SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Edebiyat / Dil

Konu: Dize

Sayfa: [ 1 ]

02.02.2008 17:14:54
Edip Cansever, dönem dergisinin Şubat 1964 sayısında yayımladığı 'Teksesli Şiirden Çoksesli Şiire' başlıklı yazısında şöyle diyor;
' Dize işlevini yitirdi; şiiri şiir yapan bir birim olarak yürürlükten kalktı. Eski rahatlığını boşuna aranıyor şimdi' Şöyle düşündüm ben de Edip Canser'in yazısını okuyunca : Dizeci şair çok gelmiştir, ama mısra, sanırım şiirde hiçbir zaman çok önemli bir öğre olmamıştır. Hatta şiirin en görünür biçimde bile. Bu bakımdan Edip Cansever'in düşündüğünün tam tersini düşünüyorum. Belki beyit temeline dayanan Divan edebiyatında dizenin şiir içinde bir çeşit egemenliğinden söz edebiliriz. Divan edebiyatında şiirin en küçük parçası dizedir. Beyit; iki dizenin bileşiği değil, toplamıdır. Her dize ayrı bir anlam ya da duyuş adası meydana getirir Divan şiirinde. Ama buna dizenin egemenliği diye bakmak pek doğru olmaz sanısındayım. Hele dizeye Edip Cansever'in dediği gibi şiiri şiir eden bir öğe olarak bakmaya hiç imkan yoktur. Divan edebiyatında söz konusu durum bir dize sorunu olarak değil, bir şiir anlayışı sorunu olarak vardır. Divan şiiri küçük ve birbirinden bağımsız bölümlerden meydana geliyordu : dizelerden.

Tanzimat şairleri dizenin o türlü egemenliğine son verdiler. Anlamı ve şiirsel bağlantıyı şiirin bütün gövdesine yaymaya çalıştılar. Servet-i Fünun şiiri bu işi daha da ileri götürdü. Ancak Servet-i Fünun şiiri imgeye yer verdiğinden, imge de çok kez bu şiirde dizelerde belirip yerleştiğinden, dize yeniden önem kazandı. Böylece Servet-i Fünun şiiri hem dizeden dizeye hızlandırılmış, bunun sonucu olarak dizenin önemini küçültümüş, hem de imgeyi dizeler içinde ve dizler halinde gerçekleştirdiğinden ona ayrı bir önem kazandırmıştır. Sözgelimi Tevfik Fikret; Rübab-ı Şikeste'de dizeyi koridor gibi kullanmıştır, yok etmiştir; ancak şiirsel yükü dize adacıklarında yoğunlaştırdığı için bir yandan da dizeyi kalkındırıcı bir çalışması olmuştur. Yine de dizenin tüketilişi daha fazladır Fikret'te. Şiirlerin dizler olarak aklında kalması onların egemen olmalarından değil, Fikret'in Türkçe sözdizimini çok rahat bir şekilde dizleştirmesindendir. Cenap'ta ise imgelerle yüklü dizeler şiirin içinde daha önemli bir yere sahiptir.

Sonra sonra, şiirimizin çağdaş çizgiye erişmesiyle dizede daha büyük değişiklikler oldu. Orhan Veli'de bir ara dize yalnız egemenliğini değil, varlığını da yitirmek durumuna düştü. Garip şiirinde, özellikle Orhan Veli'nin şiirinde dizenin içinde ayrıca söz ekonomisi yoktur. Bütün şiirin kuruluşu bir dizenin kuruluşu gibidir neredeyse. Örnek olarak 'Söz' şiirini alalım

Aynada başka güzelsin
Yatakta başka,
Aldırma Söz olur diye ;
Tak takıştır,
Sür Sürüştür
İnadına gel
Piyasa vakti
Muhallebeciye

Söz olurmuş
Olsun ;
Dostum değil misin ?

Bu şiirde dize hiçbir ağırlık taşımamaktadır. Hiç unutmam Atilla İlhan, birgün dizeci şiirinden büyük bir öç aldığını yazmıştı. Son yıllarda dizeye şiirimizde yeniden bir güven beslendiği görülüyor.

Diyebilir ki, imgeci şiir dizeyi daha çok besliyor, ona ayrıca bir iç ekonomi sağlıyor. Çok küçük de olsa, ona bir bağımsızlık tanıyor. Çünkü imgeci şiirde, şiirsel yük, kendi özel yapısını oluştururken dizeleri de kurmuş oluyor. Dizeyle imge arasında bir iç içelik vardır. Bazen dize o görüntüdür. Onun bütününü kavramaktır. Oysa imgeye dayanmayan şiirde dize o kadar önemli olmayacaktır. Bir araçtır desek, yeri önemsendiği, son yıllarda Türk şiirinde dizenin yeninden bu konuda gereğinden fazla ileri gidildiği de doğrudur. İmgeci olup da imgelerine bir canlılık vermeyen bazı arkadaşların , daha ileri gidip yapılmış deneylerden ortak bir takım kurallar çıkararak, yalnız kuruluş ve gramer olanaklarından meydana gelen özel bir dize sanayii yarattıklarını da biliyoruz. Dizeye, yapma bir varlık tanımaktı bu. İmgenin kötüye kullanılmasıyla birlikte yürüyen şiirdışı bir dize çalışması. Dizeye gereksiz ve yersiz bir egemenlik tanınması. Batı şiirinde de bu duruma rastlanıyordu. İmgeye boğulmayan gerçeküstücü şairlerden biri olan Paul Eluard, bu erdemini, şiirinin dize yapısında ki yalınlığından ötürü kazanmıştır. Eluard'ın dize yapısı, imgeye de düşünceyi de çıplak değeriyle yüklenebiliyordu.

Dizenin işlevini yitirmesi deyince akla hemeninden bir soru geliyor: Bundan murat, dizenin egemenliğini mi, yoksa her türlü önemini mi yitirdiğidir? Dizenin ''şiiri şiir eden bir öğe'' olarak işlevini yitirdiğini belirtiğine göre, Edip Cansever birinci durumu anlatmak istiyor Oysa, şiirimizin tarihsel gelişimine bakınca birincinin Tanzimat şairleriyle yok olduğunu, ikincisinin ise şiirin ve şairin cinsine göre değiştiğini görüyoruz.

Edip Cansever son şiirlerinde imgelerini çözerek daha yalın bir şiire doğru gidiyor. Bu yüzden, sanırım yaptığı saptama daha çok kendi şiirini açıklar. Aklımda doğru kalmışsa o yazısının bütününde dizenin işlevini yitirdiğini ileri sürmüyordu. Hem sonra çözük olarak da olsa, imgeyi yanı sıra götüren bir şairde dize küçük bağımsızlığını hiçbir zaman yitirmez. Şiirin yapısı içinde kendi bayrağını diker, kendi parasını basar, kendi vergisini toplar. Etkin bir dış politikası olmasa bile.

1964



Cemal Süreya

Toplu Yazılar I Kitabından


Sayfa: [ 1 ]