|
||
| Birkaç yıl önce daha "Kapalı Şiir" akımı ortaya çıkmadan, bir şair arkadaş söylemişti: Orhan Veli şiiri kolaymış, kolayca yazılıveren şiirmiş. Fazıl Hüsnü Dağlarca gibi yazmak güçmüş. Konuşmanın bu yola neden döküldüğünü de hatırlıyorum: Behçet Necatigil kendi alışılmış şiirinden uzaklaşan birtakım denemeler yapıyordu o günlerde. Fazıl Hüsnü Dağlarca’ya yönelen denemeler. Ya da bana öyle gelmişti. "Ne gereği var bunun?" gibi bir söz etmiştim. Aldığım yanıt şu olmuştu: "Güç şiire yönelmek istiyor. Bir kolaylığı vardı şiirinin, ondan kurtulmak istiyor." Sonra işte o yukardaki düşünce... Oysa ben bunun tam tersine inanıyordum. Gerçi Behçet Necatigil bir biçim kolaylığına ermiş sanatçılardandı. Dış yapı bakımından alışılmış bir biçimi sürdürüyordu (tekrarlıyordu da denebilir). O yapıyla, o söyleyişle kolayca kendi kendisi olabiliyordu. Bundan bıkmıştı belki. Ama içerik bakımından, duygu, düşünce bakımından bir kolaylığa yönelmiş olduğu söylenemezdi. Her şeyden önce, şiir duymaya, şiir düşünmeye, şiir yaşamaya çalışıyordu. Yeni şairler arasında, yazdıkları ile yaşayışını onun kadar bağdaştırabilmiş pek az kimse vardı. Daha önce çözülmemiş, sanatlaştırılma yöntemleri ortaya konmamış bir duygu, bir düşünce yükünü, kendi taşıdığı bir yükü çözmeye, sanatlaştırmaya çalışmış, böylece de kendisine özgü bir dış yapıya, bir biçime ulaşmıştı, bir bireşim, bir içerik ile biçim bireşimi yaratmıştı. Sonra belki o dışı, o biçimi doldurup boşaltarak (dıştan içe, biçimden içeriğe giderek) bir alışkanlığı sürdürürken, şiirlerini çoğaltırken bunda bir kolaylık gördü -biçimin kalıplaşmasından gelen bir kolaylık— ondan kurtulmak istedi. Gene de Behçet Necatigil şiirine kolay şiir demeyi aklım almıyor. Hele Orhan Veli! Şiiri bütün kolaylıklarından sıyıran, sonuna kadar güçleştiren, “yazılamaz”ın kıyısında dolaşan bir sanatçı! Ne zaman Garip’i elime alsam bunu düşünürüm. Garip akımı kadar şiirin elini kolunu bağlamak istemiş akım azdır sanıyorum. Orhan Veli o kitaba yazdığı önyazıda, şiirin ne olmadığını anlatırken, ya da anlatmaya çalışırken o kadar çok şeyi bir yana atmıştı ki şiir "yazılamaz" bir şey olmuştu. Bütün kolaylıkların ötesinde, salt şiir. Ama Garip’teki şiirler gerçekten o yazıdaki düşüncelerin "NETİCE"si mi? Sanmıyorum. Yazıda kötülenen kolaylıklar -belli belirsiz— gene girmişti o şiirlere (bugün belli belirsiz değil, açıkça görülüyor). Ama öylesine az girmişti ki! "Yazılamaz"ı "yazılabilir" kılacak kadar. O şiirler belki de dilimizin en güç şiirleriydi. Orhan Veli’nin şiir alanındaki gelişmesi şöyle de özetlenebilir: kolaylıklara dönüş. En güzel şiirlerini, son yıllarında yazdığı şiirleri yazarken şiirin kolaylıklarından bol bol yararlanıyordu. Burada şunu söylemeliyim: Şiirin güç olması bir üstünlük değil. Kolay şiir kötü, güç şiir iyidir, denemez. Kolaylığın, güçlüğün güzellikle doğrudan doğruya bir ilgisi yok. Orhan Veli bunu anlamış mıydı, sezmiş miydi, bilmiyorum. Ama, kısa zamanda, şiiri bir ustalık denemesi, engellerle doldurulmuş alanlarda güçlükleri yenme savaşımı olarak görmekten vazgeçti. Anlayışların ötesinde güzel olana yöneldi. "Kolaylıklar" derken neyi anlatmak istediğimi azıcık daha açmalıyım sanırım. Şiirde ilk akla gelen kolaylık araçları ölçü ile uyak. Bu ikisi, geniş anlamıyla konuşursak "biçim" olarak, dar anlamıyla konuşursak "kalıp" olarak şiire büyük kolaylıklar sağlayan şeyler. Öyle ki, şiirleşmemiş içerikleri ölçü ile uyağı kullanarak şiirmiş gibi gösterebilir bir şair. Bugün bu pek olmuyor. Öylelerine şair değil de, "manzumeci" diyorlar. Ama eskileri düşünün. Ölçü-uyak ustalığı ile şair geçinmiş kimseler yok mu? Ya da bugün yarı şiirleşmiş içerikleri değişik, ileri, gelişmiş, incelmiş bir ölçü-uyak anlayışının yardımıyla şiirleştirenler yok mu? Kötü bir şey mi bu? Bence, değil, işinin ustası olduktan sonra... Bir güzellik yaratabildikten sonra... Daha bunun gibi ne kolaylıkları var şiirin, iş onlardan yararlanmasını bilmekte. Fazıl Hüsnü Dağlarca için, "Şiir fabrikası gibi," dediğim zaman, bu sözü onu kötülemek isteğiyle söylediğimi sananlar oluyor. Oysa bir övgü diye de alınabilir bu söz. Bence, Fazıl Hüsnü Dağlarca şiirin iç-dış bütün kolaylıklarını belki de en ustaca kullanan şairimiz. İç-dış dedim; ölçü ile uyak bir dış kolaylık. Buna karşılık iç kolaylıklar da var: imgeler, benzetmeler, değiştirimler, atlamalar, karanlıklar, vb. Evet, bence öyle: Şiirde kapalılık -içerik bakımından- büyük bir kolaylık. Bugün şiir yazmak eskisine oranla çok daha kolaylaştı. Bir kere, şiirleştirme yöntemleri çoğaldı, çeşitlendi. Eskiden şiire kolay kolay sokulamayan birçok düşünce, birçok duygu bugün "şiirleştirilebilir* oldu. Günümüzün şiirini "anlamsızlık" yolunda yürüyen bir akım olarak, eski şiire bir tepki olarak görüyorsanız, bu söylediklerim size saçma gelecek, biliyorum. Ama bir geri dönüşü düşünürsek, bu şiiri eski şiire, açık şiire karşıt değil de, onun yanında, ona eklenmiş olarak düşünürsek, kolaylıkların böylesine çoğaltılmış olmasını göz önünde tutarsak... Kısacası, şiirin anlatma gücü arttı gibi geliyor bana, büyük şairleri bekleyen bir yol açıldı gibi geliyor, söyleyecek sözü olan şairleri bekleyen bir yol. Gene de kolay değil. Çünkü BÜYÜK şiir bunca kolaylığın ortasında da GÜÇ olan şiir. Yalnızca İYİ olan şiirden de bu özelliğiyle ayrılıyor sanırım. İkinci Yeni Tartışması, Adam Yay., İstanbul, 2000 |
||
|
||
| güneşinkızı demiş ki Astar Siz hiç eski tahtalara yağlı boya yaptınız mı? Bütün iş ilk çekilen boyadadır, astarda Astar düzgün değilse tepserir boya Islak duvarlar gibi dökülür pul pul .......... .......... Behçet Necatigil ***************** "Sevgili mylia" yazının içeriğine uygun düşeceğini düşündüğüm, küçük bir örnek.Bu konu başlığını yazıda adı geçen üç şaire ait -yazının içeriğini yansıtan- şiirlerinden, alıntılarla zenginleştirebiliriz. Ayrıca, konu için teşekkürler... |
||
|
||
| güneşinkızı demiş ki ÖLÜ Hangi mahallede imam yok, Ben orada öleceğim. Kimse görmesin ne kadar güzel, Ayaklarım, saçlarım ve her şeyim. Ölüler namına, azade ve temiz, Meçhul denizlerde balık; Müslüman değil miyim, haşa, Fakat istemiyorum, kalabalık. Beyaz kefenler giydirmesinler, Sızlamasın karanlığım havada. Omuzlardan omuzlara geçerken sallanmayayım, Ki bütün azalarım hülyada. Hiçbir dua yerine getiremez, Benim kainatlardan uzaklığımı. Yıkamasınlar vücudumu, yıkamasınlar, Çılgınca seviyorum sıcaklığımı... FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA *** Kim bu şiire kolay şiir diyebilir?Her okunduğunda başka bir anlam sözcüğü, acaba; kolaylığının içinden mi çıkıverip te gelir? |
||
|
||
| data_grrr demiş ki Bana kalırsa sınırlandırma da özgürlük de aşırı uygulandığında şiir yazımı zorlaşır (güzelin ortaya çıkması anlamında), sadece şiir değil her sanat alanında da durumun farklı olacağını sanmıyorum. Aklıma Lars Von Trier'in bir filmi (Beş Engel'di sanırım adı) geliyor: Kısaca bir yönetmenden bir film çekmesini istiyor ama her defasında farklı bir sınırlandırmayla, yönetmenin filmini beğenmiyor Lars filan, sonra ceza olarak istediğin şekilde çekeceksin filmi diyor. Yönetmen bunu çok acımasızca buluyor filan |
||
|
||
| shitty demiş ki yav yazmasına herkes yazar. ama vurgu noktalarındaki seçilen kelimeler herşeyi birbirinden ayırıyor. yani iyi yazanla biraz daha amatörce yazanları kast ediyorum. can alıcı nokta kişiye göre değişebilir. ama kelimenin ağırlığı değişmez hiçbir zaman. diye düşünüyorum he ben yazamıyorum o ayrı bi konu |
||