|
||
| Absürd yazın türünün en yetkin isimlerinden olan Samuel Beckett, İrlanda göçmeni Fransız oyun yazarıdır. 2.Dünya Savaşıyla birlikte Paris’e döner ve Fransız direniş hareketine katılır, Nazilerin kendisini araması üzerine güney Fransa’ya kaçar. Sürekli Fransa da yaşamaya başlar. Yapıtlarıyla modernist soyut tiyatroya ve edebiyata damgasını vurmuş,saçma tiyatrosunu temellendirmiş ve en geçerli ürünlerini vermiştir. Yapıtlarında, dünyayı,yani toplumu,insanın her türlü anlam ve ufuktan yoksun,umutsuz bir yalnızlaşma ve yabancılaşma içinde kendi varlığını taşımak zorunda kaldığı bir yer olarak ortaya koymaya çalışmıştır;yapıt kişileri,bu açıklanamaz süregen dünyanın ürünüdürler ve kötürümdürler;kayıtsız ve edilgen oldukları kadar,ne kendileriyle iletişim kurabilme,ne de çevrelerine ilişkin bir söylemde bulunabilme gücüne sahiptirler. Gittikçe sonlaşan,içi boşalan yaşamın ve insanın varlığının sıfırlaşma sürecini oyunlarıyla özdeş kılan Beckett, bu süreç doğrultusunda dili bir hiçleşme aracı oyun kişilerini de bu hiçleşmenin aracı olarak kullanır; böylece hiçliğin kavranışıyla başlayan indirgeme, tüm nesnellik ve fiziksel varlık yok oluncaya kadar sürer.”Mutsuzluktan daha hoş bir şey olamaz” sözünde özetlene bilecek olan Beckett’in kapkara gülmecesi, çağdaş tragikomedyanın salt mutlaklaşmış biçimidir. Saçma tiyatrosu 1950lerde başat olarak Fransa da yaygınlık kazanmış bir avangart tiyatro akımı ve anlayışıdır. Göreneksel burjuva dünyasının alışılageldik beylik değerlerine dayalı yaşam tarzını olumsuzlayıcı bir tepki olarak ortaya çıkan saçma tiyatrosu,dünya savaşlarının yol açtığı tinsel buhrandan kaynaklanan kötümser yaklaşımla yaşamı,saçma,mantıkdışı ve anlamsız olarak ortaya koyar. Saçma tiyatrosu bu düşünce yapısı doğrultusunda,geleneksel dramatik biçimleri ve anlamlı diyalog düzenini yıkmış,gelişim,eylem ve çatışmaya bağlı olmayan bir oyun yapısı kurmuş;paradoksal,mantığa aykırı bir diyalog düzenini oyun dili haline getirmiş. Saçma tiyatrosunun kökenleri,soytarı edebiyatına, groteske,bilinçaltı akımına,kara gülmeceye ,sözsüz oyuna,dadacı harekete,sürrealist tiyatroya,vahşet tiyatrosu ve varoluşçu tiyatro deneylerine uzanır. Absürd tiyatronun seyirciyi şaşırtmayı,rahatsız etmeyi hatta acıtmayı amaçlar,programlı bir düzeneği olmamakla beraber insan bilinçaltının hem fikir olmuş halinin tiyatrodaki ifadesidir. Absürd tiyatronun amacı,dünyanın uyumsuz olduğunu,toplumda insanca bir düzen kurulamadığını,bireye usunun değil,ilkel güdülerinin egemen olduğunu göstermek,böylece insanın kendini yapıntı düzenlemelerle avutmaktan vazgeçip saçmanın bilincine ermesini sağlamaktır.(1)absürd tiyatroda dünyanın trajik olduğu kadar komik olan saçmalığı onaylanmıştır;insan ölümlüdür. Öleceğini bile bile yaşamak ve bunu ciddîye almak anlamsızdır. İnsanın tutkuları ile ölümcül yazgısı arasındaki çelişki tüm davranışlarımızı saçma kılmaktadır. Bu saçma gülünçtür ama farkına varınca acıtmaya başlar. Bu açıdan absürd tiyatroyu komikle beraber anarken aradaki yetkin nüansları göz ardı etmemek gerekir gülüncün karanlıkta kakmış halidir çünkü seyirci ağlarken güler yaşamın dayanağı olan insana özgü bu iki devinim yani ağlamak ve gülmek absürd tiyatroda iç içedir tragedya ve komedyanın yeni bileşimi olan kara güldürü türü ile grotesk öğeler kullanılmıştır. Oyun kişisinin trajik olan uyumsuzluğu uzak açıdan gülünç görünür. Ancak bu bilindik gülme ile özdeş değildir ürkütücü,şaşırtıcı,insan zihnini irkiltici bir yanı vardır. Absürd oyunlar günümüz vahşi şizofrenik durumunu ,insanların şaşkın hallerini sergilerken seyirciyi korkutma ve irkiltme yöntemlerine başvurular. Mantıklı bir simetrisi olmadığı için nedensiz meydana gelen olaylar seyirciyi irkiltir. Bu irkilmede umutsuzluk çıkmazının verdiği dehşet duygusu ile gülme birbirine geçer. sualsiz, amaçsız,birleştirici ilkesini yitirmiş, çözülmüş, çılgın bir dünya ile karşı karşıya gelmek seyircide sinire dayalı gülme etkisi yaratır. Dilin ve görüntünün alışılmışın dışında olması,grotesk öğelere bolca yer verilmesi traji-komik etkiyi arttırır. “başka türlüsü olamaz. İnsan trajik değilse gülünçtür,acı vericidir,aslında komiktir. Kişi yaşamın saçmalığını ortaya koyarak bir çeşit trajedi yazmayı başarabilir. Bence insan ya mutsuz olmalı(metafizik anlamda mutsuz)ya da budala.(2)absürd tiyatroda hiciv,ince alay,aşağılama yöntemlerine de başvurulur. İnsanın şaşkınlığı,budalalığı,korkaklığı sergilenir ve bu usdışı güvensiz ortamda varolan insanın durumu hem komik,hem trajiktir. GODOT’YU BEKLERKEN KOMİK OLAN Beckettin en bilindik ve tiyatro dünyasında en aşina olunan eseri Godotyu Beklerken durum komedisi olarak ele alınacak malzemeyi verse de kara güldürüyü içinde daha çok barındırıyor.1. ve 2. Dünya savaşı sonrası yıllarda görülen kara gülmece oyunlarında belirleyici yanlar şunlardır; tragifarsın mutlaklaştırılışı,saçma korku uyandırma,acı alay,katı kinisizm ve grotesk güldürü.20.yüzyılın başlarında İtalya da çıkmış olan grotesk ise toplumsal gerçekler ile idealler arasındaki uyuşmazlığın bir sonucu olarak ortaya çıkan “iki yüzlülüğü”,görünüş ilke geçek arasındaki çelişkiyi,görünüş-gerçek ikiliğini insanın özüymüş gibi işleyen,”maske-yüz” ikiliğini oyunların merkezine yerleştiren bir anlayıştır. ”Oyun içinde oyun” metaforunu da iyi kullanan Beckett, Godot’yu beklerkende bunu ustalıkla işlemiş ve anlamlı söylem oluşturmayı amaçlayan tiyatronun paradosini yapmıştır. Oyun kahramanları Vladimir ve Estragon vakit geçirmek için oynadıkları darılma,barışma,ayrılma,kavuşma oyunlarıyla insanın yaşamının saçmalığını ve bu derece gülünç olduğunu vurgularlar o yüzden bunlar acıklı-gülünç ikilidir zamanlarını geçirmek için başvurdukları birbirinin tekrarı ve can sıkıntısını körükleyen eylemlerdir insanın doğumu ve ölümü arsındaki süreçte buna benziyor duygusunu yaşattığından seyirciyi trajik durumuna güldürüyor.”oyunlarımın anahtar sözcüğü ‘belkidir” demişti Beckett. Tüm oyunları açık uçludur ve yüzde elli oranındaki karamsarlık “belki” sözcüğünün katkısıyla,yüzde elli oranında iyimserlikle dengelenmektedir bu yüzden Beckett’in yapıtlarında “hüzünlü olan”la “güldürücü olan” içiçe yer alır. Beckett tiyatrosunun içerdiği tersinleme(ironi), traji-komik karşıtlığının uzlaştırılmasından kaynaklanır. Nell’in dediği gibi: ”hiçbir şey mutsuzluktan daha komik olamaz,önemli olan yalnızca gülüş ve gözyaşıdır.”acı ve gülünç arasındaki bu bağ insan varoluşuna indirgendiğinde geçerli bir anlam kazanıyor çünkü insan anlamsız bir varoluşu yerine getirmek için evrene fırlatılmış,rolleri doğrultusunda uygulayabilen zavallı bir varlıktan daha fazlası değildir bu fark eden insan için acı;ancak umursamayan insan için gülünçtür. KAYNAKÇA: 1- Şener, Sevda – Dünden Bu Güne Tiyatro Düşüncesi, Dost Yayınları. |
||
|
||
| Samuel Beckett Vikipedi, özgür ansiklopedi Git ve: kullan, ara Samuel Beckett, (13 Nisan 1906- 22 Aralık 1989), İrlanda doğumlu yazar. Çağdaş edebiyatın önemli yazarlarından biri olan İrlandalı oyun yazarı, romancı, şair ve eleştirmen Samuel Beckett, Protestan bir ailenin oğlu olarak 13 Nisan 1906'da Dublin yakınlarındaki Foxrock'da doğdu. 1920'de Portora Kraliyet Okuluna gittikten sonra, 1923'te Dublin'deki Trinity College'e girerek Roman dilleri öğrenimi gördü. 1928'de Paris Yüksek Öğretmen Okulunda İngiliz dili profesörü olarak görev aldı. Bu dönemde, çağdaş roman ve öykü yazarları arasında önemli bir yeri olan İrlandalı yazar James Joyce ile tanışarak onun çevresine girmesi, Beckett'in yazarlık yaşamını önemli ölçüde etkiledi. 1930'da Dubline dönerek Trinity College'da Fransızca dersleri verdi. 1931'den sonra ise Londra'da yaşamaya başlayarak Fransa ve İtalya'ya yolculuklar yaptı. 1937'de Paris'e yerleşen Beckett, II. Dünya Savaşı sırasında bir yeraltı direniş örgütüne katıldı. Nazilerden kaçmak amacıyla gittiği Fransa'nın güneyindeki Vaucluse'de gündüzleri tarım işçisi olarak çalışırken, geceleri Watt adlı romanını yazdı. Savaştan sonra İrlanda'da Kızılhaç örgütüne gönüllü olarak yazıldı ve bir askeri hastanede çevirmenlik yapmak üzere yeniden Fransa'ya gelerek 1945'te Paris'e yerleşti. Beckett, yazarlık yaşamanın en verimli dönemi olan 1946-50 yıllarında, yapıtlarını önce Fransızca yazıp, sonra İngilizce'ye çevirmeye başladı. Bu dönemde yazdığı Molloy, Malone Meurt ve L"Innommable adlı roman üçlemesinde, etkisinde kaldığı düşünür Descartes'ın felsefesinden hareket ederek, insanın benlik ve varoluş arayışlarını irdeledi. Beckett'in, Godot'u Beklerken adlı oyunu, yazarın en çok tartışılan ve ona dünya çapında ün kazandıran yapıtıdır. 50'li yılların ilk yarısında yaratılan bu eser, uyumsuz tiyatronun baş yapıtlarından biri olarak, etkisini günümüzde de sürdürmektedir. Bu oyun ve bunu izleyen Sonu, Krapps Last Tape, Küller, Mutlu Günler ve Play gibi sahne ve radyo için yazılmış oyunlar, II. Dünya Savaşı'ndan sonra Avrupa'da ortaya çıkan ve gerek biçim, gerek içerik açısından yerleşmiş tiyatro kurallarına karşı çıkan Uyumsuzluk Tiyatrosu'nun en çarpıcı örneklerindendir. Bu oyunlarda Beckett, acıklı olanı bir çeşit mizahla dile getirerek bir kara güldürü havası yaratmış, en aza indirgenmiş kişiler ve dekorla, insanın amaçsız ve anlamsız bir evrendeki umutsuzluğunu, başkalarıyla iletişim kuramamasından kaynaklanan yalnızlığını aktarmaya çalışmıştır. Sözsüz Oyun adlı dizi ve Come and Go gibi oyunları ise sözcüklerin en aza indirgendiği çok kısa yapıtlarıdır. Beckett yapıtlarını iki dilde, İngilizce ve Fransızca olarak yazdı. 1969 Nobel Edebiyat Ödülü sahibidir. Beckett 22 Aralık 1989 tarihinde Paris'te öldü. |
||