|
||
| ÖZGEÇMİŞ 19 Ocak 1946 tarihinde Maçka (Trabzon)'da doğdu. Trabzon Lisesi'ni (1964), Fatih Eğitim Enstitüsü Edebiyat Bölümü'nü (1967), Anadolu Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nü bitirdi. Çeşitli öğretim kurumlarında 29 yıl Türk Dili Öğretmenliği yaptı. Halen Bilkent Üniversitesi İnsani Bilimler ve Edebiyat Fakültesi'nde öğretim görevlisi olarak çalışıyor. Yıllardır, Kıyı ve Bilkent 4 Mevsim dergilerinin sanat yönetmenliğini sürdürüyor. İlk şiiri 1966 yılında yayımlandı. Şiirleri ve yazıları Doğrultu, Dönemeç, Düşün, Edebiyat 81, Evrensel Kültür, Güney, Hakimiyet Sanat, Karşı, Kıyı, Milliyet Sanat, Sesimiz, Somut, Temmuz, Türkiye Yazıları, Varlık, Yansıma, Yazko Edebiyat gibi çeşitli yayın organlarında yer aldı. BİR KAPININ İKİ YÜZÜ bir kapının bir yüzü gökyüzüdür bir yüzünde ağıtı gizlidir tüm annelerin. içerde biçilen sözcükler çınlar/süt kokan ağızdan bir bebek uzun yolculuğuna çıkar uykunun ufkunda sobanın parlayan alevleri resmini çizer yalnızlığın içerde sözcüklerin masalları dokuyan sıcaklığı seferberlik trenleridir cephede kalanları anlatan. içerde begonyanın damarlı yaprakları bir haritayı tamamlar duvarda türküler içmiş bir saz salınır akordlu telleriyle mayıslardan fotoğraflar/yürüyen seslere yaslanmış şiirler saatin çalışkan yelkovanı/tembel akrep kutsal kitabın çöl ikliminden sağılan sesi. dışarıda çınarın dalları tarihle kucaklaşır karanlığın ellerinden kurtulan güneşin bilge yüzü dökülür kapının bir yüzüne dışarda ayın karanlığı biçen ışığı/suyun kanayan sesi kuşların sokulgan uçuşları sirenlerin ürperten dişleri korkuya teslim olmuş duvarlar. gecesefaları yaseminlerle kolkola bir buhurdandır düşlerimizi havalandıran dışarda bir hüzün yeli dolaşır parmakları tokmakların tozlarında. içerisi sevgiye akar sesimiz yettiğince dışarısı hüzne sefer eyler düşlerimizi içerek. ...... SÖYLE YÜZÜM TANIĞIMSIN aşk eskidi/yollar uzun bir dalga kırıldı yüzümde kar sesinde uçan çiçek yüreğimde gülüşündür sevgi bitmez/düş yaşatır. bir gün olur gurbet başlar saat durur/deniz biter sesim aranır yılları ömrümüz bir yangın yeri çiçek solar/bulut kaynar. söyle yüzüm/tanığımsın kaç bahara göğüs gerdin bir çocuğun sevincini gidişini bir babanın tarih yazar/dünya okur. şiirim bir atardamar yaşıyorum dizelerde gömleğimde bin bir nakış bir ağlama/uykuya dur kuşlar gider/sonbahardır. .... GECENİN KANAYAN YERİNDEN gece yarısı bir el dokunuyor soluğuma bir aşkın kan damlası karışıyor yağmura kitaplardan yüreğime dolan gelincikler güneşli papatyaları seyreyleyen turnalar bir yelkenli açılıyor alnımın çatısına. sizlerin gençliğini taşıdım kanımda ey güzel çocuklar sesime ses katanlar şimdi renklerle savruluyorum ardınızdan adlarınızı unutmadım/yüzünüz silinmiyor aklımdan. sevincim bir çığlık gibi savruluyor dünyaya kelebek kanatları/kuş sesleri dökülüyor gömleğime bir nehir akıyordu gecenin sessizliğine bütün güneşler kayıp gitmişti ellerimden her ölüm bir şiiri büyütüyordu dilimde. çok şey anlatıyordu gecenin yüzü yağmurlu bir kasım karanlığını geçerek korkuyu yenen bir aşkın seveniydim bir gül yaprağıydım rüzgârda. güzelliğiniz kazılıyor gençliğin mavi ufkuna yarama tuz basarak geçiyorum günleri bir ses yankılansa yüreğimi örseleyen bir fotoğraf dökülse yüzünde solgun çiçekler göğsümden havalanır martı sürüleri. şimdi karlar yağar yüzüne dünyanın istasyonların uykusunu yitirmiş derinliğine şafakla yırtılan gecenin kanayan bir yerine. ..... SİZDEN SONRA önümüzde sonsuzluğu toprağın taşları ve dikenleri ve gökyüzünü iterek girdiğimiz düşünceden bir gölge kalıyor geride simsiyah saçlarını rüzgâra vermiş uzun koşucu tetiği düşmeye hazır bir yüreği dayıyor kısacık ömrüne dolan güz güneşine yağmur yağıyor bütün zamanlarına dünyanın bir taş kemerin altından geçiyor koşarak kemer bir gökkuşağıdır/yedi rengin kilimini taşıyan otlar rüzgârın ellerindeki beşikte toprak güneşe teslim olmuş günler bir kurşun gibi fırlıyor yatağından ölüm ve yaşam kıskacında sevgi ve korkusuzluk damlıyor genç adamın yüzünden uzaktan turaçlar geçiyor/çoban ateşleri yansıyor ufkun alnına suyun sesi kanıyor ağıtları anlatan mektuplarda uykuyu unutmuş iki göz dalıyor şafağa ölümün kıyısında bir çığlık: gençliğimiz kalıyor afişte. TANIK GÜNLER Günler Hüznü yüklenip Ağır prangalar gibi Sancıyı taşıyarak Uçsuz bucaksız gökyüzünün altında Bizlere Dev parmaklarıyle Gelecek getirdiler. Günler Ayrı düşmeyi sevdiğimizden Sevdiğimiz çocuğumuza dokunamamayı Açık sarflarla mektuplar göndermeyi Öğrettiler. Günler Tanık oldular ölümlere Gördüler vurulup öleni Öldüreni Hayatla taşınan ölümü Ölümle başlayan dirimi. Günler Oldular en büyük lokomotif Acımayı öğrenmeyen tarihe. Ahmet Özer |
||