SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Yazarlar

Konu: Mehmed Uzun

Sayfa: [ 1 ]

03.02.2008 15:00:14
MEHMED UZUN'A MEKTUP: Bir halk gülüyorsa gülmek   

12. 05. 2006 j Stockholm
Seugili Arkadaşlar,
Bakın işte bütün kitaplar çıkmaya başladı. Durmadan genişleyerek devam edecektir. Ne yazık ki aranızda değilim. Ne zaman gelebileceğimi de açıkçası bilmiyorum. Ama ben olmadan da gerekli özen, sevgi, saygı ve şeukle kitapları yayınlayacağınızı biliyorum. Zaten o nedenle size geldim. Yalnız sizden bir ricam var, lütfen Kürtçe kitapları ihmal etmeyin. Her şeye rağmen onları da yayınlayın. Benim artık yayın programı, kitapla ilişkili raporlar, ekonomi ve benzeri işlerle ilgilenecek durumum yok... ...Böyle olmasını istemezdim, sizinle birlikte olmak ve coşkulu şeyler yapmak isterdim. Ama ne yapalım. Size başarılar ve mutluluklar diliyorum.

Kardeşiniz Mehmed Uzun


Yüzün gibi aydınlık bir masala benziyor senin hikâyen, bütün düşmanlıklara ve ölüme rağmen. Ölümle biten; ama aslında ölümle bitmeyen... Sen artık sonsuzluğun kapısından geçtin Sevgili Mehmed Abi, ve biz, kardeşlerin, kardeş değilsiniz diyenlere, kardeş olmamamız için her yolu deneyenlere rağmen biz kardeşlerin, senin masalına tanık olmaktan gurur duyduk.

Seni tanıdıkça insana olan umudumuz tazelendi. "Her şeye rağmen yayınlayın," diyorsun, tıpkı senin her şeye rağmen yazdığın, her şeye rağmen umudunu kaybetmediğin gibi. "Her şeye rağmen" yayınladık seni Mehmed Abi, okurlarınla aranda köprü olduk, senin okurlarının gözünde nasıl değerli olduğunu bir kere daha gördük... Hep üstü örtülmeye çalışılan şeyleri anlattın çünkü sen onlara, barışı anlattın, yoksulluğu anlattın, çaresizliği, ezilmişliği ve yok sayılmışlığı anlattın... Kimi özlemindi, kimini bizzat yaşadın... Çözmemiz gereken onca sorun varken, yeryüzünde hâlâ aç insanlar varken... Hayat bunca hoyrat ve adaletsiz; ama bir o kadar da değerliyken... ve herkesin insanca yaşama hakkı varken, biz hâlâ kardeş olmaktan bahsediyoruz, -ama bizim değil bu ayıp.

Gülüyorsun değil mi Mehmed Abi, hep öyle gülüyorsun; hüzünle... Her şeyi hüzünle yaşamayı öğrendik bir kere; "gülmek bir halk gülüyorsa gülmektir," demiş Cansever, ondan herhalde bizim gülüşlerimiz de hep hüzünle, hüzünle... Bu mektubun yazıldığı tarihten bir yıl kadar önce katılmıştın aramıza, Mart 2005... Kızımın yeni doğduğu günlerdi... İkiniz de ne hoş gelmiştiniz hayatımıza, biri kucağımıza düşen küçük bir melek, diğeriyse o melekler güzel büyüyebilsinler diye kalemiyle savaşan, onlara yazdıklarıyla yaşama gücü veren bir yazar... Bir büyük yazar...

Güzel dileklerini hatırlıyorum doğumuyla ilgili, -güzel dileklere o kadar ihtiyacımız var ki... Her doğumla bir mucize gerçek oluyor Mehmed Abi, anlamak istemediğimiz de bu değil mi: Ölmek neden bu kadar kolay peki? Sen de o destansı anlatımınla, hep buna isyan etmedin mi? Her şey başka türlü olabilecekken, bunca acı... Bunca insan...

Mektubundan iki ay kadar sonra döndün ülkene... Seni kaybediyor olmanın hüznüne karıştı mucize iyileşmen... 11 Ekim'di, iyileştiğinde kızımla tanıştıracaktım seni... Her şeye rağmen "hayata" inandın sen, her şeye rağmen hayata inandık, insan olmaktan yitirmedik umudumuzu, kitaplar yazdık, çocuklar getirdik bu dünyaya, bu güzel topraklarda barış içinde, insanca yaşasınlar diye...

Çünkü onlar bilmezler doğarken analarından, düşmanlık ne, milliyet ne, biz öğretiriz hepsini güzelce, öldürmek ne nefret ne... Tıpkı kitabının adı gibi (*), yüzün gibi aydınlık bir umut bıraktın bize, her şey bu kadar kötüyken bu ülkede, hiç olmazsa çocuklarımıza "kardeşliği" öğretelim, hiçbir şey yapamıyorsak da sadece "insana insan olduğu için değer verelim"... diye.

İnsan olana insanca davranmak yakışır diye. Yaşarken o güzel yüzünle aydınlattın bu toprakları; dileğimiz, artık barış çiçekleri açsın yattığın topraklarda...

Seni tanımaktan, kitaplarını yayınlamaktan duyduğumuz gururla...
*Aşk Gibi Aydınlık Ölüm Gibi Karanlık
 ŞULE CEPCEPOGLU

03.02.2008 15:01:29
Dicle denize kavuştu...
Uzun ve yorucu bir yolculuğun, sakin, huzurlu ve eğlenceli menzilleridir bayramlar, durursun, dinlenirsin, yol boyu birikmiş kirinden pasından, öfkenden, düşmanlığından, kırgınlığından arınırsın.

 Bayramın sevinci ve eğlencesi aslında bu arınmada ve arınmanın getirdiği huzurdadır.

Ortak bir anlaşmayla hayatın acılarına kapanır kapılar.

Dinlenme vaktidir.

Gene yola çıkılacak, gene kirlenilecek, gene yorulunacak, gene acılar çekilecektir ama şimdi değil, bugün değil...

Bugün huzur günüdür.

Biliyorum pek huzurlu olunabilecek zamanlarda değiliz.

Acılar, kapanan kapıları kırıyor.

Ülkede yas var.

Çocuklar ölüyor gene.

Kederli olmamalı bayramlar.

Bunlar neşeli ve sevinçli olmamız, huzurlu olmamız gereken günler.

Dinlenme menzillerimiz.

Biraz yaslı girdik bu defa menzile.

Mehmet de öldü.





Mehmet Uzun.

"Türk çocuklarıyla Kürt çocuklarını öldürmeyin" diyen bir yazar.

Ömrünü Kürtçe’ye adamıştı.

Kimsenin okumadığı bir dilde yazdı inatla.

Beni en çok ne üzdü biliyor musunuz?

Önüme bir gazete sayfası getirip koydular.

Mehmet’in kocaman bir resmi.

Ve bir başlık atmışlar...

"Dicle denize kavuştu."





Bir Kürt gazetesinin internet sitesini açtım.

En büyük yazarlarından birinin öldüğü gün...

Bir satır haber koymamışlardı.

İçim kırıldı.

Kürtçe’yi seven bir Kürdü sevmeyen Kürtler.

Türkçe’yi seven Türkleri sevmeyen Türklere ne kadar da benziyorlar.

Mehmet’in Kürtçe’ye hak ettiği değeri verebilmek için ne çileler çektiğini biliyorum.

Ve, o öldüğünde "kardeşleri" onun ölümünden söz etmiyorlar.

Diyarbakır’ı anlattığı bir denemesi vardır.

Avluları...

Taş duvarları...

Ve nar ağaçlarını.

Diyarbakır’a aşık olursunuz.

O avluların içinde yaşayanları seversiniz.

Uzun boyluydu.

Ağır ağır yürürdü...

Ve ağır ağır konuşurdu.

Sükunetle konuşurdu.

Hiç kızdığını, sinirlendiğini görmedim.

O kadar bilgiliydi ki şaşardınız.

Sanki her şeyi okurdu.

Her şeyi bilirdi.

Öyle de güzel yazardı ki...





Yazdıklarını okuduğumda o satırlar içime işlemişti, "Mehmet" demiştim, "ne güzel yazıyorsun, ne güzel anlatıyorsun," utangaç gülümsemişti.

Diyarbakır’ın narları...

Surları...

İnsanları...

Bir gece beni Norveç’te bir bara götürmüştü, Civan Haco’yu dinlemiştik.

Fiyortları gezmiştik sonra...

Edebiyattan konuşmuştuk.

Bilmediğim ne çok şey anlatmıştı bana.

Hep barış isterdi...

İsterdi ki Kürt çocuklarıyla Türk çocukları birbirlerini öldürmesinler...

Ve tam da çocuklar birbirlerini öldürürken öldü.

Kederle ölmüştür diye düşündüm.

Bu topraklarda doğan bir yazar başka nasıl ölür?

Kederden başka ne verir bu yaşananlar ona?

Hayır, tam da öyle değil...

Mehmet, sevgiyi de gördü.

Bir gün duydum ki Mehmet hasta.

Telefon ettim, "Nasılsın," dedim, "neler oluyor," güldü, biraz zor konuşuyordu, "Önemli değil," dedi, "ciğerlerim su toplamış."

Sonra İsveç’teki doktorlar "On beş gün içinde ölecek" dediler.

"Diyarbakır’a gideceğim," dedi Mehmet, "ölürsem orada öleceğim."

Diyarbakır’a getirdiler.

Bir hastaneye yatırdılar.

Hastanedeki doktorunun telefonunu bulup aradım.

"Nasıl Mehmet?"

"Kötü" dedi, "maalesef çok fazla zaman kalmadı."

Ve, Mehmet bir yıl daha yaşadı.

Diyarbakırlıların, Kürtlerin, Türklerin sevgisi öyle bir kavradı ki onu ölümle tam bir yıl çekiştiler.

Ve, sonra...





Dicle denize kavuştu.

Uzun boyu, sükuneti, ağırbaşlı bilgisi, derin anlatımı, Kürtçeye olan sevgisi, barışa olan düşkünlüğü...

Yıldızların arasında dolaşan bir ermiş gibiydi...

Ardı sıra satırlarıyla parlayan gümüş tozları.

Ve ben Mehmet için bir yazı yazıyorum...

Çocuklar ölürken öldü Mehmet.

Hep çocuklar yaşasın isterdi.

Çabalardı bir şeyler yapmak için.

Diyarbakır’ı hiç görmedim.

Diyarbakır’ı herkesten iyi tanıyorum onun yazdıklarını okuyarak.

Hayranlıkla okumuştum.

Gıptayla okumuştum.

Güzel yazar, güzel anlatırdı.

Bugün bayram, bugün acılara kapalı kapılarımız.

Huzur günü, arınma, dinlenme günü.

Hayır, acı çekmeyeceğiz.

Dağlarda çocuklar ölüyor.

Türk çocukları, Kürt çocukları...

Ellerinde tüfekleri.

"Ölmesinler" derdi Mehmet.

Çocukları Türk, Kürt diye ayırt etmezdi.

Severdi hepsini.

Sükunetle konuşurdu.

Yıldızların arasında dolaşan bir ermiş gibiydi...

Kelimelerden bir gümüş tozu serpilirdi peşi sıra.

Ölüyor insanlar.

Yaşlandım, kendi ölümüme alıştım da sevdiklerimin ölümüne alışamadım.

Bir de çocukların ölümüne.

Bugün bayram.

Huzurlu bir gün.

Yolculuğumuzun sakin bir menzili.

Acılara kapalı kapılarımız.

Acı çekmeyeceğiz.

Ama bu bayram biraz zor kapıları kapalı tutmak.

Ölü çocuklar süzülüyor içeri.

Kavruk, kederli yüzleri.

Fakirler, yorgunlar, kanlı elbiseleri.

Ve Mehmet...

Gülümseyerek karşılıyor gelenleri.

Kederi burada bırakmıştır, diyorum, orada çocuklara anlatıyordur usul sesiyle neden öldüklerini.

Yazdığı gibi güzel gülerdi.

Korktularsa çocuklar ölürken, onun güldüğünü görünce geçmiştir korkuları.

Ama ölmeden önce son kederi, sanırım ölen çocuklar olmuştur.

"Ne yapacağız" derdi, "Ne yapacağız Ahmet bu çocuklar için?"

Hiçbir şey yapamadık işte Mehmet.

Öldü çocuklar.

Ölüyorlar.

Daha da ölecekler.

Hiç ayırmazdı çocukları birbirinden.

Sevenler onu, bunun için sevdi.

Sevmeyenler, bunun için sevmedi.

Bir Kürt sitesinde ölümünden tek satır görmediğimde içim kırıldı.

Sizin anadilinizi yaşatmaya çalışırken öldü o.

Bu muydu hak ettiği?

O, aldırmazdı biliyorum, o yıldızların arasında dolaşan bir ermiş gibiydi.

Olgunlukla karşılardı.

Ama kendini sevenleri de gördü, imza günlerinde, okuma günlerinde, yattığı hastanenin kapısında dizilmiş binlerce insan.

Onu sevdiler.

O da sevdi onları.

Güzel yazılar yazardı...

Diyarbakır’ı ondan okuyan bu şehre aşık olurdu.

Narlar... Avlular... Taş duvarlar.

Bugün bayram.

Bugün acıya kapalı kapılarımız.

Ölü çocuklar süzülüyor içeri.

Fakirler, yorgunlar, kanlı elbiseleri.

Onlar Mehmet’e ve tanrıya emanet artık.

Onların ölümüyle kederlenerek öldü Mehmet.

Bir arife günü...

Bütün yazarlar gibi huzuru bulabileceği tek yere gitti.

Dicle denize kavuştu.

Yıldızların arasında dolaşan bir ermiş gibi...

Gümüş tozundan kelimeler ardında.

Bugün bayram...

Bugün acıya kapalı kapılarımız.

Acıdan değil bu gözyaşları...

Mehmet’siz bir dünyaya henüz alışamamaktan.

Ahmet Altan/Hurriyet

03.02.2008 15:02:03
Değerli edebiyatçımız Mehmed Uzun'un yaşamını kaybetmesi sevenlerini derinden sarstı. Diyarbekir.Net'in açtığı taziye defterine gelen duygu dolu satırlardan bazılarını sunuyoruz.

 
Kürt Ulusunun Başı Sağolsun
Arefe günü aldığımız bu haber bizi çok derinden sarstı. Büyük Kürt edebiyatçısı Mehmed Uzun'a Allahtan rahmet, ailesine ve tüm sevenlerine başsağlığı diliyorum. Mehmet Poyraz www.diyarbekir.net

Diyarbakır öksöz kaldı..
Bir ulus kültürüyle ve diliyle ayakta kalır ve yıllara meydan okur. Sayın Uzun, ölümsüz eserleriyle yok olmamıza izin vermedi. Merhuma Allah'tan rahmet diliyorum, Kürt halkının başı sağolsun... Mustafa Sayar





Dayanışmalarımı iletiyorum...
Değerli insan, Kürtçe'nin 'edebiyat dili' de olmasına büyük katkıları olmuş değerli yazar Mehmet Uzun'un yaşamını yitirmesinden çok üzüntü duydum. Size ve aracılığınızla, ailesine, tüm sevenlerine baş sağlığı diliyor, sıcak dostluk ve dayanışmalarımı sunuyorum. Yalçın Ergündoğan Gazeteci-yazar BirGün gazetesi, www.sesonline.net haberportalı

Büyük bir edebiyatcimizi kaybettik
Aramizdan erken ayrilacagini biliyorduk. Bu kötü haberi duymamak icin kulaklarimizi tikamistik adeta. Ama o kötü gün geldi. Daha nice ürünler verecegi olgun bir yaşta Kürt edebiyati saygın bir ismini kaybetti. Acimiz sonsuz. Biraz teselli varsa o da vatanina dönen M.Uzun un yasam savasini ülke topraginin yardimiyla uzatmasi, sonunda ülke topraginda kalmasidir. Ailesine- Diyarbekirlilere, halkimiza bassagligi diliyorum. Recep Marasli

Başsağlığı diliyoruz.
Ülkemizin önemli edebiyatçılarından Mehmed Uzun’un kaybından derin üzüntü duyuyoruz. Ömrünü farklı kimliklerin, kültürlerin bir arada özgürce yaşamasına adayan barış insanı Mehmed Uzun her zaman saygıyla anılacaktır. Ailesine, yakınlarına, dostlarına ve tüm halkımıza başsağlığı diliyoruz. Müjde Ar - Ercan Karakaş

Başımız sağolsun/Serê me sax be
Bir değerli yazarımızı, Kürtçe'nin yüzakını, Mehmet Uzun'u en verimli çağında yitirdik. Tüm Kürtlerin, tüm dil dostlarının, tüm edebiyat dünyasının, ailesinin ve dostlarının başı sağolsun. * * * Me nivîskarekî xwe yê hêja, serbilindîya zimanê Kurdî, Mihemed Uzunê dilsozê Kurdî wenda kir. Bila serê Kurdan, serê zimandostan, edebîyatzanan û malbat û dostên Uzunê sax be. Em wî tu car bîrnakin. Fehim Işık

YAŞAMINDAKİ VE ÖLÜMÜNDEKİ İRİ ANLAM
İnanıyorum ki onun anısı ve yapıtları, edebiyatın tarihsel sürecinde hep özel, özgün bir renk olarak kalacak ve bir gün küçük politikacılar unutulacak, fakat Mehmet UZUN gibi namuslu yazı adamları hep yaşayacak ve yaşatılacaklardır. Onunla aynı siyasal-sosyal süreçlerden gelip, aynı topraklardan, aynı cezaevi koğuşlarından çıkıp, aynı siyasal iklimde aynı darplara maruz kalmış aynı kuşağın yazı adamlarıyız. Bu yüzden onun yaşamındaki ve yapıtlarındaki anlamı olduğu kadar, ölümündeki iri anlamı da çok iyi anladığıma inanıyor, anısı önünde sevgi ve saygıyla eğiliyorum... Yılmaz ODABAŞI

Oldu mu ya Mehmedciğim?
Kara haberin dünyanın ta öbür ucuna anında ulaştı.
Tam sevinirken “Toprağına dönünce ölümü yendi” diye,
var mı öyle aniden gidivermek, kimseyi rahatsız etmeden, sessizce?
Sen sustun, ama sesin her yerde yankılanıyor.
Ardından yazılanlara ve bir de yazanlara bakıyorum da, biz birşeyler değişmiyor sanırken meğer neler değişmiş.
“Kürt” kelimesinin bile bölücülük sayıldığı, sevgili Aziz Nesin’in bile sırf bu kelimeyi ağzına aldığı için yargılandığı günler o kadar yakın ki.
Toplumu o günlerden bu günlere taşıyanlara ne mutlu.
Ve aynı zamanda ne acı ki, çoğu artık aramızda değiller, çoğu bunu canlarıyla ödediler.
Ama Memedciğim, yaşamı bize zindan etmeye uğraşanlar şu anda burada, Montevideo’da olsalar ve “ifade özgürlüğü” için dünyanın dört yanından gelen insanların senin kaybına nasıl üzüldüğünü, ardından ne güzel sözler söylediğini duysalar minicik dünyaları başlarına yıkılırdı.
Ne mutlu sana, dünyanın dört köşesine yayılmışsın çoktaaan.
Öldüğüne nasıl inanayım?

Şanar Yurdatapan,
11 Ekim 2007, Montevideo- Uruguay





Bu Halk Seni Unutur mu?



 
 
Yapılan Konuşmalar

İlk önce söz alan Yazar Yaşar Kemal, “Bu kadar zorluklar içinde başeserler yazmak Mehmed gibi insanların işidir. Dili yaratmak destancıların, aşıkların işidir” dedi. Mehmed Uzun’un roman macerasının uzun ve yoğun bir macera olduğunu Uzun’un ardından Kürt yazarlarının yetişeceğini söyleyen Kemal, Uzun’un Kürt diline, roman dilinin dikenli yolunu açtığını belirtti. Kemal, Uzun’un Kürt yazılı edebiyatı ve halk edebiyatının yoğunlaştığı bir bölgede doğduğu ve anadilinin Kürt dili olduğunu hatırlatarak “Mehmed ana dili kadar Türkçe’yi de öğrenmiştir. Türk halk dili de çok zengindir. Mehmed Uzun bu iki halkın da dilini, sözlü ve yazılı edebiyatını öğrenmiş, kaynak yapmıştır. Başta İsveç olmak üzere dünya kültürlerini de özümsemiştir” dedi.

Mehmed’in dilinin usta, yeni ve yalın bir roman dili olduğunu söyleyen Kemal, “Böylesine yalın bir dille yazabilmek anca ustalara hastır. Betimlemeleri, göze batmadan, insanın haberi bile olmadan, destanlar gibi örülmüştür” diye konuştu. Mezopotamya’nın yaşayan en eski dili olan zengin Kürt dilinden böyle romanların halk için büyük mutluluk olduğunu söyleyen Yaşar Kemal, “Mehmed Uzun böyle bir dilin ustasıdır. Gelecek büyük Kürt romanının ilk temel taşını koymuştur. Bu onur onundur” dedi. Kemal sözlerini şöyle tamamladı:



“İnsanlığı insanlık eden her şeyden önce kültürdür. Ve dünyada hiçbir kültür hiçbir kültüre zarar vermemiş, her kültür öbür kültürü beslemiştir. Bir ülkede kültürlerin çeşitliliği, o ülkenin zenginliği, büyüklüğüdür. Mehmed’in romanı, kişiliği insanlığımızın zenginliğidir. Bu insan politikada da dimdik durmuştur. Orada da hatalar işlememiş, her zaman şiddeti kınamıştır. Yaşamı boyunca konuşmaları eserleriyle savaşa karşı koymuştur. Ne olursa olsun, kimler karşı koyarsa koysun, Türkiye barışa kavuşacaktır. Ben de buna inanıyorum. Yakında bu savaş barışla bitecek ve Mehmed mezarında rahat edecek. Bu savaşın sürüp gitmesi için hiçbir sebep yok.”



DTP Meclis Grup Başkanı ve Mardin Milletvekili Ahmet Türk ise Uzun’un çok genç yaşta olmasına rağmen halkına sunduğu çok büyük eseri olduğunu söyledi. Türk “Mehmed’ten büyük bir isim kalmıştır. O halkına sunduğu değerler ve hizmetlerle halkının sesi, dili, vicdanı olmuştur” dedi. Uzun’un yalnızca bir edebiyatçı değil, aynı zamanda siyasetçi, diplomat ve fikir insanı olduğunu belirten Türk “Uzun vasiyetinde Şerafettin Elçi, Yaşar Kemal ve Ahmet Türk’ün konuşmasını istedi. Buradaki mesaj şudur. Düşünce farklılıklarıyla da olsa Kürtler bir araya gelmelidir, artık diyalog günüdür demek istiyor. Bu mesajları beynimize kazıyacağız” diye konuştu.



Elçi: Bu aydınlığı yaşatmak Kürt halkının elindedir

KADEP Başkanı Şerafettin Elçi de, Kürtçe yaptığı konuşmasında özetle şunları ifade etti: "Kekê Mehmed Kürtlerin gülüdür. Fakat bu gül erken soldu. Mehmed Kürt halkı için bir aydınlıktı. Fakat bu aydınlık erken söndü. Bu aydınlığı yaşatmak Kürt halkının elindedir. Mehmed acılar içinde yaşadı. Hapis ve zindanlarda kaldı. Hakkında bir sürü dava açıldı. Ülkesinden sürgün edildi. Bunlar Mehmed'in içinde çok büyük yaralar açtı ve hasta olmasına neden oldu. Mehmed sadece fiziksel olarak gitti. O bizim gönlümüzdedir. Kendi yaşamını Kürtlerin yaşamı üzerinde kurmuştu. Çünkü yaşamı Kürtlerin içinde devam edecektir. Mehmed halkına aşıktı. Asuri, Kürtler, Ermeniler, Keldaniler için de bir sesti. Onlar da kendilerini Mehmed'in romanlarında görüyorlardı. Nobel Ödülü'nün Uzun'a verilmesi gerekiyordu. Mehmet Uzun iki şeye önem veriyordu. Bir diline, bir de tarihine ve kültürüne. Mehmed biliyordu ki, bir halk tarih ve kültürüyle vardı. Ben inanıyorum ki, Kekê Mehmed Kürtlerin gönlünde hep var olacak ve amacına ulaşacaktır.”



Baydemir: Çıra oldun halkını aydınlattın

Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, Kürtçe yaptığı şiirsel konuşmasında kah Mehmed Uzun’a seslendi, kah Diyarbakır halkına, kah genç yazarlara, kah güvercinlere seslendi:

“Evet, Mehmed, evet kardeşim,

Halkının dostu, sözünün sahibi bugün bayramdır. Kimse siyah elbiselerimize bakmasın. Üzüntümüze bakmasın. Yüzyıldır bizim topraklarımızda bayramlar hüzün içinde buruk bir şekilde kutlanıyor. Bugün de bayramımız karadır. Bütün zorluklarına rağmen kardelenler açacak ve karı, buzu eritecektir. Umutlarımız, senin umutların gibidir.

Gönlümüzün bir köşesinde özgür ve coşku dolu bayramlar için umudumuz saklıdır.

Kardeşim Mehmed, dostlar, arkadaşlar!..



Ey onurlu halkım!

Gün gelecek bu kara bulutlar dağılacak. Bütün yazarlar sürgünlerde, zindanlarda ve çıranın ışığında değil; yıldızların, ayın ve güneşin ışığında özgür duygularını yazacaklar.

Sen o günü yaklaştırmak adına bizi bugün bir araya getirdin.

Emeğin çok büyüktür. Ehmedê Xani'nin, Melayê Ciziri'nin, Feqiye Teyra'nın yolunda yürüdün. Zindan, sürgün yokluk, yalnızlık senin payına düştü. Ancak sen hiç bir zaman aşkından, halkına ve diline olan sevginden vazgeçmedin.

Dostlar, arkadaşlar!..

Bazıları ‘Senin dilin, kimliğin yok’ dediler. O ise, Cigerxwin gibi dedi ki, 'Hayır vardır. Şam şekerinden daha tatlıdır.’

Senin dilin yazı için yeterli değildir dediler. O ise ‘Hayır benim dilim kadimdir, zengindir. Benim kültürüm Mezopotamya’nın kadim toprağı gibi güçlü ve rengarenktir.’

Bunu sadece söylemekle yetinmedi. Büyük romanlar yarattı ve bütün dünyaya gösterdi. O da aynen Ehmedê Xanî gibi dedi ki:

“İnsanlar demesin ki Kürtler
Marifetsiz ve asılsızdırlar.
Bütün milletler kitap sahibidirler
Bir tek Kürtler bundan nasipsizdirler.”

O da Ehmedê Xanî gibi Kürt dilinin bayrağını, dünya damının başına dikmek istedi.

Arkadaşım Mehmed, halkının dostu;

Yalnızlık içinde ülkenin nehirleri, dağları, yokuşlarıyla konuştun. Yalnızlık içinde Dicle’nin Yakarışı’na kulak verdin. Kah bir dengbejin sesiyle coşkun, kah Güzel Bir İhtiyarın Ölümü’nü tutulan yası kendine vatan yaptın. Bazen kader kuyusuna indin, Mir Celadet’in misafiri oldun, onunla derdini ve kederini paylaştın. Celadet’e hayırlı müjdeler verdin, ona Hawar’ın öğrencilerinin başarılarından bahsettin. Bazen de Bir Yiğidin Destanı’nı okudun.







Dostlar, arkadaşlar!..

Kekê Mehmed çok çalıştı, çok zahmet çekti. Çok şeyler yarattı. Ama sürgün, yalnızlık ve hasret onu yordu.

Soğuk sürgün gecelerinde bir mum gibi eridi. Şifa bulmak için kendi toprağına, kendi halkına ve Amed’lilerin misafiri oldu.

Ey halkım!..

Binlerce defa eviniz şen olsun. Sizin sevginiz ve sizin desteğiniz sayesinde bugün Mehmed Uzun Aşk Gibi Aydınlık oldu. Bir tarafında On Gözlü Köprü ve Dicle Nehri, diğer tarafında

Diyarbakır Surları!..

Her zaman onurlarımız olan Vedat Aydın, Musa Anter ve Orhan Doğan bağırlarına basmak için seni bekliyorlar. Dicle Nehri, sizle Mem û Zin arasında elçi olsun.

Ey yüz akı seydalarımız!..

Dua edin, dua edin. Arkadaşımızı yolculuyoruz.
Ey gecenin ve gündüzün Rabbi!..
Ey merhameti bol Rabbim;
Sen onu cennetine koy. Biz ondan razıydık, sen ondan razı ol.

Ey gençler!..

Bugün Mehmed Uzun sizin misafirinizdir. Pak bir misafirdir. Onu omuzlarınızın üzerinde taşıyın ve kalemine sahip çıkın. Ve deyin ki; ‘Bugün 100 bin Mehmed Uzun buradayız.’ Dicle Nehri gibi Diyarbakır sokaklarında akın.

Ey genç yazarlar!..

Mehmed Uzun’un Elî Heriri, Ehmedê Xani, Cigerxwin, Hejar, Hemin, Celadet, Osman Sabri, Erebê Şemo ve Yaşar Kemal'den devraldığı bayrak, şimdi sizin elinizde. Mesuliyetiniz ve yükünüz çok ağırdır.

Değerli halkım!..

Kalkın, misafirimizin elbisesini rengarenk güllerle süsledik. Onu bu yaşamdan bir başka yaşama yolculuyoruz.

Kentimin bütün güvercinleri!..

Toplayın gücünüzü, saf tutun. Kanatlarınızı açın, tatlı bir esinti yaratarak uçun. Bembeyaz bir güvercin bugün size katılıyor.

Kalkın halkım; onu yolculayalım. Hep beraber ona güle güle, yolun açık olsun diyelim. Yolun açık olsun değerli arkadaşımız. Hep beraber gecenin ve gündüzün Rabbine yakaralım. Mekanı cennet olsun.”

03.02.2008 15:02:37




Baskın Oran / Radikal iki

03.02.2008 15:03:13
Yaşar Kemal'in, Mehmed Uzun'un cenaze töreninde yaptığı konuşma:

"Bir edebiyatçının cenazesine bu kadar kalabalığın gelmesi ilk defa oluyor. Siz hepiniz sağ olun. Mehmed her şeyimdi. Bu adam büyük bir adamdı. Mehmed için kitaplar yazılacak, destanlar, şiirler yazılacak. Bunca zorluklar içinde başeserler yazmayı başardı. Mehmed bir halkın gözbebeği olacaktır. Buna inanıyorum. Mehmed modern Kürt romanını yaratmış bir ustadır. Roman ne demektir, bir uygarlık demektir. Bizim Kürtçenin romanını Mehmed yarattı. Ben Kürt asıllıyım ancak Kürt yazarı değilim. Mehmed bir Kürt yazarıdır. İşini her şeyden iyi görmüştür. Kürt romanının dilinin dikenli yolunu açmıştır. Bu kültüre büyük bir katkıdır. Yüzyıllarca dengbejlerin (halkların) dillerinden düşmeyen destanların Kürtlerin erişilmez güzellikteki şiirleri belalara uğramıştır. Sönmeye başlamışken alın size çağımızın Kür romanını ve bunu yaratan Mehmed'tir. Türkiye'nin de romanlarıdır. Mehmed'in romanları pek çok dünya diline çevrilmiştir. Böyle de kalmayacaktır. Bu romanlar klasikleşecek, insanlığın malı olacaktır. Mehmed Uzun'un roman macerası, uzun ve yoğun bir maceradır. Bunu çok az insan yaşar. Mehmed'in doğduğu bölgede hemen herkes Kürtçe konuşur. Kürt yazılı edebiyatının, halk edebiyatının yoğunlaştığı bir bölgedir burası. Kürt dili çok zengin bir dildir ve Mella Cizrevi gibi şairler yetişmiştir. Dahası Kürt destanları, masalları, ağıtları, türküleri burada söylenir. Mehmed en eski kültür toprağında doğmuş, Anadolu'nun çok zengin Kürt dilinin, anadili bu çok zengin Kürt dili olmuştur. Bir de Mehmed ana dili kadar Türkçeyi de öğrenmiştir. Türk halk dili de çok zengindir. Kürt halk dili de çağlar boyunca büyük sözlü edebiyatı yaratmış. Dede Korkut, Köroğlu destanları Yunus Emre, Pir Sultan Abdal gibi şairlerini yetiştirmiştir. Mehmed Uzun bu iki halkın da dilini sözlü ve yazılı edebiyatlarını öğrenmiş, iki dili de kaynak yapmıştır.
Mehmed Uzun'un romanlarını okuduğumda çok şaşırdım. Bir dilin ilk romanı böyle ustalıkla, zengin bir dille gelişmiş bir roman dili yaratılarak nasıl yazılmış diye.
Mehmed'in yeteneğinde geniş kültürünün elbette payı büyüktür. Kürt dilini ve edebiyatını iyi biliyor. Sonra dünyaya açılıyor. Dünya kültürünü ve edebiyatını özümsüyor. Mehmed, Kürt dili için bir tarih oluyor böylece. Mehmed'in dili usta, yeni bir roman dilidir. İnsanı bu yalın dil ile öylesine büyüler ki insan böyle bir büyünün içinde öylesine kalır. Böylesine yalın dil ile yazabilmek ancak büyük ustalara hastır. Betimlemeleri, yani tasvirleri, göze batmadan insanın haberi bile olmadan destanların dili gibi örülmüştür. Betimlemelerinde yeni doğa anlatım biçimlerine ulaşmıştır. Doğası büyük destanların anlatıldığı kadar yalın ve zengindir. Mezopotamya'nın yaşayan en eski dili olan zengin Kürt dilinde böyle romanlar bir halk için mutluluktur.
Kürt roman dilinin ilk temel taşını koymuştur. Bu onur onundur. Bu çağda yeni bir roman diline imza atmak kolay bir iş değildir. Bu güç işin altından Mehmed Uzun alnının akıyla çıkmıştır. Bu görkemli başlangıçtan sonra Mezopotamya'nın yaşayan en eski zengin dilinde ve büyük edebiyat romanları çıkacaktır.
İnsanlığa insanlık eden her şeyden önce kültürdür. Dünyada hiçbir kültüre, kültür zarar vermemiştir. Her kültür, öbür kültürü beslemiştir. Bu anlaşılmıyor. Kültürler birbirlerini öldürmezler. Kültürler birbirlerini çoğaltırlar, yaşatırlar, zenginleştirirler. Bunu bilmeyenler kendi kültürlerini öldürüyor. Yasakladığı kültürleri de öldürüyorlar. Bu cehaletten geliyor. Bir ülkede kültürlerin çeşitliliği o ülkenin zenginliği, büyüklüğüdür. İşte anlamadıkları budur. Mehmed'in romanı, kişiliği, insanlığın zenginliğidir. Bu insan dimdik durmuştur. Her zaman şiddeti kınamıştır. Yaşamı boyunca konuşmalarıyla, eserleriyle savaşa karşı koymuştur. Ne olursa olsun, kimler karşı koyarsa koysun Türkiye barışa kavuşacaktır. Ben de buna inanıyorum. Yakında bu savaş barışla bitecektir. Mehmed mezarında rahat edecektir. Savaşın sürmesi için hiçbir neden yoktur. Bu savaşı oyun sanıyorlar. Kimse hiçbir sebep bulamaz.
Bugün oyun sanıyorlar savaşı. Belayı, o savaşı isteyenler bulacaktır, halklarımız değil."

03.02.2008 15:03:52
Modern Kürt romanının kurucusu Mehmed Uzun, Diyarbakır'da öldü. Önce İsveç, sonra ABD'de mide kanseri tedavisi gören Uzun, 13 Temmuz 2006 günü "Beni Diyarbakır iyileştirir" diyerek Diyarbakır'a gelmişti. 54 yaşındaki Uzun, yarın Diyarbakır'da toprağa verilecek.
Siyasal nedenlerle Türkiye'yi terk ederek uzun süre İsveç'te yaşayan yazar Mehmed Uzun, ilerleyen hastalığı geç fark edilince bir süre burada tedavi görmüş, ancak İsveç'teki hastaneden "Yapılacak bir şey yok" diyerek evine yollanmıştı. Dostları ve okurlarının girişimiyle ABD'ye götürülen Uzun'a, burada da doktorlar müdahale etmemişti.


Hastane önünde denbej divanı
Uzun, Diyarbakır'a geldiğinde 12 kişiden oluşan genç bir doktor ekibi tarafından tedavi altına alındı. Diyarbakırlıların etrafında sevgi çemberi oluşturduğu Uzun için Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi tedavi gördüğü Veni Vidi Hastanesi'nin karşısında Dağkapı Meydanı'nda çadır kurdu, burada 'dengbêjler divanı' oluşturuldu.
Uzun, gerçekten de 93 gün sonunda toparlanarak taburcu oldu. Taburcu olduğunda düzenlediği basın toplantısında "Beni Diyarbakır halkı ayağa kaldırdı" diyen Uzun, Diyarbakır 'ın romanını yazma sözü de verdi. Olmadı.
Zaman zaman hastaneye giderek tedavilerini sürdüren Uzun'un kalbi, dün sabahın ilk ışıklarına kadar beş kez durdu. Uzun, solunum yetmezliği sonucu Dicle Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde saat 11.05 'te öldü.


'Çocukluk arkadaşımdı...'
Diyarbakır Tabip Odası Başkanı Adem Avcıkıran, 'çocukluk arkadaşı'nın son anlarını anlattı:
"Hastalığı yaygındı. Mide kanseri akciğerlerini de sarmıştı. Çok kötü bir durumdaydı. Arkadaşlarımız yoğun çabayla 15 ay yaşatmayı başardılar. Tüm halkımızın ve okurlarının başı sağ olsun. Gerçekten çok duygu yüklüyüm. Çocukluk arkadaşımdı, beraber büyüdük. Kendisi son günlerde yoğunlaşan şiddetin durmasını talep ediyordu. 'Ben biraz kendime geleyim, ayağa kalkayım herkese çağrı yaparak bu şiddetin bir an önce durmasını talep edeceğim' diyordu."
Uzun'un cenazesi morga kaldırılırken, Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, DTP Grup Başkanvekili ve Diyarbakır Milletvekili Selehattin Demirtaş, DTP Diyarbakır Milletvekili Gülten Kışanak, Tabip Odası Başkanı Adem Avcıkıran, Baro Başkanı Sezgin Tanrıkulu, yazarlar, şairler ve sevenleri hastaneye akın etti. Baydemir, morg önünde "Kürt halkı çok değerli bir evladını yitirdi. Acımız büyük" dedi. Yazar Şehmus Diken de Uzun'un 30 yıllık arkadaşı olduğunu belirterek "Tüm sevenlerine başsağlığı diliyorum. Özel olarak istediği barıştı. Son ana kadar barış ağzından eksik olmadı" diye konuştu.


Cenaze töreni yarın
DTP Grup Başkanvekili Demirtaş da Kürtler açısından acı saatler, acı günler yaşadıklarını vurguladı: "Edebiyat dünyasının değerli insanlarından, Kürt halkının değerli aydını ürünleriyle, yaşamıyla her birimize örnek olmuş ve yolumuzu aydınlatma konusunda bir yaşam adamış değerli bir yazarımızı kaybettik. Bazı şahsiyetler vardır ki yeri doldurulamaz. Mehmed Uzun da bunların başında geleniydi."
Uzun, evli ve iki çocuk babasıydı. Taziyelerin Büyükşehir Belediyesi'ne ait Ofis semtindeki Konukevi'nde kabul edileceği belirtildi. Cenazeyse bayramın ikinci günü yani yarın Mardinkapı Mezarlığı'nda toprağa verilecek. Cenazenin birçok kentten gelen sevenlerini Diyarbakır'da buluşturması bekleniyor. (anka, aa, dha)



--------------------------------------------------------------------------------


'Kürtler şiddeti öneren kimse ona kuşkuyla bakmalı, şiddet derin devleti güçlendiriyor'
Mehmed Uzun, Radikal'de yayımlanan son söyleşisinde 'Kürtlerin şiddete başvurmasını isteyenler var. Bunlar ne Kürtlerin ne de Türkiye'nin dostları' demişti

İSTANBUL - Mehmed Uzun, 16 Temmuz'da Radikal'e verdiği son röportajda şiddetin bitmesini istemişti. 'Neşe Düzel'in sorularını yanıtlayan Uzun, şiddetsiz bir geleceğe olan inancını vurguladı:
"Ben Mezopotamya'nın kutsal gücüne hep inandım. Bunu romanlarımda anlattım. Ölüm döşeğindeyken Diyarbakır'a gelişimin bir sebebi de buydu. Bu toprakların şiddetin, çatışmanın, geri kalmışlığın mekânı haline gelmesi beni çok üzüyor. Ben Mezopotamya'nın tekrar eski işlevine dönebileceğine inanıyorum. Ama tabii bunun için demokrasi gerekli. Ciddi reformlar ve uygar bir yaşam tarzı gerekli. Bu topraklar tarihte ilk uygarlıkların, bütün yaratıcı eylemlerin, düşüncelerin oluştuğu yerdir. Dillerin, dinlerin, kimliklerin, kültürlerin birlikte yaşadığı yerdir. Mezopotamya sabrın ve mucizelerin mekânıdır"
"Kürtlerin şiddete başvurmasını isteyenler var. Bunlar ne Kürtlerin ne de Türkiye'nin dostları" diyen Uzun, 'Kim bunlar sizce' sorusunuysa şöyle yanıtlamıştı: "Ülkedeki karanlık güçlerdir ve büyük ihtimalle Türkiye'yle sorunları olan ülkelerdir. Amerika ve Avrupa'yı kastetmiyorum. Türkiye'nin, Suriye, İran, Rusya türü ülkelerle fazlasıyla sorunları var. Zira Türkiye Kürt sorununu çözmüyor. Çözmediği sürece başkası bunu kullanır. Kürtler, kendisine şiddeti kim öneriyorsa ona kuşkuyla bakmalı. Şiddet, Türkiye'yi demokratikleşmeden uzaklaştırıyor, derin devleti, otoriter güçleri, milliyetçiliği güçlendiriyor."
İsveç'teki doktorlarının kendisine '10 günlük ömrün var' dediğini anlatan Uzun, söyleşide Diyarbakır'da gördüğü sevgi ortamından da söz etmişti: "Milyonlarca insan dualar okuyor, mevlitler okutuyordu. Otobüslerle topluca hastaneye geliyorlardı. Ben göremiyordum ama kaldığım hastanenin çevresi binlerce insanla devamlı doluydu. Hastanede çok iyi tedavi gördüm. Kısa zamanda toparlanmaya başladım. Diyarbakır'da huzur buldum." (Radikal)



--------------------------------------------------------------------------------


Ölüm üzerine....
Yaşar Kemal ve Mehmed Uzun, şubatta 'Mehmed Uzun'un Anlatısı' başlıklı sempozyumda bir araya gelmişti. Uzun burada "Ölümsüz eserler yaratmak isteyenler, ölümü tamamen unutmak zorunda" demişti.
FOTOĞRAF: MUHSİN AKGÜN

'Modern Kürt romanının kurucusu' Mehmed Uzun, ölümünden önce uluslararası bir sempozyuma konu oldu. Uzun, 17 Şubat 2007'de Bilgi Üniversitesi'nde 'Mehmed Uzun'un Anlatısı' adlı uluslararası sempozyumun kapanışında, "Ölümsüz eserler yaratmak isteyenler, ölümü tamamıyla unutmak zorundadırlar" demişti. Uzun, Ankara'da yapılan 'Türkiye Barışını Arıyor Konferansı'naysa sağlık durumu nedeniyle katılamamış, bir mektup göndermişti. Uzun, mektubunda, "Ölümsüz birey yoktur ama, bireyler tarafından yaratılan ölümsüz eserler ve bu eserlerin tümünden oluşan ölümsüz insanlar vardır. Barış sadece ölümsüz bir eser değil, insan aklının yarattığı en önemli erdemli iştir" demişti.



--------------------------------------------------------------------------------


'Barış destekçisi bir ses sustu'
Yılmaz Erdoğan (Oyuncu-yönetmen): Çok sevdiğim bir dostumdu. Önemli bir yazardı. Çok çok üzgünüm.
Ahmet Ümit (Yazar): Çok da güçlü olmayan Kürt edebiyatı ve elbette ki Türk edebiyatı için büyük kayıp. Özellikle silahların patladığı, şiddettin arttığı bir ortamda Kürt halkının kültürünü geliştirmek için didinen bir ustaydı o. Mehmed Uzun'un açtığı, aydınlattığı yolda kanın durması, barışçıl bir çözüm bulunması en büyük dileğim. Onun yolu en doğru yoldu.
Muhsin Kızılkaya (Yazar): Sürgün hayatı, yaşanmamışlıklar, yasaklanmış bir dili ispatlama çabası... Tüm bunlar 54 yıla sığdı. 54 yaş, hayatını düzene soktuğu, belki rahata erdiği bir dönemdi. Bunların mürüvvetini göremedi.
Semih Gümüş (Eleştirmen): Edebiyata gönül verip yaşam boyu eğitimini gördüğü Türkçeyle de yazabilirdi romanlarını, ama o anadilinde yazmaya karar verdi. Kürtçenin bizim topraklarımızda da nitelikli bir edebiyat dili olabileceğini göstermek için verilen uğraşların öncüsüdür o. Öte yandan, Kürt sorununun barışçıl ve demokratik çözümü için son yıllarda gösterdiği çaba da unutulmaz.
Murat Uyurkulak (Yazar): Mehmed Uzun bu toprakların kadim halklarına gönderilmiş armağandı. Bu ülkede gerçek kardeşliğin daim olması için yazdı. Türkler ve Kürtler Mehmed Uzun'un daha çoook uzun yaşayacağını biliyor. Yaşasın Memed Uzun, yaşasın barış!
Necmiye Alpay (Eleştirmen): Mehmed Uzun ile Kürt sorunu öylesine iç içe geçmiş durumda ki, onun ölümünü son zamanların gelişmeleriyle birlikte düşünmekten kendimi alamıyorum. Çok açık olan nokta şu: Mehmed Uzun'la birlikte, hem edebiyatın yaratıcılarından birini, hem de barışın desteklerinden birini yitirdik.
Firat Cewerî (Yazar): Türkçe ve İsveççeyi iyi bildiği halde Kürtçe yazmakta direnen Mehmed Uzun, modern Kürt edebiyatını evrenselliğe taşıma yönünde epey ter dökmüştür. Hor görülen, yasaklanan, amansız bir baskı altında olan bir dilin yazarı, kardeşliğin ve barışın sesi olmaya devam etti.



--------------------------------------------------------------------------------


54 yılda, dünyaya 20 ayrı dilden ulaştı
TU (Sen), Roman, 1985;
Mirina Kalekî Rind (Yaşlı Rind'in Ölümü), Roman, 1987; Siya Evînê (Yitik Bir Aşkın Gölgesinde), Roman, 1989; Rojek ji Rojên Evdalê Zeynikê (Abdal'ın Bir Günü), Roman, 1991; Destpêka Edebiyata Kurdî (Kürt Edebiyatına Giriş), İnceleme, 1992; Hêz û Bedewiya Pênûsê (Kalemin Gücü ve Görkemi), Denemeler, 1993; Mirina Egîdekî (Bir Yiğidin Destanı), Destan-Ağıt, 1993; Världen i Sverige (Tüm Dünya İsveç'te), Edebiyat Antolojisi, M. Grive ile Birlikte, 1995; Antolojiya Edebiyata Kurdî (Kürt Edebiyatı Antolojisi), Antoloji, iki cilt, 1995; Bîra Qederê (Kader Kuyusu), Roman, 1995; Nar Çiçekleri, Deneme, 1996; Ziman û Roman (Dil ve Roman), Söyleşiler, 1997; Bir Dil Yaratmak, Söyleşiler, 1997; Dengbêjlerim, Deneme, 1998; Ronî Mîna Evînê - Tarî Mîna Mirinê (Aşk Gibi Aydınlık Ölüm Gibi Karanlık), Roman, 1998; Zincirlenmiş Zamanlar Zincirlenmiş Sözcükler, Deneme, 2002; Dicle'nin Sesi
I - Hawara Dîcleyê (Dicle'nin Yakarışı), Roman, 2002; Diclenin Sesi II - Dicle'nin Sürgünleri, Roman, 2003; Ruhun Gökkuşağı, Roman,2005; Küllerinden Doğan Dil ve Roman, Söyleşiler, 2005; Bir Romanın Hatıra Defteri, 2007. 20 dile çevrilen Uzun'un bütün eserleri İthaki Yayınları tarafından yayımlanıyor.

Radikal/ Manşet
Sürgün değil artık kendi topraklarında yatıyor

Mehmed Uzun uzak düştüğü topraklarına, Diyarbakır'a 'ölmek için değil yaşamak için' gelmişti, geçen yıl. Çaresi tükenmiş bir hastalığın pençesinde kıvranırken gözleriyle topraklarına bakmayı, kalbiyle bu toprakların iflah olmaz talihsizliğini hissetmeyi istemişti. Binlerce insanın onu karşılaması, bir an olsun yalnız bırakmaması, yüzlerce gencin kuyruklarda kan vermek için beklemesi, başka hiçbir yazarın tadamayacağı bir duyguydu. Okuma-yazma bilmeyen bir köylünün ona 'Sen bizim sesimizsin' demesi hangi lügatte kaç anlam taşırdı içinde? Uzun, bu duygudan sonra yaşama bütün gücüyle sarıldı, Diyarbakır'ı kendine yeniden yurt edindi.
O Mezopotamya'nın talihiydi, yurttaşları biliyordu bunu. İşte tam da bu yüzden 'Sen bizim sesimizsin' diyorlardı... Mehmed Uzun dün öldü, sürgün değil artık, kendi topraklarında yatıyor.

Sürgün hayatı
Mehmed Uzun 1953 yılında Urfa'nın Siverek ilçesinde doğdu. Genç yaşında cezaeviyle tanıştı. Cezaevinden çıktıktan sonra 1977 yılında İsveç'e yerleşti ve o da sürgün yazarların yazgısını taşıdı... Uzun romanlarını Kürtçe, birçok denemesini ise Türkçe, Kürtçe ve İsveççe yazdı. Kitapları 20'den fazla dilde yayımlandı. 1980'li yılların sonlarından itibaren tanınmaya başlayan Uzun, son birkaç yıldır Türkiye'de de önemli bir okur kitlesine ulaştı. Çokdilli, çokkültürlü olan Uzun, sürgün yıllarında İsveç'te Kürtçe yazmanın uğraşısını verdi. O zamanlar Türkiye'de Kürtçe yasaklı bir dildi. Bunun için sık sık Kürt sözlü kültürünün en önemli öğeleri olan dengbêjleri dinledi. Unutulmuş kelimeleri bu sayede yeniden gün yüzüne çıkardı.
Uzun'un yazınsal serüvenine bakıldığında her defasında yeni arayışların içinde olduğu söylenebilir. Konularda ise belli temaların etrafında gezinir.
Uzun'un Türkiye'de Kürtçeden çevrilen ilk romanı 'Siya Evînê' (Yitik Bir Aşkın Gölgesinde) oldu. Yaşar Kemal'in Muhsin Kızılkaya'ya önerisiyle çevrilen bu roman Kürt entelektüellerin Cumhuriyet sonrasındaki sürgün acısını ve yurt özlemini ele alır. Bu roman Uzun'un Türkiye okuyucusuna açılımı da oldu. Romanda bir Kürt aydını olan Memduh Selim Bey'in yaşam öyküsünü anlatılır. 'Yitik Bir Aşkın Gölgesinde'yle organik bağı olan 'Kader Kuyusu' ise Kürtlerin en önemli aydınlarından olan Celadet Bedirhan'ın İstanbul'daki elit yaşamını, sürgün yıllarını, Şam'a yerleşmesini ve yine Memduh Selim'in yazgısını paylaşarak yoksulluk içinde ölmesi hakkındadır.


Kitaplarından dolayı yargılandı
Mehmed Uzun, 'Kader Kuyusu'ndan sonra 1940'lı yıllardaki Kürt aydınının yazgısına ara verip bir düş ülkede geçtiği söylenen savaşın içindeki bireyleri ve onların yaşam karşısındaki çelişkilerini ele aldığı 'Aşk Gibi Aydınlık Ölüm Gibi Karanlık'ı yazdı. Roman Türkiye'de çok önemli bir okuyucu kitlesine ulaştı. Ancak bu romanla birlikte yazar mahkemelerle uğraşmak zorunda da kaldı. 2001 yılında hem bu romanı hem de Türkçe denemelerini içeren 'Nar Çiçekleri' adlı kitabından dolayı yargılandı. Daha sonra beraat etti.
Uzun, daha sonra yeniden 1940'lı yıllar ve öncesine döndü. Uzun'un bütün romanları boyunca arayışı 'Dicle'nin Sesi'nde tam olarak karşılığını buldu. 'Dicle'nin Sesi' üstbaşlığıyla yayımlanan bu roman iki ciltten oluşmaktadır. Roman dengbêj Biro'nun ölüm döşeğinde hikâyesini anlatmasıyla başlar. Romanın içeriği aslında Uzun'un bugüne kadar yazdığı bütün romanların içeriğini de kapsamaktadır. Sürgünler, savaş, yıkılan hayatlar, Kürtlerin makûs yazgısı, aydınların çaresizliği, çokkültürlülük ve birlikte yaşam güzelliği, kültürlerin bir arada var olması düşü, kelimeler ve dengbêjler.
Uzun, yaşamını yitirmeden önce yeni ve diğer romanlarından bütünüyle farklı bir konu üzerinde çalışıyordu. Kendi yaşamıyla paralellik kurduğu, 1892 yılında Berlin'de doğan dilbilimci ve edebiyat tarihçisi Auerbach'ın Nazi Almanya'sından kaçışını ve Türkiye'de yaşadığı yılları anlattığı 'Auerbach'ın Umudu' adlı romanı yazıyordu...
Uzun'un aldığı ödüllerse şöyle: Türkiye Yayıncılar Birliği'nin Düşünce ve İfade Özgürlüğü Ödülü, Berlin Kürt Enstitüsü'nün Edebiyat Ödülü, Torgny Segerstedt Özgürlük Kalemi Ödülünü (İskandinavya'nın en önemli ödüllerinden), İsveç Akademisi'nin Stina-Erik Lundeberg Ödülü, Irak Kürdistan Bölgesi Onur Ödülü, ve Diyarbakır Belediyeleri Onur Ödülü.

Radikal

cosinus78 15.10.2008 23:21:50
Dicle saleke bé te, sıtu xwar dı herike Bıro!

Lıı kur dıbım bıra bıvım u lı kur ez Diclé bıbinım, jı xeyni te tıştek nayé biramın. Zaroké çavbelek wé bı nıvisé te mezın bıbın, tı wusa zanebi. heger bırasti cennete xweda hebe, ez bawerım ku, wé desté te dı desté Apé musa de be. Sılava bıke bıro!


Sayfa: [ 1 ]