SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Kavramlar

Konu: öteki...

Sayfa: [ 1 ] 2 3

06.12.2004 03:07:51
öteki...

ötede olan,ötede kalan,öteye gönüllü olan,öteye atılan,öteye sürülen,ötede sanılan,buralarda kaybolup ötede açığa-sahile vuran,kendini ötesine kazan,kendini ötesinde keşfeden,kendini ötesinde arayan....ötede olduğu için vurulan,yakılan,sindirilen,ayıplanan,suçlanan,sevilmeyen... ötede olduğu için sevilen,alkışlanan,izlenen..ötede kaldığı için duyulamayan ama ötede olduğu için gene hemen  kendisine kulak kabartılan.

diğer ırk,diğer insan,diğer sevgili,diğer dost ama en çok düşman.

kendini bölen insan..kendine yabancılaşan insan ..kendini vuran insan. ötelere kayıp,çekip giden insan.diğerlerinin arasında dolaşıp da "ben yokum.lütfen gördüğünüzü itiraf etmeyin." diyen insan.

insan bilincindeki ağır suçlu profili,günah keçisi,insandaki kendine salaklığın zirvesi,tüm günahların biricik sorumlusu,korkak insanın öteleme tutkusunda kendinden kovulmaya çalışılan...sadece insan olan.

sunulan hayatın çatlaklarını görüp,aradan kaçan insan,büyük kuleleri yıkıp dışarı çıkan insan.vazgeçebilen insan,vazgeçirilen insan.yolunu çizen insan ,yoluna atılan insan.

göç insanı.ağır vaka kayıpların altında göçük insanı.

kurtulmanın insanı.ağır saçmalıkları sırtından atıp kendine koşan insan..

her insan bir yerde birilerine öteki kalmıştır.ötekiliğinde kırılmış ya da ötekiliğinden haz almış,yorulmuş-yormuştur.

öteki olan vurulur..ama öteki olmak güzeldir.

öteki olan vurulamaz..öteki olmak uzaktır. :peace:

( 0  :sevgi: )

06.12.2004 09:45:11
Peki kimisine göre öteki kalan insan , öteki kaldığı kişilere göre daha mı mutludur. Sürüden ayrılanı sürü sevmez , ama sürüden ayrılanın umrundamıdır bu ? Değildir. Umrunda olacak kişi , süründen ayrılmayı bi tarafı yemeyen kişidir.

Ama öteki insanlar vurulurlar. Öteki olarak konumlandıkları toplum tarafından olmasa da yada her insan tarafından olmasada , en belirgin olarak kendileri tarafından vurulurlar. Kalkma ihtimali olmayan bi vuruş , Çat, ve anında yerdesin yani  

deniz 06.12.2004 09:56:52
öteki olmak sen istemesen de kaçınılmaz.

varsın öteki olsunlar.

ki bilelim ..

06.12.2004 13:10:44
öteki olmak ağırdır; kaldırabilmeyi ya da kabullenebilmeyi bilmek gerekir...
diğerlerini öteki olarak görebilmek içinde; kendini ya da bir başkasını onların dışında bir yere koymak gerekir...
 

06.12.2004 13:12:58
öteki olmak ağırdır hak verdim hocam sanada hepimiz ötekiyiz ve hepimiz ağırız  

06.12.2004 16:46:05
evet hepimiz ötekiyiz aynen

06.12.2004 17:26:44
geride durunca öteki oluoruz ya da çok yakınındayken bile öteki olabilioruz!ötekilik garip bişi!

06.12.2004 22:59:05
herkez birbirinin ötekisi ...  

07.12.2004 08:10:10
ötekini aşmak noktasında tutku ya da şovenizm

Bir gün sevdiğiniz, dilediğiniz kadar insanı yanınıza alıp da bu dünyayı terk etme imkanı verselerdi ve size kendi cennetinizi kurma fırsatını tanısalardı, uzay geminize atladığınız gibi buraları bırakıp da gider miydiniz?

-Öteki, bir ulus veya bir din, bir ahlak öğretisi de olabilir elbet. Şehit olup öldüğünde, cisimleşeceğin adına dikilmiş bir meçhul asker anıtı bulabileceğin, ilelebet payidar kalacağını düşleyebileceğin, sana minnet borçlu bir ulus. Yalnız burada temel bir karşıtlık vardır. Şöyle ki ulus veya din bireyi daha yaşarken yok eder, kitlesel birliği içinde bireyin varoluşu sadece ulusun, dinin veya ideolojinin ulusal, dinsel veya ideolojik karşıtları olan ötekiler-düşmanlar nedeniyle anlam kazanır. Yoksa bireyin "biricikliği" söz konusu bile değildir. Oysa ulusun, dinin veya inancının ömrü sonlu ve anlamı görecedir ve bunlar düşmanları tarafından günün birinde yok edilmeye mahkumdur. O yüzden bu türden aidiyetlerin ebediliği iddiası bir illüzyondan ibarettir. Burada bireyin kendisini ötekiye, hem de geçici, şoven ve sanal bir ötekiye mahkum etmesi, kendini hayali bir cemaat uğruna yok etmesi söz konusudur.
-Oysa bahsi geçen yazar veya düşünürlerin bir sufi derviş gibi acı çekmesi, kendini yazdıklarıyla yok etmesidir söz konusu olan. Kendi kendini mahkum etmeyen insan kendisini sonuna kadar (tanıyıp) sevemez diyor Baudelaire. Belki de Baudelaire’in çaresizliği içinde yazdıklarıyla kötülüğü yüceltmesi ve özgürlüğü ahlakın sınırlarının dışında ve kendisini de yok etmek pahasına araması insanların büyük bir bölümünün de tercihlerini yansıtıyordur.
-Varoluş düşünceden ibaret olsaydı zaten bugüne kadar insan soyu tükenirdi herhalde. Tutkular, ne adına ve ne miktarda olursa olsun, yaşatıyor insanı. O yüzden saçma sapan olduğunu bildiğin halde, tutkuları uğruna kendilerini parçalayanları, ulusları için veya devrim için veya insanlık için savaşanları gördüğünde insan duygulanıyor ve üzülüyor hala ister istemez. Çok da haksızlık etmemek lazım şehit düşenlere, aşk acısı çekenlere veya tutkuları uğruna sürgüne gidenlere. Zira bu dünyayı "hiçlik" olarak tanımlayanlar bile en azından bunu tanımlama zahmetine katlanmış, bunu tanımlama tutkusunu taşımışlar.
-O yüzden o okuduklarımız nihilist falan değil, gerçek nihilistler bugün yaşamıyor.
-Peki tutku neye olan tutku? Tıpkı sonsuzluğa ulaşabilmek gibi tutku için de "öteki" gerekiyor. Bir insanlık, mal olabileceğin, bir düş. Tutkulu olanlar işte varlık'ın hiçlik'ten farksız olduğu bilgisinin derin hüznü ve acısına inat yücelttikleri tutkuları sayesinde iki şeyi aşıyorlar George Bataille'a göre: Ölümsüzlüğü ve hazzı. O acıyı çekmenin bedeli olarak sonsuzluğa ulaşmayı ve ahlakı hiçe sayıp şehveti ve hazzı doruk noktasına kadar tadmayı hak ediyorlar.
-Şovenizmin doruk noktası sanki buna benziyor, mesela Hitler'in önünde selam duran yüzbinlerce ötekinin yüzbinlerce insanın tutkularının ve acılarının; varlık ve hiçliğin; çaresizliğin ve umudun birleşmesi gibi. Ama burada yani tutku ile şovenizm arasında çok önemli bir fark var. Birinde kinik dervişin kendisini yok ederek, çile doldurarak ve acı çekerek sınırları aşması, ötekiyle birleşmesi ve bir'e ulaşması söz konusuyken, şoven ve faşist anlayışta "öteki"nin yok edilip "bir" ile, mesela Hitler'in kişiliğiyle bütünleşip yok olması, ortadan kalkması söz konusu. Tutkulu birey ötekiyle bir olmak için kendisini yok ederken, faşizm "öteki"ni yok ederek her şeyi bir kişilikte birleştiriyor (Ein Reich, ein Führer) Bu çok önemli bir ayrım ve her türlü yapısalcı, ideolojik ve genellemeci anlayışın dönüşebileceği totaliter ve faşizan düşüncenin şoven bir kitleselleşme eğilimine karşılık tutku ile dolu bireyin içine kapanmaya ve mümkün olduğunca bireyselleşmeye çabalamasının altında yatan durumu açıklıyor. İşin ilginci, Nietzsche, Stirner, Kafka, Baudealaire gibi düşünür ve yazarlar bireyci, bencil ve egoist olmakla suçlanıyorlar. Oysa, kendi umutlarını, ütopyalarını ve ideolojilerini nesnel ve evrensel doğrular olarak yansıtıp, "toplumu bilinçlendirmeye" çabalayan ve boğulurken hemen yanlarındakini de dibe sürükleyen partizanlar veya reklamcılarınki yanında benim bencilliğim nedir ki? Umut etmek ve kendi umudunun peşinde koşarken insanlara "bilinç aşılayarak" onbinleri de beraberinde sürüklemek bencilliğin en aşkın durumu değildir de nedir? (Kierkegaard, yaşadığımız çağ makalesinde şöyle diyor: (1847) "Kendisiyle beraber aynı yola baş koymuş insanlar arar zayıf ve bencil birey, çünkü ancak öyle, yaptığı işten emin olur. Ne kadar çok kişi aynı saçma uğurda ölüyorsa, ölümü o kadar kolay olur. Bunun aksini iddia edenler ve onun gibi düşünmeyenlerse, tüm yaşamının meşruiyet zemini şiddetli bir depremle sarstıklarından en büyük düşman oluverirler." Ve şöyle devam ediyor: "Birkaç insanın bir araya gelince daha ölümle karşılaşmaktan korkmayacağı olgusu, bugünlerde her birinin birey olarak daha cesaretli olduğu anlamına gelmiyor. Bilakis, kendisinin abuk subuk bir meselenin içinde bir kesir olduğu anlamına geliyor".


GregorSamsa

(davetsiz misafir forum'dan aktarma)

07.12.2004 14:59:46

öteki tanımı üzerinde hiç uzun uzadıya düşünmemişken, bir öykü yarışması görmüştüm.. öteki temalı..
ve öteki dediğimde ilk aklıma gelen nedir diye düşündüm bir süre..

ve daha sonra öteki temalı kısa film öykümü yazdım.

beyoğlu büyükbayram sokakta çalışan travesti bir fahişe ile, akşam yemeklerini akmerkez home store da yiyen çok zengin ve burjuvazinin doruklarında gezinen bi kadının yaptığı işlerin özünde aynı olması, ama toplumun birine verdiği statü ile diğerine vermediği yaşam hakkının, sonuçta öteki temasına bağlanması idi.
toplumun yarattığı bu iki yüzlü tutum aslında tamamen öteki kavramı idi.
bu filmimin senaryosunu yazarken birkaç saatimi sadece travestilerin çalıştığı bir genelevde geçirdim. onların yaşayışları, konuşmaları, kadın figürüne olan tutumları vs ile ilgili birçok gözlem yapıp öyle yazdım bu hikayeyi.
ve aslında anladım ki toplumda fahişe diye nitelendirilen birçok çalışan sadece beden işcisi. fakat insanların statü verdiği, saygı duyduğu birçok isim ise gerçek bir fahişe. işte yine bunun sonucu bu postun konusu..  öteki..

torq 08.12.2004 22:16:52
emel'in öyküsü gerçekten hoş, bir kısa film olarak da güzel olurdu diye düşünüyorum. Öteki ile ilgili benim aklıma ilk gelen Charles Dickens'in iki şehrin hikayesidir. Aynı kentte yaşayan iki çocuk ikiz olmaları nedeniyle yer değiştirip, emel'in öyküsündeki gibi farklı yaşamları denerler.  

09.12.2004 11:43:59
Alıntı
emel'in öyküsü gerçekten hoş, bir kısa film olarak da güzel olurdu diye düşünüyorum. Öteki ile ilgili benim aklıma ilk gelen Charles Dickens'in iki şehrin hikayesidir. Aynı kentte yaşayan iki çocuk ikiz olmaları nedeniyle yer değiştirip, emel'in öyküsündeki gibi farklı yaşamları denerler.
teşekkür ederim torg. ama yarışmada fazla pornografik içerikli olduğu için seçilmedi Sad  seks sahnelerini çok fazla betimlemiştim.
ve yakın zamanda yapıcam bu filmi.
hatta yarı reel yarı animasyon bir film olucak. oynatacağım travestim bile hazır. :peace:  
teşekkür ederim tekrar,  

torq 11.12.2004 00:42:20
Alıntı
teşekkür ederim torg. ama yarışmada fazla pornografik içerikli olduğu için seçilmedi Sad  seks sahnelerini çok fazla betimlemiştim.
ve yakın zamanda yapıcam bu filmi.
hatta yarı reel yarı animasyon bir film olucak. oynatacağım travestim bile hazır. :peace:   
teşekkür ederim tekrar,
Sinemada sansür her zaman sanatın gelişimine engel olmuştur. Yıllar önce izlediğim Teneke Trampet adlı filmin neredeyse yarısı kesilmişti. (Volker Sholendorf muydu?)
Ama Türk Sinemasında anımsadığım kadarıyla Dönersen Islık Çal, 14 numara gibi filmler travestilik, genelev kavramlarını sorgulamaya çalışmıştı.  

11.12.2004 18:38:43
herkes bi başkasını öteki görebilir.önemli olan bunu kabulleniyormuyuz yoksa kabullenmiyormuyuz?şahsen hiç bi zaman öteki olmayı kabullenmedim,kabullenmeyeceğim

11.12.2004 18:51:47
Öteki olan insana sıklıkla hastaymış gibi bakılır,hastalık yayan korkunç bir pislikmiş gibi.Bir süre sonra öteki konumuna zorla itilen insanda kendini iğrenç bir hastalık olarak görmeye eğilim gösterebilir.Böyle bir insanın öteki olarak kendi içine çekilmek zorunda kalması doğaldır.Herkes karşısındaki nefret duvarıyla savaşamaz.

Daha ileri durumlarda bir de ötekilerin kamplara toplatılması var ki,bu insanın kendini en vahşi dışavurumu sanırım.

İsteyerek öteki olmayı seçenlerinse eylemleri bana oldukça doğru gözüküyor ,çünkü bu yanda kaldıkça insan kendini diğerinden ayıramaz olabiliyor ve ya buna mecbur bırakılıyor.


Sayfa: [ 1 ] 2 3