SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Şiir

Konu: Ahmet Telli

Sayfa: [ 1 ] 2

03.02.2008 15:45:32
SAVRULAN KÜLLERİ ÖMRÜMÜZÜN

Bir kızın kocaman gözlerinde gördüm 
bulutların dağlara sessizce çöküşünü 
Çocuksu susuşları gördüm, kırılan sevinci 
Ve kalbimi puslu yamaçlardaki pusulara saldım 
çobanlar çoktan inmişlerdi ovaya 
bense yapayalnız bir ağaçtım doruklarda 

Harelenen sularda bir yanık kokusu 
ve uzun boyunlu bir kızın gülümseyişi 
Işık zamana bağlı zamansa onun 
kocaman gözleridir artık 
Anladım tarih de yazılmaz 
bir aşkın sayfalarına düşmüyorsa gün 

Yalnızdım, yapraklarım dökülmüştü bir bir 
deryalara savrulup çöllere düşmüştü 
Bir duman tütüyor yine hangi kent yandı 
hangi sokakta vuruldu sevgilim 
Bir demet menekşe bir avuç toprak 
burkulan bir yürek miyim hep 

Sesimde bir yanma bir kekrelik 
uzayıp giden bir çöl yalnızlığı 
Gazeteleri okumuyorum başım dönüyor 
sulanmamış çiçekler gibi kuruyor her şey 
her şey bir yolculuğun hüznünü taşıyor 
gidip de gelmemek üzere bütün yüzler 

Puslu yamaçlarda bir çakal gölgesi 
bir dağ suskunluğu yürüyor kentlere 
yenilen biz miyiz yoksa aşklar mı 
bir kızın kocaman gözlerinde görüyorum 
savrulan küllerini ömrümüzün 
Bu kenti ayrılıklar yıkacak birgün biliyorum 

Ölümden şikâyeti yok ölüp gidenlerin 
ama bir kızın kocaman gözlerinde yangınlar çıkıyor 
Acılar dehşetli kinlendiriyor beni 
Kabarıp duruyor içimde, kabarıp duran bir okyanus 
yurdumu arıyorum batık bir tekne değilim 
yurdumu arıyorum kızgın küller ortasında 
 
----------------------------------------------------------------------

ZAMAN KEKEMEYDİ 
Gün bitti, elindeki güller de soldu 
anımsanacak neler kaldı bugünden 
paylaşılmış olan nelerdi sımsıcak 
belki bir türkü söyleriz geceye karşı 
saçlarını tarazlayan bir şafak olur 

Zaman kekemeydi ve tarihe sızan 
soytarılar gördük gencömrümüzde 
ölüm peşimize düşende bir göçebeydik 
suretimiz ağardı kurulan darağaçlarına 
bütün sığınaklar uçurumlara açılırdı 

Rüzgâr suyu soğutsun su terli bedenlerimizi 
ve aşkı düşünelim biz, destan yalnızlıkları 
konuşursak akşam olur ve yine yağmur yağar 
gidersek gülüşler azalır buralarda 
kim bulur kayıp adresteki dostları 

Bir karanlığa bakıyorum bir de zamana 
ay büyüyüp bir gül oluyor ellerinde senin 
ve ancak yeni bir yorumu oluyor aşkın 
saçlarından sızan bu karanlık yağmur 
ayın çağıltısıyla tutuşuyor begonyalar 

Saçlarındı diye düşünüyorum ömrümüzü 
çözdükçe savrulan rüzgârdı saçların 
ve ikide bir aklıma düşüyor aynı soru 
-Aşkı bilmiyorsam nasıl değiştiririm 
kendimi, seni ve bütün dünyayı

25.02.2008 13:50:34
Şiir ve Sevda

Pervasız bir avcı gibi bazen
Bütün yolları tutabilir şiir
O zaman onun menziline ancak
Sevdayı kuşanarak girilebilir



Ahmet TELLİ


fikir 19.03.2008 01:20:11
Bekle Beni Küçüğüm

I
Bekle beni küçüğüm
umudu karartmadan
sevinci yitirmeden bekle
döneceğim bir gün elbet
bekle beni

Bahar geldiğinde
kırlara çıkacaksın
dizboyu otlar üstünde
koş koşabildiğince
ve sakın yitirme neşeyi

Kırların sessizliğinde
yüreğinin sesini dinle
ve orada benim için
küçücük bir yer ayır
ve bekle beni küçüğüm

Doğa pervasızdır biraz
bakarsın en olmaz yerde
masmavi bir su fışkırır
ve suyun ışıldayan göğsünde
sevincin nilüferleri

Bahar şaşırtmasın seni
sırtüstü uzan bir gölgeye
suların, kuşların sesini dinle
ve bekle beni orada
döneceğim küçüğüm

II
Mapusane türküleri
hüzünlüdür biraz
belki her dinleyişinde
yüreğin burkulmakta
için sızlamaktadır

Ama acılara alışılmaz
birşeyler var değişecek
birşeyler var
değiştirmemiz gereken
önce acılardan başlanacak

Beş on yıl dediğin
pek kolay geçmeyebilir
üstelik bu savaş
bu kahredici kıyım
bitmeyebilir daha uzun süre

Ama sen sahip çıkarak
yaşama ve sevince
bekle beni küçüğüm
acılar bitecek bir gün
sevgiler çiçek açacak

Mapusane türküleri
hüzünlüyse de biraz
yüreğin burkulmasın
için sızlamasın sakın
ve bekle beni küçüğüm

III
Kış kıyamet bir gün
bakarsın çıkıp gelmişim
varsın azgınlaşsın tipi
ve uğuldayadursun
dışardaki rüzgâr

Sakın şaşırma küçüğüm
üşümüş bir serçe gibi
titremesin ellerin
apansız çıkıp geleceğim
kış kıyamet de olsa bir gün

Uğuldayan bu rüzgâr
bu delice yağan kar
ürkütmesin seni
direnmektir artık
bekleyişin öbür adı

Sen türküler söyle
ve gülümse küçüğüm
çünkü sesinin
ırmağıyla yeşerecek
hasretin bozkırları

Bekle beni küçüğüm
umudu karartmadan
sevinci yitirmeden bekle
döneceğim bir gün elbet
bekle beni küçüğüm

19.03.2008 01:28:05
...

Doğa pervasızdır biraz
bakarsın en olmaz yerde
masmavi bir su fışkırır
ve suyun ışıldayan göğsünde
sevincin nilüferleri

...

Ahmet TELLİ

***
Teşekkürler "fikir", özellikle bu dörtlük çok güzelmiş.

eBRuLi 13.06.2008 22:04:48
KONUĞUM OL

Bir akşam konuğum ol
oturup konuşalım biz bize
Anıların çubuğunu yakıp
uzatalım geceyi biraz
Geçmişe bir el sallayıp
yaşanan günleri konuşalım
ve günlerin üstüne çöken
dumanlı, isli havaları
Kendimize daha az zaman
ayırsak da olur geceden
Çünkü boğulabilir insan
yalnız kendini düşünmekten
Kapağı açılmayan kitaplar
unutulmuş aşklar gibidir
Kitaplardan söz edelim
ve onların gizli kalmış
sessiz tadlarından
Sabaha doğru perdeyi
aralayıp ufka bakalım
ve bir çocuk gibi
hayretle seyredelim
güneşin kızıllığını
Konuşulmadan kalan
daha çok şey vardı
diye düşünerek çıkalım
güneşle kucaklaşan balkona
— Üşütmesin sabah serinliği
Bir bardak demli çay
burukluğu gibi kalsın
gecenin ve sabahın tadı
yaşasın anılarımızda
Konuğum ol, oturup
konuşalım bir akşam
ve uzatalım geceyi
sözün çubuğunu yakarak


              AHMET TELLİ

bayan_raskolnikov 13.06.2008 22:32:08
izmir kitap fuarındaki söyleşisinde şiir üstüne çok güzel yorumları vardı..ahmet telli'yi  -Gidersen yıkılır bu kent-şiiriyle populist olmakla suçlayanlar olsa da, bence  bir şiirin ününün diğerlerini geçmesi onu populist olmakla- olmaya çalışmkla- suçlamasını gerektirmez

Gidersen yıkılır bu kent

Gidersen yıkılır bu kent, kuşlar da gider
Bir nehir gibi susarım yüzünün deltasında
Yanlış adresteydik, kimsesizdik belki
Sarışın bir şaşkınlık olurdu bütün ışıklar
Biz mi yalnızdık, durmadan yağmur yağardı
Üşür müydük nar çiçekleri ürperirken

Gidersen kim sular fesleğenleri
Kuşlar nereye sığınır akşam olunca

Sessizliği dinliyorum şimdi ve soluğunu
Sustuğun yerde bir şeyler kırılıyor
Bekleyiş diyorum caddelere, dalıp gidiyorsun
Adını yazıyorum bütün otobüs duraklarına
Öpüştüğümüz her yer adınla anılıyor
Birde seni ekliyorum susuşlarıma

Selamsız saygısız yürüyelim sokakları
Belki bizimle ışıklanır bütün varoşlar
Geriye mapushaneler kalır, paslı soğuklar
Adını bilmediğimiz dostlar kalır yalnız
Yüreğimize alırız onları, ısıtırız
Gardiyan olamayız kendi ömrümüze her akşam

Gidersen kar yağar avuçlarıma
Bir ceylan sessizliği olur burada aşklar

Fiyakalı ışıklar yanıyor reklam panolarında
Durmadan çoğalıyor faili meçhul cinayetler
Ve ölü kuşlar satılıyor bütün çiçekçilerde
Menekşeler nergisler yerine kuş ölüleri
Bir su sesi bir fesleğen kokusu şimdi uzak
Yangınları anımsatıyor genç ölülere artık

Bulvar kahvelerinde arabesk bir duman
Sis ve intihar çöküyor bütün birahanelere
Bu kentin künyesi bellidir artık ve susuşun
İsyan olur milyon kere, hiç bilmez miyim
Sokul yanıma sen, ellerin sımsıcak kalsın
Devriyeler basıyor karartılmış evleri yine

Gidersen yıkılır bu kent kuşlar da ölür
Bir tufan olurum sustuğun her yerde

Do_Vê 13.06.2008 22:35:14
suçlayanlar popilist olsa ne yapadı acaba

deliçocuk 13.06.2008 23:22:11
gidersen yıkılır bu kent adlı şiirinin bulunduğu kaset öğrencilik yıllarımızın melenkoli dünyasıydı... fakirliyimiz kawgamız kendi adıma soyleyebilirim en çok onun sesinden her gece anlam bulurdu  ewimizde... ew arkadasım pek müzikleirni beyenmezdi korku filmlerini andırıyor derdi... ama yinede dinlerdi... ilk ahmet telli ile karşılaşmamız  sehrimizin kültür festiwalinde belediye konuk ewinde birsoyleside oldu ... arka sıralardaydık... içerisi tıklım tıklım... ahmet telli ... o kelimelerin sahibi... anlam yüklü heceler... aşk kawga yarası olan adamı belkide bizde dış görünüş olarak hep düşünceleirmizde fazla buyutmuştuk... küçük kırmızı adam... nasıl yazmıstı bu dizeleri... sonraki yıllarda edebiyat günleri dolayısı ile tekrar sehrimize gelmişti... we bu etkinliyi yürüten belediye awrupa ortadoğu we türkiyeden gelen tüm aydın yazarların karşılama we konaklamalarını bizim yapmamızı istemişti... odonem bizde az bucuk edebiyatla uğrasıp dergi çıkarıyorduk...(dergimiz kıbrıs dahil bir çok sehire kendi emeyimizle dağıtılıyordu) bizde bunu kabul etmiştik... çünkü derginin borçları wardı we bizim için iyi bi fırsattı... neyse bir gün ahmet telli bizim dergiye geldi... ziyarete... tabii arkadasların çogu duymuş...içeri onunla konuşmak isteyen onu sewen oğrencilerle dolu... muhabbetin en koyulaştığı yerde bizim anarsist takılan oblomow karakterli adıyamanlı wakkas adında bi arkadasımız herkesi yararak ahmet telli ye yanastı we (saygısızca ama) bumu ahmet telli dedi... ahmet  telli dahil hepimiz kahkahaya boğulduk...
ahmet telli... ne bekliyordun diye sordu...
wakkas özür dileyerek işi geyiye wurdu... sey dedi... nebilim hani he man gibi bişey bekliyordum...

oyle işte...

ozlemek dostluktandır...
dosttan ote bilmeliyim seni...

sewiyorum snei ey imansız kelimelerin sahibi....

baodilino81 15.06.2008 13:12:19
söz giyotindir sözün belleğinde
              Ahmet TELLİ
güzel bir söz bir şairin bilmesi ve dikkate alması gereken bir söz

eBRuLi 20.06.2008 12:33:24
ESKİ BİR HÜZÜNLE

Günlerdir eski bir hüzünle çıkıyorum voltaya
(kötüye işaret bu, üstelik yalnızlığa sığınıyorum)
Unutup gitmişim ezberimdeki bütün şiirleri
bulutlara bakıyorum uzun uzun, yalnız bulutlara

O uzak kasaba akşamları düşerken aklıma
tecrit'teki yine bir türkü tutturuyor
Ey kalbim sana denk düşüyor bütün bu acılar
acılar tek ve mutlak olan bir şeyi anlatıyor

Yağmur kuşları geçiyor avludan sürü sürü
dalların hışırtısını duyuyorum, üşütüyor beni
Ötede, kentin üstünde bir şimşek çakıyor birden
suretin yansıyor göğe ve her yağmur damlasına

Uzak bir anı oluyor her şey, silikleşiyor
ve alnım ateşler içinde, bir tutabilsen
unutup gitmişim bütün türküleri artık
(kötüye işaret bu, üstelik yalnız sana sığınıyorum)

Kısa süren hastalıklar vardır ya, işte öyle
geçip gidiyor akşama doğru hüzün bulutu
resmini asıyorum ranzamın başucuna yine
ve bir türkü tutturuyorum günün son çayında
-Teslim olmayalım halilim kurşun atalım!

 AHMET TELLİ

 


--------------------------------------------------------------------------------
 

20.06.2008 12:55:38
Su Çürüdü

1

Yetmiş iki gündür bir dolapta kilitliyim. Yalnızca anahtar deliğinden hava giriyor ve ölü bir ışık sızıyor içeri.
Yalnızlık hiç de tanrısal değil, görkemli değil.
O yalnızca geçmişle gelecek, ölümle yaşam arasında kocaman bir karanlık nokta.
Geçmişi ve geleceği olmayan, ölümle yaşam arasında irinli bir leke yalnızlık denilen.
Şimdi ne varsa, anahtar deliğinden sızan havayla ışıkta...
(Farkına varsalar, kapatırlar mıydı onu da?)
Bütün belleğimdekileri yokettim. Elektrikli bir aygıyla yaktım, jiletle kazıdım.
Çığlıkların aralığından uçurdum hepsini, küledip savurdum.

Adımdan gayrısını bilmiyorum.

2

Zamanı yiyip bitirdi karanlık. Gece yoktu.
Güneş çoktan kömürleşmiş ve yeryüzü yapışkan bir karanlıkla örtülmüştü.
Yabanıl sesler geliyordu derinlerden ve karanlığı ince bir bıçak gibi yırtıyordu.
Saklayan kırbaç gibi...
Acı duvarını aşan bu sesler, madeni bir gürültüye dönüyor ve yerkabuğunu zorluyordu artık.
Sesim yoktu.
Karanlığın karnında yitirdim sesimi.
Kör bir kuyuda unutulan Yusuf'tum belki.
Ama durmadan soruyorlardı.
Tanrılar bilmiyordu sordukları şeyleri, peygamberler büsbütün hain çıkmıştı.
Ama yine de soruyorlar,soruyorlar, soruyorlar...


Adımdan gayrısını bilmiyorum.

3

Iki şeyi bilmek istiyorum. (Belki aynı şeyi iki kere bilmek istiyordum.)
Duvarların rengi neydi? Derimin rengi neydi?
Dokunuyorum duvarlara; parmak uçlarımla, avuçlarımla, dilimle dokunuyorum.
Duvarların bir rengi olmalı. Ama hiçbir duvarcının, hiçbir ressamın bu rengi bildiğini sanmam.
Adı yoktu bu rengin, kimyası yoktu. Belki renksizliğin rengiydi bu.
Çürüyen bir bedenin kokusuydu duvarların rengi...


Adımdan gayrısını bilmiyorum.

4

Bir böcek gibi antenlerimi gezdiriyorum bedenimde.
Anahtar deliğinden sızan ölü ışıkta ellerime bakıyorum. Ellerim...
Sanki bir kadının memelerini hiç okşamamış, sicaklığını duymamış.
Ellerim... Her dizesi çığlık olan şiirleri hiç yaratmamış sanki.
Ne beyaz tenliyim artık, ne esmer, ne de kara...
Cüzzamlının, vebalının bir rengi vardır. Irinin bir rengi...
Ölünün bile bir rengi vardır ama derimin rengi yoktu.
Belki çürüyen bir kentin rengiydi bu. Çürüyen bir dünyanın...

Adımdan gayrısını bilmiyorum.

5

Kıllı, ayakları üzerinde duramayan bir yaratıktım artık.
Soyumun neye benzediğini unuttum. "Insana benziyorlardi" diye duymuştum bir vakitler.
Demek ki şimdi maymun halkasında insanlık...

Adımdan gayrısını bilmiyorum.

6

Ağzımı anahtar deliğine dayayıp havayı emiyorum.
Böcek sokması gibi bir yanma duyuyorum boğazımda.
Oysa kuru biryaprağı bile dalından düşürecek gibi değil bu esinti.
Belki çöle dönmüş toprağa tek yağmur damlasının düşüşü yalnızca.
Çamur gibi bir yağmur damlası...
Ama toprak, bu damlayla çatlatacak bağrındaki tohumu.
Çöl, bütün vahalarını bu damlayla yeşertecek...
Genzim yanıyor. Ince bir kan şeridi sızıyor dudaklarımdan.
Kirli, sıcak ve simsiyah...

Adımdan gayrısını bilmiyorum.

7

Suyum, bir litrelik karton süt kutusu içinde.
Yetmiş iki gündür sakındığım ve hergün ancak bir kere dudaklarımı değdirdiğim...
Dilimi bir köpek gibi değdirdiğim.
(Dilin suya dokunuşu... Bir süngerin denizi yutuşu yani. Bir çölün seraba kesilmesi bir an için.)
Her gün ancak bir kere değdiriyorum dudaklarımı suya.
Dilimi kaçırıyorum artık.
Sünger, bütün vantuzlarını birden uzatmasın diye...
Bataklıktaki suyun da bir su yanı vardır.
Çürüyen bir bedenin bile dayanılabilir kokusuna.
Kutuda kalan son bir yudum su, bu bile değildiartık.
Küstü, öldürdü kendini su...
Su çürüdü...


Adımdan gayrısını bilmiyorum…


Ahmet Telli'nin ilk okuduğum ve yıllarca etkisinden kurtulamadığım şiiridir. Bütünsel bir işkence gibi dursada acı çektire çektire haz halini alır bende yeniden, tekrar tekrar sona varamadan okumak.

Leydi Tavuskuşu 10.09.2008 15:29:56
belkı yıne gelırıme baktım ama beğenemedim pek Tongue   pek bi meelankolik hüzünlü..

yalancıbaharlar 03.10.2008 21:44:59
ÖZLETİYOR SENİ BU YAĞMURLAR

Burada yağmur yağıyor
Aralıksız yağıyor günlerdir
Ama sen yine de şemsiyeni
Almadan gel ilk otobüsle
Buğulanan camlara usulca
Yüzünü çiziyorum ki yüzün
Bir yağmur damlası olup
Düşüyor yapraklarına gülün
Güller de bozamıyor bu uzun
Karanlık sessizliğini kentin
Anılarını yitiriyor sokaklar
Bezirgânlaşıyor bulvar ışıkları
Tarih de kekemeleşiyor bazen
Ki o zaman aşktır tek bilici
Aşksa yürümek gibi bir şey
Duyabilmek kuşların gelişini
Anısı bizsek eğer bu kentin
Unuttuğu türküler bizsek
Acıyı rehin bırakıp bir güle
Anımsatmalıyız bunları bir bir
Sonra yürümeliyiz seninle
Sokaklara caddelere çıkmalıyız
Belki bir aşktır bu kentin
Belleğini geri getirecek olan
Burada yağmur yağıyor ama sen
Şemsiyeni almadan gel yine de
Özletiyor bu çılgın sağanak seni
Sırılsıklam özletiyor biliyor musun

          Ahmet Telli

yalancıbaharlar 03.10.2008 21:49:07
KUŞ ÖLÜMLERİ

Gittikçe yalnızlaşıyorum bir sen varsın
karşılığı olmayan sorular düşüyor aklıma
ve kuşların intihar tasarısından söz ediliyor kentte
soğuyan ellerinde kalıyorum bir kırlangıç gibi
Ellerin bir mecnun yurdu, upuzun bir sessizlik
birlikte okuduğumuz kitaplar kadar sımsıcak

Biz bu kitapları ne zaman okuduk ve niçin
her satırını çizip notlar düştük kıyılarına
Dünya upuzun bir çöl sanki, bir buzul kütlesi
karşılık bulamıyorsun aklıma düşen sorulara
ve düşüp duruyor kırlangıçlar, üşüyorum
bir yolcu hüznüyle geçip gidiyor ömrümüz

Sesine bir esmerlik düşüyor parçalanıyor yüzün
kayıp gidiyor parmaklarımın arasından
bir aşkı anlatmak için seçtiğim sözcükler
hep yanlış numaralar düşüyor telefonlarda
kaçırıyor korku bakışlarını eski tanıdıklar
Bir sen varsın kurtulursam bu aşkla kurtulurum

Gülüşü süt mavisi insanlar vardı/ nerede şimdi
çoğunun adını unuttum çoğunun kimliğinde kazınmış adresler
Nevin canına kıydı geçen gün, şiir gibi bir kızdı bilirsin
Öner enfaktüs geçirmiş içerde, kesik kesik öksürürdü eskiden
Ayşe ise acemi bir sokak yosması artık
Üşüyorum, ama sen anılarla sarma beni ve anlat yanlızlığımızı

        Ahmet Telli

yalancıbaharlar 04.10.2008 21:03:32
AT

Anlat bize yürüyüşün güzelliğini
koşunun rüzgarını, köpüren yeleyi
toynakların kızgın kıvılcımlarını

Kişneyen bir tayın sevincini anlat
öfkeyi ve sağırındaki mahmuz yarasını
Masallardaki şehzadeleri anlat bize

Avradın ve silahın kardeşisin ya
feodalın töresini anlat biraz da
ve terkinde kaçırdığın kızları

Dağları anlat bize, eşkiya gecelerini
ölümleri ölümsüzlükleri anlat bize
sonra tahta'dan tunca dönüşünü

Sen ki hepsini görüp yaşayansın

             Ahmet telli


Sayfa: [ 1 ] 2