanlar üzerinde baskı oluşturacağı biçiminde bakarsak konuya değerlendirme şansımız artar.
Boşnaklar beşyüz yıl önce müzlümanlaşmıştır. Kültürel olarak, Osmanlı kültürüyle önemli ölçüde bütünleşmiştir. Bugün Türkiye'ye yarlaşmiş Bonşakların tek kimlik unsuru dilleridir. Dİğer dillerde olduğu gibi Boşnakça okuma yazma da mümkün değildir, ülkemizde. Bu tek bağlayıcı etmenin ortadan kalkmasına neden olabilecek bir risktir. Yeni kuşaklar kendi dillerini ikinci dil olarak kullanma eğilimindedir.
Şu örnek gerçektir.
Ben Türküm diyen birine sordum. Yedan dva tre diye saymaya başlayınca. Annen mi Boşnak baban mı diye? ikiside Boşnak, dedi. Sen nasıl Boşnak değilsin de Türk oluyorsun deyince, yüzünde hayatının en büyük şaşkınlığını, ben de şaşkınlıkla gördüm.
Ülkemizdeki Boşnak kültürünün ne kadar yaşayabileceği belirsizdir.

Bir de, konunun kültür emperyalizmi olarak değerlendirilen diğer yönü var tabi.
O da konunun diğer yönü.

sirelis 16.02.2008 11:55:30
Bir Türk gazetesi, İngiliz gazetesiyle muhabir değiş tokuş anlaşması yapıyor. Birbirlerini ve kültürlerini anlamayı amaçlıyorlar.
İngiliz dönmeden önceizlenimlerini yayınlamış;
Çay içmeyi seven bir millet olarak, ilk gün, elinde ufak cam bardaklarla dolu bir tepsiyle, çaaay diye bağıran garsona hayretle bakıyor.
O ana kadar kimse çay istemiş değilken, hemen herkes gelen çaydan alıyor.
Garson gün boyunca aynı şeyi sürekli yapıyor. Kimse "ben çay istememiştim" demiyor ve her seferinde çay alıyor.
İngiliz, bu gizli çay anlaşamasının nasıl olduğunu uzun süre düşünüp, garsona nasıl haber verildiğini anlamaya çalışıyor.
Konunun içinde Türkiye'de farklı olan pek çok konuya da değindikten sonra, son cümlesinde, "çay neyse de, sabah kahvaltısında nasıl zeytin yenebildiğini hiç anlayamadım" diyor.

Ülkesine dönünce, büroda "çaay" diye seslenen garsonun eksikliğini, uzun süre yaşadığını söylüyor.

sirelis 21.02.2008 23:21:31
Toplumsal yaşam ilerledikçe aile yapsında da değişiklikler görülür. Başlangıçta, anaerkil geniş aile yapsı vardı. Bu yaşam biçiminde, ilk aşamada bütün kadınalr anne bütün erkekler baba olarak tanımlanıyordu.
Daha sonra, Annenin kızkardeşleri anne, babanın erkek kardeşleri baba olarak anılmaya başladı.
Dikkat çeken, kardeşlerin ayırd edilmeye başlamasıdır. Böylece ailenin yapısıda belirginleşir. Akrabalar tanımlanmaya başlar.
Toplumsal yaşamın değişmesien koşut olarak, Dayılar amca ve teyzeler ayırd edilir.
Fakat bu akrabaların hepsi bir aile yapısı içinde yaşarlar. Geniş büyük bir aile. Nüfus arttıkça aile ilişkisinde roller farklılaşır.
İşbölümünün artması aile yapısını da etkiler. Ana erkil ailenin sonu toprağa yerleşmeyle başlar.
Akrabalık işlikileri annenin soyundan olanların üzerinden, babanın soyundan olanları nüzerine geçerken, mülkiyette ortaya çıkmış olur.

sirelis 28.02.2008 10:47:42
Sanat başlığında, sanatçının erken ölenleriyle ilgili başlıkta, konu geçti. Kurşun içeren boyalar.

Zamanın ingiltere'sinde, ucuz olduğu için bira kurşun kaplarda içiliyordu.
Bu bir tür zehirlenmeye neden oluyor, solunum ve kalp durma noktasına geliyordu.
Bütün belirtileri ölü olduğunu gösteren bu sarhoşlar, hemen gömülürlerse, kırksekiz saat sonra kendilerine geldikleri için, mezarda dirilmiş oluyorlardı.
Bir metre aşağıdan çıkmak kolay olmadığı için, çığlıklar atıp toprağı kazmaya çalışırken, havasızlıktan ölüyordu çoğu. Sıkça da dışarı çıkmış elleri farkediliyordu sonradan.
Batının korku edebiyetinin temellerinden birisi.

Bu yüzden sarhoş cenazeleri gömülmeden önce bekletiliyor. Mezarlara, içerdeki dirilirse kullanabilmesi için bir çıngırak takılıyor ve gece bekçileri oluyordu.
Kurşun zehirlenmesi çok sonraları anlaşılabildi.

Rönesans sanatçıları da kurşun içerikli boyalar kullandıkları için zehirlenmişlerdi sıkça.
Boyalarını yardımcılarına hazırlatanlar uzun yaşamıştır sanırım.

sirelis 03.03.2008 16:42:54
Avrupada, Ticari burjuvazi gelişirken, kilisenin iktidarıyla hesaplaşmak zorunda kalmıştı. Tam bu sırada kilise iktidarını korumak için bambaşka bir konuda argüman geliştirdi.

Cadılar.
Cadılık Hristyanlık öncesi pagan inanışlarına kadar gidiyordu. Başlangıçta bir tür şaman/sağaltıcı konumundaydı.

Ama kilise için birden tehlikeli ve yakılamsı gerekli olan olarak ortaya çıktı.(tek kesin ölümü yakarak gerçekleştirdiklerine  inanılıyordu)

Cadı avı histeriye dönüşünce, herkes, birilerini cadı olmakla itham etmeye başladı. İtiraf etirmesi kolay.
Amerikya'ya sıçradı. Çok sayıda şifacı, ebe cadı kabul edilip işkence edildi ve yakıldı.
Karl Sagan, ufo gördüklerinisöyleyenlerle cadı söylemi arasında çok ilginç benzerliklere işaret eder.

1800 lü yıllara kadar Amerika ve Almanya da kadınlar cadı oldukları için yakılmaya devam edildiler.

akrepv 03.03.2008 19:10:18
Sevgili dostum Sirelis;

Batı da ki cadı avı oldukça bildik bir konu, kilise dinin popülaritesini artırmak için bu tip gerçekle alakası olmayan uygulamalara gitmiş olabilir, şeytan çıkarma törenleri, noel, cadılar bayramı gibi söylem veya gelenekler de bu uğraş için de yer almış olabilir, tabii konuya hakim olmadığım için çok net bilemiyorum, ancak kafama takılan bu ''cadıları yakma'' olayın da temel alınan dayanak, cadıların şeytanın hizmetkarları olması ve şeytana biat ederek tanrının hükümranlığını reddetmeleri, yani en azından kilisenin söylemi bu sanırım, ülkemiz yakın tarihin de de bir Madımak olayı var, o otelde ki insanlar da din düşmanı, allah düşmanı ve şeytanın hizmetkarları oldukları ileri sürülerek acımadan yakıldılar, daha önceleri de belki yakarak değil ama keserek ve kurşuna dizerekte bu tip eylemleri sıkça geliştirmişler bazı ''dindarlar!!!!'' peki biz de buna ''Müslümanların Cadı Avı'' diyebilirmiyiz.

MrsBrown 04.03.2008 14:25:49
Yakarak öldürme. Tam temizlik, arınma. Tee en geçmiş zamanlarda, cadılardan bile önce, yakma eylemi neye tekabül ediyordu acaba? Cehennem de yakıyor ya, ona temel teşkil eden bilgi neydi? Kimler hangi koşullarda yakılıyordu?
Ölümün en acı verici biçimlerinden biri olması dışında başka bir dayanak var mıydı ki? Bilenler bilmeyenlere burda anlatsa.

sirelis 04.03.2008 22:09:55
İlginç bir durum. İnsan yakmanın daha önce nereden başladığına dair hiç bir fikrim yokmuş.
Hafif bir şaşkınlık ve yüz kızarması durumundayım.

Osmanlı'da da insan yakma olduğunu biliyorum ,ama neye ceza olarak yapıldığını hatırlayamadım.

Bunu yerine, devlet otoritesine karşı çıkmaya verilen cezalardan biri kazığa çakmadır Osmanlı'da. Demir bir kazık, yaşamsal organları parçalamadan bacak arasından usulca çakılmaya başlanır, boyun cıvarında vücuttan çıkar. Sonra bu kazık bir kütük kaideye yerleştrilir. Ölüm üç dört gün sürer. Bu süre içinde kazığa çakılan kişinin bilinci açık kalır.



05.03.2008 00:18:31
Yakarak öldürme. Tam temizlik, arınma. Tee en geçmiş zamanlarda, cadılardan bile önce, yakma eylemi neye tekabül ediyordu acaba? Cehennem de yakıyor ya, ona temel teşkil eden bilgi neydi? Kimler hangi koşullarda yakılıyordu?
Ölümün en acı verici biçimlerinden biri olması dışında başka bir dayanak var mıydı ki? Bilenler bilmeyenlere burda anlatsa.
      Eskiden insanları din sapkını diye meydanlarda yakarlarmış.


sirelis 02.04.2008 20:19:37
Yakma olaylarıyla ilgili bir kaynağa ulaşmış değilim.
Bunun yerine Osmanlı'da kimi cezaların infazı ile ilgili bir şeyler hatırladım.
Suçlunun bütün kemikleri kırılır. ama ölmesine engel olunur. kemiklerin kırılması, sokulacağı deliğin dar olmasındandır. Beden bezlerle sıkıca sarılır. Sonra zamanın devasa havan topu içine konulur. menzil boğazın sularıdır. Beden denize düşerken henüz ölmemiş olur genellikle.
Suç, zina.

sirelis 09.04.2008 23:01:02
Öğrenci ders notlarımda olan bir konuyu hatırladım.
Geleneksel yaşam biçiminde, Kırsal alanda, çocuk bezi olamadığı gibi, çalışan köylü kadın için alt değiştirmek de sorun.

En azından sorunun bir kısmı için bir çare bulunmuş. Kundağa tahtadan bir tür huni bağlanıyor. Kızlar ve erkekler için biçimi değişik. Huninin ucu kundağın dışına uzanıyor. Böylede bebeğin sık sık altının ıslanması sorunu çözülmüş oluyor.

gobilibozo 09.04.2008 23:04:24
evet bunu bende duymuştum,epey zor bir çözüm yolu fakat, pişik derdi filan olmaz Tongue


Sayfa: [ 1 ] 2