|
||
| Ömrünün son demlerini adeta "Şiir" soluyarak geçiren genç ve çok yetenekli bir Şair'di. 26 Ağustos 2004 tarihinde yani ölümünden bir gün önce aşağıdaki şiiri yazar: ilham nöbetleri kırarsın bazen ekmeği öyle buğu falan da çıkmaz bayattır ya da ısıtılmıştır bir bayatlığın üzerine ama masana doluverir ilham perileri masanın altında açlıktan ayağına göz koymuşlar kalemini oynatmaya başladın ya hemen kıskanır ilham kedileri biraz içeri gir dil ovasının altında binlerce şair -mezara nasıl da yakışıyorlar yaşarken kemirilen cesetler- onlara gülüyorlar ilham pireleri öpüştükten sonra ağzımda ispirto tadı bırakan kadınlar girer rüyalarıma ama öyle değil ne kadar küçülürse küçülsünler mide bulandırmıyor ilham sinekleri... Özge Dirik / 26 Ağustos 2004 / (Kuzey Yıldızı Dergisi. Sayı 11) İçimizdeki Müzik bam telimde parmak izin duruyor yeni boyanmış bir aşka oturduk kalkarsak üzerimizde kalacak izi korsan limanlarda bekliyoruz birbirimizi omuzumuzda mırıldanan güvercinler dahil aldatıyor bu kahperengi hayat bizi sarhoş olup zehirliyoruz sırlarını bu aşkı herkese susmak şarapsız çalmam kadar ayıp kapını içimdeki müziğin susması altındaki tabureyi tekmeleyip kemancının çalması gibi son notalarını... Özge Dirik / Kuzey Yıldızı Dergisi, 11. Sayı *** Şair Özge Dirik 14 Ekim 1978’de doğdu, ODTÜ iktisat bölümünü bitirdi. Şiirleri Öteki-Siz, Pencere, Varlık, Kuzey Yıldızı dergilerinde yayımlandı. |
||
|
||
| "Ö z g e D i r i k" Ş i i r l e r i '' F a k i r U y a k ölümden önceki uyak yaşamak adına ağzımdan kaçırdığım kuşlar, kim bilir şanslarını kimin üzerine pisliyor. ölümden önceki dudak "suratın sırat olsa geçemezdim gözlerinden kaç kan aksa" ile tavladığım kadın kim bilir hangi efendinin valsinde tırnak yiyor. ölümden önceki tuzak traji-kolik hayatımın tirajı komik öyküleri süs arıyor bir yanım intiharlarıma cinayet süsü. ölümden önceki uyak konaklaması bir ipte iki cambazın sevişerek mümkün ancak... -------------------------------------------------------------------------------- V a s i y e t “ki en kötüsüdür, ölümden sonra da istemek.” Benden firar eden dünyadan, son isteklerimi taşırken bana, dikkat et; aynı olmasın torbanın rengi, ayağına giydiğin galoşlarla. Şu bizim yan odada, Kürt kaşlı kız çok inledi dün gece, boştu yatağı, bugün iyileşmiş, tahliyesi olmuş, inandıramadılar bana. Bir uçlu sakla da göğsüne, teninin kokusu olsun izmaritinde. Bu yalnızlığı biz yaratmadık, bilakis tütünü bile dost eyledik kendimize. Ya sen, ellerini yıkıyorsun bana her gelişinde, benimle aynı gün ölecek olan alyansında, bir sabun parçası, ne demekse. Yarın belki de son kez, ziyaret saatini özleyeceğim yine, yemek yiyeceğim, tadını tuzunu alıp, öyle veriyorlar yemeği, mercimeğin içindeki böceğin bile hesaplı kalorisi. Giydiğin eteğin yırtmacı ilk defa dokunuyor bana, beni yolcu eden akciğer kediye atsan yemez geç kalmayacak randevusuna. Gidince çürümeyeceğini bilsem, ellerimizi değiştirelim derdim. Ellerimin ellerinde verdiği güzel ve uzun mola, ayrılık Allah’ın emri, ölüm olmasa... 29.03.2002 Kuzey Yıldızı edebiyat Dergisi Sayı:5 -------------------------------------------------------------------------------- Ç o r a k Karınca kararıyla uyuşan bedenim, iğnelenmeye amade, uyanılası bir kâbus. Yeni yılla beraber harlayan şöminem, noel annenin tükürüğüyle söndü yine. Varsın, hayra yorsun ellerin ellerimi. Ki onlar, çoğalamayan iki eştiler önce. İkileşemediler, iki leştiler ya da sıvışamadılar dünyaya. Bir gün daha bekleyebilseydik, yıllanacaktı güneşe yatan şarabımız. Uçmamam için kanatlarının arasına aldığında, güven de acı verdi bana. Kısır bir arıyım işte, üçgen üçgen yapıyorum peteklerimi. Birbirini tanımayan iki elementtik biz. İlkel bir kimyaperestin kötü kokan ellerinde, -bakır ile kalay diyelim- gittikçe tunçlaştı kilitlerimiz. Şimdi pençelerini körlenmesin diye içeri çeken senin, gençliği parmaklarına emanet yaşarken, ilk ve tek kavga etmişliğin kalemsiz, salıncağa işeyen bir öteki mahalle çocuğuylaydı. Bense hayalerime kaldığım yerden devam ediyorum, başka kuşların yuvalarında. Varlık Dergisi Mart 2002 -------------------------------------------------------------------------------- A b a k ü s Kırmızının deliliklerinden kurtardın hayatını. Aşk denilen sır; iki ayağın altına sabun bağlayıp, koşmaktı peşinden salıncakların. Gümüş ve geniş yollar ıssızlığında, kardeş ıslıklarla aynı gözleri ağlattık. Gün geceliklerinin içinde uyanamayınca, doyamadım, dayanamadım yalın yanlışlarıma. Hangi geçmişler için kestiysen parmaklarını, onlar için büyüttüm ellerimi. Şimdi yaşa diyen ağzının içine yakışmıyor, kupkuru deliliklerim. Bugün kızıyor yollarıma, senin tarihinin bildiği tüm ipuçları. Ama yalınayak bir çocuk bağırıyor içimde; kızma baba çocuk sabrı elliye kadar sayar en fazla... Varlık Dergisi Mart 2002 -------------------------------------------------------------------------------- S a h n e Gıpta zamanlardan bir yaşam sırrı. Devasa yalnızlıklara açılan kapılarda, Tanrı misafiri umutlarınızla beraber, Zilinizi de çalıp kaçıyor afacan çocuklar. Safrasını bırakıyor gökyüzü üzerinize, Yıldızınız dahi yok geceleri hüznünüze ortak. Bir memurun masa örtüsünün altından çalınan kirası gibi, Artık bakire değil gecenizin mavisi. Savunmasız, açık kentleri ele geçiriyor ancak, Engin tutkularınız, tutuklu kalmışlığı yarınlarınızın. Ne zaman bir çiçek dalında kurusa, Bir sevgilinin daha çok üzülmüşlüğü uzanıyor başucunuza. Uykuya dalarken annesinin mutlu masallarıyla, Uyanırken babasının acı öyküleriyle büyüyen çocukluğunuz için, Şimdilerde aşk; Kanamalı bir hasta için yara bandı yalnızca. Hayatını cehaletin tanrılarına sıvazlarcasına, Aşıdan habersiz bir annenin secdeye varışı gibi, Yormuyor çocuğunuzun tanrıya yolculuğu. Devşirilmiş devirlerden kalma hesap tabağı artıkları hayat. Hangi şapka alkışa kaldırılsa içinde ölü bir tavşan. Ve çok eskilerden bir sahne gözünüzün önünde, Münir Özkul affetmeden, nefretle terkediyor çocukluğunuzu... -------------------------------------------------------------------------------- A n e s t e z i içindekini sızdıracaksın bir akşam tomurcuklanan beynin saçılınca ortaya yasal olarak uyuşturulacaksın acıya. ilk kanın demli rengi hiç pıhtılaşmayacak gibidir Ania. bileklerini bozduracaksın bir akşam sen avaz avaz bağırsan da karabasan diyecek sağırlar buna da. aşk henüz var iken kafasını namluya sokacak teslimiyet bir katilin kendini öldürmesidir Ania, en adil cinayet. çocukluğunu camii avlusuna bırakacaksın bir akşam aylar sonra ilk farkeden seni sırf çocukları için dualarla sevişen köşebaşındaki dilenci. belden ve dizden büzgülü demode bir don şimdilerde aşk ağzını hangi musluğa dayarsan Ania, kan karışacak şehrin içme suyuna. bildiklerini uyutunca bu akşam gözlerinin önünde hayatını şeritleyecek perdedeki bıçak silueti. sokakların meryemliğini yaptığı çocuklara utanmasam bi gözyaşı daha. sen, içimdeki üçben bazı notalarda sevişemeyiz Ania. -------------------------------------------------------------------------------- [b]P a p a t y a[/b] Zamansızlığımdandır güzelliğim. Yol kenarını mesken tutan papatyalar, kurtaramazlar canlarını, dikkatli çocukların tutkularından. Bütün yapraklarım “sevmiyor” diye, ucuz bir hediye olamam gerçi, ama bilinir ki; ne zaman bir çiçek dalında kurusa, bir sevgili daha çok üzülür. Yüzünü görünce onun, ne de çok isterdim incinmesin. Benden önce sen ispiyonlasaydın keşke başka bir adama harcadığın sevgini. Kırmızıyı esirgemeyen çay bardaklarının ince bellerine dayanamadan, beni de aldatıyordur belki, sevinince terleyen parmakların. Kuzey Yıldızı Edebiyat Dergisi Şubat 2002 -------------------------------------------------------------------------------- "26 yaşındaki Özge Dirik, oturduğu apartmanın 10’uncu katındaki dairesinden atlayarak yaşamına son verdi. Polisler, Dirik’in dairesinde yaptıkları incelemelerde kapıda zorlama ve evde boğuşma izi olmadığını söylediler. Komşuları Dirik’in daha önce de intihara teşebbüs ettiğini iddia ettiler. Özge Dirik’in intihar etmeden önce mektup bıraktığı bildirildi. Dirik’in ‘Vasiyetimdir’ diye başladığı mektubunda daha önce yazdığı 30 şiirin başlıklarını sıralayıp bunların bir kitapta toplanmasını ve kitabın bir nüshasının mezarına gömülmesini istediği belirtildi. " 29 Ağustos 2004 Tarihli Gazete Haberi |
||