|
||
| YALNIZIZ Yalnızlık, Bir kamçı şaklayışı şakaklarımızda. Ve biz; Binlerce çift göz arasında bile Yalnızız. Marazi şairin parmakları arasında sıkıştırdığı İlkbahar yaprağını Okşarken girdiği cinnet mustatilinden Haykırdığı gibi: "tepesini delip te dünyanın içine konulsa dinamit biz yine yalnız ölürüz..." Ve yalnız diriliriz ötelerde. Ana rahminden başlar kimsesizliğimiz... Ve kalabalıklarda Yüzlerce kahkaha arasında bile sessizdir çığlığımız. Şiir ile yıkarız yalın ruhumuzu, Dimağlarımıza Kimsesizliğin hüznü yağar ak ak. Atlastan cepkenleri içinde Kıtalara hükmeden kralın yalnızlığı, Hüzünlendirir saray soytarılarını. Ve biz, En çok yalnızlık öyküleriyle duygulanırız. Werter'in şakağına dayadığı piştol, Emma'nın dudaklarındaki arsenik, Koparır mı yalnızlıkla arasındaki göbek kordonunu. Hep kimsesizler takılır İçinden güvercin fışkıran Kuyu bakışlarımıza... Hep şıkışsızların portresi yer tutar belleklerimizde.. Siliksizleşme, Kimliksizleşme, Sarar bizi farkına varmadan. Ve biz, Bilmeden geceyi yalnızlıkla örtüştürür, Karanlığı sereriz Yalnızlığımızın üstüne. Korkutur bazen bizi.. Müziksiz, portresiz, manzarasız, Çerçevesiz kalırız. Yapayalnızlık budur belki de Dinleyecek müziği, Bakacak bir yüzü, Efkarlanacak sonbaharı yoktur gözlerimizin. Islıktır yalnızlığın müziği, Geceye, Mezar taşlarına Ve boşluğa çalınan ıslık. Ufkun üzerinden Başları göğe değen atların geçtiği Denizle birleştiği yerde Suya gömülen bordo güneşlerden başka Manzaramız yoktur. Yağmur bizi ıslatmaz, Kar heyecanlandırmaz, Rüzgar uçurmaz saçaklarımızı. Gün ortasında Yanık unutulmuş bir sokak lambası gibiyiz. Kurumuş gözyaşının lekelediği Rujlu bir genç kız mendili gibi gizliyiz. Mazinin tozlu çekmecesinde Trende unutulmuş Pörsümüş bir gazete parşömeni.. Haykırışlarımız içimize yönelmiştir. Mektuplarımızın alıcısı yine biziz. Ve biz; Kendimize postaladığımız her zarfı Açıp açıp tekrar okuruz. Okudukça yalnızlaşır, Yalnızlaştıkça Tekrar okur, Ve tekrar yazarız. Şair neden kızmış ki şemsiye yapanlara? Niye tek kişilik olur şemsiyeler? Yağmurdan kaçmak ihanetin kendisiyken, Toplu ihanetler için Sığınaklar yapılmasını kınamak Dokunmaz mı şairin ruhuna? Yağmur en çok yalnızları ıslatmaz ki.. Yağmur yalnızlarındır.. Yağmur yalnızlıktır.. Kimsesizlik.. Ve her damlayı indiren melek,, Geri dönmez toprağa. Horozlar da bizim için çekmez Güneşin çıkrığını. Yatakların ortasındaki ılık çukurlar Bizim için değildir. Bazen epikleştiririz İçine rüzgar doğmayan duygularımızı. Hoyrat bir nefesin sürüklediği Gün batımına giderken bedenimiz, Biz tiradlar yakarız Kimsesizliğe dair. Aynaların dostluğunu da reddeder. Ve şair bir cana hasret, Konuşurken aynalarla; Bilemez üst katındaki yapayalnızlığı. Titrek bir mum alevi gibidir yalnız ruhumuz. Gölgeleri devleştirir.. İnsanları cüce... Ve biz; İçimizde annemizin dizi, Başımızı rahim kokan kucaklara dayarız. Mecnun un en mutlu anını tasarlarız sonra beynimizde: Çöl müdür sevgili? Yoksa tepesinde yıldızların sönükleştiği leyla mı? Neden biter öykü? Tenine dokununca yarin.. Ve neden kapatır? Tarih sayfalarını vuslata... Dokunduğumuz omuzlar yabancıdır artık. Yanaklarımızı ıslatan tuzlu yaşlar tatsızdır. Okşadığımız saçlar Aynadan kendi omuzlarımıza düşer. Okumayı öğreniriz rüzgarın dilini, Sır vermez oysa kalabalıkken ruhumuz. Bir avuç bulut koparırken göklerde aşıklar; Bize hüzün besteler mazi sular. Süpürülen sonbahar yaprakları batar kalbimize.. Nefeslerin buharlaştırdığı silinen camlar ağlatır. Bir kalorifer böceği gibi titrek ve endişeli, Bir sığınak ararız geçmişimize. Bir liman, Bir yatak, Bir kefen gülücüklerimize. Üşüyen bakışlarımızı kimse görmesin isteriz. Ve Asaf'ın dediği gibi: "Yalnız, hem bilgesi, hem delisidir kendinin" Ve kölesi, Ve efendisi, Yalanı yoktur. Türküsü, Tutkusu, Martısı yoktur. Avuçlarında hüznün çamuruna şekil verir.. Ruh üfler... Meryem'e inen kutsal ruh gibi. Vatansızdır, Topraksızdır, Yarsızdır.. Diyarsızdır, Uçurtmasızdır. Ve yalnız olmayanlar bundan habersizdir. Bad-ı sabadan gayrı tıklatılmayan kapısızdır. Yalnızlık, Bir kamçı şaklayışı şakaklarımızda. Ve biz; Binlerce çift göz arasında bile Yalnızız. Marazi şairin parmakları arasında sıkıştırdığı İlkbahar yaprağını Okşarken girdiği cinnet mustatilinden Haykırdığı gibi: "tepesini delip te dünyanın içine konulsa dinamit biz yine yalnız ölürüz..." Ve yalnız biri bekler bizi.. Yaşamın kıyısında.. Siyahlara büründüğümüz hayallerimizde.. O en sabırlı, En vakur, Ölüm meleği! Ve yalnız diriliriz ötelerde "MAHMUD NEDİM HAZAR" |
||
|
||
| Yalın iz yalnızlığı Yalnızlığın yalınlığı Gözlerinin Kömür karası Yıldızlı bir Işık saçımı |
||