|
||
| 1.gün- Yargı insan ruhunun bohçasıdır. Yüceltmenin ya da aşağılamanın hiçbir önemi yok. Sonsuz geriye dönüşlerin çemberi: ayağın kayıp düşersen, önce kendi yakana yapış. Serseri bir resim astım yüzüme. Gökte uçandan duydum. Yerde gezenden bildim. Su da yüzenden gördüm: Silinir aklın yazısı. Bir insandan zorla bir şey almak mümkündür, ama bir insana kimse zorla bir şey veremez. 2.gün- İnsan her gün yüzlerce gözle karşılaşır. Bir an bir gözle göz göze gelir. Sonra o gözü bir daha hiç görmemek üzere sağa sola yürüyüp gider. Tıpkı mezbahaya götürülen sığırların birbirlerine bakışları gibi. Ama o gözlerin, o bakışların içinde, kalbimizin derinlerine işleyecek ve bizi anlayacak olanlar da vardır. Ama hiç umursamayız, çekip gideriz işte, öylesine gideriz. Birbirimizi elimizden kaçırırız. Çünkü insanlar, birbirleriyle karşılaştıklarında, birbirlerini koklayan köpeklerden daha aşağı yaratıklardır. Köpekler kadar bile birbirlerimize meraklı değilizdir. 3.gün- Bir gölgenin peşinden koştum. Hayatı aşıp ölüme hükmeden aşkın koruyucu ateşi nerdeydi, aradım. Acı mutluluklar yaratırdı. Kolay mutluluğun kararsızlığı, emek karşılığı olmayan hazların kalleşliğinden kaçtım. Narsist gibi kendi kendine hayran olmanın boşluğu, insanı yorardı çünkü. Hayatın insaniliğinden insanı yoksun bırakırdı ve büyük felaketlerden habersiz, her insanın sürdürdüğü hayatın kaynağını kuruturdu. Hayat, hem çirkin, hem değildi oysa. 3.gün için bir not: İçli insanlar mantıklarına kulak asmazlar. Bu yüzden hayatın içinde kaybolup gitme riski taşırlar. Ama bir şekilde mucize onları kurtarır. Sonra mardin kapı şen olur. Ve dağda bir maral gezer. Sevinç ve keder birleşir. Mayalanır insanın içinde bir uzaklık türküsü. 4.gün- Hissetmek altüst eder dengeyi. Dünyanın damında insan kaç kere ölür. Newroz ateşleriyle yanıp sönen dağlarda kaç kez dirilir. Trajedi arındırır insanı. Mardin kapı şen olur. Çünkü ben bu dağın karıyım. Gün vurur eririm. Bir uzaklık türküsüne başlarım. El bilir. Alem bilir: Tevekkül acılarla ben kendimi harap eylerim. 5.gün- Kulaklarımda bir müzik. Dilimin ucunda söyleyemediğim her şey. Hayatın kıyısında gezinmekte ustalaşmış adamlarla bulaşmaya gidiyorum. Kendilerini, ezilmiş halklar gibi acıyı taşımanın ustası sanan adamlar. Karambole getirildi bütün itirazlarım. Oysa ben sadece gezegenin yanlış olduğunu söyledim. Heves ve heva uğruna müjdeler çekmedim. Kimin alnında ekmek damlacıları var, sadece bunu bilmek istedim. Gözlerinde kimin hakikatin manası var; senin gamzendeki gülüş sanki bir zafer edası. Sustum. Kulalarımdaki müziğin ritmine saldım kendimi. Dilimin ucundaki her şey zehir zıkkım. 6.gün- Aşkın kokusundaki efsun. Hayatın olmayan tadı. Yanlışın cevabı yok. Kimse bir duyguyu tutamaz. Güneş bile. Şu kabalıklar… Şu bozuk para gibi harcanan hayatlar. Vakti ecele ayarlı çaresizler. Sevmek kavlinde dünyaya alışabilmek hali. Beleş umutlar. Kızma ey hayat. Kusura bakma dünya. Sen dönerken kendi civarında, ben dikine sözler ediyorum. İllaki zırlayan soruları avutmak için, kabuğunu kendine kırdırmış rüküşlükler için, kuş teleğinde tek dal küpeler için; keşmekeş dönüyorsun işte; unutmuş çünkü insan hoşça kal demeyi. 7.gün- Hoşça kal güzel sözcük değil mi? Benim ustalaşmış ellerim yok. Dünyanın yıkılan hallerini tamir edemem. onaramam kırılmış hiçbir duyguyu. Kırılmış hiçbir kalbe deva olamam. Sağırlar mealine çığlık atmanın beyhude heveslerinde eshamım olmaz. Çünkü kırılmış bir kalbin en çok neresinden sızladığını bilirim. kusurlu bir hayat. Kusurlu bir dünya. Kusurlu insan. Hoş çakal güzel sözcük değil mi? vehaftasonu- Sabahın yüzüne senin saçların savrulur gibi. Zamanın perdesine gözlerin değer gibi. Hayatın üstüne üstüne kaçışların. Susuşların çöker gibi. Aynalar yeni maskeler takıyor yüzlerimize. Giysiler çalıyor gerçek benliğimizi. Üşüyen resimler düşüyor kalbimize. Yanlış hüzünler ediniyoruz kendimize. veaşkınsonu- Bu akşam guernika’nın adamlarıyla konuştum. Badajoz’un kadınları dilsizdi. Toprağın üstüne kurulmuştu kan. Gözyaşının hesabı sorulmadı. Kanın hesabı sorulmadı. sorulamayacak. Beni çölde bırakan Sümeyye kimdi? Sen miydin yoksa? Hani bir akşam vakti, sokaktan geçerken senin görmemezlik hallerin. görmemezlik hallerine insanın kalbi ne der acaba? Senin kalbin ne dedi? İşte bunu düşünüyorum ben, işte bunu düşünmenin yanlış hüzünlerini yaşıyorum. Birazdan yoklama intiharına gidecek çocuklar. Darağaçlarını kimlerin gözleri suluyor diye, sormaya gidecek birazdan çocuklar. Öfkeli bir bulut vardı az önce üzerimde. Sokakta, caddede, kalabalıklar arasında senin görmeme haline öfkeli bir bulut. benim, senin beni görmeme halindeki insanın sınırlarına saygı adına çekip gitmelerime öfkeli bir bulut. İnsanın sınırlarına hep saygı duydum. Yanlıştı belki bu. Kulaklarımı yırtan çığlık. Dilimi ısırıp tükürmemin çözümsüzlüğü. Kimseye zeval değsin istemedim. Yanlışın cevabı yok. Yanlışın hesabı yok. Kimseye gönül koymadım. Bozuk para gibi harcanıyor hayatlar. Ne anlatabilir ki bunca kelimenin yan yana gelişi. Benim diyeceklerimin karşılığı olamıyor işte bu zavallı kelimeler. Benim diyeceklerimi taşıyacak gücü yok bu kelimelerin. Belki de bunun için, yoklama intiharına giden çocukların geri dönmesini beklemem gerekiyor. Kanayan sözcüklerde kendini biriktiren yangın. Bir ağacın hüznünü, yolların derin gizini, ruhun kağıda düşen gölgesinin suretini anlatmak isterdim; ama bunların bir anlamı yok. Ben senin bir kez kalbini gördüm. Bütün bu gereksiz kelimeleri sadece ve sadece senin kalbini bir kez gördüğümü söyleyebilmek için yazdım. Her şey sonsuz diyordu kalbin. Her şey bir kere ve sonsuz... *Bayram BALCI |
||
|
||
| TRAMVAY MEKTUPLARI 1- giderken daha uzun bakmak isterdim gözlerine mucize işte bu gözün göze değmesi bir uzağın önünde tabelada veda yazısı 2- burada yolcular var yüzlerinde mana kırıkları gül bir çığlık güneş bir kendini biriktirme hissi vatman hangi durakta değiştirecek bu ritmi 3- eve götürülen bir ağrı beni hangi tül örtebilir şimdi yüzüm sana açıkken böyle hazırken böyle Rüya… 4- raylar bize doğru uzuyor yaşanan her şeyin içinden geçiyoruz Rüya cesetlerin intiharların içinden sabahları bir gerilla vuruluyor ansızın hayat kısalıyor biz yaşadıkça geçiyoruz kendimizin içinden ölüm kol gibi uzuyor ömrümüze 5- saksıda bir arı var gelen her günde arınmak hissi bir kabulleniştir insan ben böyle özlerken yenilgi selametimiz olur mu şimdi 6- her hangi bir duygu his ve ötesi konuşmadan anlaşılabilir mi biz hiç susuyoruz işte susup yürüyoruz ölüm kol gibi sızıyor içimize 7- bir nasır var ömrümde senin beni erteleyişinde bıçak değince yara niçin gül açıyor uzak bir nur gibisin sen ben şimdi zaten az önce ölürüm yığılırım hayatın üstüne 8- ama senin beni öldürmen gerekecek aşkın zehrini içirdikten sonra beni öldürmem gerekecek ama biz ikimiz ne çok konuşmuyoruz seninle 9- bir gamzen konuşuyor benimle bir de çıkarıp atamadığın kelimeler 10- bir yudum suda saklanıyorken hayat oysa herkes gözlerini çoktan yummuş kimin kalbi onarabilir ki kendi yarasını HİÇ. Bayram Balcı |
||
|
||
| yüzünü rüzgar kokularına sürmelisin anılarla çoğalan yalnızlık akşamlarına kuşkulu araba farlarına. sokak fenerlerine gizlipolisin vuremirli baskınlarına katli vacip ajanların itiraflarına ve hatta yoksul işçi evlerinin perdesiz güneşli camlarına yüzünü hayatın her yerine sürmelisin geceleri yüzünün her çizgisinde darağaçları kurulup sabahları yıkılır yeniden umarsız katledilir şiir bir içimlik aşklar yüzünden leyleği hep yuvasında görüp baca temizleyicilerini uçururuz her göç mevsimi yalnızlığını tanrıyla paylaşan insanların arasında nasıl bilebiliriz aşkın yanmamış bir sigara olduğunu ve bitmeye başladığını yakıldığı anda günler patlıcan ile kırağı hesabında yeni kimlikler aramakla geçiyor zaman bulvarlarda serçe ötüşü tavında saçlarını denize salan asırlık salkım söğüdün öyküsünü unut kaynağına akan ırmaklar gördüm şehirlerin çukurunda telef olan hayatlar hiçbir sırrı kalmadı artık yaşadıklarımızın bütün maskelerimi çöpe attım çıkardım parmaklarımdan kirli kılıfları yazdığım şiirleri yaktım nergis kokularından ve grev yerlerinde vuralan işçilerin çocuklarını kanıyorum artık seni her gördüğümde ellerinde çiçek demetleri avuçlarının içi yosunlu imge yuvası ama koparılmış çiçekler mezarlıktır toprak cesetlerin içine gömülür aşkın ve kavganın yasası yoktur çünkü bir de dili işte hep böyle kocaman bir çocuk olarak kalacağız kitabaralarında çiçek kurutarak şiirler de kuruyacak. hayatımız gibi ve şiir kurularını yakmak isterken yağmur sonrasının hüznünde küllenecek aşkımız sahte kimlikle yapılan görüşmeler esaret tarihimizde bir çayiçimi tadıdır öyle çok ki gardiyanı hayatın savcılar. adli tıp raporları gazeteler ve bilumun yalan boğuyor yeniyetme günlerimizi evine yeni eşyalar değil yeni kitaplar al takvim yapraklarıyla kapla onları zamana karşı direnen tek şey kitaplardır çünkü ve ancak bilgi güzelleştirebilir dünyayı teslimiyet kokularını sürme yanaklarına aşklar içinde taşısa da yanlızlıklarını. korkma kendine bile itiraf edemiyorsa insan bazı şeyleri gün gün ölüyor demektir her üniversitenin duvarına dernekçilerin açlık grevlerine ve her sinema afişine bir şiir yazılır sanıyordum pek de güzel yanılıyordum insanların artık gözleri açık uyuyup elleriyle düşler gördüğü şiirin ise yasadışı olduğu yeraltı günlerinde yaşıyoruz ve cumartesi eylemlerinde çoğaltıyoruz kentli çaresizliğimizi kuşları yemlemeyi ve bir de faşizme karşı direnmeyi öğrenmeliyiz tekil kaçışlarla nereye varılabilir ki karanlığı yüreğinde taşıyorsa insan acısı elbet kerbela çiçeğidir bir avuç yürek kanıyla beslenir yaşamaktan mı yoruldun itiraf et öyleyse yorgunluğu duymak bile yaşama sevinci değil mi bırak adımızı anmasın kimse aslında bitimsiz bir satranç maçıdır ömrümüz her şah çekilişinde telaşlanıp veziri feda ediyoruz kendimizle sevişiyoruz sabahlara kadar afrodit'in büyüsüne kapıldığımızdan beri freud annemiz froom babamız oldu unuttuk bir büyük yalnızlık içinde kendi yalnızlığımızın anlamını |
||
|
||
| SERÇE ÖTÜŞÜ yüzünü rüzgar kokularına sürmelisin anılarla çoğalan yalnızlık akşamlarına kuşkulu araba farlarına. sokak fenerlerine gizlipolisin vuremirli baskınlarına katli vacip ajanların itiraflarına ve hatta yoksul işçi evlerinin perdesiz güneşli camlarına yüzünü hayatın her yerine sürmelisin geceleri yüzünün her çizgisinde darağaçları kurulup sabahları yıkılır yeniden umarsız katledilir şiir bir içimlik aşklar yüzünden leyleği hep yuvasında görüp baca temizleyicilerini uçururuz her göç mevsimi yalnızlığını tanrıyla paylaşan insanların arasında nasıl bilebiliriz aşkın yanmamış bir sigara olduğunu ve bitmeye başladığını yakıldığı anda günler patlıcan ile kırağı hesabında yeni kimlikler aramakla geçiyor zaman bulvarlarda serçe ötüşü tavında saçlarını denize salan asırlık salkım söğüdün öyküsünü unut kaynağına akan ırmaklar gördüm şehirlerin çukurunda telef olan hayatlar hiçbir sırrı kalmadı artık yaşadıklarımızın bütün maskelerimi çöpe attım çıkardım parmaklarımdan kirli kılıfları yazdığım şiirleri yaktım nergis kokularından ve grev yerlerinde vuralan işçilerin çocuklarını kanıyorum artık seni her gördüğümde ellerinde çiçek demetleri avuçlarının içi yosunlu imge yuvası ama koparılmış çiçekler mezarlıktır toprak cesetlerin içine gömülür aşkın ve kavganın yasası yoktur çünkü bir de dili işte hep böyle kocaman bir çocuk olarak kalacağız kitabaralarında çiçek kurutarak şiirler de kuruyacak. hayatımız gibi ve şiir kurularını yakmak isterken yağmur sonrasının hüznünde küllenecek aşkımız sahte kimlikle yapılan görüşmeler esaret tarihimizde bir çayiçimi tadıdır öyle çok ki gardiyanı hayatın savcılar. adli tıp raporları gazeteler ve bilumun yalan boğuyor yeniyetme günlerimizi evine yeni eşyalar değil yeni kitaplar al takvim yapraklarıyla kapla onları zamana karşı direnen tek şey kitaplardır çünkü ve ancak bilgi güzelleştirebilir dünyayı teslimiyet kokularını sürme yanaklarına aşklar içinde taşısa da yanlızlıklarını. korkma kendine bile itiraf edemiyorsa insan bazı şeyleri gün gün ölüyor demektir her üniversitenin duvarına dernekçilerin açlık grevlerine ve her sinema afişine bir şiir yazılır sanıyordum pek de güzel yanılıyordum insanların artık gözleri açık uyuyup elleriyle düşler gördüğü şiirin ise yasadışı olduğu yeraltı günlerinde yaşıyoruz ve cumartesi eylemlerinde çoğaltıyoruz kentli çaresizliğimizi kuşları yemlemeyi ve bir de faşizme karşı direnmeyi öğrenmeliyiz tekil kaçışlarla nereye varılabilir ki karanlığı yüreğinde taşıyorsa insan acısı elbet kerbela çiçeğidir bir avuç yürek kanıyla beslenir yaşamaktan mı yoruldun itiraf et öyleyse yorgunluğu duymak bile yaşama sevinci değil mi bırak adımızı anmasın kimse aslında bitimsiz bir satranç maçıdır ömrümüz her şah çekilişinde telaşlanıp veziri feda ediyoruz kendimizle sevişiyoruz sabahlara kadar afrodit'in büyüsüne kapıldığımızdan beri freud annemiz froom babamız oldu unuttuk bir büyük yalnızlık içinde kendi yalnızlığımızın anlamını Bayram BALCI |
||
|
||
Cumartesi Annelerini yeniden anımsadım bu şiirle birlikte. Galatasaray Lisesi önünde kendilerine ait asla olmayacak bir yarınsızlıkla evlatları adına durmadan oturan durmadan kanayan durmadan anne (!)
|
||