|
||
| Fadıl Öztürk Bir adam… Elazığ postanesinin önünde bir meydan var, büfeler, simitciler, tatlıcılar sırasıyla dizilmişler o meydanda. eski vilayet binasının bahçesindeki koca çınarların gölge ettiği postane meydanında bir tatlıcı vardı bu sabah. belki de benim oraya gitmediğim sabahlar orada olmuyordu. profil demirden yapılmış ve maviye boyanmış, ancak bir tepsinin sığacağı büyüklükte bir seyyar tatlı arabası vardı adamın. cemakanlıydı. camın üstünde ‘meşhur tatlıcı ökkeş’ yazısı vardı. ama ‘meşhur’ sözcüğü diğerlerinden daha küçük yazılmıştı. tatlıları satan adam bir haftalık sakalı, sekiz köşe şapkası ve pala bıyıklarıyla ökkeş olmaya ökkeşti. ama cemakanlı seyar tatlı arabasının içinde bizim ‘kerhane’ tatlısı olarak tabir ettiğimiz yuvarlak tatlılar vardı. ökkeş ne kadar meşhurdu bilinmez ama bu tatlılar çok meşhurdu. adam bir kürsüye oturmuş kulağına dayadığı radyoyu kurcalıyordu. aradığı istasyonu bulmak için antenle bereber kendisi de dönüp duruyordu oturduğu kürsüde. aradığ kanalı bulsa kapalı çarşı’ya dönük de durabilirdi, kerhane tatlılarına sırtını dönerek. tatlı satmakta değil, radyo kanalını bulmakta ısrarlıydı.ben oradan ayrıldığımda, o hala bir kulağını radyoya yapıştırmış yön bulmaya çalışıyordu. umarım aradığı radyo istasyonunu bulmuş ve sevdiği meşhur bir şarkıcıdan şarkılar dinlemiştir. genelev kapatılınca bu tatlılar burada satılmaya başladı, diyenler de oldu. halkımız herşeye bir kulp takmaya alışıktı zaten. oysa ben yetmişli yıllarda bu tatlıları kırktutlar’da imal eden kaya’yı da tanıyordum. gecenin sabaha yakın vakti yazılamalardan dönünce, kaya’nın kerhane tatlılarını sıcak sıcak yerdik. maraş katliamından sonra mahallede alınan güvenlik önlemlerini sılah sıkarak ihlal ettiği için, mahalle komitesi tarafından yüz lira para cezasına çarptırılan da yine o tatlıcı kaya’ydı. şimdi kendisi öldü mü kaldı mı, bilmiyorum. bir gün mahalleye çıkmalı tatlıcı kaya dahil, bütün eski tanıdıklarımı tek tek sormalıydım… postane meydanında bir adam tatlı satıyordu. müşteri aramıyor bir radyoda istasyon arıyordu. bir haftalık sakalı, sekiz köşeli sapkasıyla bir adam beni yirmi beş yıl öncesine götürüyordu. ben orada olduğum zaman orada oluyordu, olmadığım zaman olmuyordu. |
||