SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Şiir

Konu: Ahmet Özer

Sayfa: [ 1 ]

02.02.2008 19:29:41
ÖZGEÇMİŞ

19 Ocak 1946 tarihinde Maçka (Trabzon)'da doğdu. Trabzon Lisesi'ni (1964), Fatih Eğitim Enstitüsü Edebiyat Bölümü'nü (1967), Anadolu Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nü bitirdi. Çeşitli öğretim kurumlarında 29 yıl Türk Dili Öğretmenliği yaptı. Halen Bilkent Üniversitesi İnsani Bilimler ve Edebiyat Fakültesi'nde öğretim görevlisi olarak çalışıyor. Yıllardır, Kıyı ve Bilkent 4 Mevsim dergilerinin sanat yönetmenliğini sürdürüyor. 

İlk şiiri 1966 yılında yayımlandı. Şiirleri ve yazıları Doğrultu, Dönemeç, Düşün, Edebiyat 81, Evrensel Kültür, Güney, Hakimiyet Sanat, Karşı, Kıyı, Milliyet Sanat, Sesimiz, Somut, Temmuz, Türkiye Yazıları, Varlık, Yansıma, Yazko Edebiyat gibi çeşitli yayın organlarında yer aldı.


BİR KAPININ İKİ YÜZÜ


bir kapının bir yüzü gökyüzüdür
bir yüzünde ağıtı gizlidir tüm annelerin.

içerde biçilen sözcükler çınlar/süt kokan
                                                     ağızdan
bir bebek uzun yolculuğuna çıkar uykunun
                                                     ufkunda
sobanın parlayan alevleri resmini çizer
                                                    yalnızlığın
içerde sözcüklerin masalları dokuyan sıcaklığı
seferberlik trenleridir cephede kalanları
                                               anlatan.

içerde begonyanın damarlı yaprakları
                              bir haritayı tamamlar
duvarda türküler içmiş bir saz salınır
                                                    akordlu telleriyle
mayıslardan fotoğraflar/yürüyen seslere
                                     yaslanmış şiirler
saatin çalışkan yelkovanı/tembel akrep
kutsal kitabın çöl ikliminden sağılan sesi.

dışarıda çınarın dalları tarihle kucaklaşır
karanlığın ellerinden kurtulan güneşin bilge
                                                           yüzü
               dökülür kapının bir yüzüne
dışarda ayın karanlığı biçen ışığı/suyun
                                                   kanayan sesi

kuşların sokulgan uçuşları sirenlerin ürperten
                                                        dişleri
              korkuya teslim olmuş duvarlar.

gecesefaları yaseminlerle kolkola
bir buhurdandır düşlerimizi havalandıran
dışarda bir hüzün yeli dolaşır 
                 parmakları
                 tokmakların tozlarında.
   
içerisi sevgiye akar sesimiz yettiğince
dışarısı hüzne sefer eyler düşlerimizi içerek.


......



SÖYLE YÜZÜM TANIĞIMSIN


aşk eskidi/yollar uzun
bir dalga kırıldı yüzümde
kar sesinde uçan çiçek
yüreğimde gülüşündür
sevgi bitmez/düş yaşatır.

bir gün olur gurbet başlar
saat durur/deniz biter
sesim aranır yılları
ömrümüz bir yangın yeri
çiçek solar/bulut kaynar.

söyle yüzüm/tanığımsın
kaç bahara göğüs gerdin
bir çocuğun sevincini
gidişini bir babanın
tarih yazar/dünya okur.

şiirim bir atardamar
yaşıyorum dizelerde
gömleğimde bin bir nakış
bir ağlama/uykuya dur
kuşlar gider/sonbahardır.


....

GECENİN KANAYAN YERİNDEN



gece yarısı bir el dokunuyor soluğuma
bir aşkın kan damlası karışıyor yağmura
kitaplardan yüreğime dolan gelincikler
güneşli papatyaları seyreyleyen turnalar
bir yelkenli açılıyor alnımın çatısına.

sizlerin gençliğini taşıdım kanımda
ey güzel çocuklar sesime ses katanlar
şimdi renklerle savruluyorum ardınızdan
adlarınızı unutmadım/yüzünüz silinmiyor aklımdan.

sevincim bir çığlık gibi savruluyor dünyaya
kelebek kanatları/kuş sesleri dökülüyor gömleğime
bir nehir akıyordu gecenin sessizliğine
bütün güneşler kayıp gitmişti ellerimden
her ölüm bir şiiri büyütüyordu dilimde.

çok şey anlatıyordu gecenin yüzü
yağmurlu bir kasım karanlığını geçerek
korkuyu yenen bir aşkın seveniydim
bir gül yaprağıydım rüzgârda.

güzelliğiniz kazılıyor gençliğin mavi ufkuna
yarama tuz basarak geçiyorum günleri
bir ses yankılansa yüreğimi örseleyen
bir fotoğraf dökülse yüzünde solgun çiçekler
göğsümden havalanır martı sürüleri.

şimdi karlar yağar yüzüne dünyanın
istasyonların uykusunu yitirmiş derinliğine
şafakla yırtılan gecenin kanayan bir yerine.


.....

SİZDEN SONRA


önümüzde sonsuzluğu toprağın
taşları ve dikenleri ve gökyüzünü iterek
girdiğimiz düşünceden bir gölge kalıyor geride
simsiyah saçlarını rüzgâra vermiş uzun koşucu
tetiği düşmeye hazır bir yüreği dayıyor
kısacık ömrüne dolan güz güneşine
yağmur yağıyor bütün zamanlarına dünyanın

bir taş kemerin altından geçiyor koşarak
kemer bir gökkuşağıdır/yedi rengin kilimini taşıyan
otlar rüzgârın ellerindeki beşikte
toprak güneşe teslim olmuş
günler bir kurşun gibi fırlıyor yatağından

ölüm ve yaşam kıskacında
sevgi ve korkusuzluk damlıyor genç adamın yüzünden
uzaktan turaçlar geçiyor/çoban ateşleri yansıyor ufkun alnına
suyun sesi kanıyor ağıtları anlatan mektuplarda
uykuyu unutmuş iki göz dalıyor şafağa
ölümün kıyısında bir çığlık: gençliğimiz kalıyor afişte.


TANIK GÜNLER


Günler
Hüznü yüklenip
Ağır prangalar gibi
Sancıyı taşıyarak
Uçsuz bucaksız gökyüzünün altında
Bizlere
Dev parmaklarıyle
   Gelecek
   getirdiler.
Günler
Ayrı düşmeyi sevdiğimizden
Sevdiğimiz çocuğumuza dokunamamayı
Açık sarflarla mektuplar göndermeyi
Öğrettiler.

Günler
Tanık oldular ölümlere
Gördüler vurulup öleni
        Öldüreni
Hayatla taşınan ölümü
Ölümle başlayan dirimi.
Günler
Oldular en büyük lokomotif
Acımayı öğrenmeyen tarihe.


Ahmet Özer










Sayfa: [ 1 ]