SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Edebiyat / Dil

Konu: Şiirin İdeler Evreninden İki Portre: Başkaldırı ve Olasılık

Sayfa: [ 1 ]

02.02.2008 17:19:41
Şiir kendine yeterdir diye bir önerme bir çok bağlamda kullanılabilir. Cümlenin anlamının belirmesi için bu bağlamın açılması gerekir.  Öyle ya da böyle bu cümle, şiirle ilgili  bir özerklik alanını imlemekte. Şiirin özerkliği, ayrı bir evren tanımlamasını gerektirecek kopukluğa ulaşabilir. Bizce ulaşmasında bir sakınca yoktur. Bu kopukluğun gizlediği kimi derin bağlar ve bağlantıların olması ön görülebilcek bir durum. Şiirsel evrenin üzerinden konuşmak, şiirsel evrenin kendi dışıyla ilişkisine dair de daha ayrıntılı ipuçları ortaya koymayı gerektiriyor. Şiirin ve teker teker şiirlerin kendi karakterleri, tipleri, olayları hatta yasaları vardır. Olabilir demiyoruz, her imge veya her benzetme verili gerçeklikten bir sapmayı ifade etmektedir çünkü. Bu sapma da nesneler arası yeni ilişkilerin tanımlanması veya ortaya atılmasını getirir ya da ondan doğar. Doğa yasaları rahatlıkla değiştirilebilir, kişiler olmadık özellikler eklenmiş olarak çizilebilir. Örnekleri çoğaltmak kolay. Ama altını daha kalın çizmek istediğimiz  nesnel gerçeklikten  sapmaların şiirsel olup olmaması  değil, varlıklarının ne anlama geldiği, hangi bağlamlarda anlam bulduğudur. Şiirsel tema işlenirken, nesnel gerçeklikte karşılığı bulunan öğelerin özelliklerinin veya ilişki ağlarının dönüştürülmesi, nesnel gerçekliğe belli bir mesafeyi ifade etmektedir. Gerçekçi bir sanat anlayışıyla, metinde oratya konan dünya tasarımı gerçekle bire bir uyuşsa bile, ortada metin gerçeklik ilişkisi vardır. Durum bu ikisinin uyuşup uyuşmaması durumlarıyla tarif edilecek kadar basit değildir. Çünkü metinin bulunduğu düzlemin, okurla ilişkisi ve algılanma biçimi; insanla içinde yaşadığı dünyanınkilerden tamamen farklıdır. Burada belirtilmek istenen gerçekçi bir eserin, tam anlamıyla gerçekçi olamayacağıdır.

Şiirsel evrenin, kendini ilk ürettiği başlık okurla ilişkisinde şekillenir. Şiirsel evren, adından da sezileceği üzere, ilettiği mesajın içeriği sınırlı değildir. Sınırsız tanımı da uygun düşmemekte ancak tek başına duygular, düşünceler veya başka tekilliklerle sınırlandırılamaz. Şiirsel evrenin içeriği tüm temaların bütünlüğüdür.

Ama bütünü değildir. Nesnel gerçeklik denilen kavramsa, bu bütünden başka bir şey değildir. Her sanat ürünü, bir dilimini sunma iddiasını taşır bütünün. Sunduğu dilimde, elbette diğer dilimlerin özellikleri potansiyel olarak bulunur. Bu yüzden, duygu, olay, konu gibi bir tekillik değildir ifade bulan. Söylenmeyenler, söylenmiş olanlarla ilişkilidir. Bu anlamda, belirttiğimiz üzere, şiirsel evrenden tekillikler değil yaşantı üretilir. Şiirsel evren yaşantı  üretme aracıdır.

Bu noktada kısaca şiirselin  dönüştürücü gücüne vurgu yapmanın önemli olduğunu düşünüyorum. Doğaldır ki, insan yaşamı boyunca yaşananlar, deneyim olarak birikir. Sanat ürünü söz konususa paralel bir şekilde, bize yeni deneyimler katılacaktır şiirsel evrenin yaşanmasıyla. Şiirsel evren de, aktardığı yaşantılarla, birikimimizi bir kopuş noktasına evriltme eğilimindedir.  Bir eklemeden çok saplanma sözkonusudur. Bu metafora tekrar dönüceğiz.

Şiirin dönüştürücü ekseni uzayıp yaşama varır. Şiirsel düzlemin öyle ya da böyle gerçeklikle arasında bulunan açı, şiirin her durumda aşağı yukarı belli bir etki yaratmak amacı ile üretilmesi nedeniyle bütünüyle kapanmaz. Kapanmamalıdır da. Bu şairin yaşama başkaldırısıdır. Yaşamın onun için koyduğu koşulları değiştirmeye çalışır şair. Belki elindeki olanaklar nedeniyle değiştirmeye çalışmalıdır, demek daha doğru olur. Ancak şiirin, şairin bu yönüyle anlam kazandığını düşünürsek ilk söylediğimizi doğrulamış oluruz bir anlamda. Yaşamın barındırdığı, doğayla insan arasında, sınıflar arasında bir çok çelişkiye değinilebilir Daha başka önemli çelişkilere değinilebilir, çelişkinin hangi çelişki olduğu pek önemli değildir. Önemli olan öyle ya da böyle, şairin bu çelişkiler ağının içinde bir yerde yaşadığı ve onun dışında gelişen hiçbir şeyi kabullenmemesidir. Yaşamı dönüştürmenin, ileri olanı işaret etmenin verimli bir yolu da şiirden geçmektedir. Şiirsel evrenin kurgulanması, yaşamın çelişkilerinin söylendiği, onlara hesaplaşıldığı ve çözümlerinin gösterildiği bir düzlem olarak adlandırılabilir. Teknik nedenlerden çok bu bu üç nedenden dolayı şiir şairin başkaldırısıdır varolana. Bir, çelişkilerin söylenmediği zaman söylemek içindir şiir. İki, çelişkiler içinde yol bulunamadığında aydınlık içindir şiir. Üç, çelişkiler karşısında beklenildiği zaman yürümek için...

Şiirde başkaldırı, şairle başlar, sürer gider. Şiir, oluşmaya başladığı andan itibaren şairin dediklerinin hepsini dinlemeyecektir. Şiirin, güzellikleri dillendirmekten ibaret olduğunu düşünenler güzelliklerden de şiirden de çok şey anlamamış olsalar gerek. Polemik olsun diye söylemiyorum, hakikaten anlamadıklarını düşünüyorum.

Şiirde, şairin elinden çıkmış kişiler, yerler, zamanlar, şairden bağımsızlaşabilirler. Kişiler zamanlarına sığmayacak, tarihler şehirlerde geçecek, şehirler başka kişilere açacaktır sokaklarını. Şiir, şairin yazdığı ile yetinmeyecektir. Şairden aldıklarını, başka yaşamlara doğru çekiştirecektir. Bu nedenle, şiir şairin ona koyduklarından fazlasını ister. Fazlasını arar. Şairin göremediği manzaralara, hesaplayamadığı anlamlara, hissedemediği çağrışımlara rastlanır şiirin ara sokaklarında. Yine bu nedenle, şairin içselliği ile çelişir,  içselliği genişletebilecek bir forma sokmak ister kendini. Şairin yön tabelalarının bulunduğu sokaklar dışında yeni sokaklar, görülecek başka yerler yaratır.

Bir hayalet dolaşır şiirin üzerinde. Bu, şiirin şaire başkaldırısıdır.

Okur hayaletlerden korkmaz. Şiirden aldıklarını kendi içselliğinde yeniden üretir. Her insan, okurun bilincinde yeniden canlanır. Burada belirleyici olan, okurun önceki yaşantısından biriktirdiği deneyimlerdir. Farklı görüntüler, farklı sesler, farklı çağrışımlar. Herkesin İstanbul’u kendi İstanbul’udur. Şiirin gizilgüçleri gerçeklenir her okumada. Ancak bu herhangi bir gerçeklenme değildir. Şiirin gizilgücü, farklı yerlere evrilme gizilgücünü taşır. Okur, şiirin sözünü dinlemez... Dinlemesin zaten. Şiirin hayaletleri yaşama dönerler. Bu okurun şiire başkaldırısıdır.

Toparlayalım. Şiir olasılıkların, olana başkaldırısıdır.

Her başkaldırı, paralel bir şekilde olasılık yaratmayı da içerir. Söylediklerimizi tersten okursak, aynı dizinin aynı zamanda birbirini zenginleştiren elemanlardan oluştuğunu görürüz

Okur, hayaletlerden korkar. Korkmalıdır. Sınıflı toplumlarda, okurun, kendisini sarsmayan bir şeyleri okumasının ne gibi bir anlamı olabilir ki? Egemen sınıfın ideolojik ve siyasal kuşatmasını güçlendirir, başka da bir anlamı olamaz. Gündeliğin sınırlarını zorlamayan, verili ideolojik formasyon ve etik kimliklerin belirleniminde zorlayamayan insan, hayaletleri görmemektedir.

Şiir, kendi olanaklarını okura taşır. Yaşamın ayrı bölmelerinden içerikler  getir ve okurda yeniden üretir. Gündeliğin fakirliğinden, insancıl bir paylaşıma sıçramaktır şiir okumak. Şiir, okurda yeni olanaklar üretir.

             Cemal Süreya, şair bir susma ustasıdır der. Bazen sevgilisinin saç rengini, bazen ilk tanıştığı yeri, bazen yattığı hapishaneyi susar. Her susku, yolcuların bindiği bir duraktır, doludizgin ilerleyen şiir için. Şairin sustuğu yerde, şiirde daha çok olasılık barınmaya başlar. Tek bir dize, bir çok yaşamı içerir bazen.

            Şair, varolanla çeliştiği sürece şairdir. Kapitalist toplumun kokuşmuşluğu, şair tarafından kabul edilememelidir. Varolanı kavramak için, egemen sınıfların  gösterdiğinin ardına bakmayanların, ahkam kesmesi absürd bir durumdur aslında.

 ‘Durup, inceliklekleri anlayacak’ kişi, inceliklerin yaratılmasına da katkı koymak durumundadır.

Bunun yolu, varolanın çeşitlenmesinden, alternatilerinin üretilmesinden ve işaret edilmesinden geçer. Sosyalist toplumun insancıllığın kurgulanmasıdır. İnsanın, toplumsallığının paylaşmak temellerinde güzelleşeceğinin anlatılmasıdır. Ne bileyim, tembellik hakkının nasıl kullanılacağının hayal edilmesidir.

Şiir, başkaldırının, olandan olasılıklara evrilmesidir

Belirttiğimiz üzere başkaldırı, bir tür saplanma olarak kurgulanabilir. Saplanmanın dikeyliğini bütünleyen, olasılıkların yataylığıdır. Enjete edilir şiir. Saplanan şiirsellik, ağır ağır yayılacaktır.

Bir öğenin başkaldırısı, diğerinde olasılıkların gerçekleşmesiyle sonuçlanır. Bunun sonuçlarının ne olduğu geniş yelpazeli bir tartışma konusudur. Çünkü başka parametrelere bağlı olarak değişecektir şiirin bu özelliğinin kullanımı. Ortada kendinden menkul bir avantajın veya dezavantajın bulunduğunu pek zannetmiyorum. Olsa olsa nesnelliğin bir tarifidir söz konusu olan. Nesnel durumun, işlevselleşmesi ise, öznel bir tavrı gerekli kılar, bilineceği üzere. Şiirin anlatım araçlarının sağladığı özelliklerin mümkün olduğunca derinleşilerek kullanılabilmesi, yalnızca teknik yeterliliğe bakmaz. Sanat anlayışı doğrultusunda, aynı özelliklere farklı nicelikte değer biçilebilir. Kiminin olumlayıp, yaralandığını, kimileri görmezden gelecektir. Örneklersek, şiir aynı zamanda dilin ritim oluşturma konusundaki konukseverliğinden ötürü olsa gerek, biçimsel kalıplar halinde yeniden üretilerek, içeriğinin fakirleşmesine izin de verir.  Ritmin, şiire kattıkları, onun içerikten kopuk, kendinden menkul bir değerinin bulunacağı sanısını uyandırabilir. Bu durumda  biçimsel kalıpların yinelenmesi, şiirsel üretim olarak nitelenebilir.  Değişik beğenilere saygı göstermemiz gerekirse, böyle bir şiir tarzının belli ideolojik formasyanlarla uyum gösterdiğini de not ederek, durumu makul karşılayabiliriz. Ancak normal olması, olumlamayı gerektirmez.

Bizce şiirin olasılık kavramıyla çeşitli düzlemlerde girdiği ilişki, önemli anlamda ön açıcıdır. Yolun nerelere düşeceği, ise ayrı bir yazının konusu olmakla birlikte, günümüzde edebiyatın doldurması gereken alanlarda zenginleştirici bir unsur olarak önem kazancağını düşünüyorum. Özellikle, başkaldırı unsurunun hesaba katılması, olasılığın nereye konulacağı konusunda fikir verecektir.

Toparlarsak; şiir, elbette muhalif imgleri yoğun olarak barındıracaktır.  Kişilikli bir şiir için belki temel bir gereksimindir. Ama bir araç olduğu unutulmamalı şiirin varolana yönelik muhalefetinin. İktidar talebini içermeyen her karşı çıkış, karşı çıkış olarak kalmaya mahkumdur. Aslına bakılırsa, durumunu koruyabilecek olması bile şüphelidir. Çeliştiği düzene zaman içinde entegre olması kaçınılmazdır. Aksi taktirde kendine yaşam alanı tanınması şansı ortadan kalkar. Elbette, sorun bu hakkın tanınmasında değil alınmasında  çözüme ulaşıyor. Genellikle gözden kaçırılan nokta tam da burası. Muhaliflik yeterli değildir, değiştirmek için. Bu anlamda başkaldırı, şiiri yalnız başına ayakta tutamaz. Anti-tez olarak, sentezle bütünlendiği durumda anlam kazanır. Bu da olasılıklarla kapsanacak, bir önermeler bütünlüğünü ifade etmektedir. Varolan başkaldırırken, ütopyanın altını çizilmesinin önemli olduğunu düşünüyoruz. Aynı ütopyanın da her birey için, ayrı somutluklara denk düşmesi bile varolanın karşısına olasılığın genişliğini koymayı bir gereklilik haline getiriyor bizce.

            Şimdiye kadar şairler dünyayı yorumladılar. Önemli olan onu değiştirmektir.

Efe Duyan


Sayfa: [ 1 ]