|
||
Felsefenin içinde üç temel normatif bilim vardır. Bunlar doğruluk temeli üzerine kurulmuş Mantık, iyilik temeli üzerine kurulmuş Ahlak ve güzellik temeli üzerine kurulmuş Estetiktir. Sizce olmamız gereken durmamız gereken nokta neresidir? Bunları ayrıştırmamız mı gerekli yoksa tümleştirmemiz mi? |
||
|
||
şöyle bir misal vereyim ne demek istediğimi anlayın yok eğer bundanda bir şey anlayamazsanız ben bir şey diyemem artık.. Peygamberimiz İnsalığa karşı .. eşitliği eşitlik aynı haklara sahip olamaklığı.. aynı haklara sahip olmaklık ile tarif etti kardeşiliğide kardeşlik olarak öğretti Muhacirin ve ensarın arasından kardeşlik sözleşmesinde bu iki fazilen ne olduğunu filen göterdi yoksa kardeşliğin hakikatini eşitliğinde felsefesini açıklamaya kaşkışmadı insanları zinhi kavramlarda dolaştırıp durmadı.. eşitliğin nasıl olacağını nihayetsiz olaylarla hadiselerle ümmetine öğretti.. |
||
|
||
Mantık, Ahlak, Estetik... gayyanow olmamız gereken, durmamız gereken yer mantığın dil ve bilişssel oyununa hapsolmamak (onu bir gözlemci gibi izlemek ki böylece akışına kapılmamak), ahlakın sınırlarını talan etmek (ama ahlakın yasayı barındırması gerektiğini bilir halde olmak -yasa iyi olanı besler-), estetiği bunların hepsinin parlamasına bırakmamak (estetiği buyurgan ilan etmek, çünkü sanatın yaşamı olumlayıcı tek düsturuna "isteme bağlı" güç bırakmak). Sezgi ve duysal akordların kendine ait akışları da vardır. Ama bu akışların varsayımlar doğrumakta durmak bilmeyen çaba ve çalışması insanın acizliğine dair temel inanç ile çelişmekten pek uzak değildir. Mantığın nasıl bir adalet yarattığını bize anlatırmısın Blacksun? (Mantığın bireyin akıl payına göre kendi iyi ve kötüsünü ile diğer zıtlarını ortaya çıkardığı durumda payların zorlanımlı "düzene uyma" gerekçesi dogmatik bir aldatmaca olarak sunulabilir kanımca.) sirelis'in estetik mesajı oldukça önemliydi. Zira estetik yaşamı evet'leyici sanatı doğurganlaştıran, bireyin kendi çabalarının başlangıç koşullarını yarattığı için, kendi içinde yönelebileceği, kendi güçsüzlük ve acizlik durumunu yenebildiği usdışı yapıyı sunduğundan önemlidir. (RenaultFerrari ismi gibi ilginç bir düşünsel yapıya sahip. Bu mizacını kararlılıkla kullanana, makul tavırları ile elbette herhangi bir kasıt aranmadan renklerini sunuyor. Ama konumuz kişiler olmadığı gibi, kişileri hedef alan yazınlarda değil!) Renonun gönlünde, ahlak sisteminde oluşturduğu şey, tüm düşünsel çalkantıların Allah'ın mutlak yargısı önünde irdelenmesi gerektiğidir. Bu yüzden anlatımının felsefi kaygı verici olmasının bir sınırı yoktur: "Biz kendimize ait değiliz, bu nedenle tasarılamızda ve eylemlerimizde kendi mantığımız ya da irademiz ağır basmamalıdır. Kendimizin değiliz; biz Allah'a aitiz, bu nedenle onun içinyaşayıp, onun için ölelim." İşte burda felsefi ahlak duyargası ve bu duyargadan çıkan alevler! |
||