|
||
Ah şu kartal! Nasıl da süzülüyor maviliğin içinde. Bu ahenk, bu özgürlük, ne güzel. Dans ediyor sanki. Şu kanat çırpışları ne güzel. O da benimi seyrediyor? Konuşmamamız ne kötü. Oysa bana anlatacak nelerin vardı kim bilir? Ve bulutlar. Karlı dağlar gibi. Ne kadar da yakınlar. Uzatabilsem elimi, tutacağım sanki onları. Küçükken uzun bir merdiven yapıp bulutların üstüne çıkmayı hayal ederdim. O yüksek bulutların üzerinden anneme, aşağıda kimler varsa el sallamayı düşlerdim. Hatta orda güneşin batmasını bekleyip, en parlak yıldızları koparıp ceplerimi yıldızlarla doldururdum. Derinden ürperir, korkardım. Oradan düşerim diye. Ama bu hayalim sürerdi. Sanırım ilk hayalimdi benim. İlk sönen hayalim de bu oldu. O bulutlara hiçbir merdivenin yetişmeyeceğini, hem öyle bir merdiven olsa bile, bulutların üstünde dolaşamayacağımı, çünkü duman gibi bir şey olduklarını anlatmıştı annem. Sen şu kartalı, şu bulutları görmüyorsun. Ama başını kaldırıp göğe baksan bakışabiliriz seninle. Gözlerimi yakan bu ışınlardır saçlarını teke tek öpen. Şimdi çantanda hangi kitap, Dilinde hangi melodi var? Gözlerin nereye bakıyor? Ayakların hangi kaldırım taşına basıyor? Rüzgâr esiyor mu saçlarına? Dudaklarında tüten bir sigara var mı? Şu an neyi düşlüyorsun? Neyi düşünüyorsun? O yağmurlu gecede, vedalaşmak için sana sarıldığımda, titriyordun. Hiç konuşmamıştık, otogara gelirken de vedalaşırken de. Otobüs hareket edip sana el sallayınca, kolların kırıkça el salladın, parmakların yarı açıktı. Anlamıştın değil mi? Bana kızıyor muydun? Gitme diyemiyor muydun? Gitme desen bile gidecek miydim? Seni düşününce o kırık kolun, yarı açık parmakların gelir aklıma. Eve dönmek, Beraber geldiğimiz yollarda tek başına geri dönmek zorlumuydu? İşe bak kartal karşımda yere kondu. Bana bakıyor. Beni dinlemeye mi geldin? Ah önce bir sigara yakmalı, öyle başlamalı: Okula gitmek için otobüse bindiğimde, hemen önümdeki koltukta kitap okuyordu. Okuduğu kitaba takıldı gözlerim, farkında olmadan. Başını kitaptan kaldırıp geldiğimiz durağa bakınca, gözlerimi kitabına diktiğimi fark etti. Gülümseyip kitabını okumaya devam etti. Bir süre sonra benim halen okumaya devam ettiğimi görünce, gene hafif bir gülümsemeyle: sayfayı çevirebiliriyim dedi. Bense sadece gülümsedim. İki gün sonra kantinde otururken, biri önüme bir kitap bıraktı. Başımı kaldırıp bakınca baktım ki o: ben bitirdim dedi. Sonraları da hep okuduk, tartıştık, düşündük, gene tartıştık. Marx’ı, Einstain’ı, Che’i, Egit’i konuştuk. En çok da özgür bir dünyada insanları konuştuk. Kendimize ait hiç hayal kurmadık. Hayallerimiz kalabalık insan topluluklarıyla ilgiliydi. Ama kendimiz için çok şey yaptık. Geceler boyunca içtik. İçtikçe küfür ettik, şiir okuduk, beraber şarkılar söyledik. İlk sarhoş olan Avusturya işçi marşına başlıyordu. İçtik satranç oynadık. Kaybeden içki aldı. Gene içtik. Şiirle başlardı sevişmelerimiz. Seviştikten sonra kabuklarımıza çekilir, tek kişilik dünyalarımıza çekilirdik. Beraberken yaşadığımız bu yalnızlıklar ilişkimizin kara delikleriydi. Sabahları gene Avusturya işçi marşı ile uyandırırdı biri diğerini. Sabah sigarsının ilk nefesi gibisin, zararlı ve zevkli derdi. Ah! Dünya, güzel dünya, içimde ikinizin de sevdasın taşıdım. Hanginizi çok sevdim? Hiç muhasebesini yapmadım. Kartal gene havalandı. Yüksekten üzerimde uçuyor. Kal, sen yanımda kal. Seninle işim bitmedi daha. Senin ise henüz başlamadı. Biraz daha sabır et. Güzel kartal. Çok susadım. Elinde bir şişe su ile gelsen. Bir yudumunu içip öyle ver bana. Gel yanıma uzan. Bak sevdiğin tüm çiçekler, kanatları rengârenk kelebekler var burada. Bir kitap getir bana. Küçük bir not defteri, Gel ki yaralarımı göstereyim sana. Derman istemez. Bir elini sür yarama, yeter. O gözlerindeki ışık ile gel. Dudaklarında gülümseme ile. Belki bir şiir okursun. Gel de dokun yarama. Tüm kokunla gel, üstümdeki barut kokusunu götür böylece. Bekle beni. Ben geleceğim sana. Saçlarına esen rüzgârda, soluduğun havada olacağım belki. Bir koku ya da bir seste, Bir çocuğun gülümsemesinde, bir şairin mısralarında olacağım belki. Bir çiçeğin yapraklarında konacağım dudaklarına. Milyarlarca parçamdan biri mutlaka bulacak seni. Bekle beni. Kartal alçalıyor. İşte zamanı geldi. Gelip göğsüme kondu. Gözlerini gözlerime dikmiş, bakıyor. Gözlerimden başladı işine. Kartalla biriz artık. |
||