|
||
| her bin yılda bir düzenli aralıklarla gelen şairlerden biridir bu. bilmeden nazım yok necip deyip deyip oratlıklarda bağırıp çağırmaya benzemez bu adamı okumak. herşeyden önce insan olmayı gerektiriyor, birikim gerekiyor. Ve zorlu bir mücadele. | ||
|
||
| YANMA Ve elbet Gözlerim sularımdan çekilince ürkek bir ceylanla anlaşırım yüzünün çok yakını olan bir liman dilinin ve ağzının verdiği baş dönmesine bahçeni tutan tavşanlara sığınırım Kanımdan geçilmiyor moraran ağzım Kovalanıyorum İkindi zaman kararan iç çarşılar ey şafak bir askerle anlaş Çünkü namluya sürüldün İşte burada bir ordu yürüyen karnımda İzim sürülüyor köpeklerin sürünerek yaklaştığı Anlaşılıyor Hatırlarımıza dokunulmamış Fakat el konmuş aşkı yaşatırken kuğuların Geleceğimizin serin suları ve gölleri Ey kadın kokla beni Hayatım yasaksınız Gelinmiyor akşan zaman kaplanı Kaçmıştım yeni bir ırmak şeklinde Hayvanların ilkbahar sıcakları bölümünde Kıvrılıp yeniden yakalanıyorum Cam kesiyor göğüslerimi Boynuma zümrüt bir gerdanlık atmışım Hem şarklıyım ben Gövdem yara dolu Sevdiğim kolla beni Anlıyorum Fakat artık dayanılmaz sarmaşıklara Öpüşüyorlar Harbin bittiğini söyle ayrılsınlar Çünkü gece zamanın katranıdır Gelip geçici değil omurgamdaki didişme Çantamda sevişme askerleri Harbin bittiğini söyle önce beni boğacaklar özgür ve sevecen olmak için bir bıraksam yakut bir kuşun içinde duran ellerimi Sevdiğim Önce kemir bu tel örgüleri gövdemden Geç derimin altındaki tehlikeleri Yürek kızgın bir kuma devrilmeden Yokla beni Anlıyorum kaçmaya zaman yok Şafak birden doğrulacak nohut olsaydı bir yorum şeederdi hemen
|
||
|
||
| ŞAKKUL -ARZ Bin desi derinlikte delik bir kalp Uzanır ağız Siyasal bir avuç hava ister Benimle fazla yakınlık kurdun Çiçeğim Köklerim ateş saplarım zehir Yağmur ateş saplarım zehir Yağmur sularıyla izler edinmiş tenin Benimle çok hayal kurdun artık yaklaş İpil ipil miyop bakışın bir kanakışı Bu su sarnıcından başla Sana verildi emanetim ateşim zehrim Benimle çok put kır çiçeğim Edisyonkritik Bir ses Bin desi yer dolması ağırlık Havagazından uzanır ağzın Siyasal bir ton özgürlük ister Arz gittikçe benim ve onun Karşılıklı Bileyli Havada Palalarımız Hamlesi yaman ilkin bir defne dalı Detant Hadi oradan-ardından Sam füzeleri Hilesi hayatı olmuş gördüm ki Anam babam kemirilmiş Çorbama kireç ekilmiş Hamlem zarif Vuruşum hayat Hilem tay Kaçıp dönüşüm şiir Arz gitgide benim Muharremde temeli atılır güveyliğimin |
||
|
||
| anlaması zor.sevmek bile zaman aldı O ' nu.keşke yaşasaydı döneminde yakın olmayı istediğim nadide kişilerden.evlenmek isterdim bu adamla:) | ||
|
||
BU AYAKLAR BENİM DEĞİLDİR ALIN bir kızın saçları seni görmek kadar sana benziyordu seni duymak kadar avuntulu tutsandı arkama yaslanacaktım bu ayaklar benim değildir alın mutsuz ve parasız yaşantılardan beri gemiler ayaksızlandılar bilmelisiniz salt bir o değil, tut ki siz her şeyden sonra yaşamadığınız SEN'li bir deniz görüyorsam, senli pencereler kadar güzel en iyi ussuzlanmalıyım kimselere soramıyorum bakışların ellerince uzak sen bir kez daha yoksun ya, korkmalarını ürkütüyorum işte oysa tutarı yok denize varmalarım KALKIP bir iki kadehten sonra seni düşünmeye varıyorum sarhoşluğum artıyor gibi kalkıp kentleri birleştiriyorum haritalardan yerinden bunu yaptım mı benim ahır dağlarıma denizler büyüyor ELİN YOK YA, ellerimde küçülmeler dökülmeler daha bilmem EN uygarlığım gülüyor tuttuk en gidip gelmeli yerlerinden günahlar kim ne derse desin sen miydin bak boş pencerelerini ıslansındı, denize mavi mi gerek bırak yıldız oynayalım en güzeline varsay ama en güzeline seni yakmak yıldızlar yine gelebilirken bak gitmelerine kansındı, avutsundu SEN GÖZLERİNE IRAK OLMANIN 9 Ekim '958 |
||
|
||
| ŞEHRİYAR 1. Rahmete açılan bir gökyüzüydü Üstümüze yıldızlar serpen Şefkatli bir anne gibiydi Seni bağrına basan toprak Mümin mütevekkil bir güzel adam için Ölümün müthiş ve gizemli sorularına Ağrılarımı iyileştiren Sakin cevaplar bulabilirdim Cesur olmayı dener "Yaşamak" bu diyebilirdim İçimde bulutlar hep böyle kabarmaz Uysal gözlerle bakardım sana Hafta sonlan parkları sevebilir Anılarımı bir tablo gibi asardım duvara Söylenecek sözlerim olmasaydı hayata 2. Oysa yine çocuklar var hayatımızın ortasında Güzel yüzleri ve namlı isyanlarıyla Sayfalarından hayata çıkıp Bizi insanlığımızdan utandıran Müthiş nağralarıyla haberler salan ortalığa Sonra biraz filistin bir parça afgan Ve napalm eksersizleri Karanlık mağralarından çıkan devlerin Sonra acıları ve sevinçleri Birlikte paylaşan bir yürek 'Beyaz haberler' ustası bir nevcihan Alımlı vitrinlerini onurla geçerek hayatın 'Yürekdede' sofrasından 'Serçekuş' kanatlarıyla Güzellikler sunan mümin yüreklere Er meydanına Kurşundan ağır kelimelerle çıkan Sonrası bir şehir ve yine sen şehriyâr Zulüm kaldığı yerden Vurmaya başlarken yumruğunu toprağa İçinde asyalı karanfiller ağlar Toprağın yağmuru arar ve uykusuzluğun İz bırakır ceylan gözlerde şehriyâr Bir şehrin kederi senden sorulur Sonra yine açarsın sofranı coğrafyan geniş 'Zal tepesine doğru1 sonsuz bir koşu Adımlarımız kararlı 'Adamlarımız yiğit' Döverler bilinç harmanını Sonra şu bizim yeryüzünde topraktan gel gel nöbetleri' 3. Uzak mevsimler midir şehriyâr yaşayamadıklarımız Tutuklu günlerimiz mi Halkımızın yüzyıllık öfkesini boşaltan sokaklar Artık ne insan yüzleri taşır omzunda Ne sıcak bir gülümseme Beni bulmaz artık postacı Ne de dost dudağından bir selam İçimde mısralarının çağıltısı -Bismillah, elif lâm- Aşkım bir hüzün bulutuna dönüşüp Çöker dağının üstüne Havf ve reca makamında Dilimde dua metinleri aşk ayetleri -İnna lillalıi ve inna ileyhi raciun- Güzel hayatlar ve ölümler için. Mesafeleri toplayıp uzun bir gecede Ateşini yüreğimde yakıyorum Sıcak bir haziran öğlesi Bir telefon dua ve gözyaşı İns ve cin su hava ateş Serin serviler altında mütebessim toprak Mahzun gönüller 'Sevginin gücü, savaş ritimleri' Fatiha yasin tebareke ve amin "-Hakkınızı helal edin Hakkınızı helal edin..." 4. Beni anla. Çılgınlık öğrendim ırmaklarından Göğsümde bir cihan soluyor rüzgar Rabbimize teslimiyet ve razı olmak için Yumuşak bir kavisle geçerek ölüm sularını Güzel şeyler de söylemeliyim Maraş ankara istanbul ve boğaziçi Ayaklarının ucunda deniz Harlı alevler ve bahar için Şiirlerin seni ele verir şehriyâr Kaç martının ayakları suya değer balıklar sevinir Seninle bütün bir şehir Son rüyasına dalar Gözlerini alıp sabaha başlangıç yapar Toprak uyanır bereketi başlar günün Sevginin en mahrem sınırından geçilir Gölgen olur peşinden yürür Yağmur olup düşerim toprağına Havf ve reca havf ve reca Yasin tebareke fatiha ve dua Son söz/ "Her şey karıştı çünkü öldün Artık kimse bulamaz kendini Eller birbirinin içinde Senin ölmüş elin yapışır Benim tetiğimin üstüne" -Şimdi üzgünüz arkadaş- |
||
|
||
| Ben Dirimle Doğrulurken Sis boruları ötmeğe başladı yavrular Şimdi oradalar - Aşk delice kımıldamalı yatağından Sen bir yıldız kaymasıyla yatağından Üstüne alevleri alarak Kemikli bir aşk gencinin kollarından tutarak Sen kanın damarlara tutunamadığı anlardan Beni karnınla Bir göz boğuşmasına daha kandırarak Bul içe kapanık hayvanlarımı yalvarmalarınla Üzülmüş Belki dünya ile horlanmışım Ansızın çık oradan görün orada Bu siyah basmış kara akar deme - Başka olmalı gövdemi denetleyişin aşka hazır olan ... LARDAN. OKADIN'lardan Halk aşksızsa sokaklar banka dükkânlarıyla doludur Ellerimi kâlb olmayan sularla ıslamaya alışır o kızlar - işte artık kaçmak - işte durmadan karşımızdayken bile - - ılık ev girintileri gizlesin daha köprüler karanlık bedenleri Her şey onlara göre - yamandırlar Ansızın melek bekliyorum eski türk ezgileriyle Senin Asya'dan hiç yontmadan zarif bir cep saati yapışın Asya Asya ve Asya diye yalvarışın Sana ansızın alın yazımı ve kendimi ekliyorum Aşka hazır aşka aç ve davetli Ansızın melek bekliyorum Asya ile ayağa kalkan Melekler ellerinde gelenekle İçinden hızla süt akımı geçiren mızraklar Boydanboya girdirmektedirler gövdelerin içine Nar doğuran - dikkatle nar doğuran Hayvanı ve insanı aynı teklifle doyuran Nazlı baharlarla Hiç ağlanmadı 'Biz çetin adamız ha' ayrıca söylenmez Anlaşılır Ne yavuz kışlar Kurt sıyrığı ayazlarla Ne evren depdebesi bahar Gerdan kırıp mendil düşüren kızlarla Ayrıca söylenmez 'Biz çetin adamız ha' Doymuştur aşk bu gece en son buluşlarına kadar Sen meleksi kadın bu gece kendini vermekle İkiye yarıldım Sen meleksi kadın bu gece 1000 yıl adına bilinmekle Sen melek uyarmalarıyla Uyarılan erkek Bu gece bir şehvet azarladı Hayvan kovdun Yatağını yüceltenlerden oldun Şimdi ev gebedir Dağ kuşlukla uyanır - varsın uyansın - Önce hafif bir uyku sisi Tanrı evvelsiz sonrasız bir iklim gibi ordadır Daim Melek kanatlarında hava görünmez Uzaklar yinede görülür Ay dostlukla anılan bir komşu evidir Kıl çadırlarla devinen o kavim göçü İşte o kavim göçü Dağlar ilk kez bizi Çıplak ete kavuşun aşk sandı Kadife döşer gibi toprağa işte öyle yürüyen Ilık bir hava bürüyen Gözleri o - rengarenk gözleri çocuk gözleri develerin Çözülür ayakları Kavim bu Boynuna kan yürümüş (Gözüne bir şey görünmüş) - Nedir o görünen / susalım / Hayat her zerresi uyarılmış gibidir - Çok acele Kâlb bir bohçanın içinde atmaktadır Omurgasından mızrakyürüyor kavmin boynuna Develer en som bir duruşla - Raptedilmiş Çocuklar ağızlarında Ey Nazlı Ölüm Ey Nazlı Bahar Marşlarıyla Bütün bunlar nedir - sorulsa Sorusuna Ne can ne cevap kalmıştır Kavim donmuş deve mıhlanmış Kadın ateşle ateş doğumdan önce Sığırlar kendi kendileriyle Göz göze kalmıştır Kavim seferidir evinden ayrılmıştır ama Kendine varılan ilklim ve toprak / VAKİTTİR / namaza durmuştur Bin bireydir kavim Bir tür kararla eğrilip doğulmakta Her candan bir cana Bir candan bir cana Sonsuza değin Bir tavır bolluğudur kavim ama Nihayet vaktidir VAKİT Bu duruş en zarifi duruşların Gidip endamlı dağlara Beğendirmek için yeni gelinleri O iklim kullanılır hep İnsanın en bilgelerini Onlarla karşılanmak için baharda İklim aranır herşeyden önce her olayda Şerbet taslarında Bir topak okunmuş şeker dedenin avcunda Genç bir kız kadar ağırdır Bileceksin ey çocuk Tatmıştın onu geçen baharda da Kavim uyanan toprağı Karşılarken - Uyanıktır - Kavim Toprağı Devirirken - Uyanıktır - Kavimden biri varırken toprağa - Uyanıktır O ve Kavim Vardıktan sonra toprağa Gaflet uyandırılmaz - kavim uyanıktır O anne gibi verimlidir besmele çocuk için O erkek Karpuz dilimi gibi ortadadır O en yaşlı gelin Ocaktaki çorbayla birlikte tütmektedir O kavim için 'Kışları göç içinizedir' buyuruluyor Büyük çadır en sevgili düşmana emanettir Çorba dağıtılsın nefes ve el dağıtılsın Yer ötesi ve yer eşit alınsın Kadın ve erkek eşit durmaktadır - kadın arkadadır İnsan hayada ve tanrıdadır Ki kış ortasında kardan - bir duayla sıyrılıp O derviş ağaç kupkuru dallarında O meyvayı büyütüyor O tiyek Bir salkım - müthiş - üzüm Uykuya tez doyanlar için Saçlar uçuşur havalara sevinçle şarkı şarkı içine Cenkle bir üstün haberleşme ile İnsandan insana hep akıl ve sezgilerle O coşkun mutlu savaş dülgerleri Kalbi çoğaltan bayramlar açtılar Şimdi de açtılar İşaret verin ve açtılar bütün köprüleri Deniz yüce bir soluk denizlidir - rotalar denizin kendisinedir Kaptan sancakta bir tek an yaşamak yoluna Bütün bir ömür ağartmıştır Işıklar çoğalıyor içimizden birine kime bu davet Limanı dolduranlar yanan insan meşaleleri Yüzbinler taş kulelere yaslanmış söylüyorlar - Rüzgar nereden eserse essin güzeldir Alevler bir ayrı alemdir Dirlik sevinçtir - göç içimizedir. Aşktan sonra sarhoşluk günümüz ülkemizde Sevine sevine Sağlığının elleri uzansaydı dağların eteklerine yer'in şarkılarına Aşkın mağara kovuklarındaki şarkılarına İlkel bir duyguyla bağırır kalırdım Yöremde mor lekeler gibi duran Bir basamaklı melekler ve gelenler olur birden Bütün meleklerden bir melek - Bak diyor bakıyorum ve bak diyor Ellerimi bıçakla yontacağım deniyor İlkel bir sevinç destan ve kan şiir en safından sonra soyut heykeller Hiç düşman yok - üzgün söyleniyor - Olmayacak mı hiç Eziyor gururum onları - Görün ey güzel düşman ey güzel düşman Saraylarda geçti ömrüm seninle Yüzüm aydınlık bakar elemlere Yangın yerlerine Coşkuyla selamladım bütün bayrakları Düşman kadınlarını Tanrım bu dağları da sen yarattın Bana kattın Bir bir okşadım Sema yapan kırları Alemlere kalbimizi yeniliyoruz ve tutuşmuş geliyoruz Yeryüzü batarsa batsın dayanamayıp o kavmin çadırlarına Develer de tutuştu Onlarla ayarlandık bir devinim bir devinim arkasında bütün devinimler Kum kendi raksında beden aynı raksda Karın bacaklara ulaşır öper onları ve uzaklaşır Aynı yönde ve aralarında bir dünya vardır Göğüs ahenkle havanın direncini kırmaktadır Kalb başa ve guddeye en yakın sırlara göre Kumu ve balçıklı toprağı Ağacın ve kayanın dizilimini O tek kuşun yalnızca süzülüşü Ani bir haber gibi salt bir kez ötüşünü Dinliyor kumu balçıklı toprağı Ağacı kayayı ve kuşu Uyku beladır göç içinizedir Sabır ve zaman içinizdedir Kadın ve çocuk içiçedir Güneş vurmuyor- öyle söyleyin - üzerine döşeklerimizin - Sokuluyoruz besmele ile kadının toprağına (İşte böyle söyleyin) Öyle ki o kadınlar Bağlasınlar doğanları tanrı bağlarına Melekler kırmızı yanar Kalbe tutuşan herşey kırmızıdır Hele kalb hazırsa "kentten" bir er kalkar - Onun eri Kollar semayı deryayı korkularından Yoksa aşk hemen kaçmak mıdır dağımıza Söyleyelim ya hay ya huu - Yolları aydınlık kıl Yaradan Kanla bir sabah Akşam kanla '... ateş.. ve öldüm...' deniyor - Oysa sorular verilmişti ona Sorular yığılmış aynı kaynaktan olana Işık ve karanlık hakkında Bu nasıl uzun uyanılmaz gibi - Ateş ve öldün uykuyla - Kurşunla yoklanması bir sorudur geri kalanlara Taze doğanlara Şehzadelerden de sorular kalmıştı ona 'Biz artık gitmeliyiz dağımıza anneciğim Yorgun geldim savaşmadım ama Bir ceset gibi ayaklarının dibindeyim' 'Biz artık Gitmeliyiz dağımıza' - Hayır olmaz Durmalıyız burada şahinim 'Kezzap içsem Daha kuvvetle can çekişirdim' (dertten çıktık) söylendi (güzel bir kurtuluşa yöneldik) dendi Heykel bekliyen kımıldamış Abesle elele ahbab gibi Avazı çıkınca bağırmıştır - Durmadan deniyor ki vatanım neredir Heykel ne diyor Konuşmaz heykel Felçtir Karşılıklı - Kaslarımız karşılıklı kasılsın Olsun - (Kalbimiz tüm insanın namına) iddiasında - Dertten çıkmışsın ötekine kavuşmuşsun da Diyor ki diyor ki Geçmiş nedir kavim kimdir dert nerdedir Kırbaçla ayağa kalkarlardı 'biz artık... anneciğim.. dağımıza..' ruhum geçer bedenine yüz bin kara nokta yemiştir soyrad ..ve nasıl olan oldu - o ve yeni uygar dostları Bir noktalar anlaşmasıdır fabrika baca ve duman Anne onları kapıya kadar uğurla gel Delinen böğrüme bir sed geçer 'yapmayın yapmayın' çığlıkları Güneş doğsun mu doğmasın mı kararsızım Başlarını bana çevirmiş büyük baş hayvanlar londra moskova vaşington berlin pekin hava ceryanları sarsılan ikindiler korkularımız intihar dönemlerinde kötü bir alışkanlık peyda olmuştur bağ budama hasat zekat evlenme hoş görme Buğday ve ekmeğe saygı göreneğine doğru - İnce bir düşman yönelmiştir - Hayır içimizden yönelmiştir - Oh oh dıştan yönelmiştir - Dıştan ve içten mi yönelmiştir - Ne yönelmiş ne yönelememiştir - Yönelememiş önele Miş 'Ey örtülerle donatılmış Mustafa' - Oğlum sen artık şarapnel gibi yağmalısın düşmanı güzelce vurmulısın '...biz artık dağımıza.. anneciğim..' (Komşudan o ölü de kalktı Boşluğuna bir kırbaç uzatıldı) (Çoktandır şu maraş kalesi hatıraları elinden alınmış bir taş yığınıdır.-onların yerine bilardo masaları konmuştur- şalvarlı şövalye ve kovboylar bilardo oynamaktadırlar) -Uykum geliyor kaderim yorula geliyor buz gibi eller Bu yaz hayatı beğenemedin aklımda kandan gökdelenler Ey aşk /.. ve ey aşk mı dedin../ Onlar küçücük küçücük gördü sana seslenenleri Gücendirilmiş gibi kayboldun Yerine piç döller yolladın Komşudan o ölü de kalktı Köyde devinimdir kırışık alın derileri kımıldar Kaş ve kalb zorla - kıvranarak Erkeklik ve kadınlık Ölümün önünde değersiz ama siperdedirler Bir değişime gibidir azrail - Mezarla uğraşmaz toprağı insan kazar O yere o ölü insan kalabalığında ansızın bir boşluk açılmıştır alın kımıldasın kâlb kıvransın Gölden ansızın bir tabutluk su alınmış gibi Bütün köy kımıldayacaktır / göl gibi Azrail devinimle çevirir bir gölü Bir insan kası - kadını kavrayan elleri mezar kazar toprak karşı komaz aralanır İnsan mezar kazar arada bar bar bağırarak - Ey süleyman oğlu nalbant izzet - nice rençberlik ettin Güneşin alnında bakır gibi göverdin Toprak kaz arada bir ölü görünürlerde mi bak - ahmet mehmet hasan hüseyin paytak mahmut babası hacı izzet süleyman oğlu hey nice öldün neyledin nasıl becerdin Köyden o ölü kalkar Süslenmiş kordelalar takılmış bir koç Kapıda tabut tahtaları arasında beklemektedir Bayram değil seyrandır Aşk aceleyle oraya buraya göz gezdirir Sevgi sabırla ahır kapılarından süzülmektir Köyden o ölüde kalktı - Sen de kalk hayvan sesleriyle yuvarla Köy bir ahenk kuşu sesi çıkararak Kasabaya bir ölü haberi uçursun Minarelerden ölgün bir kol gibi sarksın ölü selası /. Ölü ilk müezzin - minare uyarlamalarıyla dirilmektedir Köyden kasabayı dürtmektedir. / Bedir efendi durur selayı dinler - Kim'ola - - (Ben yüz yıl oldu babasızım) boğuk (Çukurovada eski kale burçlarıyla itişirdi akranlarım) (Sağ elim sualtı zengin bir köydü damağımıza kadar pancar) (O ufak çocuklardık - Bakışları) (Olmaza karşı koyuşları) (Şimdi köy acı'dan eğilmiştir) (Ben ölümle eğiliyorum) (Barsakları düğümlendi koyunlarımın) Bedir efendi durdu selayı dinledi - Kim'ola - Evlerden yarış atları gibi çocuklar fırlar Daha ilk namesinden alırlar ölüyü Burunlarıyla kim ölmüş sorusunu soluyarak Yokuşlara bir nefeste bayılırlar - Öyle bir çocuk tanıdım Karşılışınca başka çocuklarla hızlandı Minarenin kapısında bir çocuk halkası Müezzinle inecektir ölü Ölü çağırır çocukları alıştırır camiye Ve ölüyü eve ulaştıran çocuk Kutlu çocuktur Taşıdığı haberle masum onunla dopdolu ve büyük Ölü adı taşıyan çocuklar dönüşlerinde Şehri ağırlaştırırlar - Minare yükünü atmış Yeniden serpilmeye başlamıştır Süleyman oğlu hacı izzet evlere bir sepet incir gibi dağıldı evlere süleyman oğlu hacı izzet Müezzin kıs kıs gülmektedir kasabada evler - bir hacı izzetin varlığını bilmemekten - keder içindedir nine : kim'ola hacı izzet birazdan halk top gibi patlar - kasabalı değil hacı izzet bülbüllüdenmiş - oh oh bülbüllüdenmiş bütün evlere şimdi büyük büyük bir memnunluk çağlamaktadır |
||
|
||
| SEVMEK DE YORULUR Bir adam bir kadın var içimde iyice anladım Bana bunu sessizce anlatıyorlardı Bir yerde onların yönlerinden alımlı bir zarf katlanmıştı uzaktaki bulvarların geceye vurdukları çağırmasız kır günlerini zararsız akrepleri uzunlamasına yaşayıp yatay bir çocukla kalkan bir sürü alışkanlıklar taşıyan insanlığımızın gülüşü yalnızlar çarşısında çağrılmış gümüş seslerini aynadaki yüzlerin başkası sevsin diye en seçkin yerine bir şal gezdirirdi insanlığımıza birşey getirirdi yalnızlara Bir sen varsın hep saçların ağzın Bir merdiven hücresinde uzak çağrışımlarla koşardın ya bensem senin sonsuz gelişinle saçından tanıyor gülüşünden kaçıyor eğilip başını içlerimden geçtiğin zaman uzağa bir yolcuya karşı çıkar gibi Artık gecikmiş alışıldığım gidişinle davranılmaz üstünde durulmaz hiçbir tüfeğe gelmez kekliksem Yüzün soygundan geçmiş öyle bir yerde durmuş ki bakışın boynun bozgun üstünden bir nehir geçer gibi ya gecedir ondan ya bulanık sudan bir hasta gibi ağrımaktasın Gelişini aldım onu nasıl harcadım Denizden bulanıp okyanusa Selam çakan vapurun Aman o ne güzel o nasıl Sevindik adımına birden parka çekildik Ve birden nasıl bayram bıyıklı Bir yaylım herkesin yaydığı bir merhabayla Eğip başını içlerimden gittiğim zaman Uzağa bir yolcuya çıkar gibi Selini üstüme çektin önce camdan bir mektup dolabının üstüste sayısız koridorunu yüzüme yakın başını duvara değdirmiş bir benzetişle jozef ka benzeri bir bakışındı ya da konuşmayı kesip aman sen öyle bir gittin ki benimle Piknik beni sana verdi önce Gelişen güneş yalnızlıktan bir göze Eski ellerin Ve çağlarınla birşeye uzanmış etin Ve hançerinle zamana saf durmuş Son gidişindir bu Bunların hepsi beni çağırıyorlar sevinçlerimden Biri denizdir uzun boylu gürültüsüyle zaten hangisi kavak zürafası değil biri bütün yan odaları bekler kuşkulu geçer camlardan ve bırekır yerini bir koridor bekçisine Haydi sen bütün onlara git benimle Son sigaramdın Gidişin antinikotin Birden birşey mutlueşit piyano çalıyor Elleri iki çeşit durgun Gerçi çımıyor gelenlerin karanlığa duranların Suya inen sesleri Tam şimdi denizinle bir çakıl taşına yaklaşıyor kuma çok yakın bütün kesitlerinle bakıyor ve bunalıyorsun Tam şimdi ipe koşan beni elleriyle alkışlayan ağrıyan bir gün geliyor |
||
|
||
| ÇÖLDE GİZLİ BEZGİNLER bir çiçek bahçesinde geceye durgun kalışın yagmur sıcağı gibi öptüm sonsuz gidişinden. saçlarının seyriyle seni yolları aşklara davul çalıp çağrılmış yalnızlarla dolduran akreplerdir duygunun. karanlık ordulara güneşsiz sokulan bunlar canlanınca ne ateş kirli taşlar ne böcek şakakların sıcağında kuytu bir ses büzülüp ölecek sabahsız kuşlara koşarsa durur mu evreni omuzlarında bahar şenlikleriyle. sürdüren ellerini yngın borularında şaşkınlıkla başladı bu atlar bu savaşlar insan buluşlarından burda biter düğün. gidilir mi evin soğuğuna çölün sıcağından gemilerimiz saklanır.ağzımızda bir aşk kaçışı vardır buluşmaların saplandık tadına.durduk alnında yüreğe vuruşların yollar sellere gider. açılır parklar artık kuşlar dağılır bir aşkı gözyaşlarıyla bulvara çağirmak hiç keseye mi kalır çizildi yalnızlar. senin gelişin ne de süvari köprünün diplerinde geçer üstümüzden yağmur alan donanmalar. kürek sesleriyle koşu bitince aşk bir yorulmadır kaçılmaz kırbacından sayılır günü geçmiş anlar boşalan hangi tüfeğin arkasından oturur iki bakış ormanından gerilip bir masayı kollar uzayıp uzaya giden akrebe katlanıp zincire gelmeyen yolcular bu bizim sesimiz denizlere ateş gibi eller açılır ortasından su konuşmaz toplanmaz kuşlar. Ne kazandık yaşamamızdan biz harcandık anam hem kelimesiz kapandık sevgi ektik. Sonsuz seçtik. Beğendik. Ama toprağı kazandık sevinçle kaçın kurtulun ölümlerinizle.Yalnızlıkla ben kaldım sevindiniz işte alın kurtulun. Aha size son atım |
||
|
||
| Kûsuru şiire atan şairler var ve bir de kusuru kendine batan... | ||
|
||
| ONUN İÇİN Dün kalabalıkta .Sevmekten yorulmaktayım. Yalpalyan bir sarhoş var Şimşek vuruyor onu bir çırpıda Seçip vuruyor Fırtına çevreği de buluyor emiyor Yılışık nemli bir şehvetle arzulanıyor Bahar ayartıyor onu Köprüde insanlardan yükselen buhar Camların çiğneyip salonlara kustuğu sıcaklık Sevmek yapışkan insan teri İnsan kılı memesi kokarak Kollarını eklemlerini yalıyor seni ve şimdi aşkın evinde iki yabancı insan misina tutmaktan tuzlu sudan birbirini duyamaz olmuş iki parmak gibi yatıyor İstanbulda Suadiye mezarlığında Yorgun uzman bir kalp Kimbilir hangi kanlarda akıyor gövdemiz Kimbilir kimin damarlarında hızlandırıyor sözlerim Bir bohça aralanır çağırır üfürür - sıcak ve tüterek Irmak denize boşaltır dağlardan kaçırdıklarını Atın birden nalları dökülür - delice koşarken yine de Bilki şöminenin içinden Yanmış kül olmuş yine de Seni gözlemekteyim Bir kadın bir baş kesiyor gördüklerim Bir kadın kendiyle oynuyor Kendine ve çocuklarına parçalanarak Soğuk sıcak yanıp donarak Dar koridorda yay gibi vınlar Ve duşa varamadan Ufak kırmızı lambadan erikler yağar Bir göz bir çağırma bir dur akar Geri dön azarlandın Koltuğa otur şöminenin içine bak Şimdi hızlan ve hızlandır |
||