|
||
| sağol delikız:) | ||
|
||
kısa bir bilgi..... saolasın ya hep merak etmişimdir gothic olayını:)
Gotik, her şeyden önce kaynağını dinden alan bir mimarlık üslûbudur. Bütün çağ boyunca anıtların yapımındaki en büyük özellik sivri kemerin kullanılması, göğe yetişmek istermişçesine uzayan düşey çizgilerle ince sütunlara olan düşkünlük ve içeriye bol ışık girmesini sağlamak için büyük pencerelerin açıldığı duvarların inceltilip hafifletilmesidir. XII. yy.dan Rönesans'a kadar Batı Avrupa'da gelişen sanat biçimidir. Gotik sanat Fransa'da doğmuş olmasına rağmen adını Hıristiyanlığın ilk yıllarında Avrupa'yı istilâ eden Gotlardan almıştır. Bu terimi ilk defa İtalyan hümanistleri kullanmışlardı. Onlara göre, özellikle Alpler'in kuzeyinde gelişen ve roman sanatının ardından gelen bu sanat, İlkçağ'ın klasik kurallarından iyice ayrılıyordu. Ve, bu üslûbu küçümsediklerini belirtmek için italyan hümanistleri ona, gotik sanat adını veriyordu. teşekkürler delikız...... |
||
|
||
Ben mimari olarak Rönesans'ı tercih ediyorum:![]() resimde de öyle: Leonardo da Vinci ![]() Michelangelo ![]() Raphael ![]() Coregio Titian![]() Paolo Veronese ![]() Tintoretto ![]() Isabella D'este |
||
|
||
anneeee
|
||
|
||
Gothic, bir stilden cok icinde bulundugun atmosferin durumudur. icine kapali karamsar bir hava tasiyip herseyi grinin tonlari ve siyah gormek olarak nitelendirilebilir. bak şu allahın işine ya..insanların çift yaratıldığını duymuştum ama çift yazdıklarını duymamıştım..alttaki alıntıya göz atınız ![]() gothic, bir stilden cok icinde bulundugun atmosferin durumudur. icine kapali karamsar bir hava tasiyip herseyi grinin tonlari ve siyah gormek olarak nitelendirilebilir. melankoliktir birazda (bakınız: bira, melankoli, lara, siyah, kara, karamsar, duru, atmosfer, pali) ¥¯°ÑاF£RÅTU°¯¥ http://nedir.antoloji.com/gotik/ |
||
|
||
| Gotik Resim Gotik resme gelince, 13.yüzyılın başlarında belirginlik kazanmaya başladığı söylenilebilir. Zaten geneli itibariyle Gotik,13-15.yüzyıllar arasında süregelen bir sanat dönemi olmuştur. Hem uluslararası olmayı başarmış, hem de Rönesans resminin yolunu açmıştır. Vitray ve tezhip resimleri vardır. Bu resimlerin farklı üsluplar ortaya koyduğunu söyleyebiliriz. 13.yüzyılın ortalarında Paris’te bir zerafet arayan kuru bir atmosfer, Almanya’da çok hareketli bir üslup (Zackenstil), İngiltere’de ise; ince ayrıntılarla pitoresk olanı ustaca bir arada kullanan bir üslup göze çarpmaktaydı. 13.yüzyıl sonunda İtalya’da oluşan iki okul ve onun ressamları dikkat çekmeye başlamıştır. Bunlar, Floransa ve Siena Okullarıdır. Floransa okulu, başını ressam Cimabue’nin çektiği bir okuldu. Yanı sıra bu okulun en önemli temsilcisi kuşku yokki Giotto idi. Bu okulun, adeta çıkış kaynağı olan Cimabue’nin resimleri ise; kuvvetli bir şekilde Bizans resminin etkisindeydi. Birbiri üzerine yığılan figürler, mekan duyarlılığının minimum gösterisi, yüzlerdeki birbirine benzerlik dikkati çeken resimsel özelliklerdir. Sonrasında Giotto ile resim sanatına bir kapı açılmış, bununla beraber psikolojik anlatım, jest ve mimiklerdeki duyarlılık, mekan arayışının izleri, ışık gölge yönündeki bulgular resmin içine girerek dikkati çekmiştir. Sanatçının, bakışlar diyalektiği de önemli bir özelliği olarak belirmektedir. Çünkü bu özelliğiyle mekan tutarlılığını daima yanında taşımıştır, Giotto. Floransa Okulu’na karşı kulvarda gelişen Siena Okulu’nun başını ise; Duccio çekmektedir. Sanatçının dışında bu okulun izlerini taşıyan bir başka sanatçı da Simone Martini’dir. Bu okulun sanatçıları, Bizans resminin dinsel oluşumlarına açık kalmış ve bu oluşumları kendilerine göre bir idealizasyona da yöneltmişlerdir. Bütün bu sayılagelen sanatçılarla İtalya’nın resim sanatı yönünde önemi çok artmıştır. Pano resim, büyük sunak resimleri, küçük diptikler (iki kanatlılar) ve portre resmi 14.yüzyılda büyük bir yol katetmiştir. Gotik sanatın uluslararası bir kimliğe bürünmesi ise, 1400 yıllarına doğru olmuştur. Uluslararası Gotik sanatın çokça temsilcisi vardı. Bunlar, Limburg Kardeşler, Gentile da Fabriano, Benozzo Gozzali gibi isimlerdir. Bunlardan Dük Berry için minyatürler yapan Limburg Kardeşler ve özellikle Floransa Santa Trinita Kilisesi’nde bulunan “Krala Tapınma” resmiyle de (1423) Gentile da Fabriano dikkatleri çekmiştir. Bu ressamların malzeme olarak pigment boyaları kullanmaları da önemlidir. Uluslararası Gotik resim, yapay bir zerafeti devam ettirmekle birlikte, yeni buluşları da beraberinde getirdi. 15.yüzyılda doğayı gözlemlemedeki titizliliği, seçtiği parlak ve canlı renklerle Batı Avrupa’yı da etkileyen Flaman resminin (Eyck Kardeşler, Roger van der Weyden, Hugo van der Goes) yanı sıra, özellikle Fransa’da Fouquet, cesaretli düzenlemeleri ve ışıklı mekanlarıyla, kuzeyli ustalarla boy ölçüşebilecek bir sanatçıydı. Lakin 15.yüzyılda İtalya, perspektif yorumunu alt üst ederek ve figürlü tasvirlere yeni oran ve ilkeler getirerek Avrupa resmine egemen olmuştur. Gotik dönemde dikkati çeken ve resimsel değer de taşıyan Vitray ve Duvar Halı ressamlığı ayrıca dikkat çekmiştir. Gerek pencere olgusunun Gotik mimaride artması, gerekse Romenesk dönemin katı grafizminden kurtulmak için, vitray sanatı Gotik’te çok gelişmiştir. Duvar halı sanatı da bir resimsel tür olarak belirmekle önemlidir. Türk Resmi Özellikle 1300-1453 yılları arasındaki Türk resmi, minyatür sanatı olarak bilinen kitap ressamlığı üzerine kurulmuştu. Lakin 12-13.yüzyıllara ait Türk minyatür sanatının, zamandaşı İslam dünyası minyatürleri ile bir üslup benzerliğine yönelmiş olması önemlidir. Selçuklu devri minyatürleri, astronomi, tıp, botanik ile ilgili eski metinleri, eski bir aşk hikayesini, doğa üstü cinli, perili masalları canlandırmıştır. Kaynaklardan, 15.yüzyıl başlarında Osmanlı Sarayı’nda minyatür ustalarının bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu dönemde minyatür sanatçısı olarak Bursalı Hüsamzade Sunullah’ın ismi geçer. En erken tarihli Osmanlı minyatürleri Fatih devrine aittir. Bu dönemdeki Türk sanatçılarından biri de Sinan Bey’dir. Bir başka minyatür ustası ve Sinan Bey’in öğrencisi olduğu bilinen Siblizade’nin eserleri bugüne gelmemiştir. Fatih devrinden, bugün Paris Milli Kütüphane’de bulunan Sabuncuoğlu Şerafettin tarafından derlenen, “Kitab-ı Cerrahiye-i el Hakaniye” 1465 tarihli olup, basit resimlerle hastalık tedavilerini göstermektedir. Fatih döneminde yurtdışından gelen ressamlar, o öldükten sonra gelmemiştir. II Bayezıd döneminde saraya İran’dan ve Mısır’dan minyatür ustaları davet edilmiştir. Badieddin el Tebrizi’nin “Dilsuzname” isimli eseri bu döneme en iyi örneklerden biri olarak gösterilebilir. Hatta bu eserde Şiraz üslubu kullanıldığı ve özellikle Bayezıd dönemi Edirne’sinde Şiraz üslubunun revaçta olduğu bilinmektedir. Topkapı Sarayı’nda bulunan “Külliyat-ı Katibi” albümündeki minyatürlerde de Şiraz etkisi görülmektedir. Bu minyatürlerde konu olarak; sultanın maiyetiyle eğlenmesi, Sultanın meclisi gibi konular işlenmiştir. Bugün Venedik’te Biblioteca Marciana’da bulunan Ahmedi’nin “İskendername” isimli eserinde gerek gerçekçi üsluplar, gerekse renk armonisi bakımından Türk minyatürünün, klasik dönemine girmesinde Edirne’nin önemli bir yeri olduğunu anlayabiliriz. http://www.koolpa.com/resim/31536-resim-sanati-tarihi/ |
||
|
||
tesadüfen karşıma cıkınca şaşırdım ya.. başka bşi yok zaten
|
||