|
||
| Bilimsel edebiyatı benimseyenlere göre; millî edebiyat geleneğini kuran unsurların başında dil gelir. Dil, kendine has ifade vasıtalariyle edebiyat sanatının ilk unsurudur. Bir millî dilin ne gibi özel vasıflara sahip olduğunun kesin bir şekilde belirtilmesi lingüistikçilere düşer. Şüphesiz dil kadar istikrarlı olmamakla beraber, yine de millî gelenek içinde yer alan edebî şekiller de vardır. Sonra, millî hayatın özelliklerini, yaşayış tarzını, âdetleri, millî psikolojinin karakterini aksettiren bir sıra temalar bulunur. Kanaatimizce, edebiyatın millî karakterinden bahsetmek onun popüler karakterinden bahsetmek demektir. Bu iki mesele birbirinden ayrılamaz. Maksim Gorki’nin dediği gibi, dilin yaratıcısı ve taşıyıcısı halktır. Kültürün gelişmesi, ancak, maddî servetleri istihsal eden insanların -ki bunlar manevî değerlerin de yaratımıdırlar- hayat şartlarının tetkik edilmesi suretiyle izah olunabilir. Bu basit bir iş değildir tabiî. Bazı yazarlar halkın özleyişlerini doğrudan doğruya dile getirmişlerdir. Başka bazı yazarlarsa, halkla bağlılıkları olmamakla beraber, sömürücü sınıflara karşı takındıkları eleştirici tavır dolayısiyle halka objektif bir şekilde yardım etmişlerdir (Balzac). Ancak, çalışan kitlelerin teşkilâtlı bir sosyal kuvvet halinde ortaya çıkmasından ve hattâ Finci Dünya Savaşı’nm sosyal neticelerinden sonradır ki, mesele basitleşmiş bulunuyor. Bugün artık, şuursuz bir şekilde halktan yana olmak diye bir şeyden bahsedilemez. Bu hale göre, edebiyatın halkçı karakteri meselesi folkloru çok aşan bir meseledir. Doğrudan doğruya popüler mahiyette artistik yaratışların, türkülerin, masajların, atasözlerinin büyük yazarların eserleri üzerindeki tesirlerini tetkik etmek enteresan bir şeydir, elbette. Ancak, unutmamalı ki, folklora ait her şey ilerici değildir. Bizce, halkın menfaatlerine hizmet eden, onun yükseliş mücadelesine yardımı olan şey halkçıdır ve dolayısiyle ilericidir. Maksim Gorki, Edebiyat Üzerine yazısında: «Sözlü yaratış sahasında; dil bilgisizliği daima kültür yoksulluğuna, delâlet eder ve daima ideolojik bilgisizliğe bağlı bulunur. Bunu anlamanın zamanı gelmiştir» der. Şu halde, bilimsel eleştiri, artistik biçimlerin incelenmesi işini ihmal etmemelidir. Hiçbir yazar iyi yazmak, ifade tarz ve vasıtalarında değişiklik ve yenilik yapmak hususunda gösterdiği kaygıda aşırıya kaçmakla yerilemez. Formalizm, şekli muhtevadan ayırmak demektir. Formalizm, aşırı bir dil sevgisi olmak şöyle dursun, aksine dili sakatlamağa çalışır. Dil ile düşüncenin birliğini bozup dili mânasından mahrum bırakan formalizm, hiçbir şey söylemeden konuşmak gibi dile hakarei demek olan bîr neticeye ulaşır. Formalizm dilin tamamiyetine zarar verir ye bizzat şeklin kendisine karşı en yüksek cürmün faili durumuna düşer; onu bütün tesirliliğinden mahrum eder; onun hakikatini çalar. Biz, aksine olarak, şekille muhtevanın, iyi başarılmış bir eserde birbirine ayrılmaz bir şekilde bağlı bulunduğunu kabul ediyoruz. «Ölümsüz olan yalnız halktır, geri kalan her şey gelip geçer.» Halk kitlelerinin tecrübesini ve yaşayışını aksettiren ilerici sanat ve edebiyatın büyük eserleri de ölümsüz olurlar. Bu eserler, ancak içinde doğdukları sosyal şartlar hesaba katılmak suretiyle anlaşılabilirse de yalnızca, bu şartlara bağlı tutulamazlar, îşte bu sebeple, yeni devirlerin öncü sosyal kuvvetlerini temsil eden insanların geçmişin büyük eserlerinden ilhamlanmalan mümkündür. Bir şaheserin daima kendi zamanına ait olduğunu iyice belirtelim. Onun, ölümsüzlüğe erişebilmek için mutlaka kendi zamanı için esaslı olan ne ise onu temsil etmesi gerekir. XVIII’inci yüzyıl büyük filozoflarının eserleri, öncü sosyal kuvvetlerin menfaatlerini en göz alıcı, en tam, en berrak bir şekilde temsil eder; ve en iyi ânlarda -ki sanat eseri şaheserlik zirvesine ancak bu ânlarda erişir- bu menfaatler, iekmil milletin menfaatlerinin temsilciliğini, kazanır. İşte bu ânlarda, ileri toplumsal kuvvetler bütün insanlık için, sürekli değerler ortaya koyarlar. Yeter ki, bu toplumsal kuvvetler ve onların en aydın sözcüsü, halk kitlelerinden kop*nuş olmasınlar, aksine, bunun yaratıcı tesiri altında bulunsunlar. Bu mutlu ânda, şaheser, mümkün en uygun ifade tarzını sunar, yaratıcı değerlere en parlak surette taşıyıcılık yapabilecek şekilleri ve dili bulur. Dil; düşüncenin vasıtasız realitesidir. Edebî şekillerin tetkikinde bu bilimsel anlayışın bize yol göstermesi gerekir. Tetkik edildiği takdirde görüleceği gibi, güzel üslûp daima ancak yaşayan dilden hareketle, halk diliyle temas suretiyle yaratılan üslûptur. Dilin başlıca yaratıcısı olmak sıfatıyla halk, bütün hallerde, fakat az veya çok tesbiti mümkün bir şekilde, büyük yazarın dilinin ustasıdır. Büyük yazar dil ve ifade konusunda halkın yaratıcı melekesine çok yakından katılır. Seyit Kemal Karaalioğlu Edebiyat Sanatı |
||