|
||
Sosyal olduğundan kuşku duyduğum bizler, yaşamak için diğer insanlara gereksinim duyuyoruz ve gereksindiğimiz insanlarla da bir arada olamıyoruz. insan sosyal bir hayvandır.. hatta gülen hatta düşünen.. vay hayvan vay ![]() sosyal olduğundan kuşku duymakta haklısın.. gereksinim duymanın gerekleri icabınca sosyal.. mecburen mecburen mecburiyetten.. ikiyüzlü sefil.. insanın kendi yetersizliklerinin farkında olmaması ne kötü.. görebilseydi, en azından bunun için diğerlerini hırpalamazdı.. hayvan işte.. bir yere kadar.. ![]() |
||
|
||
| örselene, örselene, örselene... örs/lenerek, elenerek Sosyal olduğundan kuşku duyduğum bizler, yaşamak için diğer insanlara gereksinim duyuyoruz ve gereksindiğimiz insanlarla da bir arada olamıyoruz. Birbirimizi örseleyerek dayanılmaz kılıyoruz birlikte yaşamayı, yaşadığımız dünyayı... Dayanılmaz kıldığımız bu dünyada da yaşamaya, var olmaya çalışıyoruz. Ömrümüzü bayatlatırken karşımızdakini yok ediyoruz. Onu/onları diri tutarak dirimi sürdürmemiz olası değil mi? Bunun için yapabileceğimiz bir şey yok mu? ama gerçekte bizi yabani bir hayvana dönüştüren insan üzerine kurulan köleci sistemler, köle yapmakla kalmamış, koparılması zor zincirlerle de bağlamışlar. Elimizi bırak, tüm bedenimizle zaten taşın altındayız. kolay mı bu dünyada yiğitçe ayakta durmak. Odur ki, tökezleyeceğiz de, kalkacağız da... Zincir ya da kağıt... Sonuçta beyinlerimize vurulan/vurduğumuz prangalar... Belki birçoğumuz dediğin gibi tüm bedeniyle taşın altındadır ama zaten sorun da bu değil mi? Yukarıda olrich'in de söylediği gibi birileri taşın altındayken ötekiler onun üstünden geçiyor. Ben ise ya hepimiz taşın altına elimizi koyalım ya da üstümüzden geçmemeleri için direnelim diyorum. O yüzden, mesele diğerinin bir sonraki an senin yanında olup olmaması değil. Asıl mesele; eğer şu anda yanındaysa, onu sev. Sonraki anı düşünerek bu anı harcama, bu intihar olur. Gelecek üstüne tek fikrini bile harcama, çünkü o konuda hiçbir şey yapamazsın, enerjini çöpe atmak olur bu. Bu insanı sev ve onun tarafından sevil. örs/lene, örs-lene, örslene ...elene, elene, elene... Kimdir bizi örseleyen, örsleyen, eleyen... Belki de kendi kendimizi örseliyoruz, örslüyoruz ve eliyoruz... Toplumsal olarak zaten çözemiyoruz, bireysel olarak sadece tesbit yapıyoruz. Peki kim elini taşın altına sokacak? "Ey ruh geldiysen haber ver!.." |
||
|
||
"Ey ruh geldiysen haber ver!.." tık! tık! tık! eyügünler! Antropomorfizm: İnsanın kendi dışındaki dünyadan anlam çıkarma ve onu kendine benzetme alışkanlığı.. Yani eğer bizler, biz bilinç sahibi insanlar olmasaydı, güneşin ve diğer şeylerin varlıklarının da bir anlamı olmazdı. |
||
|
||
| Doğrusu kafam giderek karışıyor burada dolaşırken... "Sosyal olduğumuzdan kuşku duyduğum bizler..." Yanlış mı anladım acaba? Sosyal değilsek burada ne işimiz var, herkes herkese laf anlatmaya ve bir şekilde çoğulun bir parçası olmaya çalışıyor...? "Sanal" dahi olsa... "Güvenlilik asla yetmez..." Bunu da doğru anlayıp anlamadığımdan emin değilim. Bunun karşıtı olan, yani adreslenen durum olan müzmin güvensizlik durumu, "olan"ın icabı mı, yoksa bu önermeyi öne süren kişinin öznel algısını mı yansıtmakta sadece? Ve bu algı ve öznellik yüzünden mi birbirimizi örseliyoruz karşılıklı ilişkilerde, zira zaten "olan" diye birşey olmadığı gibi bir (varsayımsal?) zemin yaratmışken herkes kendi "olan"ının peşinde, kuyruğunu yakalamaya çalışan köpek misali dönüp duruyor? "Zaten öyle birşey yok" derken, ortak bir amacı yitiren kişilerin ego yarıştırmasından daha fazla beklenilen ne olabilir? Birisi bir forumda çıkıp "birçok soruya verebilecek cevabımız ancak bilmiyorum olabilir" derken, diğer her forumda nasıl oluyor da "bu şudur, o budur" diyebiliyor? Yani buna "evrensel önerme olamaz" dilemmasında mı bakmak lazım? ![]() Çömezliğime verin... Ben sizin kadar okumadım. Birinize daha evvelden deklare edilen bilgi ile donatılmış bir cevap veremeyebilirim, bu çok olası... Sadece düşünüyorum... ![]() Adeta zihinde kaybolunuyor... |
||
|
||
| Çocukluk döneminde, çok küçük yaşlarda başlayan bir yarışın içine itiliyoruz ve bu zamanla kanımıza işliyor.Bir başkasını at başı farkla geçeceksin ki daha iyi bir yerde konumlanabilesin... Hırs ve ihtiras işliyorsa çok küçük yaşta insanların kanına, örselemek te örselenmek te kaçınılmaz oluyor çünkü bunu bir erdem kılıfı içine yerleştiriyoruz ve sunuyoruz kendimize, diğerlerine... Kılıfıyla bütünleşen, sorgulama ihtiyacı duymaz! |
||
|
||
| insanları ayakta tutanın insanlar değil, kavramlar olduğunu düşünüyorum.... varlık gibi bütün kavramlar var olabilmek için birbirlerine muhtaçtır.... yalnız bir insan, sahip olduğu bütün kavram ve değerlerle hayatı en kalabalık haliyle yaşayabilir.... |
||
|
||
| Katılmıyorum. İnsanları ayakta tutan, o dediğiniz kavramları başka insanlarla da (belki, bir ihtimal de olsa) paylaşabilme umududur... Hepimizin aklında bilmediğimiz bir istatistiksel hesap makinesi, çılgın gibi anlamlı "n" sayısını arıyor... Belki poisson dağılımına göre belki normal... İnsan yalnız kalırsa çıldırır bence... Hayatın tadına falan varamaz... Ha, belki yalnızlık konusunda telkinle uyuştu ise onu bilmem... |
||
|
||
| Neden örseliyoruz, örseleniyoruz?... Belki kişi bir şekilde tek gerçeğin bir gün örseleneceği olduğuna bağlanmıştır ve daha baştan buna uygun davranmaktadır. Yani, belki kişinin beraberken hissetikleri yanında geçmişten taşıdıkları da onu etkiliyordur. Kişi, insanlara bakış açısını beraber olmaya başladıktan sonra öğrenmiyor ya? Beraberlikten önce de insanın bir kişiliği ya da onuru bulunuyor. Birçok varsayımda bulunulabilir. Belki bu örseleyen ya da örselenen içten içe sevilmediğini düşünüyordur. Belki bunda mantıksal olarak haksız da değildir tüm yaşantısını göz önüne alırsak. Sırf güvensizliği ve bunun yarattığı boşluk, yıkıcı şeyler hissederek ya da hissetirerek doldurulabilir ve kişi bilinçsiz şekilde ruhuna yerleşen varsayımını kısır bir döngü içerisinde destekleyebilir. Ama bunlar hayli psikolojik durumlar. Belki de baştan öyle bir hayale kapılıyoruz ki ütopik bir güven içerisinde olduğumuzu düşünüyoruz, hayal ediyoruz. Bunda kötü olan bir şey yok. Ben değil insanla ilişkide sırf yaşadığım yerde kapımı kitlemeden (üstelik dışardan açılabiliyor) uyuyabilmekten bile keyif alıyorum Aynı şekilde öyle bir beklenti düzeyinde tutabiliyor olabiliriz ki kendimizi bundan olağanüstü bir haz alabiliriz: güven hayali, çıplak olma hayali. Ve bir anda gelen çimdikle uyandığımızda hayal de bitiveriyor. Bu örselenmekten ziyade belki de bir hayalden uyanmaktır demek istedim. Belki bu güdü, yıkıcılık doğamızda vardır. Doğamızda derken yaptığımız herşeyin farkında mı oluyoruz? Bazen sadece yapıyoruz ne yaptığımızı bilmeden (bazen kötü kararlar olabiliyor bunlar). Aslında bilmeyen bilincimiz. Altta yatan, 'bilen' ve bilinçdışı olan doğal bir süreç olabilir. Neden örseliyoruz? Bu soru aslında neden 'yapıyoruz' sorusu. Çünki kim örselemek ister gerçekten? Daha doğrusu kim iyi bir şeyi yok etmek ister? Bir nedeni olmalı: doğal ya da doğal olmayan. İnsan yapar, çünkü yaptığı en iyi şey bu. Mantıksız oldu bu Ama demek istediğim anlaşılır sanırım. İnsan yapar ve yaparken değiştirir, yok eder. Bunu çok iyi yaptığımız için zaten insanız ve uygarlığımız var. O uygarlık ki yıkıntılar üzerine kurulu. Ne yaparsan yap bir şeyler yıkılıyor. Bir resim yap beyaz sayfa yıkılıyor, bir beraberlik kur yine bir şeyler yıkılıyor ve sen kurulan şeyin güzelliğine bakarken aslında bundan sonra yapacağın herşeyin bunu da yıkacağını ister istemez hissediyorsun. Çevremizdeki şeyleri yine çevremizi kendimiz için değiştirmek adına kullanıyoruz. Yine ister bu resim yapmak olsun ister beraberlik kurmak. Kullanmak derken kelimenin birinci anlamıyla, mecazi olan değil. Yoksa konunun da belirttiği gibi yaptığımız herşey bencilce olmuyor hatta ilk olarak kendimize zarar verebiliyor. Peki bu mantıklı mı? Bu soru eşittir 'uygarlık mantıklı mı?', gökdelenler mantıklı mı, peki ya yıkılanlar? Bir şeylerden korktuğumuz açık ve bu korku bahsettiğim hayallere ve oradan da insani olan herşeye yol açıyor, mantık ya da mantıksızlık yok. İnsani olan bu. İnsan, insan'ın kölesi oluyor bir bakıma. 'Sen' aslında bir insan tarafından kontrol ediliyorsun ve senin onun üzerinde hiçbir kontrolün yok. Varoluşundan kaçışın yok, karşı koyma şansın yok, sadece yapma şansın var ve bu da biraz nevrotik görünüyorsa şaşırmamak gerekli. Hepimiz şaşkınız. Bu şekilde bakılırsa bir beraberlikte bir şey yapmadan beraber olmanın, ya da olabildiğince az şey yaparak çok şey yapmanın örselenme ve örseleme riskini azaltacağını düşünebiliriz sanırım. Tabi bu varoluşuna karşı koyarak ya da reddederek değil; çünki bu bile fazla şey yapmak olur. |
||
|
||
| örselemek başka şey, beyinsiz konuşmak başka bir şey... kendini bir bok sanmak - karşındakini küçük görmek başka şey.. unutulmaması gereken, keşke örselemeyi becerebilseler... |
||