SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Düşünceler

Konu: Ahlak egitimi mi , zihin egitimi mi?

Sayfa: [ 1 ]

nisan 03.02.2008 08:43:51
Roosevelt demis ki;

"Bir insani ahlaken egitmeden, sadece zihnen egitmek topluma
bir bela kazandirmaktir."

Sizce bu sozde dogruluk payi var midir?



Veya, sadece zihnen egitimli insan ahlaksizdir diyebilir miyiz?


05.02.2008 00:36:07


Nasıl ahlak ya da ne çeşit eğitim olduğuna bağlı bence. Ezberci eğitim hiç bir şey öğretmez. Ezberci eğitim in olduğu yerde ahlak da ezberedir haliyle her şey öyle olduğundan. Roosevelt in kastettiği bela bence başına buyruk olmasından duyulan endişe ve ahlaktan kasıt da iyi koyun olmanın püf noktaları olabilir. Tabi cinneti yaşayan insanların eğitimle adam olmayacağı da belli bir şey. Ama eğitim bela olmaz bence ahlak olabilse de. Ya da eğitim bela olmuş ya da olacak ise iyi olmuştur olacaktır Roosevelt gibilerine. Smiley
Eğitimsiz kadar tabu sahibi olmama ihtimalini düşünebiliriz eğitimli kişinin. Ahlaksızlığı aslında öbürünü reddettiği için ahlaklılığı da olabilir o yüzden. Ne de olsa ahlak engel olduğunu iddia ettiği durumun ilk yaratıcısı olan iki yüzlülükten beslenen kaypak bir değerdir.

05.02.2008 00:36:52


Roosevelt demis ki;

"Bir insani ahlaken egitmeden, sadece zihnen egitmek topluma
bir bela kazandirmaktir."
_________________________________________________ _____________________________________

Katılmıyorum, yani kime göre yada hangi kriterlere göre Ahlak, varmı bunun bir ölçütü, örnek vermek gerekirse;
genelde genç kızların bakire olarak evlenmeleri ahlaki bir deger sayılır bazı toplumlarda oysa bazı Afrikalı topluluklarda bu çok büyük ahlaksızlık sayılır! hatta öyleki genç kızların evlenmeden önce bekaretini bozmakla görevlendirilen kişiler bile vardır o toplumda.

05.02.2008 00:38:32


bir insanı sadece zihnen eğitmek mümkün mü acaba..

yada "eğitim ve öğretim" ikilisi birbirinden mutlak manada ayrılabilir mi..

sanırım hayır, birinden birini tercih etmek lüksünden mahrumuz maalesef.. herhangi birine öncelik tanımaktan veya birbirini takip eder bir sıralama yapmaktan..

eğitim ve öğretim.. paket program.. birini alırsan ötekini de alırsın..
belki doz ayarlaması mümkün olabilir ama.. Tongue

05.02.2008 00:39:05


ahlaken eğittiğinizde zaten zihnen eğitmiş olursunuz.

05.02.2008 00:39:56


Roosevelt demis ki;

"Bir insani ahlaken egitmeden, sadece zihnen egitmek topluma
bir bela kazandirmaktir."

Sizce bu sozde dogruluk payi var midir?



Veya, sadece zihnen egitimli insan ahlaksizdir diyebilir miyiz?




Güzel bir söz de yani kişi bir kaç cümlede tek yanlı bir gerçeğin sadece bir yanından tutmuş olmasından kaçınamaz. Şimdi n'apacağız -çünkü çok çok çeşitli ahlak öğretileri var hakkaten de- mümkün en iyiyi bulmaya çalışacağız, Doğa'yı, Tarih'in tüm dönemleri üzerinde belli bir bilgi birikimi kurulacak (ki bu oluşmuştur da bence) sonra mümkün en iyiyi göstermeye çalışacağız. Öte yandan zihinsel eğitimin içeriği de önemli: çok yönlü bir bilgi türü verilmeli, mümkün en çok nesnel olunmalı (Bu dediklerim "ideal"e en yakın olma denemesi)

Şimdi bir de "real" olan tarafa bakalım. Eğitici bu uygarlık tarihinin eğiticilerinden biriyse bu tarih bir güçler savaşımı ise o da bilerek, bilmeyerek belirli bir dönemin, belirli bir toplumun, topluluğun gücünü elinde tutanlara ya da ona muhalif olan güçlere göre eğitim verir. Real olan her durumda tam olarak nesnellikle örtüşmez ki bu da zorunlu olarak eğitilene kötü ahlaktan bir şeyler verecektir anlamına gelir. Böylece toplumun başına bela yetiştirme açısından eğiticinin daha elverişli bir konumda olduğunu görürüz. Zira real olanda Tanrısal (mükemmel ve bengi olana) göre değil falan dönemin filan özel koşulunun falan eğitimine göre verilmektedir zihinsel eğitim de ahlaki eğitim de/ keza buna karşı-eğitim oluşsa bile referans noktası yine aynı falan dönemin filan özel koşulunun falan eğitimi olacaktır (ki örtük olarak bu referans noktası mutlak alınır ama göstermeye açlıştım ki hiç de mutlak değildir)

N'apılabilir peki? Pek çok şey de, en mühimi eğitilenin eğitim sürecinde etkin olmasıdır/edilgin kalmamasıdır. Kendini eğitebilmesidir ki, bu iyi ahlaklı olabilmesinin olmazsa olmaz koşuludur. Böyle yaparak iyi ahlaklı olur mu? Ben Gerçek'e güvenirim. Eğer karşılaştırmalı olarak ahlaklar üzerinde bilgi sahibi olur, sonra o ahlakların nedenlerinin bilgisi üzerine bilgi sahibi olursa, iyi ahlakı seçer, diyorum. Peki yine de seçmezse? N'apalım, belki dehşet bile saçabilir; en azından makine ya da köle olmasından iyidir. Ayrıca kendini eğitimiş bir kötü ahlak sahibi de yüksek bir kötü olmuş olur ki belki sanatta ve felsefede çok yüksek nitelikli şeyler ortaya koyma becerisini bile kazanmış olabilir.

05.02.2008 00:41:19


Eğitici yerine öncelikle öğretici demeliyiz. Bu bile kendi başına bir ahlakın ürünüdür (efendi-köle ilişkisi).

Birinci varsayım;

"Real olan her durumda tam olarak nesnellikle örtüşmez ki bu da zorunlu olarak eğitilene kötü ahlaktan bir şeyler verecektir anlamına gelir."

Toplumun katmanlarını teoride tek bir potada eritmek niyetindeyseniz, verecektir elbette ama bunun realitesi yoktur. Her sınıfın kendine has bir ahlak yapısı vardır ve bunların teoride uyuşması pratikte de uyuştuklarını göstermez. Sınıfsal olarak kimin zorba ve baskıcı olduğu açık olduğundan egemen sınıfın ekonomisi de siyaseti de ahlakı da bu zorbalığın ürünü olacaktır. Öğreten kişi göbekten egemen sınıfa bağlı olmasa bile (burjuva, derebeyi vs. olamayacağı için) gene de bu ahlaktan nemalanacaktır, her katmanda olduğu gibi. Bu sebepten diyebiliriz ki "evet, kötü ahlaktan bir şeyler verecektir." ancak ezilenlerin kendi iç dinamiklerinden geliştirecekleri ahlak yapısı, zıt oldukları ahlaka karşı olacaktır. Tarihte bunun somut yaşanmış örnekleri vardır efendim. Hristiyanlıktaki bin yılcı akım yani bin yılcılar Ortaçağ'da kurdukları özgür komünlerde bunu sağlamışlardır.

İkinci varsayım;

"Pek çok şey de, en mühimi eğitilenin eğitim sürecinde etkin olmasıdır/edilgin kalmamasıdır."

Eğitim, çift yönlü bir ilişki değildir. Eğiten eğitir, eğitilen eğitilir. Bahsettiğiniz öğretim olmalı, ancak öğretimde çift yönlü ilişki kurulabilir. Hem öğretenin bir öğrenci hem de öğrencinin öğreten olduğu tek yöntem budur. Alakasız olsa da Zapatist hareket buna örnektir.

Üçüncü varsayım;

"Eğer karşılaştırmalı olarak ahlaklar üzerinde bilgi sahibi olur, sonra o ahlakların nedenlerinin bilgisi üzerine bilgi sahibi olursa, iyi ahlakı seçer, diyorum."

Ahlak seçim işi değil yaşamsal bir kavramdır. Feodal bir toplumda yaşayan insanın algısı farklı olacağından kapitalist ahlak onun için ahlaksızlık olacaktır. Bu durumda ancak köleci toplumun ahlakı ile karşılaştırdığında seçeceği feodal ahlaktır. Demek istediğim kapitalist ahlakı "seçerek" almış bir insan zaten daha ötesini seçemez, saplanır kalır. Bu yüzden ahlakı sahiplenmek ve sürekli koruma altına almak kimseyi geliştirmez, çiviler. Öncelikle insanın kendi algısını açmalıdır. Yaşamsal ve sınıfsal olarak bulunduğu noktaya göre kendi ahlakını kurmaya ve varolan veya gelişmekte olan ahlaki akımlara doğru kanalize olabilsin.

05.02.2008 00:42:07


Eğitici yerine öncelikle öğretici demeliyiz. Bu bile kendi başına bir ahlakın ürünüdür (efendi-köle ilişkisi).

Birinci varsayım;

"Real olan her durumda tam olarak nesnellikle örtüşmez ki bu da zorunlu olarak eğitilene kötü ahlaktan bir şeyler verecektir anlamına gelir."

Toplumun katmanlarını teoride tek bir potada eritmek niyetindeyseniz, verecektir elbette ama bunun realitesi yoktur. Her sınıfın kendine has bir ahlak yapısı vardır ve bunların teoride uyuşması pratikte de uyuştuklarını göstermez. Sınıfsal olarak kimin zorba ve baskıcı olduğu açık olduğundan egemen sınıfın ekonomisi de siyaseti de ahlakı da bu zorbalığın ürünü olacaktır. Öğreten kişi göbekten egemen sınıfa bağlı olmasa bile (burjuva, derebeyi vs. olamayacağı için) gene de bu ahlaktan nemalanacaktır, her katmanda olduğu gibi. Bu sebepten diyebiliriz ki "evet, kötü ahlaktan bir şeyler verecektir." ancak ezilenlerin kendi iç dinamiklerinden geliştirecekleri ahlak yapısı, zıt oldukları ahlaka karşı olacaktır. Tarihte bunun somut yaşanmış örnekleri vardır efendim. Hristiyanlıktaki bin yılcı akım yani bin yılcılar Ortaçağ'da kurdukları özgür komünlerde bunu sağlamışlardır.

İkinci varsayım;

"Pek çok şey de, en mühimi eğitilenin eğitim sürecinde etkin olmasıdır/edilgin kalmamasıdır."

Eğitim, çift yönlü bir ilişki değildir. Eğiten eğitir, eğitilen eğitilir. Bahsettiğiniz öğretim olmalı, ancak öğretimde çift yönlü ilişki kurulabilir. Hem öğretenin bir öğrenci hem de öğrencinin öğreten olduğu tek yöntem budur. Alakasız olsa da Zapatist hareket buna örnektir.

Üçüncü varsayım;

"Eğer karşılaştırmalı olarak ahlaklar üzerinde bilgi sahibi olur, sonra o ahlakların nedenlerinin bilgisi üzerine bilgi sahibi olursa, iyi ahlakı seçer, diyorum."

Ahlak seçim işi değil yaşamsal bir olgudur. Feodal bir toplumda yaşayan insanın algısı farklı olacağından kapitalist ahlak onun için ahlaksızlık olacaktır. Bu durumda ancak köleci toplumun ahlakı ile karşılaştırdığında seçeceği feodal ahlaktır. Demek istediğim kapitalist ahlakı "seçerek" almış bir insan zaten daha ötesini seçemez, saplanır kalır. Bu yüzden ahlakı sahiplenmek ve sürekli koruma altına almak kimseyi geliştirmez, çiviler. Öncelikle insanın kendi algısını açmalıdır. Yaşamsal ve sınıfsal olarak bulunduğu noktaya göre kendi ahlakını kurmaya ve varolan veya gelişmekte olan ahlaki akımlara doğru kanalize olabilsin.

Neden tümceler seçip, ille de varsayım olarak alıyorsunuz, bilmiyorum ama size göre varsayımdır.

Eğitici yerine öğretici denilebilir ama bence dememeliyiz. Çünkü bu eğitim denen sözcüğün öyle çağrışımlarla alınabildiğini gösterir ki (hani "köpek mi eğitiyorsun" gibi?) bu hakikaten ilişkinin bence insan doğasına aykırı (bunun nedenlerini açmayayım) efendi-köle ilişkisini çağrıştırır. Ama bu sadece bir çağrışımdır. Ben eğitim diyeceğim yine beğenilere göre öğretim olarak da okunabilir.

Şimdi birinci "varsayımım" (tırnak içine alıyorum ki, "doğru yargı değildir, bunlar; "varsayım"dır değişinizi analım diye birlikte)

1) Neymiş tümce:"Real olan her durumda tam olarak nesnellikle örtüşmez ki bu da zorunlu olarak eğitilene kötü ahlaktan bir şeyler verecektir anlamına gelir." Verilen en iyi örnek ne buna karşı: Ortaçağ komünleri. Komün sözkonusu olduğunda başka da örnek verilebilirdi: Paris komünü de getirebilirdi, 20.yy'daki Hippie komünleri de. Burada ahlaktaki nesnelliğe real olanın ulaşmasının ölçüsü ne? Bir mülkiyet ilişkisinin olumsuzlanması. Yani referans var, o da bir tane, bir mülkiyet ilişkisi. Şimdi düşünelim birlikte, Tarih bu şekilde gelişmeseydi, şu ya da bu toplumsal mülkiyet biçimi'ni ahlaka ölçü alabilir miydik? Ben bu savımın çürüdüğünü düşünmüyorum, real olan daima kendi iç-referans noktası, iç dinamikleri tarafından sonlu olandır, sınırlı olandır ve asla nesnellikle birebir örtüşmez. Buradan çıkış noktası ile hedef, elimizdeki verilerden "mümkün en iyi, ortak yarara en fazla katkısı" olanı oluşturmaktır -ki anladınız mı bilmiyorum, zaten ilk yazımda vardı. Real olan yanlışlıkla ideale kayar, sizin komünlerin ahlakı örneğinizde kaydığınız gibi. Oysa kendi materyalist görüşünüze uygun olan aslında bu seçtiğiniz benim tümcemdi. Bence bunu çürütmeye çalışmanız, kendi ilkenizi çürütmeye çalışmanız gibi olmuş; ki farkında değilsiniz herhalde.

"Pek çok şey de, en mühimi eğitilenin eğitim sürecinde etkin olmasıdır/edilgin kalmamasıdır." Burada benim cümlem de eksik ve yanlışa götüren şu: Eğitilen zaten eğitim sürecinde tümüyle edilgen kalmayı başaramaz ki! Mutlaka aldığı eğitimden bir şeyleri gücü yettiği ölçüde değerlendirip yaşamına uygulamaya çalışır. Zira o cansız bir nesne gibi bir şey değil, görülsün ya da görülmesin mutlaka tepkiler geliştirmektedir. (kaldı ki cansız bir şeyde tepki veriyor da ben burada bilinçli varlıklar açısından ele aldım"

"Eğer karşılaştırmalı olarak ahlaklar üzerinde bilgi sahibi olur, sonra o ahlakların nedenlerinin bilgisi üzerine bilgi sahibi olursa, iyi ahlakı seçer, diyorum." Bu varsayımın pek genel, pek soyut olduğunun farkındayım. "Ahlak seçim işi değil yaşamsal bir olgudur" demişsiniz. seçim tarafı da vardır ama doğru da söylüyorsunuz. Siz burada tutarlısınız, materyalist açıdan bu çıkar tabii. Şöyle diyelim, burada toplumda genel belirleyici bunun dediğiniz gibi yaşamsal bir olgu olması ve verdiğiniz toplum düzenleri örneklerinden getirdiğiniz örneklere de katılıyorum. Ben burada da anlaşılamamışım, ama burada ben neden olmuş olabilirim. Size burada tümüyle katılmakla birlikte en azından kişinin kendi eğitiminde bir seçimi bilincinde yapacağını söyleyebilirim, kendisinin de bu çizdiğiniz ve katıldığım deterministik tabloda kendisinin de bir etkinliği olabildiğini söylemekten başka bir şey diyemem. Bu cümle ben "özgür iradesiyle ahlakını belirler" gibi bir şeyi hakkaten düşündürtüyor. Ama hiç öyle düşünmüyorum, konu bağlamındaki bireyin etkinliğinin rolü, tümce tek başına alınca çok çok abartılmış; tersine verdiğiniz karşılaştırmalı örneklerdeki gibi belirleyici olanın toplumsal koşullar olduğunu düşünüyorum.

Bu arada bana yazıştığım eski bir forumdaşımı anımsattınız, o da beni gördü mü yakalar, ne söylesem çürütmeye  çalışırdı... Elbette ki herkes, her istediğini yazabilir yazdıklarımda (burada kişinin özgürlüğünü ben tayin edemem zaten) ama umarım, hatta ummak istiyorum ki, çürütmeleriniz metinler üzerindendir, görüşlerimi çürütmeye çalışıyorsunuz -ben çürüyeyim, kahrolayım, yokolayım falan değildir amaç, o zaman ters yönde de olsa hakettiğimden fazla değer vermiş olursunuz.

05.02.2008 00:42:41


1) Mülkiyet hırsızlıktır derken Proudhon bir bakıma bu ahlaka da vurgu yapmaktadır. Tarihi sınıf savaşımı ve üretim araçları mülkiyeti açısından değerlendirmezsek eğer bunun için absürd şeyler üretiriz ki buna hiç girmeyelim. Bu yüzden de üretim araçlarının niteliği ve aidiyetliği her konuda temel oluşturacaktır. Eğer ahlak sınıflara ve bu sınıflar arası ilişkiye göre belirlenmiyor veya gelişmiyorsa ise neye göre gelişiyor? Örnekleyecek olursak "hırsızlık" egemen sınıflar için affedilemez bir suçtur ve topluma da böyle lanse ettirilir, bunun nedeni yani bu ahlaki kıstasın nedeni zenginin "malı"nın tehlikede olmasıdır. Yoksa ay sonunu zor getiren insanların ne soyulma endişesi vardır ne de hırsızlık noktasında (zenginlerden) bir tereddütü olmalıdır. Peki neden tereddütleri var? Bu, egemen sınıfın ve onunla paralel çalışan dinlerin dayattığı ahlaktır işte. Şükretme ve her şeye boyun eğme mantığı.

2) İdeale kaymak, ideali yaratmak ve onu mutlaklaştırmak demek değildir. İdeal olanın peşinden gitmek ona ulaşma isteğimden değildir zaten materyalist felsefe de bunu ima etmez zaten bilir ki bu olamayacaktır yoksa ilerleme durur. Zaten tarihi ilerlemede sürekli daha iyiye doğru gitme eğilimindedir. Materyalist felsefe veya herhangi başka bir düşünüş de teoride daha üretken bir toplumu ifade eder ama hem teori de hem de pratikte uygulanabilirliği noktasında sorunlar çıktığından veya artık miadını doldurduğundan birçok görüşü tarih rafa kaldırmıştır.

3) Bende biliyorum eğitilenin tamamen edilgen kalmadığını. Sorun bu edilgen olmayışın alt yapısının ne olduğudur. Sözde katılımcı eğitim sisteminde parmak kaldırmak etkenlik ise ben bundan bahsetmiyorum elbette. Bilimsel demokratik öğretimden/öğrenim bahsetmekteyim.

4) Elbetteki sizi kahretmek niyetinde değilim, neden olayım ki.

05.02.2008 00:43:14


merdiven vardır ve çıkması bireye kalmıştır, bu hangi ahlak yada nasıl eğitimden daha önde gelir.
ahlak kendi değerlerini oluşturmayanların olamayacaktır. geriye kalan sadece bakmaya yeltenmektir, konunun toplumsal boyutunu işin bu kısmında incelemeliyiz.


Sayfa: [ 1 ]