SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Sahne

Konu: Dramanın Anadoludaki Kökenleri

Sayfa: [ 1 ]

03.02.2008 17:51:02
DRAMANIN ANADOLU’daki KÖKENLERİ

Naci ASLAN - Oluşum Tiyatrosu ve Drama Atölyesi

Giriş

Sanatın kökeni konusu hep tartışılmış ve tartışılacak olan bir konudur. Ritim duygusunun insanın kalp atışlarıyla ilgili olduğu ve bu ikil ritmin ilkelin dansına yansıdığına inanılır. Ben bu bildiri ile ilkelin kalp atışlarının yarattığı ikil düzenin, insan atasının yarattığı ilk araç olan, obsidyen taşı ile ilişkisini kurmaya çalışıyorum. Bildirinin ilerleyen bölümünde ise dramanın Anadolu’daki kökenlerini inceleyerek, en eski çağlardaki dramatik törenleri tartışmak istiyorum.

Obsidyen Taşının Gizemi ya da Sanatın (Dramanın) Kökeni

Yer yuvarlağında yaşayan ilk insanların düşünce sistemleri ayakta kalma – var olabilme içgüdüsüne bağlıydı. Hayvanların kendileriyle birlikte yaşamalarına izin vermişlerdi ama onlara karşıydılar. Onlardan korunabilmek, kaçabilmek ve gerektiğinde yakalayabilmek için sürekli savaş halindeydiler. İnsanlık, hayvanlarla başa çıkabilmek, anlaşabilmek ya da onları kendine uydurabilmek için taklit eylemine girişti. Ancak bu eylemde, hayvana uymaktan çok, onu kandırma ve yararlanma içgüdüsü bulunmaktaydı. Bu anlamda taklidin ilk insanda yaratıcılık dışında kalan bir oluşumu olduğu söylenebilir. İnsan taklit etmeyi yaratmıştır ama taklit bir eylem olarak yinelemelerin tekdüzeliğine bağlı olduğu için yaratıcılıktan kopmuştur (Güney 1983. s. 41, 42). Taklit insanın doğasında vardır. İnsan ilkin taklit etmiştir.

a) İlkel Taklit: Bir şeyi, o şey gibi yapmak, göstermek, anlatmak.
b) Geliştirilmiş Taklit: Bir şeyi o şey gibi yaparken, yaşamak, duymak.
c) Yaratıcılık: Herhangi bir şeyi, bir şey olarak yeni bir biçime, anlama, anlatışa sokarken kendini denemek, yenilemek (Güney, 1983. s. )


Şekil 1. Bir çok kenarı keskin olan obsidyen taşı

Günümüzden 300.000 yıl kadar önceye dek süren Yontma Taş Dönemi’nde insanoğlu obsidyen ve çakmaktaşından çeşitli araçlar yapmıştır. Kesmek, delmek ve başka amaçlarla iki kenarı birbirine eşit (simetrik) taşlar yontmuştur. Bu simetrik taşları sadece gereklilik ya da kullanışlılıkla açıklamak yüzeysel kalmaktadır (Güney 1983. s. 41, 42). Bu görüşü Read de desteklemektedir. “İlkel insanın sanatsal faaliyetleri ile günlük amaçları arasında ayrım yapılamayacağı açıktır” (Read 1981. s.10).

Mansel ve Aslanapa da avuç içine sığabilen yontma taşlardan söz etmektedirler.

İnsanların yazılı vesikalar bırakmadan yaşadıkları uzun devre tarih öncesi devri adı verilmektedir. Bu devrin ilk safhalarında insanlar tarafından taş yahut çakmaktaşından kaba bir şekilde yapılmış bir takım taş eserler vardır ki bunlara “yontma taş eserler” ve bunların ortaya konduğu devre “yontma taş devri” yahut “eski taş devri” denilmektedir. Bu devirde insanlar yarı vahşi idiler. Bunlar yabani ot ve meyveleri topluyor, yahut avcılık ve balıkçılıkla geçiniyorlardı. Bu devirde en çok yapılan araçlar arasında bademe benzer, bir ucu kolayca avuç içine alınabilir (taş. n.aslan) baltaları zikretmek lazımdır (Mansel, Aslanapa Tarihsiz, s. 7).

Bu simetrik taşların insan üzerindeki ilk etkisinin ritim duygusu olması gerekir. Bu simetri kökenli ritim duygusu, insanın kalp atışları ile de ilişkili olmalıdır. Bu duygu insanın doğaya öykünürken yaptığı ilkel dansa da yansımış ve ilk figürler doğmuştur. (Güney 1983. s. 41, 42).

Tiyatro ve Drama ile İlgili Bazı Sözcüklerin Etimolojisi

Bilinen ilk Hint – Avrupa dilli kavim olan Luwi’lerin dilinin Anadolu’da 1500 yıl kadar konuşulduğu düşünülmektedir (Alp, 2001, s.15). Bu nedenle b

Drama

Türkiye 2. Drama Liderleri Buluşması ve Ulusal Drama Semineri – 2001’e sunduğum “Drama Sözcüğü Üzerine Etimolojik Bir İnceleme” isimli bildirimde de belirttiğim gibi; drama sözcüğünün kökeni Anadolu kavmi Luvi’lere uzanmaktadır. Sözcük Luvi Tanrısı Adra/Odra isminden gelmekte olup, Anatanrıçanın kocasının halkı anlamındadır. Burada dra= Adra/Odra; erkek, koca, eş, Anatanrıçanın kocası, (u) ma= ...lılar, adra’lılar yani tanrının insanları anlamındadır (Aslan, 2001)

Tiyatro

Tiyatro sözcüğünün kökeni konusunda Nutku şunları söylemektedir;

Nitekim, bugün tüm dünyada kullanılan “tiyatro” sözcüğü de, eski Yunancada “seyir yeri” anlamına gelen theatron’dan kaynaklanmaktadır. Bu sözcüğün kökeni ise “seyretmek”, “görmek” anlamına gelen theaomai ve theasthai’dir (Nutku 1983, s. 7).

Sözcüğün kökeni baktığımızda ise Thea’nın Yunanca tanrıça anlamına geldiğini görmekteyiz. Sözcüğün aslı ise Luvice Suwa’dır ve kutlu, kutsal, iyi, güzel anlamlarına gelen ve özellikle de en önemli kutsalı, Anatanrıça’yı kasteder (Umar 1993, s. 782)

Thea – sthai sözcüğündeki sthai’nin özbiçimi ise stadeia / stadia’dır ve Yunanca ayakta, dimdik duran anlamındadır. Bu durumda theasthai, ayakta, dimdik duran anatanrıça anlamına gelmektedir (Umar 1993, s. 742). Tragedya

Tragedya sözcüğünün, Yunanca tragoidia’dan geldiği ve tragos (keçi) ile oidie’den (türkü) oluştuğu ve de keçilerin türküsü anlamında olduğu söylenmektedir (Nutku, 1985, s.33).

Bunu inandırıcı bulmuyorum. Tiyatronun başlangıcını keçilerin türküsü ile açıklamak (teke ayaklı satirler, teke derisi giyerek oynama ve bir tür olarak tragedyanın tragos’ların şarkılarından doğması) kulağa hoş gelebilir, ancak yüzeysel ve yetersiz bir görüştür.

Bir kez kesin olarak bildiğimiz bir şey var ki, o da Luvilerin erkek tanrılarının adı adra/odra’dır. Tragos sözcüğündeki –tra ön eki adra/odra ile ilişkilidir. Çünkü adra/odra adı atra, etra, etre vb. gibi de kullanılagelmiştir. Tragos sözcüğün kökeni traga’dır ve öz biçimi thrake’dir ve Adra Yurdu anlamına gelmektedir Umar, 1993. s. 784)

Komedi

Şener komedi konusunda şunları söylemektedir; Bolluğu, üretmeyi kutsayan ve köylerde yapılan halk geçit törenlerine “komos” deniliyordu. Komedya, bu eğlenceli geçit törenlerinde yapılan açık saçık taklitlerin düzenli bir biçimde kazanılmasıyla oluşmuştur (Şener 1982, s. 15)

Komos sözcüğündeki Yunan takısı “os” çıkarıldığında geriye kalan “kom” Ermenice “ağıl” demektir (Umar 1993, s. 457)

Dramanın Anadolu’daki Kökenleri

Geleneksel teorinin, dramatik olanın kaynakları konusundaki yaklaşımı artık romantik kalmaktadır. Meşrutiyetten bu yana ülkemiz aydınının Batı’yı taklit ederek, kendi değerlerini görememesi drama / tiyatro alanında da kendini göstermektedir. Bu taklidin en önemli göstergesi herşeyi Antik Yunan’dan başlatmaktır. Bu teoriye göre; Hukuk, Felsefe, Mühendislik, Sanat ve daha pek çok alandaki ilk çalışmalar ve bu alanların temeli Antik Yunan’dan gelmektedir. Ancak son dönemlerde Batı, Antik Yunan’ı bir kenara bırakıp Mısır Uygarlığı’na yönelmiştir. Bizim aydınımız ise bu gelişimi henüz yakalayamamış ve Antik Yunan hayranlığını sürdürmeye devam etmektedir. Batı bir dönem kendi kökenlerini Troya’da aramıştır. Ancak Batı, buradaki uygarlığın Anadolu ve Mezopotamya kökenli olduğunu anlayınca, bunu bırakıp Antik Yunan’a yönelmiştir. Batı’nın onlarca yıl savunduğu Troya Savaşı’nın, aslında Anadolu Kavimlerinin Aka yayılmacılığına karşı topyekün direnişi olduğunu anlaması bu yönelmeyi etkilemiştir.

Geleneksel teori tiyatronun Antik Yunan’daki ilk metin ile başladığını savunmaktadır. Oysa ilk oyun metni yaklaşık olarak İÖ 1500’lerde Hitit İmparatorluğu’nun başkenti Hattuşa’da tabletlere yazılmış ve oynanmıştır.

Tarih: İÖ 1750 - 2000 dolayları
Yer: Orta Anadolu’da Hitit İmparatorluğu’nun Başkenti Hattuşa
Dramanın Yapıldığı Yer: Büyük Tapınak

(09) Sonra erkekler iki gruba ayrılır. Onlara adlar verilir.
(10) Bir gruba, Hatti kentinin erkekleri derler;
(11) öteki gruba Masa kentinin erkekleri derler.
(12) Hatti kentinin erkeklerinde tunçtan silahlar vardır, ama Masa’nın erkeklerinde
(13) kamıştan yapılma silahlar vardır. Sonra dövüşürler.
(14) Hatti’nin erkekleri kazanır. Ganimeti alırlar,
(15) ve onu tanrıya adarlar. Sonra tanrı(nın tasvirini) yukarı kaldırırlar
(16) ve tapınağa g**ürürler. Bir sunak hazırlarlar;
(17) avuç dolusu ekmek sunarlar; sunu içkisi dökerler; güneş kurslarını dikerler.
(KUB XVII 95, iii 9–17) (Gaster,2000.s.338)

Yaklaşık olarak İÖ 1500 – 2000 tarihlerinde yapılan bu dramatik törenlerin tablet biçimindeki metinleri de çeşitli müzelerde mevcuttur. Törenlerin detayı konusunu Çığ şöyle bildirmektedir.

“ Bu törenlerde güldürücü oyunlar, yarışmalar, savaş oyunları da yapılıyormuş. Savaş oyunlarında bir tarafta elinde madenden kılıç, diğer tarafta kamış taşıyanlar olurmuş. Madenden kılıcı olanlar Hititler, diğerleri düşman askerleri. Oyunu hep Hititler kazanırmış....” (Çığ, 2000, s. 45)

Bu anlamda drama ve/veya tiyatronun Antik Yunan’da yazılan ilk metinlerle başladığını söylemek yetersiz kalmaktadır.

Yukarıda anlatılanları destekleyen bir diğer bulgu da Hattuşa’da ortaya çıkarılan Sanatçılar Evi’dir (Çığ, 2000, s. 42).

Kaynakça

Arif Müfid Mansel – Oktay Aslanapa, Sanat Tarihi, Tarihsiz.
Bilge Umar, Türkiye’deki Tarihsel Adlar, İnkılap Kitabevi, İstanbul, 1993
Herbert Read, Sanat ve Toplum, Çev. Selçuk Mülayim, Umran Yayın., Ankara, 1981
Muazzez İlmiye ÇIĞ, Hititler ve Hattuşa, İştar’ın Kaleminden Kaynak Yayınları, İstanbul, 2000
Özdemir Nutku, Dram Sanatı, Dokuz Eylül Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi Yayınları No. 17, İzmir, 1983
Sedat ALP, Hitit Çağında Anadolu, Çiviyazılı ve Hiyeroglif Yazılı Kaynaklar, Tübitak Yayınları, Ankara, 2001
Sevda Şener, Dünden Bugüne Tiyatro Düşüncesi, Adam Yayınları, İstanbul, 1982
Theodor H. Gaster, THESPİS – Eski Yakındoğu’da Ritüel, Mit ve Drama, Çev. Mehmet H. Doğan, Kabalcı Yay., İst., 2000

Obsidyen kaynakları

Çatalhöyükteki geniş projenin heyecan verici bir tarafı da obsidyen kaynaklarını incelemektir. Çalışmanın amacı, zaman içindeki obsidyen kullanımı (ev içinde, ev işlerinde) ve farklı hammaddelerden oluşan değişik endüstrileri incelemektir. Bu nedenden ötürü, analiz için seçilen tüm obsidyenler sonuçlerla birlikte yayınlanmak üzere resmedilmiştir. Proje çokuluslu yürütüldüğündendir, laboratuvarlarda birden fazla analitik teknikler kullanılmıştır. Bu özenli çalışma 150 örnek üzerinde Groupe de Géophysique Nucléaire, CNRS-Université Joseph Fourier, Grenoble, Fransa ve Middle Eastern Technical University (METU), Ankara Turkey, de Inductively Coupled Plasma - Mass Spectroscopy (ICP-MS) (induktiv çift plazma – kütle spektroskopisi) teknikleri kullanılarak gerçekleşmektedir. 40 parçalık ayrı bir obsidyen grubu ise University of Aberystwyth, Wales deki bir pilot çalışmada, Laser Ablation ICP-MS adında zarar vermeyen bir teknikle incelenmektedir. Örnekler iyi arkeolojik içeriklerden, doğu ve batı Mound dan, X-V. Neolotik katmanlar ve kalkolatik katmandan alınmıştır. Duyarlı çalışmalar göstermiştir ki, çatalhöyükteki obsidyeni,n temel kaynağı kapadokya civarındaki Göllü dağın doğusu ve nenezi dağdır. Çalışmalar ayrıca göstermiştir ki, obsidyenin tarihinde, kronolojik, teknolojik ve kullanışsal (içeriksel) önemli farklıliklar vardır.


Sayfa: [ 1 ]