|
||
| "kötü adamı sevdim hep,kanunsuzu,hergeleyi.iyi işleri olan sinekkaydı tıraşlı,kıravatlı tiplerden hoşlanmam.ümitsiz adamları severim,dişleri kırık,usları kırık,yolları kırık adamları.küçük sürpriz ve patlamalarla doludurlar.adi kadınlardanda hoşlanırım;çorapları sarkmış,makyajları akmış,sarhoş ve küfürbaz kadınlardan.serserilerin yanında rahatımdır,çünkü bende serseriyim.kanun sevmem,ahlak sevmem,din sevmem,kural sevmem.toplumun beni şekillendirmesinden hoşlanmam.." "... kendimize işkence etmek için kullanmak isteyeceğimiz bir şey hep bulunur sanırım. hipodromda başkalarının hislerini paylaşırsın; o ümitsiz karanlığı, pes edip vazgeçmenin kolaylığını. bahisçilerin dünyası gerçek dünyanın makul ölçülere indirgenmiş şeklidir; hayatın ölümle sürtüşmesi ve kaybetmesidir. sonuçta kimse kazanmaz. geciktirmektir tek isteğimiz, o göz kamaştırıcı ışıktan gözlerimizi bir an için kaçırmak. allah kahretsin, amaçsızlık üzerine düşünürken sigaramın yanık ucu parmağıma çarptı. bu da beni uyandırıp sartre havasından çıkardı. mizah gerek bize, kahkaha gerek. eskiden daha çok gülerdim, herşeyi daha çok yapardım. yazmak hariç. artık yazıyorum, yazıyorum ve yazıyorum. yaşlandıkça daha çok yazıyor, ölümle dans ediyorum. iyi bir gösteri. iyi de yazdığımı düşünüyorum. bir gün "bukowski ölmüş" diyecekler ve gerçekten keşfedilip yaldızlanacağım. ne fayda? ölümsüzlük fanilerin aptal bir icadıdır. hipodromun işlevini anlayabiliyor musunuz? dizelerin yuvarlanmalarını sağlar. talih kuşu. bülbülün son ötüşü. ağzımdan çıkan her söz mükemmeldir çünkü yazarken kumar oynarım. çok fazla yazar çok dikkatli yazıyor. çalışıyorlar, öğretiyorlar ve başarısız oluyorlar. alışılagelmiş kalıplar ateşlerini söndürüyor. burada ikinci katta macintosh'umla mutluyum şimdi. dostumla. ve radyoda mahler çalıyor; kolaylıkla süzülen, büyük risklere giren bir müzik. risk gereklidir bazen. şimdi de o güçlü uzun dalgaları gönderiyor. sağol mahler; senden ödünç alıyorum ve borcumu asla ödeyemeyeceğim. çok fazla sigara içiyorum, çok fazla içki içiyorum, ama çok fazla yazmam mümkün değil. durmadan geliyor ve doyamıyorum ve herşey mahler'e karışıyor. bazen durdururum kendimi. dur bir dakika derim, git yat ya da dokuz kedini seyret ya da karınla otur biraz. ya hipodromdasın ya da macintosh'un başında. ve dururum, frene basıp park ederim. kitaplarımın devam etmelerine yardımcı olduklarını söyleyen mektuplar alırım bazen. benim de devam etmeme yardımcı oldular. yazmak, atlar ve dokuz kedi. bu odanın küçük bir balkonu var, şu anda kapısı açık ve harbor karayolunda seyreden arabaların ışıklarını görebiliyorum. sonu gelmeyen bir ışık akışı. bu kadar insan. ne yaparlar? ne düşünürler? hepimiz öleceğiz, hepimiz, ne sirk! bunu bilmek birbirimizi daha çok sevmemiz için bir yeterli bir neden olmalı, ama değil. son derece önemsiz şeyler bizi dehşete sürükleyip dümdüz ediyor, yutuyor. devam et mahler! harikulade kıldın geceyi. durma, orospu çocuğu! durma!" (charles bukowski, 'kaptan yemeğe çıktı ve tayfalar gemiyi ele geçirdi' sf. 7-8) okunmalı... basit bulacaksınız, altında bısey arayacaksınız. bu basit olmayı unuttugunuzdan. ama gercekten basit
|
||
|
||
| gerçekten güzelmiş. Tam benim havam. BU ruh hali bende sıklıkla görülürde. | ||
|
||
| otur Stirkoff. sağolun, efendim. ayaklarını uzatabilirsin. çok lütufkarsınız, efendim. Stirkoff, anladığım kadarı ile adalet ve eşitlik gibi konuları irdeleyen yazılar yazıyorsun; coşku ve kurtuluş hakkı üzerine de. doğru mu bu, Stirkoff? evet, efendim. dünyada geniş anlamda adalet sağlanabilir mi sence? hiç sanmam, efendim. öyleyse bu boktan yazıları neden yazıyorsun? kendini kötü mü hissediyorsun? son zamanlarda pek iyi değilim, efendim. delirdiğimi düşünüyorum. fazlaca mı içiyorsun, Stirkoff? elbette, efendim. çükünle oynar mısın? sürekli, efendim. nasıl? anlayamadım, efendim? yani nasıl bir yöntem uygularsın? dört-beş çiğ yumurta ile yarım kilo kıymayı dar ağızlı bir vazoya döküyorum. müzik olarak da Vaughn Williams ya da Darius Milhaud yeğlerim. cam mı? hayır .m. yahu vazoyu soruyorum, cam mı? değil, efendim. hiç evlendin mi? birkaç kez. evliliklerinde ters giden neydi, Stirkoff? her şey, efendim. hayatının en iyi sevişmesini anlat. dört-beş çiğ yumurta ile yarım kilo kıymayı� tamam, tamam! öyledir, efendim. daha iyi ve adil bir düzen özleminin aslında çürümeden ve başarısızlık duygusundan kaynaklandığının farkında mısın? evet, efendim. baban kötü bir insan mıydı? bilmiyorum, efendim. ne demek bilmiyorum? yani kıyaslamak güç, efendim. sadece bir babam oldu. benimle kafa mı buluyorsun, Stirkoff. hayır, efendim: dediğiniz gibi, adalet yoktur. baban seni döver miydi? sıra ile döverlerdi, efendim. hani bir baban vardı? herkesin bir babası vardır, efendim. ben annemi kastetmiştim. o da kendi payına döverdi. seni sever miydi? kendinin bir uzantısı olarak, evet. sevgi başka nedir ki? iyi bir şeye değer verecek kadar sağduyulu olmaktır. kan bağı gerekmez. kırmızı bir deniz topu ya da üzerine tereyağı sürülmüş kızarmış ekmek de sevilebilir. tereyağlı kızarmış ekmeğe AŞIK olabileceğini mi söylüyorsun, Stirkoff? her zaman değil, efendim. bazı sabahlarda, güneş ışınları belli bir açıdan gelirken belki. aşk habersiz gelir gider. bir insanı sevmek mümkün mü sence? iyi tanımadığınız biri ise belki. ben insanları pencereden seyretmeyi severim. sen bir korkaksın, Stirkoff. kesinlikle, efendim. nedir senin korkak tanımın? bir aslanla silahsız dövüşmeden önce tereddüt eden kimse. peki cesur kime denir? aslanın ne olduğunu bilmeyene. herkes bilir aslanın ne olduğunu. herkes aslanın ne olduğunu bildiğini sanır, efendim. budala tanımın nedir? zaman ve kan ziyan edildiğinin farkında olmayan kimse. bilge diye kime denir o zaman? bilge insan yoktur, efendim. öyleyse budala da yoktur. gece olmazsa gündüz olmaz. siyah olmazsa beyaz olmaz. özür dilerim, efendim. ben her şeyin neyse o olduğu kanısındayım. başka şeylere bağımlı olmaksızın. o dar ağızlı vazolara fazla girip çıkmışsın sen, Stirkoff. her şeyin zaten olması gerektiği gibi olduğunu anlamıyor musun? yanlış diye bir şey yoktur. anlıyorum, efendim. olan olmuştur. kelleni vurdursam ne dersin? bir şey diyemem, efendim. demek istediğim şu: kelleni vurdursam ben İRADE sense HİÇ olursun. başka bir şey olurdum, efendim. benim SEÇİMİM doğrultusunda. ikimizin de, efendim. rahat et! rahat et! uzat ayaklarını. çok lütufkarsınız, efendim. hayır, ikimiz de lütufkarız. elbette, efendim. demek delirdiğini hissediyorsun, Stirkoff? peki delirdiğini hissettiğin zaman ne yaparsın? şiir yazarım. şiir delilik midir? şiir olmayan her şey deliliktir. yani. çirkinlik deliliktir. çirkin nedir? kişiye göre değişir. delilik gerekli midir? vardır. gerekli midir? bilmiyorum, efendim. çok şey biliyormuş havalarındasın, Stirkoff. bilgi nedir? mümkün olduğunca az şey bilmektir ne demek o? bilmiyorum, efendim? bir köprü inşa edebilir misin? hayır. silah üretebilir misin? hayır. ikisi de bilgi ürünüdür. köprü köprüdür. silah da silah. kelleni vurduracağım, Stirkoff. sağolun, efendim. niye? beni motive ettiğiniz için. motivasyon sıkıntısı çekiyorum, efendim. ben ADALET'im. belki. Ben ÜSTÜN'üm. işkenceye yatıracağım seni. çığlıklar atacaksın. ölümünü dileneceksin. şüphesiz efendim. ben senin efendinim, anlamıyor musun? beni yönetebilirsiniz. ama yapacağınız şeyler yapılabilir şeyler olmaktan öteye gitmeyecektir. zekice konuşuyorsun ama işkence altında bu kadar zeki olamayacaksın. sanmıyorum, efendim. bana bak. Darius Milhaud, Vaughn Williams dinlemek de ne oluyor? Beatles'ı duymadın mı? onları herkes bilir, efendim. onları sevmez misin? onlardan nefret etmem. nefret ettiğin bir şarkıcı var mı? şarkıcılardan nefret edilmez. şarkı söylemeye çalışan birinden? Frank Sinatra. neden? hasta bir toplumun hastalığının depreşmesine neden olduğu için. gazete okur musun? sadece bir gazete. hangisi? AÇIK KENT. GARDİYAN! BU ADAMI İŞKENCE ODASINA GÖTÜRÜN. HEMEN İŞKENCEYE BAŞLAYIN! efendim, son bir istekte bulunabilir miyim? evet. vazomu yanıma alabilir miyim? hayır, bana lazım. efendim? el koyuyorum. zapta geçsin. gardiyan bu sersemi derhal götür! ve bana biraz şey getir� ne, efendim? altı yumurta ile yarım kilo kıyma. gardiyan mahkümu dışarı çıkarır. kral öne eğilip düğmeye basar. Vaughn Williams çalmaya başlar teypte. bitli bir köpek güneşin altında titreşen harikulade bir limon ağacına işerken dünya dönmeye devam eder. pis morugun notları.. |
||
|
||
| evet,hipodramlara giden var mı? insanların fotofiniş deki yüz ifadelerine dikkat eden? hatta atlarla konuşan,kavga eden insanları farkeden? hipodramlar..yitikliğin ve mucizenin birarada bulunduğu yerlerdir.. hayat orda adeta durur ..salisenin onda birinin bile önem teşkil ettiği erdir hipodrom...ve atlara hayranlık ve nefretin olduğu.. adi kadınlar meselesine gelirsek..adi kadınları bende severim.ama adilik anlayışım farklı..öle corapları dökük,makyajı akmış kadınlar değil.gerci onları da severim ama kadın olarak değil,insan olarak.. adi kadın,herseyi yapandır.ahlak anlayası sıfır,kafasına göre hareket edendir..caanı seni istiyorsa alır.arkasından dökülecek gözyaşlarının onun için hiçbir önemi yoktur..oo kadınlarla sadece sevişilir,konuşulmaz,ilşkiye girilmez kendinizi koruma amaçlı olarak.öle kadın seversiniz baştn işi kaybetmişinizdir.ama diğer yndan onların olağanüstüü cazibeleri vardır.sevişmek için yaratılmışlar sanırım..şehvetli gecelerin ışıltılı yıldızlarıdır onlar..neyse,cenem düşmeye başladı.. |
||
|
||
Alıntı çok şey biliyormuş havalarındasın, Stirkoff. bilgi nedir? mümkün olduğunca az şey bilmektir ne demek o? bilmiyorum, efendim? bir köprü inşa edebilir misin? hayır. silah üretebilir misin? hayır. ikisi de bilgi ürünüdür. köprü köprüdür. silah da silah. =)) "bilmiyorum" derken bilmek hakkında söylediğini çok güzel kanıtlamış kendinde,,, --köprü köprüdür. silah da silah-- bu kadar işte,,! |
||