|
||
| GİYSİ VE MAKYAJ Her şeyden önce giysinin oyuncuyu değil, oyuncunun giysiyi taşıması gerekir. Giysi istediğimiz kadar başarıyla düşünülmüş, hazırlanmış ve dikilmiş olsun, oyuncu onu taşımasını bilmediği anda o giysinin hiçbir anlamı kalmaz. Oyuncunun kendi sanatını anlamlandırdığı oranda, üzerine giydiği giysiyi de anlamlandırması gerekir. Özellikle, tarihsel oyunlarda oyuncunun hareketi ile giysiler arasında bir uyum, bir anlam bağı olmalıdır. Giysi, bir oyuncunun tavrının yardımcı olan, onu daha anlamlı yapan bir öğedir. Tiyatro giysisi bir "kıyafet" değildir, oyunun ve karakterin anlamına yardım eden bir uzantıdır. Bunun için de, oyuncunun hareketlerinde ve jestlerinde giysiyi yorumlayan bir ustalık olmalıdır. Kendini rolüne doğru bir yolda hazırlamış olan oyuncu, üstüne giydiği giysi içinde iğreti durmayacaktır. Üsluplaştırılmış tiyatro anlayışında giysi kalıplı ve neredeyse Çıplak kalmamak için giyilen bir şeydir. Bazı üsluplaştırılmış oyunlarda ise giysiler gerçekçi anlamları içinde değil, simgesel yansımalarıyla kullanılırlar. Giysinin simgesel kullanımında role uygun giysi diye bir şey yoktur. Bunun ilk örneğini tüm oyuncularına işçi tulumu giy¬direrek oynatan Meyerhold vermiştir. Ancak gerçekçi tiyatroda en et¬kin estetik yönelimi getirdiği için, giysilerin de daha çok bu açıdan ele alınmaları doğru olur. Nitekim, çağdaş tiyatroyu etkileyen ve bundan sonraki yüzyılları da etkileyecek olan Brecht de tavır açısın¬dan giysinin gerçekçi anlamına önem verir. Aynı şeyleri makyaj konusunda da yineleyebiliriz. Makyaj da, giysiyle birlikte, bir rolün temel kavramına, oyuncunun hareketlerine ve konuşmalarına katkıda bulunur. Giysi ve Makyaj İlişkisi Giysi ile makyaj oyuncuya dikkati artıran, görünüşüne özellikler ekleyen ve sahne kişiliğini yoğunlaştıran iki öğedir. Giysi sahne ışık¬larının altında asıl önemini kazanır. Makyajsız bir oyuncu, sahnede ölü, soluk yüzlü bir manken görünümü alır. Giysi ile makyaj, yalnızca oyuncuyu ilgilendiren bir şey değildir; bunlar aynı zamanda tüm uygulamanın anlamı yönünden dikkate alınmalıdır. Bunlar seyirci için inandırıcı olmalıdır; bir karakteri canlan¬dıran oyuncuya vurgu sağladığı oranda uygulamanın tümünü de vur¬gulamalıdır. Giysi ve makyaj, dekor renkleriyle bir uyum getirmelidir; bunlar her sahnede sahne ışıkları altında denenmeli ve aydınlat¬ma düzeniyle de uyum göstermelidir. Giysi için kullanılan bir malze¬menin sahne ışıklanması altında sağladığı etkinin ölçüsü gözden geçi¬rilmelidir. Giysi ve Makyajın İşlevleri Her şeyden önce bunlar oyuncunun görünümsel vurgusunu artırırlar. Oyuncu, sahne üzerinde günlük yaşamındaki görünüşüyle oy¬nayamaz, çünkü rolün ve oyunun anlamının gerektirdiği görünüş için, bugünkü giysilerle de olsa, oyuncunun mutlaka yoruma uygun olarak hazırlanmış giysiyle sahneye çıkması gerekir. Giysinin diki¬mi, rengi, oyuncunun jestleri ve uygun makyaj, onu seyirciye gerek¬tiği gibi tanıtır. Giysi ve makyaj yalnızca oyuncuyu tanıtmaz, aynı zamanda kişileştirmeyi ve değişimleri de yansıtır. Oyun gereği, bir oyuncu daha sonra yaşlanmış olarak sahneye çıkıyorsa ya da sağlığında bir değişiklik olmuşsa, bu değişim, giyiminde, makyajında ve ayrıntılarda yansıtılmalıdır. Seyirci, giysi ve makyajın yardımıyla oyunun aksiyonunu daha rahat izler. Bazı oyunlar giysi değişiklikleriyle doludur ve örneğin Shakespeare'in Yanlışlıklar Komedyası gibi karmaşık olaylar dizisi olan bir oyunda giysi ve' makyaj oyunun daha iyi anlaşılmasında rol oynar. Ayrıca karakterin giysi ve makyaj yoluyla yoğunlaştırılmış olması bir oyuncunun karşısındaki oyuncular için en iyi şeydir; çünkü bu durumda onlar da yaratılması gereken atmosfere daha çabuk alışırlar. Giysi ve makyaj oyuncuyu da rahatlatır. Hatta bir ölçüde oyuncunun sahne heyecanını yatıştırır; oyuncunun giysi ve makyajla değişik bir kişilikte sahneye çıkması; ondaki gerilimi yok eder ve onu rolü içinde daha canlı bir duruma getirir. |
||
|
||
| DEKOR Bu çalışma, tiyatro sanatında dekorun yeri ve önemi üzerine hazırlanmıştır. Böylesine geniş bir konu tarihsel gelişimi içerisinde incelenmiştir. Bu çalışma, genel anlamda dekora bir bakış ve onun tarihsel gelişimi olarak iki bölümde incelenmiştir. Birinci bölümde tiyatroda dekorun yeri, özellikleri ve sahnede kullanılması ile ilgili teorik bilgiler yer almaktadır. İkinci bölüm ise dekorun Antik Yunandan başlayarak günümüze kadar, çeşitli tarihsel süreçler ve akımlar içerisinde değerlendirilmesini kapsamaktadır. DEKOR VE ÖZELLİKLERİ Bir yönetmen, sahnelemeyi düşündüğü bir oyunu iyice okuyup, oyunun konusunu, geçtiği zamanı ve çağın şartlarını, yazarın vermek istediği mesajı, oyundaki karakterleri ve onların kendi kendileri ile olan çatışma ve çelişkilerini, çevreleriyle olan ilişkilerini iyice özümsemiş olmalıdır. Fakat ondan önce, esas önemle üzerinde durulması gereken nokta oyunun “YAZAR” ıdır. Çünkü, hiçbir oyun karakteri kendisine hayat veren “YAZAR”ından daha zeki, daha duygulu, daha bilgili değildir. O halde, en başta karakterler aracılığıyla gösterilecek olan durumları ve karakterlerin ekonomik, toplumsal, siyasal, kültürel ve bütünlük içindeki ilişkilerini ve çatışmalarını yazarın kişiliğini, hayat görüşünü, düşüncelerini, yaşadığı çağı ve o çağın şartlarını anlamadan ortaya koymak mümkün değildir. Oyunun dekoru da kostüm ve ışıkla beraber bazen bu altyapı çalışmalarının hemen ardından, bazen de onlarla beraber yavaş yavaş ortaya çıkmaya başlar. Yönetmen de artık tüm dikkatini oyuncuların içinde hareket edecekleri sahne oylumuna, sahneye giriş çıkışlara yönlendirecektir. Dekoratörün de ilk uğraşacağı, ilk adımlarını atıp kotaracağı konu yorum ve yorumlamadır.Yönetmenin sahneye koymak istediği ile kendi yaratıcı gücünü en iyi senteze ulaştırmak zorundadır. Elbette ki dekor, diğer teknik öğelerden ayrı bir şeymiş gibi düşünülemez. Kostüm ve ışıkla beraber oyunun iskeletini oluşturacaktır. Dekor ve kostüm yazardan, rejiden ve oynayıştan önce ilk mesajı verendir. “Sahne dekoru bir iç dekorasyon değildir; oyun kişilerini ve öykünün anlatılmasına yarayan kendine özgü bir yaratıştır.” Bu amaçla hazırlanmış dekor sadece oyunun geçtiği yer ve zaman hakkında bilgi vermekle kalmaz; o atmosferde yaşayan kişinin ruh durumu, kişiliği, yaşam tarzı hakkında da bir anlatıcı görevini üstlenir. Örneğin soğuk ve trajik bir etki yaratan geniş açılı çizgilerin oluşturduğu bir ortamda bulunan kalın, kaba, koyu renkli ama gösterişli bir masa sahibinin baskıcı kişiliğini daha hareketler ve sözler başlamadan izleyiciye aktarır. Başarılı dekor, güzel dekor demek değildir. Amaç hoşa giden bir dekorasyon değil; gerçeğe ayna tutmaktır. Eğer özellikleri ve alışkanlıkları soğuk, sert ve kaba olan bir karakteri ve onun yaşadığı bir atmosferi anlatmak istiyorsak; dekorda kullanılacak eşyalar da bu soğukluğu ve kabalığı vermeli, bu ölçüt göz önünde tutularak seçilmelidir. Sırf hoşa gitmek, çekici olmak ve beğeni toplamak amacıyla seçilen sevimli ve kişiye ve ortama sempati duyulmasına neden olacak eşyaların (çiçekler, yastıklar...) böyle bir atmosfere getirilmesi gerçekten uzaklaşmamıza neden olacaktır. Buraya kadar dekorun yaşanılan gerçekliği olduğu gibi yaratmak değil de, gerçeklik duygusu uyandıracak bir yaratıcılık görevi üstlenmesi gerektiğini vermeye çalıştım. Her ne kadar amaç birebir her şeyin aynını yaratmak değilse de; el eşyalarından pencerelere, kapılara ve merdivenlere kadar tüm dekor parçaları seyircinin ilgisini oyunun akışı yerine kendi üzerine çekecek kadar yapmacık ve sırf orada bulunması gerektiği için konulmuş parçalar izlenimi uyandırmamalı. Kapılar ve pencereler açılabilme, yükseltiler ve merdivenler üzerlerine çıkılabilme işlevine sahip olmalı ve inandırıcı boyutlarda yapılmalıdır. Yalnızca seyirciyi kotarmak için değil, dekorun içinde hareket edecek ve onlarla ilişki kuracak olan oyuncuların da böyle bir gereksinime ihtiyacı olduğu unutulmamalıdır. “Tiyatrodayken gerçek dünyada bulunduğu yanılsamasına sürüklenmesi gereksizdir oyuncunun; ama gerçek bir tiyatroda bulunduğu da dekor parçalarıyla doğrulanıp onaylanmalıdır.” Dekor sadece oyuncuların anlatım gereksinimlerini karşılamaz, dekorların birbirlerine olan konumları da önemlidir ve oyuncusuz da seyirciye bir şeyler anlatır. Birbirlerinden ayrı görevleri, işlevleri ve yerleri bulunan tüm dekor parçaları meydana getirdikleri bütünün organik yapısını bozmamalı, birbirleriyle bağıntılı ve ilişkili olmalıdır. Dekorun sahip olması gereken özelliklerden biri de hem oyundan önce hem de oyun esnasında zaman kazandıracak oranda pratik hazırlanmalı ve değiştirilebilmelidir. Bu amaçla hazırlanmış pratik dekor parçaları genellikle daha kolay taşınır, tamir edilir ve daha ucuz olur ve olmalıdır da. Gerek provalarda gerekse oyunlar da defalarca kullanılacak olan dekorlar her türlü yıpranma payı hesaba katılarak sağlam yapılmalı ve işi bittiği zaman fazla yer kaplamamalıdır. Fakat en önemlisi bir dekor parçası gerektiğinde pek çok oyunda kullanmak için kolay bir şekilde değiştirilip, istenen form fazla zorlanmadan verilebilecek kadar işlevsel düşünülmeli ve buna göre tasarlanıp hazırlanmalıdır. DEKORUN GÖREVLERİ Dekorun görüntü oluşturmaktan, seyirciyi oyun yeri hakkında aşırı somutlama yapma mecburiyetinden, oyuncuları da sırf bunun için oyunculuk yapma zorunluluğundan kurtarmaktan başka görevleri de vardır. Sahnenin üç duvarla sınırlanan oyun alanını gerçek bir yaşam mekanına çevirmelidir. Romanda sayfaları geri çevirip ortama veya kişilere ilişkin bilgilere tekrar tekrar ulaşabiliriz; fakat tiyatroda oyunun belli bir yerde ve sürede sergilenmek zorunda olması böyle bir imkanı ortadan kaldırmaktadır. Oluşum ve etki-tepki eş zamanlı olarak gerçekleşmelidir ki, bu durumu da dekor kotarmak zorundadır. Dekor oyunla ve vermek istediği mesajla seyircinin hazırlıksız beynine, zihnine ilk uyarıyı verip, düşüncesini yönlendiren ve şekillendiren ilk kişidir. Dekor da değişen insana, topluma ve teknolojiye ayak uydurmalı, hiçbir bakımdan seyircinin geriside kalmamalıdır. Dekorun yalnız tiyatroda değil, tüm sanatların kesişme noktasında bulunması, bu konudaki değişmeleri, gelişmeleri ve yenilikleri takip etmeyi zorunlu kılmaktadır. Dekor sürekli bir oluş, devinim ve hareket halinde olan dünyanın kopyalarını onu eleştirecek olan gözlere bunu anlatmak, hatırlatmak ve gerekirse öğretmek görevini üstlenmelidir. |
||
|
||
| DANS VE KOREGRAFİ TİYATRODA NE ŞEKİLDE VE NE AMAÇLA UYGULANIR? ÖNSÖZ Bu konuda özelden genele doğru gidilmiştir. Dans ve koreografinin en çok uygulandığı oyunlar üzerinden neler yapıldığı anlatılmış, en son hepsine kuşbakışı bakarak genel bir sonuca ulaşılmıştır. DANS VE TİYATRO Tarih boyunca dans ve tiyatro birbirlerinden etkilenerek gelişimlerini sürdürmüşlerdir. Dans ve tiyatronun birleşmesi ancak 20 yüzyılda mümkün olur. Dans ve tiyatronun pek çok ortak yönleri vardır. Dans tıpkı tiyatrodaki gibi yaratıcılık ve gözleme dayalıdır. İnsan nasıl davranır neden davranır, ikisinde de bu anlatılır. Dansın Tanımı: Dansın belli bir tanımı yoktur. Dansı herkes farklı algılamış ve farklı uygulamıştır. Bazıları “dans içten gelen bir histir” demiş, bazıları da “teknik bir şeydir” demiştir. Dansta insan kendi bedenini ve sınırlarını tanır. Bedenini nasıl daha iyi kullanabileceğini arar. Yani sınırlarını zorlamaya çalışır. Bana göre; insanın duygularını, tepkilerini hatta çevresini hareketleriyle anlatmasıdır. Dans sadece insanlara özgü bir dışavurum değildir. Arılar havada daireler çizip yukarıya doğru çıkarak bal kaynağını bulduklarını haber verirler. Bence bu da bu danstır. Dansın Gelişimi: Dans bugüne gelene kadar değişti ve de gelişti. Akımların etkisine girdi. Yıllarca akademik olarak tanınan dans “klasik dans”tı. Klasik dansta belli hareketler vardır ve her hareketin anlamı vardır. Koreografiler bu kalıplarla oluşturulur. Modern dansın gelişimi ise 1. Dünya Savaşı’ndan sonraki zamanlara dek gelir. “Eğer dansı sahne üzerinde başarılı bir şekilde uygulamak istiyorsanız, tekniğinizin başarısı ve vücut denetimindeki harikalığınız tek başına yetersiz kalır. Bunların yanında ruhsal dünyamızı bilmeniz ve iyi bir gözlemci olmanız gerekir. Tabi ki bunları yansıtmak da önemlidir.” Bu bölümde daha önce oynanan oyunlar üzerinden gidilmiş, dansın ve koreografinin nasıl uygulandığı anlatılmıştır TAZİYE ”Oyunda daha çok tüfeklilerin ortak koreografileri üzerinde çalışıldı. Danstan daha çok vücut formu ile anlatım vardı. Örneğin ağlayıcı kadınlar geleneksel töreleri anlatan misyonları içinde ortak hareket ediyorlardı. KUŞLAR Yunanistan’daki sistemden, davalarda bakan iki Atinalının kuşların dünyasının güzelliğini farketmesi, kuşların özgürlüklerini görmesi ile oraya girmeye karar vermeleri ile başlar. İki Atinalı Umutlugil ile Güvendost bir zamanlar insan olan hütüt kuşunu ve kuşları kandırarak göklerde bir kuş ülkesi kurarlar. Kısa sürede ülke ünlü olur, herkes bu ülkeye gelmeye başlar. Gelenler geri kovulurlar. Göktanrısının elçilerini de zaaflarından yararlanarak kandıran bu Atinalılar krallığı ele geçirirler. Güvendost krallıkla evlenir. Dansın Oluşumu: Önce kuş fotoğrafları ve hareketlerine bakılarak bunların insan vücuduna uyarlanmasına çalışıldı. Kuşların tepkileri ve hareketleri taklit edilmeye çalışıldı. Önce vücut denetimi ve esneme konuları üzerinde çalışıldı. Gruptan ayrı çalışan dans-oyun ekibi çizilen “kuş” dansları ve müzikle oyunun birçok noktasında devreye giriyor ve kuşların dünyasını tepkilerini danslarla anlatıyordu. Amaç: Oyunu hem görsel olarak hareketlendirmek hem de anlatımı desteklemekti. Seyirciler salona girdiğinde oyunculardan oluşan kuşlar korosu sahnedeydi. Kuşların dünyasını göstermeye çalıştılar. Amaç orasının kuşların yaşadığı bir yer olduğunu göstermekti. Oyunun geri kalan kısmında da yapılan danslarla kuşların dünyası ve tepkileri gösterildi. Diğer oyunlardan farklı olarak da bu oyunda Koro ve oyuncu öğeleri birleştirildi. Yani iki misyon bir yerde toplantı. MAHAGONNY Büyük kentlerden ve kent yaşamından bıkan insanlar için bir tuzak kent kurulur. Bu kenti kuranların amacı insanlardan para sızdırmaktır. Bu kentin ilk müşteriler 4 arkadaş Paul, Joe, Hainrich, Jackop’tur. Bir süre sonra tuzak kente doğru fırtına gelir. Herkes umutsuzluğa kapılır. Mahagonny’de tüm yasaklar kaldırılır. Her şey serbest olur. İçki, kumar, fuhuş serbesttir. Ama paran varsa! Fırtına son anda yön değiştirir ve kent kurtulur. Tıkınma – Sevişme – bmox – kafa çekme serbesttir. Ama paran varsa! Biri tıkınırken ölür. Biri box yaparken ölür. Paul ise içtiği içkilerin parasını ödeyemeyince ölüme mahkum edilir. Oyunun başında Kent yaşamını ve bu yaşamda duygusuzlaşan monotonlaşan insanları anlatmak için yapılan bir koreografi vardır. Bu nedenle koro robot gibi hareket ediyor. (09:30) 4 arkadaşın Mahagonny’e Gidişi: Müzik eşliğinde, tekerlek üzerinde yapılan hareketlerle canlandırıldı. Bu yolculuk başka türlü de anlatılabilirdi. Ama dansla anlatım yolu seçildi. Çünkü olayı kısa yoldan daha akılda kalıcı biçimde anlatmak dans yolu ile daha kolaydı. Ayrıca oyuna bir eğlence de katmıştır. Epik tiyatronun “eğlence” öğesine verdiği önemi düşünürsek yerinde bir uygulama olduğunu söyleyebiliriz. (13:12 Koronun otları canlandırması. (24:16) Fırtına sahnesi: Fırtına sahnesi altı çizilmesi gereken önemli bir sahneydi. Bu sahnenin vurgulanması için dansla anlatım yolu seçilmiş. Koro elemanları sahnede fırtınayı canlandırdılar. (37:33) Box maçı: Bu sahnede Joe, moses ile box maçı yapar. Dans müzik eşliğinde canlandırılmış. Bu sayede acıtasyondan kaçılmıştır. Dövüşme sahnesinin dans ile canlandırılması epik oyuna uygun bir uygulamadır. Genel olarak Mahagonny’de koro, epik oyundaki anlatım yerini alıyor. Ayrıca -Epizot geçişlerinin ayrımına yardımcı oluyor. -Bazen de Y-efekti olarak kullanılıyor -Fırtına sahnesi, gemi sahnesi gibi önemli sahnelerin altını çizmek için kullanılıyor. DONCRİSTOBİYA OyunFranko dönemi faşist tutumunu eleştiren bir oyundu. Gelenekçi yazar oyunlarında hep kültürü ön plana çıkardığı için oyunda İspanyol dansı vardı. Amaç İspanyol geleneğinin bir parçası olan İspanyol dansını göstermekti. L& R Bu oyunda koreografi ana oyunda kullanıldı. Koreografide anlatılmak istenen insan yaşamının tek düzeliğini ve monotonluğuydu. L ve R’nin kollarına sopa geçirildi ve böylece oyuncular kuklalaştırıldı. COOL SCHWEYK Konu: Olay Hitler’in Çekoslovakya’yı işgali zamanında geçiyor. Hitler’in çok halkına yaptığı baskı ve zulmü anlatıyor. Oyunda Alman ordusundaki çıkar çatışmalarını da gösteriyor. Aynı diyalektik bakış ile Çek halkını da anlatıyor. Kupa Dansı: Müziğe bir Alman Halk dansı müziğiydi. Bu müzik atmosfere uygun olduğu için seçildi. Teknik olarak herkesin kolayca uygulayabileceği bir koreografi kurgulandı. Önce dansın ana çatısı oluşturuldu, sonra küçük eklemeler yapılarak son haline getirildi. Oyunu bütünlüğünün bozulmaması için dans sırasında oyuncular karakterlerini korudular. Hapishane Sahnesi: Hapishanede bir anda olursa coşkuyu yansıtmak için kullanıldı. Oyuna eğlence kattığını düşünüyorum. Schweyk oyunundaki iki dans için: Bazen dans ve koreografi bir şeyleri simgeler. Hata epik oyunlarda Yabancılaştırma efekti içinde kullanılabilir. Fakat oyunumuzda bu nedenlerle değil tamamen estetik amaçla kullanıldı. SONUÇ Genel olarak şunu söyleyebilirim: Dans ve koreografinin kullanım amacı; -Oyunda altı çizilmesi gereken önemli yerleri vurgulamak -Anlatılmak isteneni kısa yoldan, kolayca anlatmak -Konunun anlatılmasına yardımcı olmaktır. Profesyonel değil, amatör olarak kullanılır. |
||