|
||
| Mevcut değer sistemleri paramparça olup tüm pazarlarda ortalığa serildiğine göre artık kişiye düşen kendi kendini dizayn etmek olmalıdır.Yani kişilerin kendi kendinin patronu olması beklenir.Hasılı böyle olması akla uygun görünür.En azından benim önerim budur. Lakin beklentiler o denli çok ve süre o kadar azdır ki umut tacirleri yeniden piyasaya düşer ve kimi melez değer sistemleri oluşturup kandırıcı vaatler öne sürerek çevrelerinde yeni sürüler oluşturur.Çünkü insan,fıtratı gereği,arzu ettiğine inanmaya teşnedir. Böylece yeryüzü, şarlatanların,aldanışların ve hayal kırıklıklarının yurdu olmaya devam eder. Erkin Ozan |
||
|
||
| istanblue demiş ki zaten yeryüzü şarlatanların yurdu değil midir? kişi kendi ufkuna yönelmişse de belirli bir zamandan sonra, daha öncelerinde saf tutup da şimdi uzaklaştığı saflardan darbeler almaya başlar... tabir-i caizse, ayağını kaydırmaya çalışırlar... ve kişi daha öncelerinde saf tuttuğu dönemlerde kendine bir şeyler katmışsa, ayağını ne kadar kaydırmak isteseler de, tecrübelerinden dolayı bunu başarmaları çok düşük ihtimaldir.. ama aksi takdirde, kişi her an patlamaya hazır bir bomba gibidir... kendini parçalar... şarapnelleri döner kendi duvarlarına çarpar... |
||
|
||
| Ruler of the Ruins demiş ki evet, katılıyorum.. merdiven adım adım çıkılıyor. eski aptallıklar bir yerde durmalı, teori içselleştirilemediği zaman anlamsızdır |
||
|
||
| kuzeys demiş ki kimdir bu şarlatanar,aldananlar ve kırıklıklarını biriktirenler. kimdir sürekli yaşama ve zaman yenik düşenler. kitaplar,şairler,yazarlar,düşünürler mi yoksa hayalperestlermi. sahneye jönler ve figüranlar dizilmiştir hemen arkasındaki sahnede ışık ses senaryolar ve hepsine karşı bir yönetmen ve bu sahenin bir ardında dışa açılan kapıda gerçek oyuncular.rollerinden habersiz repliklerini çalışmaktalar. dizaynı insanın tüm bunlardan bağımsız bir şekilde insanın kendinisini.. kendisi nerede insanın hangi sefil virane barakada kalmış. düşlerimiz gülüşlerimiz olmuz içimizde. gülüşlerimiz ise sahte bir gerçekliğe açılan bir yansıma ve etkileşim mekanizması. İçimizde doğu içimizde büyüyüp yaşarken içimizde ölüyoruz aslında. dışarısı bunu yansıtıyor resmediyor anlamadığı halde kendi anladığını yüklüyor. tanrı insanları dinlemiş onlara kulak vermiş olsaydı nasıl bir gezegen olurdu burası acaba ? bildiğini okumaktansa içindeki yaz çocuk ve yazdıklarını oku. içindeki dünyaya yürü bırak iplerini kopar zincirlerini aldırmadan yansımalara boy ver ufuk çizginin gergefinde sal kendini toprağa denize gökyüzüne. özgürlük mavi kanatları olan gökçe gökçe yeşeren tohumların boy verdiği bir doğa değil. O doğaya şekil ve renk katan içindir. tutsaklığı kendi içindedir insanın. serbest bırak kendini aldırmadan etrafındaki yansımalarına.. onların ışığının kırılması bir başka benlikleri yansıtır. senin gerçeğin kendi içinde yürüdüğün yolda. unutma herkesin tanrısı kendinedir ve senin tanrının onların tanrılarının yaşam kaynağı.. bekler onlar usanmadan bekler.. var olamazlar çünkü benliklerinde yaşama güçleri kendi içlerinden değil dışarıdandır.. tapar onlar tapınmayı sever senin tanrılarına sen nasıl başka tanrılara tapınmayı seviyorsan onlarda sever senin tanrılarını. Ve şimdi sen Enal Hak demişken göster tüm yaratıcılığını boş ver kullarını içindeki benliğin peygamberleri inmiştir yeryüzüne yolu göstermektedir tüm şarlatanlara.. Yeni müritlerin ve kulların yollardada bu yalnız kadim serüvenindir. yollar seni beklemektedir bir ejderhanın nefes vermesi gibi iz düş'ümleri sonrası.. |
||