SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Okuma Odası

Konu: 30 yaşındaki kız.. (gerçek bir hikaye)

Sayfa: [ 1 ]

17.09.2007 18:43:36
Kendi halinde sessiz biri. Anne-baba problemleri kişiliğin gelişmesinde son derece olumsuz etki yapmış, hayata hep olumsuz bakmıştı. Babasıyla 3 yıldır aynı evde bir yabancı gibi yaşıyorlardı. Annesi ise her kararına karışır, tek başına karar vermesine müsaade etmezdi. Bu durum karakterinin oturmasına engel teşkil etmiş kendini toplumdan soyutlamıştı.
Sonra bir gün evlerine bilgisayar alıp internet bağlattılar. Ailesinde göremediği sevgiyi sanal ortamda aramaya başlamıştı. dostlar edinmeye başlamış siyasi bir hareketle tanışmıştı. Ama hep bir yanı eksik kalıyordu; SEVGİ. Nette çok güzel yazılar okuyor kendisi de çok güzel paylaşımlarda bulunuyordu. Yani yazılanlar reel hayatta tatbik edilse ortalık güllük gülistanlık olur türünden yazılar. İlmi seviyesi yüksek yazılar kaliteli yorumlar.
Sonra birgün biriyle tanıştı. Onun yazılarından oldukça etkilenmiş olaylara bakışı bu kızımızda hayranlık uyandırmıştı. Bu genç nereye yazsa. kızımız onun peşinden gider olmuştu. Sonra bir şekilde gencin msnine ulaşmıştı kızımız. Msn de gençle konuşmuş ona kendinden bahsetmişti. Kızımızın kendi ifadesine göre, genç hiç bir şekilde kendisine yakınlık göstermemiş sadece sorularıyla muhatap olmuştu. Sonra bir güven sorunu oluştu. Zira kızımız vesveseli idi. Genç hakkında alaksız yorumlar yapmaya başlamıştı. Genç, bu durumdan rahatsız olmuş ve Müslümanın güvenilir bir insan olduğunu kanıtlamak için kızımızın yaşadığı Anadolu'nun şirin iline gitmişti. Kız hala inanmıyordu gencin memleketine geldiğine. Sonra büyük bir tevafuk eseri parkta karşılaştılar. Kız, seni burda görmesem hayatta inanmazdım buraya geldiğine diyordu. Akşama kadar umuma açık yerlerde oturup konuştular, gencin ısrarla üzerinde durduğu konu müslüman ve güven kavramlarıydı.
O ana kadar kıza karşı hissi her hangi bir şey duymayan gencimiz kızın yaklaşım ve duruşundan etkilenmişti. Aralarında bir yakınlaşma peydah olmuş ve bu giderek sevgiye dönüşmüştü. Bu arada kızımız sevdiği erkekten emin olmak için bir takım araştırmalar yapmış ve ak saçlı ak sakallı bir hocaefendiden gençle alakalı şu karşılığı almıştı; "benim kızım bekar olsa hiç çekinmeden verirdim..." Bu söz kızımızın içini ferahlatmış ve gencin yaşadığı memlekete de telefonlar açarak bilgiler almaya devam etmişti.
Sonra kızımız durumu annesine açtı. Annesi her zamanki gibi nadan bir tavır sergileyerek kızımıza "olmaz" dedi. 30 yaşındaki kıza bir çocuk muamelesi yapıyor onun mutlu olmasına mani oluyordu. İş büyümüş kızın akrabaları olaya vakıf olmuştu. Bu arada gencimiz de ailesine durumu açmıştı. İş isteme safhasına gelmişti ki kızımızın annesi gencimizin annesine telefon açarak çok ağır cümleler kurmuş ve bu işin kesinlikle olmayacağını söylemişti. Gencimizin geleyim beni tanıyın konuşalım demelerine de kızın eniştesi ve annesi sert tepki göstermişti. Uzun süre gel gitler yaşayan kızımız artık ne yapacağını şaşırmıştı. Ailesiyle sevdiği arasında kalmıştı. Sevdiğinden vazgeçemiyor ama ailesini de kıramıyordu. Bazı bazı sevdiğine olumsuz tavırlar takınarak genci incitse de daha sonra bir şekilde gönlünü alıyordu. Bu şekilde aylar ayları kovalamış fakat kızımızın annesi nuh deyip peygamber demez olmuştu. En sonun da kaçmaya karar verdiler...
Ve bir sabah gencimiz kızı almak için yola çıktı. Kızın memleketinde bir çay bahçesine oturdular 2 bardak çay söyleyip simit aldılar. Sonra çaylar bitmeden simit yarım kalmış vaziyete el ele tutuşup otogarın yolunu tuttular. Kaçıyorlardı artık.
Kızımız o kadar mutluydu ki sevdiğinin yanında olduğu için, "ne ana ne baba ne kardeş sevgisi, hiç biri eş yerini tutmuyormuş" diyebiliyordu. İlk günlerinde oldukça mutluydular. Haliyle kız tarafı kızlarının kaçmasının verdiği üzüntüyü taşıyordu. Özellikle anne kızının mutluğunu istemek yerine beddualar edip kızın geri gelmesini istiyordu. Diğer akrabalarda aynı şekilde kızın geri gelmesini istiyordu. Sonra gencin annesi de kız üzerinde tipik anadolu kaynanasının totaliter baskısını uygulamaya başlamıştı. Bunu fark eden genç hiç kimseye hissettirmeden ayrı bir ev aramaya başlamış ve biricik eşine "ceylanım kendi evimize geçinceye kadar bazı şeyleri duyma, görme" diyordu. Hatta mihir olarak istenen umre haccı için bile gerekli işlemleri başlatmıştı genç. Kızımız eşine sarıldıkça adeta mutluluktan uçuyor, gencimiz ise eşinin gözlerinin içine baktıkça gönlü coşuyordu.
Ama evdeki kaynana baskısı kızımıza annesini hatırlatıyor ve ister istemez anne baskısından kurtulduk kaynana baskısına maruz kaldık düşüncesine sevk ediyordu. Tam da mutluluğu yakalamışken bu durum canını çok sıkmış bir de annesiyle ilgili gelen haberler büsbütün umtsuz olmasına yol açmıştı. Zira annesinin sürekli hastaneye kaldırıldığı kendi kendine konuştuğu söylenip kızın aklı çeliniyor, kızımız bu duyduklarına kaynanasının da baskısını ekleyince mutsuzluğa kapılıyordu. Eşinin yanında hamdolsun çok iyiyim diyor ona sarıldıkça sarılası geliyordu.
Bir cuma günü yine eşine doya doya sarılmış onun sakallarını öpmüş ve cuma namazına uğurlamıştı. Eşi cumadan geldikten sonra gözlerinin içi gülüyordu. Sonra nedendir bilinmez aradan geçen yarım saatlik bir zaman dilimi her şeyi alt üst etmiş gencimizin dünya başına yıkılmıştı. Kızımız geri dönmekten bahsediyordu. Ne oldu niçin sorularıyla olayı anlamaya çalışan gencin beyni dönüyordu. Kızımız ben seni sevmiyorum alışamadım sana biz bir ömür boyu beraber olamayız diyordu. Bu sözleri duyan gencimizin gözleri kararmıştı ki sonradan çok pişman olacağı bir iş yapmış ve eşine vurmuştu. Vurup vurmaz eşine sarılmış ve pişmanlığını belli etmişti. Ama kızımız gideceğim diyordu. Ve genci kolu kanadı kırık bir şekilde yüz üstü bırakarak üstelik parmağındaki yüzüğü de çıkarak çekip gitmişti. Gencimiz kendine geldiğinde her ne kadar peşinden koşup eşini geri getirmeye çalışsa da artık kızımız için geri dönüş yoktu.
Ailesinin yanına varan kızımızı babası karşılamıştı. 3 yıldır konuşmadığı kızına kuru bir hoşgeldini layık gören baba sarılmayı çok görmüştü. İlk günlerde eşiyle telefonlaşan kızımız eşine "ben burda misafirim, geri geleceğim" diyordu. Ama günler geçtikçe annesinin "geri gidersen evlatlıktan reddederim. bir daha yüzümüzü göremezsin" sözleri kızımız üzerinde son derece etkilioluyor ve sağlıklı karar vermesine engel oluyordu. Gencin geleyim konuşalım taleplerine son derece ağır hakaretlerle karşılık veren anne olayı kestirip atıyordu. 30 yaşına gelmiş birine karar vermede yardımcı olunacağına verdiği kararda köstek olan bir anne kızının geleceği ile oynuyordu adeta.
Kızımız ise 30 yaşındaki olgun bir bayanın sergilemesi gereken tavırları sergileyemiyor, hep başkalarının yönlendirme ve telkinleriyle karar veriyordu. Tek başına kaldığı anlarda eşi aklına geliyor ve geri döneceğim diyordu ama araya 3, şahıslar girdiğinde işin rengi değişiyor ve genci kahreden açıklamalar yapıyordu. Eşinim ayaklarına sarılan kızımız başkaların yönlendirmeleriyle aynı eşi istemediğini söylüyordu. Kimsenin namus umrunda bile değildi. 30 yaşına gelmiş kızımıza karar vermede olumlu düşünmede kimse yardımcı olmuyor, adeta onun geleceğine ipotek konuyordu.
sonra kızımız kendisini tekrardan net ortamına attı, her geçen gün asosyalleşiyor sosyal hayattan daha da kopuyordu. Nete yazdığı yazılar aklı başında birinin yazdığı yazılardı. genç bu yazıları uzaktan takip ediyor adete deliriyordu. "Şu yazdıklarını ne olur hayatına tatbik etsen, onları yaşasan diyordu" ama yok, sonuçta net, yaşanmaz sadece yazılırdı. Net sadece kuru bir yazışma ortamı aldatma güzergahı idi. Yazılan onca güzel yazı yazanlar tarafından yaşansa dünya güllük gülistanlık olurdu. Ama yaşanmıyor sadece yazılıyordu.

Not: BU hikaye bire bir yaşanmıştır

milo 17.09.2007 18:53:40
 valla merak ettim yoksa bu hikayedeki genç senmisin  ağlayan

17.09.2007 18:55:52
valla merak ettim yoksa bu hikayedeki genç senmisin  ağlayan
yok ben degılım ben olsam ne olur olmasam ne olur amahepımızın basından gecbılecek bır hıkaye degılmı?

sessiz.. 17.09.2007 19:04:21
tşk.. Smiley

17.09.2007 19:21:27
tşk.reis..geçen ani bir kararla forumdan ayrılma-geçici- gerekçesini en iyi ifade edebilecek bir yazı...ortam sanal-insanlar sanal...ama sanallığında bir sınırı olmalı...paylaşımlar hitaplar vede kavramları sanallaştırmak zorunda değiliz...hele değer kabul ettiğimiz hitap yada seslenmelerin sanal malzeme yapılmasına dayanamadım...yer yer bende yaptım...ama kendime dur demesinide bildim...umarım arkadaşlar beni anlar ve bütün dostlar biraz kendini irdeler...zaman zaman seyirci yada ziyaretçi(kavramlara bak)olarak takip ediyorum...bütün dost ve arkadaşların gözlerinden (...)...lütfen sanalı daha fazla sanallaştırmayalım....sözüm meclisten dışarı...

17.09.2007 20:02:57
Sabah uyandığında midesinde bir yanma hissetti.


Yanmanın nedeni aksam yedikleri değil,uyanır uyanmaz bugün


yapacaklarının aklına gelmesiydi.


Bugün 2 yıldır götürmeye çalıştığı bir birlikteliği bitirecekti.


Aslında bunu yapmakta geç bile kalmıştı.


Bitmeli dedi içinden,her gün bu tatsız uyanış bitmeli.’


Genç adam bunları düşünürken suratı şekilden sekile giriyordu.


Süratle giyinerek dışarı çıktı.


Bugüne kadar hiç bekletmemişti onu, simdi de bekletmemeliydi.


İstanbul, soğuk ve yağmurlu bir Nisan ayı yasıyordu.


Genç adam gökyüzüne bakarak iç geçirdi; ’Bulutlar bizim

yasayacaklarımızı biliyor. onlar bile ağlıyor halimize...’




BULUSMA VAKTI...


Artık Kadıköy iskelesindeydi. Birkaç dakikalık beklemeden sonra

karsıdan kız arkadaşının geldiğini gördü.




Simdi midesindeki ağrı daha da artmıştı. Beşiktaş’a geçtiler. Yolculuk

sırasında hiç konuşmadılar.




Genç kız,sevgilisinin bu durgunluğuna anlam verememişti.


Nereden bilecekti bugün ayrılık çanlarının çalacağını...


Beşiktaş’a geldiklerinde bir cafe de
oturdular.




Genç kız anlamıştı sevgilisinin kendisine bir şey söylemek istediğini.





’Bana bir şey mi söylemek istiyorsun’ diye sordu. Genç ad*** gözlerini

kaçırarak ’Evet’ dedi.




Genç kız heyecanlanmıştı, biraz da sinirlenerek ’Söylesene, ne diye

bekliyorsun’ dedi.




Genç adam içini çektikten sonra ’Sence biz nereye kadar gideceğiz?’

diye sordu.




Genç kız, ’Bunu sorma gereğini niye duydun?’ diye yanıt verdi.


Genç adam söze başladı...


’’Birkaç ay önce aksam 23:00 civarında sana telefon açıp senin için

yazdığım şiiri okumak istemiştim.




Sen bana ’Sırası mi simdi canim yaa, isin gücün yok mu?’ demiştin.

Biliyor musun o an nakavt olan bir boksör gibi




hissettim kendimi.


Özür dileyip telefonu kapatmıştım.


Daha sonra da bu şiiri benden hiç istememiştin.


Geçenlerde hasta olup yataklara düştüğümde arkadaşlarımla birlikte sen

de gelmiş, Meralin ’Sen şanslısın, sevgilin sana bakar’ sözüne ’İşim

yok da sana mi bakacağım, annen baksın’ demiştin.




Hatırladın mı?’’


DUYGUSALLIGI SEVMEM...


Genç kız, ’Biliyorsun ben duygusallığı sevmiyorum.


Hem hasta bakici gibi göründüğümü de kimse söyleyemez’ diye


yanıtladı. Genç adam güldü, ’Evet canim haklisin.


Zaten olmak istesen de bu kalbi taşıdığın sürece hasta bakici, hemşire

falan olamazsın.




’ Genç adam devam etti...


’Bana şimdiye kadar kaç kere sabahın erken saatlerinde güzel

sözcüklerden oluşan bir mesaj çektin? Hiç...




Hatta günün hiçbir saatinde çekmedin.


Duygusallığı sevmeyebilirsin.


Ama sen seni seven insanları da mutlu etmeyi sevmiyorsun.


Halbuki ben senin tam tersine kendimden çok insanları mutlu etmeyi

seviyorum.




Seni tanıdığımdan beri her sabah, her aks*** her gece yani seni andığım

her saat tatlı bir mesajım vardı senin için




biliyor musun? Seninle ben AKLA KARA gibiyiz.


’ Genç kız anlamıştı, ’Yani ne istiyorsun benden sair olmamı mı?


’ Genç adam tekrar gülümsedi içinden.


Dün gece verdiği ayrılık kararının ne kadar doğru olduğunu düşündü.

’Hayır’ dedi, ’Sair olmanı istemiyorum.




Olamazsın da...


BIZ AYRILMALIYIZ.


Ayrılırsak ikimiz için de en hayırlısı olacak.’ Genç kız şaşırmıştı,

’Neden ama? Ben seni seviyorum. Senin de beni sevdiğini sanıyordum.’

Genç adam iç çekerek ’Hayır canim, sen beni sevdiğini sanıyorsun.




Eğer beni sevseydin simdi başka şeyler konuşuyor olurduk’ dedi.


Genç kızın gözleri yaşarmıştı. Genç adam cebinden çıkarttığı mendili

uzattı, genç kız gözyaşlarını silerek




’Sen bilirsin, umarım beni bir başkası için bırakmıyorsundur...’ dedi.





Genç adam ’Nasıl böyle bir şey düşünürsün, senden başka kimse olmadı ve

uzun zaman da olacağını sanmıyorum’ yanıtını verdi.




Genç adam ve genç kız iki sevgili olarak oturdukları masada Artık iki

yabancıydılar.




Birkaç dakika sessizce oturduktan sonra Genç kız, ’Kalkalım istersen’

dedi.




Genç adam ’Ben biraz daha burada kalmak istiyorum, istersen sen

kalkabilirsin’ diye yanıtladı.




Genç kız ’Tamam o zaman sana mutluluklar dilerim’ diyerek elini uzattı.

Genç kızın sesi ve eli titriyordu. Genç ad***




’İstersen arkadaş kalabiliriz’ dedi ve birbirlerine son kez sarıldılar.





’BEN DOGRU YAPTIM..."


Genç adam doğru yaptığına inanıyordu.


Eve döndüğünde yürümekten bitap bir haldeydi.


Odasına girdi.


Gece bitmek bilmiyordu.


Sabah erken kalkıp ise gidecekti, uyumalıydı.


Birkaç saat sonra uykuya dalmayı başardı.


Sabah 7’de saatin ziliyle uyandı.


Evden çıkacağı zaman cep telefonuna baktı, mesaj ve 10 cevapsız arama

vardı.




Yorgun olduğu için Duymamıştı telefonun sesini. Aramalar ve mesaj

sevgilisindendi. Heyecanla mesajı




açtı, şunlar yazıyordu:


SADECE ONLARI SEVMEYI SEVDIM,


HEPSINI ONLARSIZ YASADIM DA,


BIR SENI SENSIZ YASAYAMIYORUM,


BU ASKI TEK KALPTE TASIYAMIYORUM,


SANA YEMIN GÜZEL GÖZLÜM,


BIR TEK SENI SEVDIM,


VE SENI SEVEREK ÖLECEGIM,


ELVEDA BIRTANEM...


Genç adam şaşırmıştı.


Onu tanıdığı günden beri ilk defa şiir alıyordu ve üstelik sabahın

besinde yazmıştı.




Heyecanla onu aradı, telefonu Yabancı bir ses açtı.


Genç adam ’’Nalan’ la görüşebilir miyim?’’Dedi.


Ama karşısındaki ağlıyordu, hıçkıra hıçkıra hem de...


’Ben onun annesiyim yavrum, kızım bu sabah intihar etti.


Gece sabaha kadar birilerini arayıp durdu.


Sabah odasının ışığını sönmemiş görünce girdim. Yavrum kendini

asmıştı....’




YIGILIP KALDI...


Genç adam beyninden vurulmuşa döndü.


Bir gün önceki mide ağrısının İki katini çekiyordu simdi.


Olduğu yerde yığılıp kaldı...


Birkaç ay sonra iki doktor konuşuyordu hastanede.


Doktorlardan biri diğerine karsıdaki hastanın durumunu soruyordu.

Doktor yanıt verdi...’Haaa o mu? Üç ay önce




getirdiler. Kendisi yüzünden bir kız intihar etmiş.


O günden sonra cep telefonunu elinden hiç bırakmamış.


Devamlı bir şeyler yazıp birine yolluyor.


Geçenlerde merak ettim.


O uyurken gönderdiği numarayı aradım.


Numara 3 ay önce iptal edilmiş.


Gelen mesajlarda bir şiir var.


Bu adam duygusal mi bilmem ama benim anladığım Kadarıyla


şiiri yazan çok duygusal biriymiş...

delikız 17.09.2007 20:07:29
 ağlayan ağlayan ağlayan ağlayan ağlayan ağlayan ağlayan

17.09.2007 20:46:22
Bir söylenceye göre düşman iki ailenin çocukları olan Ali ile Zehra biribirine ölesiye sevdalıymışlar. İki genç daha çocukken ailelerinin düşmanlığına rağmen, gönül verip sevmişler biribirilerini. Aşkları, gökle- yerin aşkı kadar büyük, çiçekle suyun-aşkı gibi temizmiş.

Günler gecelere, geceler günlere akıp giderken, herkes aşkına göre almış hisesini hayatın pınarından.. Yıllar su gibi akıp gitmiş, Ve yöre de herkesin dilinde Zehra kızın güzelliği söylenir, Zehra kızın güzelliği konuşulur olmuş. Taa.. topuğuna kadar inen saçları, simsiyah gözleri, inci dişleri, kıpkızıl dudakları, pembe yanakları ve tanrı heykelleri gibi kusursuz bedeni ile perileri kıskandıracak kadar güzel ve alımlıymış…

Derken Ali ile Zehra büyüyüp evlenme çağına erişmişler ama evlenmelerine her iki tarafta bir türlü razı olmamış. İki düşman aile arasında kavgalar başlamış, günlerce silahlar patlamış…

Zehra ile Ali de çevrelerine aşklarını, biribirine bağlılıklarını kanıtlamak için evlerini terkedip iyi yürekli bir çobanın yardımıyla uzak bir vadideki mağaraya gizlenip yıllarca orada barınmışlar.

Zehranın kardeşleri her yeri aramış taramışlarsa da hiç bir yerde izine rastlamamışlar. Epey bir zaman yabani meyveler, bitkiler, kökler yiyerek ve geceleri çobanın köyden taşıdığı yiyeceklerle yaşamını sürdürmüşler...

Dolunaylı gecelerde iki derin vadi arasındaki mağaranın önünde oturup, alt tarafından çağıl çağıl akan sulara bakarak dağlara, taşlara türküler yakmışlar.

Zehra kızın saçları gece, gözleri yıldız, bakışları gökkuşağını andırırmış. Baktıkça rengarenk bir ahenk sararmış vadinin içini… Her sabah gün burada aşkla başlayıp, aşkla bitermiş… Kuşların inceden soluyuşu, ağacların nazlı nazlı sallanışı, yaprakların hışırtısı bir başka güzelleştirirmiş çevreyi… Renk renk, desen desen çicekler içinde, pınarların da akışıyla bu renk ve ahenk harmonisi, iki gönül coğrafyasının ve iki yurek ikliminin mutluluğuyla uzayıp gitmiş günler.

Genç adam sevdiği kıza her gün hayran hayran bakarak sazına sarılıp türküler dizermiş ırmaklara… Dağ, taş dillenirmiş sesinde… Sevdiğinin gözleri denizin incileri, dişleri mercan, saçları gecenin karanlığı, gülüşü bahar gülü kadar güzelmiş, güldükçe cangülleri saçılırmış dağa, taşa…

Sonra Zehra kızın kardeşleri iz sürüp yatmışlar pusuya. Herşeyden habersiz dağlara, kayalara saz çalıp sevdiğinin ceylan gözlerine türküler söyleyen Ali tek kurşunla kayadan aşağı yuvarlamışlar.

Ağıt yakıp saçlarını yolan Zehra kız Ali nin acısına dayanamayıp ümitsizliğe kapılarak oda kendini aynı uçurumdan aşağı bırakır.

İkisi yan yana gömülür. Sonraları kızın baş ucuna ak, erkeğin başucunda al bir gül fidanı çıkar ve her bahar yeşerip biri ak biri kırmızı gül açarak biribirine sarılarak tekrar kavuşurlar hiç ayrılmamak üzere....

Yelpınarın suyu gövdelerine değdikçe ağlamışlar, iri iri yaşlar süzülmüş yapraklarından… Beyaz duvağını takıp tomurcuğuna, ağıtlar yakmışlar kayalara dönüp sırtını munzur dağına. Ne zamanki acısı, ne zamanki hasreti işlemiş kayalara Zehra kızın, paramparça olmuş kayalar, her parça kızıl bir ağgül olmuş kanamış. Yıllarca pınarlar kan akmış… Tarifsiz bir acı çökmüş her yana…

İşte o gün bu gündür her bahar biribirine kenetlenen bu iki çiçeğin olduğu yerde ağlama ve inilti sesleri duyulur geceleri… Halk arasında mağaranın önünde gömülü olduğuna inanılan bu iki sevgilinin aslında ölmediklerinin, onların değişik zamanlarda değişik şekillerde göründüğüne dair rivayet edilir. Halk arasında hala iki sevgilinin, iki çiçeğe dönüşerek yaşadıklarına inanan yörenin gençleri. Bu söylentilerin de etkisiyle olacak ki, her bahar mağarayı ziyaret ederek dilek tutup kısmet ve murat duası ederler...

Rüzgarın sesi bu yörelerde her gece yaşanmış efsaneleri fısıldar. Bazen yaşlı bir ninenin anlattığı masalda dillenir, bazen de bir sazın tellerindeki ezgide
      

Aşıkmı Değilmi ?

Üniversiteli delikanlı Kolejli kıza bir voleybol maçında rastladı. Okul salonundaydı maç. Tribünsüz, minik bir salon.. Seyircilerle, oyuncular arasında, sahanın çizgisi vardı sadece.. O kadar yakındılar.. Delikanlı, bu tatlı, bu güzel, bu dünyalar şirini kızı ilk defa görüyordu takımda.. Hoşlandıgını, fena halde hoşlandıgını hissetti. Az sonra bir şeyi daha hissetti. Uzun zamandan beri maçı degil, o güzel kızı izlediğini. Kız servis atarken hemen önünden geçti. Göz göze geldiler.. Kız gülümsedi.. Delikanlı çok popülerdi o yıllarda.. Kız onu tanımış olmalıydı. Kimbilir, belki kız da ondan hoslanmıştı.. Belki de delikanlı öyle olmasını istediği için ona öyle gelmişti.. Set değişip, takım karşıya gidince, delikanlı da yerini değiştirdi, o da karşıya gitti.. Üçüncü sette tekrar eski yerine döndü.. Kız da gidiş gelişleri fark etmişti galiba.. Bir defa daha gülümsedi. Manidar.. "anladım" der gibi bir gülümseyişti bu... Delikanlı o hafta boyu hep bu dünyalar şirini kızı düşündü.. Pazar günü, sabahın köründe kalktı, erkenden oynanacak maçı, ne maçı canım,o dünyalar şirini kızı görmek için.. Delikanlı artık kızın hiçbir maçını kaçırmıyordu. Dahası.. Ankara Koleji'nin her dağılış saatinde, okul civarında oluyordu, onu bir kez daha görmek icin. Karşılaştıklarında, hafif çok hafif bir gülümseme, çok minik bir baş eğmesi ile selamlaşır olmuşlardı... O gün gene tesadüfmüş gibi, okul dağılırken kızın karşısına çıkmış, gülümseyerek selamlamış, sonra arka sokaklara dalıp, yıldırım gibi koşarak, bir blok ötede gene karşısına çıkmıştı.. Kız çok şaşırdı; karşısında, sözüm ona ağır ağır yürüyen, ama nefes nefese delikanlıyı görünce.. Delikanlı, voleybol takımının kaptanını iyi tanıyordu. Arkadaştılar. Sonunda bütün cesaretini topladı, kaptana açıldı.. O kızdan fena halde hoşlanıyordu. Galiba, kız da ona karşı boş değildi. Bir yerde, bir şekilde tanışmaları gerekiyordu. O zamanlar, bu işler böyle oluyordu çünkü. Kaptan "tabi" dedi. "Bu hafta sonu güzel bir konser var. Beraber, gitmeye karar vermistik zaten. Sende gel. Hem konseri birlikte izleriz, hem de tanışırsınız. "Mutluluk işte bu olmali" diye düşündü delikanlı.. "Mutluluk işte bu ." Ve konser gününe kadar geceleri hiç uyuyamadı. Konser gününü de hiç ama hiç unutamadı.. O ne heyecandı öyle. Konserin verildiği sinemanın kapısında tanıştılar.. El sıkıştılar.. O güzel ele dokundugu anı da hiç unutmadı delikanlı.. Voleybol takımı kaptanı, salona girdiklerinde, ustaca bir manevra daha yaptı. Delikanlı ile dünyalar şirini kız yanyana düştüler. İnanamıyordu delikanlı.. Onunla nihayet yan yana oturduğuna, onun sıcaklıgını hissettiğine, onun nefesini duyduğuna inanamıyordu.. Biraz önce tanışırken tuttuğu el, bir karış ötesinde öylesine duruyor.. Delikanlı, sahnede dünyanın en romantik şarkısı soylenirken -o an dünyanın bütün sarkıları dünyanın en romantik şarkısıydı ya- o eli tutmak için öylesine büyük bir arzu duyuyordu ki icinde... Ama uzatamıyordu işte elini. Her şey böyle iyi giderken, yanlış bir hareketle, onu ürkütebileceğinden, incitebileceğinden öylesine korkuyordu ki. Sonunda dayanamadı, sanki kolu uyuşmuş gibi, uzandı.. Kolunu kızın koltuğunun arkasına koydu. Kızın omuzuna değil.. Koltuğun üzerine.. Sonra kız arkaya yaslandı.. Bir kaç saç teli, delikanlının elinin üzerine dokundu. Kalbi yerinden firlayacak gibi atıyordu artık genç adamın. Dünyalar şirini kızın saçları eline dokunuyordu çünkü... Konserden çıkarken, kız, sakalaştı. "Sizi her maçımızda görüyoruz. Alıştık nerdeyse...Yarın Adana'da maçımız var. Gözlerimiz sizi arayacak..
Hayır!, aramayacaktı... Delikanli o anda kararını vermisti çünkü.. Cebinde onu otobüsle Adana'ya götürüp getirecek, hatta öğle yemeğinde bir de, Adana-kebap yedirecek kadar para vardı... Gece yarısı kalkan otobüse bindi.. Sabah erkenden Adana'ya indi. Maç saatine kadar başı boş dolaştı. Salona erkenden girdi, en ön sıraya tam servis köşesine en yakın yere oturdu.. Takımlar sahaya çıkarken, salondaki en heyecanlı seyirci oydu. Maç falan değildi sebep tabii.. İlk sette kız farkın da bile degildi onun.. Nerden olsundu ki İkinci sette öbür tarafa gittiler.. Döndüklerinde, üçüncü sette kız farketti delikanlıyı.. Yüzünde çok ama çok şaşkın bir ifade, biraz mutluluk, biraz da gurur vardı sanki.. Ankara'nın hele kolejde çok popüler bu delikanlısının onun için ta oralara geldiğini bilmenin gururu... Maç bitti. Kız soyunma odasına, delikanlı garajlara gitti. Tek kelime konuşmadan.. Konuşmaya gelmemişti ki.. Kız "keşke orada olsaydın" demişti. O da olmuştu işte.. Hepsi o.. Ona, o kadar çok sey söylemek istiyordu ki aslında.. Bir gün üniversite kantininde gazete okurken, iç sayfalarda bir şiire rastladi. Daha doğrusu bir şiirden alınmış bir dörtlüğe. Söylemek istedigi herşey bu dört satırda vardı sanki.. Bembeyaz bir karta yazdı o dört satırı.. Öğleden sonrayı zor etti kolejin önüne gitmek için... Kızın karşıdan geldiğini gördü. Koşarak yanına gitti. "Bu sana" diye kartı eline tutuşturdu ve kayboldu ortadan.. Kız, Necip Fazıl'ın dört satırını okurken...

"Ne hasta beklerdi sabahı
Ve ne genç ölüyü mezar
Ne de şeytan bir günahı
Seni bekledigim kadar!.."

Ertesi gün öğleden sonra, tarif edilemez heyecanlar içinde kolejin önündeydi yine.. Kız karşıdan geliyordu... Bu defa yanında arkadaşları yoktu. Yanlızdı... Yaklaştıgında işaret etti delikanliya.. Gözlerine inanamadı genç adam.. Onu yanına mı çağırıyordu yoksa.. Evet, çağırıyordu işte... Kalbinin duracağını sandı yaklaşırken... "Sana bir şeyler söylemek istiyorum" dedi kız.. O da heyecanlıydı, belli... "Bak iyi dinle.. dünkü satırlar için çok teşekkürler... Herhalde hissettin, bende senden hoşlanıyorum... Ama senden evvel tanıdığım birisi daha var. Ondan da hoşlanıyorum ve henüz karar veremedim, hanginizden daha cok hoşlandığıma.. Ve de şu anda, onu terketmem için bir sebep yok... Delikanlı :
"O zaman karar verdiğinde ve de eğer seçtiğin ben olursam, hayatında başka kimse olmazsa, ara beni" dedi hiç nefessiz... Ayrıldı kızın yanından.. Bir daha voleybol maçına gitmeden, bir daha okul yolunda önüne çıkmadan.. Bir daha onu hiç görmeden... Yıllarca sonra Levent Yüksel'in söyleyeceği şarkıdaki Sezen'in sözlerini o, o zaman biliyordu sanki... Aşk onurlu olmalıydı... Günlerce, haftalarca, aylarca bekledi.. Tıpkı, kıza verdiği o dörtlükteki gibi bekledi... Hastanın sabahı, şeytanın günahı bekledigi gibi bekledi... Heyecanla bekledi. Hırsla, arzuyla bekledi. Umutla, umutsuzlukla bekledi. Bazen öfkeyle bekledi.. Ama bekledi... Başka hiç kimseye bakmadan, başka hiç kimseyi bulmadan bekledi. Bir gün bir şiir antolojisinde siirin tamamını buldu.. İki dörtlüktü şiir... İlki kıza verdiği... Bir ikinci dörtlük daha vardı o kadar...O dörtlüğü de bir kartın arkasına dikkatle yazdı.. Cebine koydu... Bekleyiş sürüyor, sürüyordu... Okullar kapandı, açıldı.. Aylar, aylar geçti... Bir gün delikanlı kızı aniden karşısında gördüü... "Günlerdir seni arıyorum" dedi kız... "Günlerdir seni arıyorum. İşte sana haber... Artık hayatımda hiç kimse yok!.." " Yaa" dedi delikanlı... "Yaa" dedi sadece.. Kalbi heyecandan ölesiye çarparken, aylardır ölesiye beklediği an gelip çatmışken, ağzından sadece bu ses çıkmıştı.. "Yaaa!.." Cebinde artık iyice eskimiş kartı uzattı kıza.. "Sana bir şiirin ilk dörtlügünü vermiştim ya bir gün" dedi.. "Bu da sonu onun.. " Sonra yürüdü gitti, arkasına bile bakmadan...Kız ikinci dörtlügü oracıkta okurken...

"Geçti istemem gelmeni
Yokluğunda buldum seni.
Bırak vehmimde gölgeni
Gelme artık neye yarar!.."

Aradan yıllar, çok ama çok uzun yıllar geçti. Delikanlı bugün hala düşünüyor.. O uzun, çok uzun bekleyiş mi öldürmüştü aşkını?... Ya da beklerken, ölesiye beklerken hayalinde öylesine bir sevgili yaratmıştı ki, artık yaşayan hiç kimse bu hayali dolduramazdı.. O sevgilinin kendisi bile.. Hayalindekini canlı tutmak için mi, canlısını silmişti yani?.. Ya da.. Ya da.. Bir şiirin romantizmine mi kapılmış, bir delikanlılık jesti uğruna, mutluluğunun üzerinden öylece yürüyüp gitmişti acaba? Delikanlı bu soruların yanıtını bugün hala bilmiyor...
      

21.09.2007 19:44:27
Kırlangıcın biri, bir adama aşık olmuş. Pencerenin önüne
konmuş, bütün cesaretini toplamış, röfleli tüylerini kabartmış,
güzel durduğuna ikna olduktan sonra, küçük sevimli gagasıyla cama
vurmuş. Tık..... Tık......Tık....
Adam cama bakmış.Ama içeride kendi işleriyle uğraşıyormuş.
Meşgulmüş! Kimmiş onu işinden alıkoyan? Minik bir kırlangıç!
Heyacanlı kırlangıç, telaşını bastırmaya çalışarak, deriiin
bir nefes almış şirin gagasını açmış, sözcükler dökülmeye başlamış.
Hey adam!Ben seni seviyorum. Nedenini niçinini sorma. Uzun
zamandır seni izliyorum.Bugün cesaret buldum konuşmaya.Lütfen
pencereyi aç ve beni içeri al.Birlikte yaşayalım.
Adam birden parlamış: Yok daha neler? Durduk yerde sen de
nerden çıktın şimdi? Olmaz, alamam,demiş.Gerekçeside pek sersemceymiş:
Sen bir kuşsun! Hiç kuş, insana aşık olur mu?
Kırlangıç mahçup olmuş.Başını önüne eğmiş.Ama pes etmemiş,
bir süre sonra tekrar pencereye gelmiş,gülümseyerek bir kez daha
şansını denemiş: Adam, adam!Hadi aç artık şu pencereni.Al beni
içeri! Ben sana dost olurum.Hiç canını sıkmam!
Adam kararlı, adam ısrarlı: Yok ,yok ben seni içeri alamam
demiş.Biraz da kaba mıymış, neymiş lafı kısa kesmiş.İşim gücüm var,
git başımdan. Aradan bir zaman geçmiş, kırlangıç son kez adamın penceresine
gelmiş: Bak soğuklar da başladı, üşüyorum dışarıda. Aç şu pencereyi
al beni içeri.Yoksa, sıcak yerlere göç etmek zorunda kalırım.Çünkü
ben ancak sıcakta yaşarım.Pişman olmazsın, seni eğlendirirm.
Birlikte yemek yeriz, bak hem de sen de yalnızsın' yanlızlığını paylaşırım, demiş.
BAZILARI GERÇEKLERİ DUYMAYI SEVMEZMİŞ! Adam bu yalnızlık
meselesine içerlemiş.Pek bir sinirlenmiş: Ben yalnızlığımdan
memnunum,demiş. Kuştan onu rahat bırakmasını istemiş.Düpedüz kovmuş.
Kırlangıç , son denemesinden de başarısızlıkla çıkınca,başını önüne eğmiş,
çekip gitmiş. Yine aradan zaman geçmiş.Adam, önce düşünmüş, sonra kendi
kendine itiraf etmiş:Hay benim akılsız başım; demiş.Ne kadar
aptallık ettim! Beklenmedik bir anda karşıma çıkan bir dostluk
fırsatını teptim. Niye onun teklifini kabul etmedim ki? Şimdi böyle
kös kös oturacağıma , keyifli vakit geçirirdik birlikte.
Pişman olmuş olmasına ama iş işten geçmiş.Yine de kendi
kendini rahatlatmayı ihmal etmemiş: Sıcaklar başlayınca, kırlangıcım
nasıl olsa yine gelir.Ben de onu içeri alır, mutlu bir hayat sürerim.
Ve çok uzunca bir süre, sıcakların gelmesini beklemiş.Gözü yollardaymış.
Yaz gelmiş, başka kırlangıçlar gelmiş.
Ama......
Onunki hiç görünmemiş.
Yazın sonuna kadar penceresi açık beklemiş ama boşuna.
Kırlangıç yokmuş! Gelen başka kırlangıçlara sormuş ama gören
olmamış.Sonunda danışmak ve bilgi almak için bir bilge kişiye gitmiş.Olanları anlatmış.
Bilge kişi gözlerini adama dikmiş ve demiş ki:
"KIRLANGIÇLARIN ÖMRÜ 6 AYDIR...."
HAYATTA BAZI FIRSATLAR VARDIR, SADECE BİR KEZ ELİNİZE GEÇER VE DEĞERLENDİRMEZSENİZ UÇUP GİDER!
HAYATTA BAZI İNSANLAR VARDIR, SADECE BİR KEZ KARŞINIZA
ÇIKAR;DEĞERİNİ BİLMEZSENİZ KAÇIP GİDERLER!
VE ASLA GERİ DÖNMEZLER!

Dikkatli olun....
Farkında olun.....
Ve bir düşünün bakalım;
Acaba siz bugüne kadar pencerenizden kaç kırlangıç kovaladınız?


Sayfa: [ 1 ]