SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Yazarlar

Konu: Bayram Balcı

Sayfa: [ 1 ]

02.02.2008 18:29:25
1.gün-


Yargı insan ruhunun bohçasıdır. Yüceltmenin ya da aşağılamanın hiçbir önemi yok. Sonsuz geriye dönüşlerin çemberi: ayağın kayıp düşersen, önce kendi yakana yapış. Serseri bir resim astım yüzüme. Gökte uçandan duydum. Yerde gezenden bildim. Su da yüzenden gördüm: Silinir aklın yazısı. Bir insandan zorla bir şey almak mümkündür, ama bir insana kimse zorla bir şey veremez.


2.gün-



İnsan her gün yüzlerce gözle karşılaşır. Bir an bir gözle göz göze gelir. Sonra o gözü bir daha hiç görmemek üzere sağa sola yürüyüp gider. Tıpkı mezbahaya götürülen sığırların birbirlerine bakışları gibi. Ama o gözlerin, o bakışların içinde, kalbimizin derinlerine işleyecek ve bizi anlayacak olanlar da vardır. Ama hiç umursamayız, çekip gideriz işte, öylesine gideriz. Birbirimizi elimizden kaçırırız. Çünkü insanlar, birbirleriyle karşılaştıklarında, birbirlerini koklayan köpeklerden daha aşağı yaratıklardır. Köpekler kadar bile birbirlerimize meraklı değilizdir.
 

3.gün-


Bir gölgenin peşinden koştum. Hayatı aşıp ölüme hükmeden aşkın koruyucu ateşi nerdeydi, aradım. Acı mutluluklar yaratırdı. Kolay mutluluğun kararsızlığı, emek karşılığı olmayan hazların kalleşliğinden kaçtım. Narsist gibi kendi kendine hayran olmanın boşluğu, insanı yorardı çünkü. Hayatın insaniliğinden insanı yoksun bırakırdı ve büyük felaketlerden habersiz, her insanın sürdürdüğü hayatın kaynağını kuruturdu. Hayat, hem çirkin, hem değildi oysa.


3.gün için bir not:


İçli insanlar mantıklarına kulak asmazlar. Bu yüzden hayatın içinde kaybolup gitme riski taşırlar. Ama bir şekilde mucize onları kurtarır. Sonra mardin kapı şen olur. Ve dağda bir maral gezer. Sevinç ve keder birleşir. Mayalanır insanın içinde bir uzaklık türküsü.


4.gün-


Hissetmek altüst eder dengeyi. Dünyanın damında insan kaç kere ölür. Newroz ateşleriyle yanıp sönen dağlarda kaç kez dirilir. Trajedi arındırır insanı. Mardin kapı şen olur. Çünkü ben bu dağın karıyım. Gün vurur eririm. Bir uzaklık türküsüne başlarım. El bilir. Alem bilir: Tevekkül acılarla ben kendimi harap eylerim.
 

5.gün-


Kulaklarımda bir müzik. Dilimin ucunda söyleyemediğim her şey. Hayatın kıyısında gezinmekte ustalaşmış adamlarla bulaşmaya gidiyorum. Kendilerini, ezilmiş halklar gibi acıyı taşımanın ustası sanan adamlar. Karambole getirildi bütün itirazlarım. Oysa ben sadece gezegenin yanlış olduğunu söyledim. Heves ve heva uğruna müjdeler çekmedim. Kimin alnında ekmek damlacıları var, sadece bunu bilmek istedim. Gözlerinde kimin hakikatin manası var; senin gamzendeki gülüş sanki bir zafer edası. Sustum. Kulalarımdaki müziğin ritmine saldım kendimi. Dilimin ucundaki her şey zehir zıkkım.
 

6.gün-


Aşkın kokusundaki efsun. Hayatın olmayan tadı. Yanlışın cevabı yok. Kimse bir duyguyu tutamaz. Güneş bile. Şu kabalıklar… Şu bozuk para gibi harcanan hayatlar. Vakti ecele ayarlı çaresizler. Sevmek kavlinde dünyaya alışabilmek hali. Beleş umutlar. Kızma ey hayat. Kusura bakma dünya. Sen dönerken kendi civarında, ben dikine sözler ediyorum. İllaki zırlayan soruları avutmak için, kabuğunu kendine kırdırmış rüküşlükler için, kuş teleğinde tek dal küpeler için; keşmekeş dönüyorsun işte; unutmuş çünkü insan hoşça kal demeyi. 
 

7.gün-


Hoşça kal güzel sözcük değil mi? Benim ustalaşmış ellerim yok. Dünyanın yıkılan hallerini tamir edemem. onaramam kırılmış hiçbir duyguyu. Kırılmış hiçbir kalbe deva olamam. Sağırlar mealine çığlık atmanın beyhude heveslerinde eshamım olmaz. Çünkü kırılmış bir kalbin en çok neresinden sızladığını bilirim. kusurlu bir hayat. Kusurlu bir dünya. Kusurlu insan. Hoş çakal güzel sözcük değil mi?
 

vehaftasonu-


Sabahın yüzüne senin saçların savrulur gibi. Zamanın perdesine gözlerin değer gibi. Hayatın üstüne üstüne kaçışların. Susuşların çöker gibi. Aynalar yeni maskeler takıyor yüzlerimize. Giysiler çalıyor gerçek benliğimizi. Üşüyen resimler düşüyor kalbimize. Yanlış hüzünler ediniyoruz kendimize.


veaşkınsonu-

Bu akşam guernika’nın adamlarıyla konuştum. Badajoz’un kadınları dilsizdi. Toprağın üstüne kurulmuştu kan. Gözyaşının hesabı sorulmadı. Kanın hesabı sorulmadı. sorulamayacak. Beni çölde bırakan Sümeyye kimdi? Sen miydin yoksa? Hani bir akşam vakti, sokaktan geçerken senin görmemezlik hallerin. görmemezlik hallerine insanın kalbi ne der acaba? Senin kalbin ne dedi? İşte bunu düşünüyorum ben, işte bunu düşünmenin yanlış hüzünlerini yaşıyorum. Birazdan yoklama intiharına gidecek çocuklar. Darağaçlarını kimlerin gözleri suluyor diye, sormaya gidecek birazdan çocuklar. Öfkeli bir bulut vardı az önce üzerimde. Sokakta, caddede, kalabalıklar arasında senin görmeme haline öfkeli bir bulut. benim, senin beni görmeme halindeki insanın sınırlarına saygı adına çekip gitmelerime öfkeli bir bulut. İnsanın sınırlarına hep saygı duydum. Yanlıştı belki bu. Kulaklarımı yırtan çığlık. Dilimi ısırıp tükürmemin çözümsüzlüğü. Kimseye zeval değsin istemedim. Yanlışın cevabı yok. Yanlışın hesabı yok. Kimseye gönül koymadım. Bozuk para gibi harcanıyor hayatlar. Ne anlatabilir ki bunca kelimenin yan yana gelişi. Benim diyeceklerimin karşılığı olamıyor işte bu zavallı kelimeler. Benim diyeceklerimi taşıyacak gücü yok bu kelimelerin. Belki de bunun için, yoklama intiharına giden çocukların geri dönmesini beklemem gerekiyor. Kanayan sözcüklerde kendini biriktiren yangın. Bir ağacın hüznünü, yolların derin gizini, ruhun kağıda düşen gölgesinin suretini anlatmak isterdim; ama bunların bir anlamı yok. Ben senin bir kez kalbini gördüm. Bütün bu gereksiz kelimeleri sadece ve sadece senin kalbini bir kez gördüğümü söyleyebilmek için yazdım. Her şey sonsuz diyordu kalbin. Her şey bir kere ve sonsuz... 


*Bayram BALCI

02.02.2008 18:29:47
TRAMVAY MEKTUPLARI
1-
giderken

daha uzun bakmak isterdim gözlerine
mucize işte bu
gözün göze değmesi
bir uzağın önünde
tabelada veda
yazısı

2-
burada yolcular var
yüzlerinde mana kırıkları
gül bir çığlık
güneş bir kendini biriktirme hissi
vatman hangi durakta değiştirecek bu ritmi

3-
eve götürülen bir ağrı
beni hangi tül örtebilir şimdi
yüzüm sana açıkken
böyle hazırken
böyle Rüya…

4-
raylar bize doğru uzuyor
yaşanan her şeyin içinden geçiyoruz Rüya
cesetlerin intiharların içinden
sabahları
bir gerilla vuruluyor ansızın
hayat kısalıyor biz yaşadıkça
geçiyoruz kendimizin içinden
ölüm kol gibi uzuyor ömrümüze

5-
saksıda bir arı var
gelen her günde arınmak hissi
bir kabulleniştir insan
ben böyle özlerken
yenilgi
selametimiz olur mu şimdi

6-
her hangi bir duygu
his ve ötesi
konuşmadan anlaşılabilir mi


biz hiç
susuyoruz işte
susup yürüyoruz
ölüm kol gibi sızıyor içimize

7-
bir nasır var ömrümde
senin beni erteleyişinde
bıçak değince
yara
niçin gül açıyor

uzak bir nur gibisin sen
ben şimdi zaten
az önce ölürüm
yığılırım hayatın
üstüne

8-
ama senin beni öldürmen gerekecek
aşkın zehrini içirdikten sonra
beni öldürmem gerekecek
ama biz ikimiz
ne çok konuşmuyoruz seninle


9-
bir gamzen konuşuyor benimle
bir de çıkarıp atamadığın kelimeler



10-
bir yudum suda saklanıyorken hayat
oysa
herkes gözlerini çoktan yummuş

kimin kalbi onarabilir ki kendi yarasını
HİÇ.


Bayram Balcı

02.02.2008 18:30:04
yüzünü rüzgar kokularına sürmelisin
anılarla çoğalan yalnızlık akşamlarına
kuşkulu araba farlarına. sokak fenerlerine
gizlipolisin vuremirli baskınlarına
katli vacip ajanların itiraflarına
ve hatta yoksul işçi evlerinin
perdesiz güneşli camlarına

yüzünü hayatın her yerine sürmelisin

geceleri yüzünün her çizgisinde
darağaçları kurulup
sabahları yıkılır yeniden
umarsız katledilir şiir
bir içimlik aşklar yüzünden
leyleği hep yuvasında görüp
baca temizleyicilerini uçururuz
her göç mevsimi

yalnızlığını tanrıyla paylaşan insanların arasında
nasıl bilebiliriz aşkın yanmamış bir sigara olduğunu
ve bitmeye başladığını yakıldığı anda
günler patlıcan ile kırağı hesabında
yeni kimlikler aramakla geçiyor zaman
bulvarlarda serçe ötüşü tavında

saçlarını denize salan
asırlık salkım söğüdün öyküsünü unut
kaynağına akan ırmaklar gördüm
şehirlerin çukurunda telef olan hayatlar
hiçbir sırrı kalmadı artık yaşadıklarımızın

bütün maskelerimi çöpe attım
çıkardım parmaklarımdan kirli kılıfları
yazdığım şiirleri yaktım
nergis kokularından ve
grev yerlerinde vuralan işçilerin
çocuklarını kanıyorum artık

seni her gördüğümde ellerinde çiçek demetleri
avuçlarının içi yosunlu imge yuvası
ama koparılmış çiçekler mezarlıktır
toprak cesetlerin içine gömülür
aşkın ve kavganın yasası yoktur çünkü
bir de dili

işte hep böyle kocaman bir çocuk olarak kalacağız
kitabaralarında çiçek kurutarak
şiirler de kuruyacak. hayatımız gibi
ve şiir kurularını yakmak isterken
yağmur sonrasının hüznünde küllenecek aşkımız

sahte kimlikle yapılan görüşmeler
esaret tarihimizde bir çayiçimi tadıdır
öyle çok ki gardiyanı hayatın
savcılar. adli tıp raporları
gazeteler ve bilumun yalan
boğuyor yeniyetme günlerimizi

evine yeni eşyalar değil yeni kitaplar al
takvim yapraklarıyla kapla onları
zamana karşı direnen tek şey kitaplardır çünkü
ve ancak bilgi güzelleştirebilir dünyayı

teslimiyet kokularını sürme yanaklarına
aşklar içinde taşısa da yanlızlıklarını. korkma
kendine bile itiraf edemiyorsa insan bazı şeyleri
gün gün ölüyor demektir

her üniversitenin duvarına
dernekçilerin açlık grevlerine
ve her sinema afişine
bir şiir yazılır sanıyordum
pek de güzel yanılıyordum

insanların artık gözleri açık uyuyup
elleriyle düşler gördüğü
şiirin ise yasadışı olduğu
yeraltı günlerinde yaşıyoruz
ve cumartesi eylemlerinde
çoğaltıyoruz kentli çaresizliğimizi

kuşları yemlemeyi ve bir de
faşizme karşı direnmeyi öğrenmeliyiz
tekil kaçışlarla nereye varılabilir ki
karanlığı yüreğinde taşıyorsa insan
acısı elbet kerbela çiçeğidir
bir avuç yürek kanıyla beslenir

yaşamaktan mı yoruldun itiraf et öyleyse
yorgunluğu duymak bile yaşama sevinci değil mi
bırak adımızı anmasın kimse

aslında bitimsiz bir satranç maçıdır ömrümüz
her şah çekilişinde telaşlanıp veziri feda ediyoruz
kendimizle sevişiyoruz sabahlara kadar
afrodit'in büyüsüne kapıldığımızdan beri
freud annemiz froom babamız oldu
unuttuk bir büyük yalnızlık içinde
kendi yalnızlığımızın anlamını

22.03.2008 12:02:56
SERÇE ÖTÜŞÜ


yüzünü rüzgar kokularına sürmelisin
anılarla çoğalan yalnızlık akşamlarına
kuşkulu araba farlarına. sokak fenerlerine
gizlipolisin vuremirli baskınlarına
katli vacip ajanların itiraflarına
ve hatta yoksul işçi evlerinin
perdesiz güneşli camlarına

yüzünü hayatın her yerine sürmelisin

geceleri yüzünün her çizgisinde
darağaçları kurulup
sabahları yıkılır yeniden
umarsız katledilir şiir
bir içimlik aşklar yüzünden
leyleği hep yuvasında görüp
baca temizleyicilerini uçururuz
her göç mevsimi

yalnızlığını tanrıyla paylaşan insanların arasında
nasıl bilebiliriz aşkın yanmamış bir sigara olduğunu
ve bitmeye başladığını yakıldığı anda
günler patlıcan ile kırağı hesabında
yeni kimlikler aramakla geçiyor zaman
bulvarlarda serçe ötüşü tavında

saçlarını denize salan
asırlık salkım söğüdün öyküsünü unut
kaynağına akan ırmaklar gördüm
şehirlerin çukurunda telef olan hayatlar
hiçbir sırrı kalmadı artık yaşadıklarımızın

bütün maskelerimi çöpe attım
çıkardım parmaklarımdan kirli kılıfları
yazdığım şiirleri yaktım
nergis kokularından ve
grev yerlerinde vuralan işçilerin
çocuklarını kanıyorum artık

seni her gördüğümde ellerinde çiçek demetleri
avuçlarının içi yosunlu imge yuvası
ama koparılmış çiçekler mezarlıktır
toprak cesetlerin içine gömülür
aşkın ve kavganın yasası yoktur çünkü
bir de dili

işte hep böyle kocaman bir çocuk olarak kalacağız
kitabaralarında çiçek kurutarak
şiirler de kuruyacak. hayatımız gibi
ve şiir kurularını yakmak isterken
yağmur sonrasının hüznünde küllenecek aşkımız

sahte kimlikle yapılan görüşmeler
esaret tarihimizde bir çayiçimi tadıdır
öyle çok ki gardiyanı hayatın
savcılar. adli tıp raporları
gazeteler ve bilumun yalan
boğuyor yeniyetme günlerimizi

evine yeni eşyalar değil yeni kitaplar al
takvim yapraklarıyla kapla onları
zamana karşı direnen tek şey kitaplardır çünkü
ve ancak bilgi güzelleştirebilir dünyayı

teslimiyet kokularını sürme yanaklarına
aşklar içinde taşısa da yanlızlıklarını. korkma
kendine bile itiraf edemiyorsa insan bazı şeyleri
gün gün ölüyor demektir

her üniversitenin duvarına
dernekçilerin açlık grevlerine
ve her sinema afişine
bir şiir yazılır sanıyordum
pek de güzel yanılıyordum

insanların artık gözleri açık uyuyup
elleriyle düşler gördüğü
şiirin ise yasadışı olduğu
yeraltı günlerinde yaşıyoruz
ve cumartesi eylemlerinde
çoğaltıyoruz kentli çaresizliğimizi

kuşları yemlemeyi ve bir de
faşizme karşı direnmeyi öğrenmeliyiz
tekil kaçışlarla nereye varılabilir ki
karanlığı yüreğinde taşıyorsa insan
acısı elbet kerbela çiçeğidir
bir avuç yürek kanıyla beslenir

yaşamaktan mı yoruldun itiraf et öyleyse
yorgunluğu duymak bile yaşama sevinci değil mi
bırak adımızı anmasın kimse

aslında bitimsiz bir satranç maçıdır ömrümüz
her şah çekilişinde telaşlanıp veziri feda ediyoruz
kendimizle sevişiyoruz sabahlara kadar
afrodit'in büyüsüne kapıldığımızdan beri
freud annemiz froom babamız oldu
unuttuk bir büyük yalnızlık içinde
kendi yalnızlığımızın anlamını



Bayram BALCI


22.03.2008 12:06:07
Cumartesi Annelerini yeniden anımsadım bu şiirle birlikte. Galatasaray Lisesi önünde kendilerine ait asla olmayacak bir yarınsızlıkla evlatları adına durmadan oturan durmadan kanayan durmadan anne (!) Sad


Sayfa: [ 1 ]