|
||
| Büyük Adolph Meyer öğrenci psikaytr grubuna, ''Kaşınmayan yeri kaşımayın,'' tavsiyesinde bulunmuştur. Bu vecize hastaların ölüme karşı tutumlarını araştırmaya karşı harika bir itiraz değil midir? Hastaların, terapist onlara hayatın en acımasız korkularını hatırlatmadan da yeterli korkuları yok mudur? Neden kötü ve değişmez gerçeğe odaklanalım? Eğer terapinin amacı umut aşılamaksa neden umudur kıran ölümü uyandıralım? Terapinin amacı bireye nasıl yaşayacağını öğretmektir. Ölümü neden ölmekte olan birine bırakmayalım? Irvin Yalom |
||
|
||
Bence kaşınmayan yeri kaşımaktan çok, kaşınan yeri kanatıyoruz. kabuk bağlamasına izin vermek yok. Yarayı deşiyoruz habire. önemsiz şeylerin üzerine o kadar eğiliyoruz ki koca ömürü ardımızda bırakıp giderken farkına bile varmıyoruz... 'günler, aylar geçmezken ömür bitiyor'. Aha da laf yine ölüme geldi
|
||
|
||
| Psikiyatrinin kendi içindeki sorunu bu Yalom bunu elştiremediği için vicdanı muhasebe ile yaklaşmış olguya. İlaçlarla belirtileri yok edip bireylerin çatışkılarına ilgi gösterilmediği sürece hangi felsefe ile yaklaşılırsa yaklaşılsın uzun süreçte durum değişmez. Çözemediği için de bırakalım kalsın öyle diyor Yalom un "varoluşçu psikoterapi"si. Ancak oluşan yaralar kalıtımsal olarak ortaya çıkmamışlardır o yaralara neden olan psikolojik ve toplumsal sorunlar ve de bireyin bunlara karşı çaresiz kaldığı noktalar mevcuttur. Psikoloji bunu da boşverecek olursa o halde varlığının hiç bir anlamı kalmaz. O halde neden böyle bir uzmanlık dalı mevcut diye sormak gerekir Irvin Yalom a. Bunca yıldır ne için uğraşıyormuş onca psikiyatrist ve psikoloji. İş olsun, çorba gelsin diye mi? Mevcut durumdaki hal maalesef genellikle böyledir hastalık toplumsal nedenlerle bireylere bulaştığı, psikoloji bireyi değil toplumsal normları düşünen kent ahlakına çevirildiği oranda. Doğada insan dışında kendimni öldürmeye çalışan hayvan yoktur. Bu onun aklından ziyade çektiği acının kendi dayanma gücünü aşacak boyutlara gelmesinin sonucudur. | ||
|
||
| Bu arada ben anksiyete vakalarında (ileri derece olmadığı sürece) antidepresan ilaçlarının kullanılmasının problemi çözdüğünü düşünmüyorum. Antidepresan ilaçlar bi çok insan için bi kaçış. Ama kaçış nereye kadar sürer ki? Problemle yüzleşmek daha sağlıklı değil midir? Psikoterapi daha olumlu bir sonuç verir kanımca. Benim de kullanmışlığım vardır antidepresan ilaç. Ve ilacı aldıktan sonra duyguların nasıl köreldiğini bilirim. Bu haksızlık gibime geliyor ama dediğim gibi ileri vakalar için söylemiyorum bunu. Dr.lar her bunalımdayım diyene bi antidepresan yazıyor. yüzleşme esas aynada,yüzleşme!!! | ||
|
||
| gerçektende kaşınmayan yer kaşınırsa bizzat denedim bi anda şiddetli bi şekilde kaşınır hale geliyor.. burdada acaba bişeylerin üstüne çok düşülür dert edilirse gerçekten dert haline gelir mi denmek iistemiş? ki bence öyle.. takıntılar malesef iyi sonuçlar doğurmuyor ! | ||
|
||
| İlaçlar hiç bir sorunu çözmez diyorum ben de aynı şekilde yanlış anlaşılmasın. Depresyonlar kendi kendini besleyen durumlar. Yani bildiğim bütün depresyon hastaları depresif rahatsızlıklarından o kadar çok bahsediyorlar ki bu durumun aleyhlerine ilerlediği sonucu çıkıyor buradan da. Dirençleri de bu noktada bulundukları duruma sığınmak olarak ortaya çıkıyor. Bu bir tabu haline geldiği için de ilaçlar sadece her seferinde aşırı bir bunalıma girmelerini engellemek dışında bir işe yaramıyor. Zamanla bağışıklık da kazandıklarından dozaj değişiyor,hastalığı yaratan çatışkılar aşılmadığı için de rahatsızlık daha ileri boyutlara sürükleniyor. Bir nevi kısır döngü. Artık aslında çoğu psikiyatr ya da psikolog ilaç kullanımına karşı çıksalarda bunun için sektör olarak ortadan kalkması ve kimya sektörünün hastaları pazar olarak görmemesi gerekiyor. Mevcut koşullarda ise bu pek mümkün görünmemekte. | ||
|
||
| ölümü uyandırmak diye bir şey yok,çünkü ölüm her an uyanık!doğrusu ölümü ölmekte olana bırakmaksa,bu da bir çıkış değil!doğduğumuzun andan itibaren ölmüyor muyuz,zaten!hepimiz ölmekteyiz,aynı zamanda yaşarken! ya da ölümcül iki aynı vaka düşünelim!bunlara aynı ömür biçiliyor,doktor tarafından!ama biri trafik kazasında erken ölüyor!sağ kalan(aynı zamanda ölmekte olan) ne hale girer!demek ölmek için ölümcül bir hastalık gerekmiyormuş! hasta-sağlıklı,yaşlı-genç farketmez ölüm her an ensemizde! buna karşın ne yapılmalı,nasıl üstesinden gelmeli bunun!bu yaklaşım yetersiz! |
||
|
||
ölümü uyandırmak diye bir şey yok,çünkü ölüm her an uyanık!doğrusu ölümü ölmekte olana bırakmaksa,bu da bir çıkış değil!doğduğumuzun andan itibaren ölmüyor muyuz,zaten!hepimiz ölmekteyiz,aynı zamanda yaşarken! Sizin dediğiniz doğru. Ama işin komik tarafı doğru olduğu kadar da anlamsız. Zaten insanın meselesi de bu. Her an ölmekte olduğunu kabul etmemek. Ölüme meydan okumak. Varolma arzusunun kaynaklarından birisi de ölüme inanmamak istemesi değil midir? Öleceğine ve yok olacağına isyanıdır. Günlük yaşama etki edecek çıkarımları severim. Basit manada iş yerinde bir yerlere gelme, forumda adam yerine konma arzusu, kabaca değer görme ve varolma arzusu esasında kaçınılmaz sondan bir kaçıştır. İnsanlar ölümü düşünmek istemez. Ama ölümü kabul etse ve buna göre hayatını anlamlandırsa, kendi kendini yediği şeylerin saçmalıklardan ibaret olduğunun farkına varır. Her şey bitecekse ne üzülmeye değecek bir şey vardır bu hayatta, ne de sevinçten kendimizi kaybetmeye değer... Bence doğayla, kendi özümüzle (her neyse o) ve diğer insanlarla olabildiğince uyum içinde yaşadıktan sonrası angaryadır.
ya da ölümcül iki aynı vaka düşünelim!bunlara aynı ömür biçiliyor,doktor tarafından!ama biri trafik kazasında erken ölüyor!sağ kalan(aynı zamanda ölmekte olan) ne hale girer!demek ölmek için ölümcül bir hastalık gerekmiyormuş! hasta-sağlıklı,yaşlı-genç farketmez ölüm her an ensemizde! buna karşın ne yapılmalı,nasıl üstesinden gelmeli bunun!bu yaklaşım yetersiz! |
||