|
||
| Musa Anter ( 1918)- (20.09.1992) 1918 yılında Nusaybin'in Zivin köyünde doğdu. İlkokulu Mardin, orta ve liseyi Adana'da okudu. Öğencilik yıllarının yaz aylarında Suriye'ye giderek Türkiye'den kaçan Kürtçülerle tanıştı. Bunlar Kamuran Bedirhan, Osman Sabri, Haco ve Emini Ahmet'di.Beş arkadaşıyla Kürdistan'ı Kurtarma Cemiyeti'ni kurar.İlk gözaltı öğrencilik yıllarında Dersim isyanı sırasında olur. Mustafa Kemal'in annesi Zübeyde Hanım'a sövdüğü için 45 gün gözaltında kalır.Anter Ağa'nın oğlu olduğu için Mustafa Kemal tarafından affedilir.1941 yılında İstanbul’a gider. İstanbul Hukuk Fakültesi'ni bitirir ama avukatlık ve savcılık yapmaz.1959'da 49'lar ve 1970'lerde Devrimci Doğu Kültür Ocakları ve 12 Eylül döneminde de Kürtçülük propagandası yapmaktan tutuklanır. İlk defa 1934'te tutuklanan Anter, toplam 10 yıl hapis yatar.Evli ve üç çocuk babasıdır.1971'de kapatılan TİP'in yöneticileri arasında yer alan Anter; PKK çizgisindeki Özgür Gündem ve Yeni Ülke gazetelerinde köşe yazarlığı yaparken, Diyarbakır'da silahlı bir saldırı sonucu 20 Eylül 1992 tarihinde öldürüldü.Eserleri:Hatıralarım I-II, Kımıl, Vakainame, Brinareş (Kara Yara) ESERLERİ Hatıralarım Musa Anter Avesta Yayınları / Musa Anter Bütün Eserleri Dizisi "Türkiye'nin 55 yıllık girdisinin, çıktısının yeminli, canlı bir şahidiyim. 'Hem yalnız şahidi mi?' Değil!.. Şanığıyım, mahkumuyum ve davacısıyım." Hatıralarım Cilt: 2 Musa Anter Yön Yayıncılık / Ropörtaj-Belge-Anı-Biyografi Dizisi Denilebilir ki Musa sen kim, bu anılarında geçen zatlar kim! Amma bence bu soru yerinde değildir. Çok kere fakir bir adam bir define bulur veya loto-toto'dan para kazanır ve aniden zengin olur. İşte ben de Zıvıng'ın mağaralarından aleme çıkınca o fakir gibi tesadüfen ve de şans mahsülü değerli şahsiyetlerle tanıştım. İşte bu anılarım, bulduğum bu definelerin mahsülüdür. -Musa Anter- |
||
|
||
| ilk öğretimdeyken o dönemler ağrı olayları yaşanıyordu. Herşey sıcağı sıcağınaydı. Okulda bazı çocuklar onun kürt olduğunu anladıkları için inadına ağrı isyanı liderinin karısının güzelliği ile alay etmeye, hakaret etmeye başlamışlar. Musa Anter bu duruma daha fazla dayanamamış ve o da karşılık olarak Atatürk'ün annesine hakaret etmiş. Öğretmenler kısa sürede durumu öğrenip de okuldan kovarken kendisini, durumu Atatürk öğreniyor ve kendisinin ağanın oğlu olduğunu öğrendiği için emir vermiş ve okula geri dönmüş. | ||
|
||
![]() kekik, reyhan ve kaçak tütün kokusu taşırdı rüzgar. alçak damlı evlerin yüksek, küçük pencerelerinden soluk ışıklar yayılırdı geceye köpek havlamaları korkulara karışır kaygıları beslerdi. sonra dağlardan kurşun sesleri gelirdi belirli belirsiz namlunun ucunda çırpınırdı yürekler. ağıtlar yankılanırdı dağlara doğru kapılar kırılır, talan edilirdi sevdalar, umutlar ve insan olan ne varsa. ve kan akardı derelerimizden Zilan, Munzur, otuzüç kurşun ve Nevala kasaba ve ülkenin bütün derelerinde. o iklimde kalırdı acılar. duymazdı bir allah’ın kulu çığlığımızı ve dağlara sevdalanırdık karabasan gecelerin sabahında direnmek kalırdı Kürde çünkü yaşamın bir başka adı direnmektir |
||
|
||
duymazdı bir allah’ın kulu çığlığımızı Ne güzel söylemiş..saygıyla anıyoruz
|
||
|
||
| "eyyy hodeeeey edim besey looooo..." Kürt arkadaşlar yazılışını düzeltirlerse sevinirim... |
||
|
||
| Zalıma jı bona me kurda lugatek çékırıbun dı lugata wan de kuştına me kurda paqiji bu u tırbé me bı hevre Ji tev best geli u newal bun lı Sérté newala qasaba, dersımé, zilan munzur si u sé gule, o helepçe oooy Xwedé édi bese lo! |
||
|
||
"eyyy hodeeeey edim besey looooo..." Kürt arkadaşlar yazılışını düzeltirlerse sevinirim... "Eyyyyyyyyyy xwedé édi bese loooooooooooo"(eyyyy tanrı artık yeter lo) |
||
|
||
| anlatan numan menemencioğlu: inönü'nün hukuk müşaviri. aktaran musa anter churchill ve roosevelt harbe girmemiz için 1943'te inönü ve beni kahireye çağırdılar. inönü harbe yanaşmıyordu. hem adana'da hem kahire'de inönü'nün tezi şu idi: "halihazır ordumuz harp edecek durumda değildir. ordumuzu teçhiz edin, kendi ordularınızın seviyesine çıkarın, o zaman hay hay harbe girerim." fakat ne churchill ve ne de roosevelt türklere güveniyordu. ya teçhizattan sonra alman tarafına geçilirse ne yapılacaktı? ancak bir ara şöyle bir olayla gözümüzü kürt meselesiyle korkutmak istediler. malum, islam alemine geldikleri için, beraberlerinde her dili bilen birçok şarkiyatçıyı getirmişlerdi. yekden, churchill inönü'ye dedi ki: "paşa sen kürtçe bilir misin?" ismet paşa şaşırmıştı. ne diyeceğini bilmiyordu. o bir şey söylemeden ben araya girdim ve hemen "ekselans, biz kürtçe bilmeyiz. zaten bizde kürtçe konuşulmuyor ve böyle bir dil de yoktur", dedim. churchill adamlarından birine sordu. "öyle mi mister, kürtçe diye bir dil yok mudur?" deyince, adam daha önceden hazırlıklı hemen ayağa kalktı, "olmaz olurmu efendim? çok zengin bir kürt dili ve edebiyatı vardır. isterseniz, - o ana kadar duymadığımız- diwana ciziri'den bir şiir okuyayım." dedi. churchill oku dedi. anlamıyorduk ama farsçaya yakın, nefis ahenkli bir şiir okudu. ve bu şiirin kürtçe olduğunu söyledi. "öyleyse bu şiiri bize yaz." dedi. yazdı. churchill "bunu ingilizceye çevir" dedi. çevirdiler. "birde fransızca yapın" dedi. onu da yaptılar. bir de türkçeye çevirdiler. ve bana, "mösyö, sen de gel bakalım. bu üç dilden aynı fikri ifade etmek için, bakalım metne kaç yabancı sözcük alma mecburiyeti olmuştur" dedi. fransızcada hiç yoktu. ingilizceden üç-beş latin kökenli kelime çıktı. kürtçe aslında dört-beş arapça kelime bulundu. ama türkçe nüsha gelince "dır" ve "ile" den başka, türkçe bişey kalmamıştı. kimisi arapça kimisi farsça ve diğerleri de avrupa'nın çeşitli dillerinden alınma sözcüklerdi. churchill dört sayfayı da önümüze koydu. "ayıp değil mi?" dercesine, " bakın efendiler, yok dediğiniz ve memleketinizin büyük bir bölümünde anadil olarak konuşulan kürtçenin zenginliğini görünüz" dedi. "uzun dışişleri bakanlığım sırasında o günkü kadar sıkılıp, mahcup olduğum başka bir gün hatırlamıyorum." türkçe benim de kendimi edebi olarak ifade edebildiğim ve gelişimi için naçizane de olsa çaba gösterdiğim dildir. ve üstteki alıntı büyük bünyelerin ufak beyinlerinde ufakta olsa bir kıvılcım yaratabilirse ne ala memleket. anter musa, hatıralarım (1-2), istanbul, 2000, avesta cellat uyandı yatağında bir gece "tanrım" dedi "bu ne zor bilmece : öldürdükçe çoğalıyor adamlar ben tükenmekteyim öldürdükçe..." Ataol Behramoğlu'nun şiiri olup kzılırmak'ta onun sesinden dinlediğimde büyük umut veren bir dörtlük. |
||
|
||
| savcılarla uğraşmasıyla ünlüdür, yine toplu yargılamaların birinde savcı idam istiyor , herkes ape musa nasıl savunma yapacak diye bekliyor - sayın hakim, bir fransız genci yolda dururken alımlı bir kadın geçiyor ve genç laf atıyor; - o kiraz dudaklarından bir kere öpsem kadın ayakkabısının topuğunu işaret ediyor, hani kafana yersin gibi genç de; -madam ben çok yukardan istedim , siz çok aşağıdan verdiniz , gelin şunun ortasını bulalım, diyor- hakime dönüp -hakim bey bugüne kadar ki bütün davalarda savcılar idamımızı istedi bizde suçsuz olduğumuzu iddaa ettik, davalar yıllarca sürdü sizin gibi namuslu adamlar çıkıp bizi serbest bıraktı diyor.karar beraat. |
||
|
||
| Sait Çekmegil'den bir anektod: "Musa Anter bir gün Malatya'ya gelmişti. Anter, bir İslam alimi olan Abdurrahim Zapsu'nun damadıdır. Zapsu'nun damadı diye sahip çıktık. Malatya'yı gezdirdik. Ezan okundu. Namaz kılmaya gittik, sonra o Diyarbakır'a gitti." Ve çevresindekilere: "bu Sait Çekmegil de ne yaman adam, abdestim olmadan bana namaz kıldırdı!" demiş. "hatıralarım da geniş çapta Zerdüştlüğün etkisi altındadır. Ve her zaman, bir fantezi olarak söylemiyorum: eğer öteki dünya varsa, inanıyorum ki Arap Muhammed, Yahudi İsa ve Musa Peygamberler Kürtlere şefaat etmez, yani sahip çıkmazsa muhakkak ki Beni İsrail Peygamberlerinden çok daha üstün olan Zerdüşt bize şefaat edecektir." (Hatıralarım -Musa Anter s. 173, Avesta yayınları, 1999) |
||
|
||
bi zahmet kürtçe metinlerin türkçelerinide yazıverin merak ettik yav
|
||
|
||
Zalıma jı bona me kurda lugatek çékırıbun zalimler biz kürdler için bir lugat hazırlamışdı lugata wan de kuştına me kurda paqiji bu u tırbé me bı hevre Ji tev best geli u newal bun lı Sérté newala qasaba, dersımé, zilan munzur si u sé gule, o helepçe oooy Xwedé édi bese lo! onların lügatında kürtlerin öldürülmesinin adı temizliktir ve bizim mezarlarımızda hep vadiler ve derelerdir.. siirtte kasaplar deresi.dersim(tunceli) Zilan ve munzur,33 kurşun ve Halepçe eyyy tanrı artık yeter loooo |
||
|
||
Zalıma jı bona me kurda lugatek çékırıbun zalimler biz kürdler için bir lugat hazırlamışdı lugata wan de kuştına me kurda paqiji bu u tırbé me bı hevre Ji tev best geli u newal bun lı Sérté newala qasaba, dersımé, zilan munzur si u sé gule, o helepçe oooy Xwedé édi bese lo! onların lügatında kürtlerin öldürülmesinin adı temizliktir ve bizim mezarlarımızda hep vadiler ve derelerdir.. siirtte kasaplar deresi.dersim(tunceli) Zilan ve munzur,33 kurşun ve Halepçe eyyy tanrı artık yeter loooo |
||
|
||
| http://sifirforum.com/index.php?topic=21223.0 (daha önceden varmış) | ||