|
||
| AKP Hükümeti, bir taraftan Türkiye’de her yıl ticaret rekorlarının kırıldığını açıklıyor, bir taraftan da ülkede yoksulluğun hızla düştüğünü ileri sürüyor. Bunun yanı sıra hükümet, tarımda AB standartlarının yakalanması için yapılan düzenlemeler dolayısıyla ülke tarımının verim oranının hızla arttığını iddia ediyor. Ancak son 5 yılın tarım rakamları, hükümetin çizdiği bu pembe tablonun gerçeği yansıtmadığını, aksine ülke tarımının artık can çekiştiğini ortaya koyuyor. — Geçen yılların aynı dönemine göre Fındık fiyatları içerde 7 YTL’den 2 YTL’ nin altına düşerken, ihracat fiyatları da 11 dolardan 4 dolar seviyelerine düştü. — Geçmiş yıllarda 20 Ykr/Kg fiyat bulan sumalık üzüm, şimdilerde özelleştirilmiş şirketler tarafından ancak 5 Ykr/Kg fiyatla alınıyor. — TMO, maliyetinin yüzde 19 gerisinde bir fiyat açıklayarak çeltik üreticilerini adeta üretimden vazgeçirme noktasına getirdi. — Hükümet son 3 yılda tarım giderlerinden motorine yüzde 60, sulamaya yüzde 75, gübreye ise yüzde 52 oranında zam yaparken, çeltiğin alım fiyatı yüzde 5 oranında düşürüldü. — Mandarin fiyatları ise 45 Ykr/Kg’dan 20 Ykr/Kg’a kadar geriledi. — Üretici, 3,25 YTL’ye mal ettiği bir kg kuru kayısıyı 2,20 YTL’lik bir fiyatla maliyetinin altında satmak zorunda kalıyor. — Sofralık zeytin fiyatı ise yüzde 38 oranında düşürülerek üretici tüccarın insafına bırakıldı. — Önceki hükümetler tarafından Amerikan tütününe Pazar açılsın diye Türkiye’de tütün üreticisine getirilen sınırlamalar, AKP hükümeti tarafından daha da ağırlaştırılarak devam ettiriliyor. Bunun sonucunda ise tütün üretimi her yıl bir önceki yıla oranla yüzde 10 civarında geriliyor. — 2006 yılı tarım ürünleri ithalatı yüzde 11 artarken, ihracatı yüzde 1,5 arttı. Yani Türkiye dışarıya bir ürün satarken, dışarıdan buna karşılık 11 ürün satın almak zorunda kalıyor. — Tarım üreticisi halen zengin sanayicilere göre yüzde 11 oranında daha pahalı elektrik kullanıyor. Türkiye’de en pahalı elektrik çiftçiye veriliyor. — Çiftçinin gübre için hükümetten aldığı destek yüzde 14 iken, KDV’ye ödediği para yüzde 18. Verilen destekten daha fazlası KDV olarak çiftçiden geri alınıyor. — Tarım kesiminde yaşanan yüksek yoksulluk oranı ve geçim sıkıntısı dolayısıyla sadece son iki yıl içerisinde 1 milyon 312 bin kişi tarımı terk etti. Çeltik fiyatları 2003 yılının gerisinde Çeltik fiyatlarının girdi masraflarını bile karşılayamayacak düzeye inmesi sonucunda, gözler Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO)’ne çevrildi. Ancak TMO üretim maliyetinin yüzde 19 gerisinde bir fiyat açıklayarak üreticileri adeta üretimden vazgeçme noktasına getiriyor. 100 liraya ürettiğiniz malı, ancak 81 liraya satabiliyorsunuz. Öte yandan, son yıllarda gerek ekim alanlarında, gerekse verimdeki artış sebebiyle çeltikte üretim artışı sağlandı. Ancak, çeltik üretimindeki artış çiftçiye yarar değil zarar getirdi. Çünkü üretime yönelen çiftçi çeltiğe verilen fiyatla adeta cezalandırılıyor. TMO tarafından açıklanan fiyat 3 sene önceki fiyatın bile gerisinde kaldı. Çeltik üretiminde yoğun olarak kullanılan giderlere son üç yılda motorine yüzde 60, sulamaya yüzde 75, gübreye ise yüzde 52 zam gelirken, çeltiğin alım fiyatı ise yüzde 5 oranında düşürüldü. Böylece bir taraftan maliyet artarken, diğer taraftan üretilen mala verilen para azaltılarak üretici yüzde 80’lere varan zarar oranıyla karşı karşıya bırakılıyor. - AKP Hükümeti, bir taraftan Türkiye’de her yıl ticaret rekorlarının kırıldığını açıklıyor, bir taraftan da ülkede yoksulluğun hızla düştüğünü ileri sürüyor. Bunun yanı sıra hükümet, tarımda AB standartlarının yakalanması için yapılan düzenlemeler dolayısıyla ülke tarımının verim oranının hızla arttığını iddia ediyor. Ancak son 5 yılın tarım rakamları, hükümetin çizdiği bu pembe tablonun gerçeği yansıtmadığını, aksine ülke tarımının artık can çekiştiğini ortaya koyuyor. Tarımda maliyet fiyatları kimi zaman yüzde 80’lere varan oranda artarken, hükümetin tarım ürünleri için açıkladığı fiyatlar ise önceki yıllara oranla sürekli olarak düşürülüyor. Hükümetin tarım politikasının doğurduğu sonuçları gösteren acı tablo şöyle: Fındık Fındık üreticisi de en çok mağdur edilen kesimler arasında yer alıyor. Geçen yılların aynı dönemine göre fındık fiyatları içerde 7 YTL’den 2 YTL’nin altına, ihraç fiyatları da 11 dolardan 4 dolar seviyelerine düştü. Bununla birlikte bir kısım üreticiler önceki yıllarda teslim ettikleri fındığın bedelini de alamadı. Ülkenin menfaatleri göz önünde bulundurularak uygulanacak politikalar sayesinde, fındıktan bugün elde edilen 600 milyon dolar yerine onun 3 katından fazla olan 2 milyar dolar ihracat geliri elde edilebileceği uzmanlar tarafından belirtiliyor. Üzüm Türkiye, dünyanın en büyük 5’inci üzüm üreticisi olması dolayısıyla bu ürünle ilgili politikasını dikkatle oluşturmalı. Ancak bu hükümetin uyguladığı basiretsiz politika nedeniyle, kuru üzüm ticaretinde en büyük alıcı ve piyasayı düzenleyici konumda olan TARİŞ, yeniden yapılandırma süreci sonrasında kaynak yetersizliğinden dolayı piyasayı artık düzenleyemiyor. Bu nedenle de, Ege bölgesi üreticilerinin en büyük geçim kaynağı olan üzümde, talep arzdan daha düşük gerçekleşiyor ve üzüme verilen fiyat hızla aşağıya düşüyor. Geçmiş yıllarda 20 Ykr/kg fiyat bulan sumalık üzüm, şimdilerde özelleştirilmiş şirketler tarafından ancak 5 Ykr/kg fiyatla alınıyor. Pazar daraltılıp, kâr marjı düşürüldüğünden dolayı, hükümetin özelleştirdiği şirketler halktan aldıkları hammaddeyi diledikleri kadar ucuza alıyorlar ve milletin alın teri yerde kalıyor. Kuru üzü mün kilo başı maliyeti 1,23 YTL iken, hükümet kilo başına 1 YTL fiyat biçerek halktan üzümünü alıyor. Millet, böylece ürettiği ürünün maliyetini bile çıkaramıyor. Narenciye Hükümet tarafından açıklan birçok fiyat raporunda bazı ürünlerin fiyat alımının düştüğü gözleniyor. Böylelikle halkın alım gücünün yükseldiği şeklinde bir iddia ortaya atılıyor. Ancak uzmanlar tarafından yapılan açıklamalar, bazı ürünlerdeki fiyat düşüşünün nedeninin sanıldığı gibi ekonomik iyileşmeden dolayı değil, bu ürünlerin pazarlanmasındaki tıkanıklıktan kaynaklandığı belirtiyorlar. Çiftçinin ürettiği mala, devletin bir Pazar oluşturmaması sonucunda, çiftçi elindeki malı maliyetinin çok altında satmak zorunda kalıyor. Dolayısıyla da bazı ürünlerin fiyatı düşüyor. Hükümet ise, bu tıkanmadan kaynaklanan ekonomik çıkmazı, bir başarı olarak kamuoyuna sunarak aslında basit bir aldatmacaya gidiyor. Narenciye üreticisi zor durumda! Narenciye üreticilerimiz son yıllarda sattığı ürünlerinden zarar ediyor. 2004 -2005 pazarlama sezonu iyi geçmediği gibi 2005/2006 sezonu da tam anlamıyla bir felaket oldu. 2006/2007 sezonu ise Eylül ayında enterdonat limonun hasadı ile açıldı. Ancak Arjantin’de hasadın devam etmesi ile birlikte pazarda bir tıkanma yaşandı ve enterdonat limon üreticinin elinde kaldı. Limonda yaşanan sorunun ardından, ürün kalitesinin iyi olmasına karşın mandarin üreticisi de maliyetin altında ürün satmak zorunda kalıyor. Halen mandarin fiyatları 45 YKr/Kg’dan 20 YKr/Kg’a kadar gerilemiş bulunuyor. Sonuç olarak, girdi fiyatlarının büyük oranda arttığı, ürün fiyatlarının düştüğü bir ortamda üretici, maliyetin altında bir fiyatla ürününü satmak zorunda kalıyor. Yaş çay fiyatı maliyetin altında... Çay tarımının yapıldığı bölgede alternatif tarımın uygulanmasının zor olması, açıklanan fiyatın yetersiz olması gerekçe gösterilerek, çay üreticisinin prim yoluyla desteklenmesine ilk kez 2003 yılında başlandı. Açıklanan fiyata ilave olarak verilen prim sonucu oluşan fiyat 2003 yılında üretici maliyeti ile aynı düzeyde kalırken, 2004 yılında maliyetin üzerine çıktı. Buğday üreticisinin çilesi bitmiyor Buğday üretim maliyeti dikkate alındığında, açıklanan fiyatlar, primle birlikte çiftçinin ancak maliyetini karşılayabilecek düzeyde kalıyor. Son bir yılda gübrede yüzde15 dolayında, mazotta yüzde 20, ilaçta yüzde 16 oranlarında artışlar oldu. Prim de dikkate alındığında buğday fiyatındaki artış ise yüzde 7,9 oranında. Bu durumda buğday üreticisi kimi zaman yüzde 8’lere varan bir zararla ürününü satmak zorunda bırakılıyor. Doğu Karadeniz Bölgesi’nde oldukça önemli bir yere sahip olan çay tarımı, sanayii de geliştirerek istihdam oluşturarak bölgesel göçü önlemiş ve bir milyon insanın geçim kaynağı olmuştur. Çay tarımının yapıldığı Doğu Karadeniz Bölgemizde, yaklaşık 200 bin aile geçimini çaydan sağlıyor. Yöre halkının en önemli geçim kaynağı olan çayın yetiştirildiği alanlarda başka bir ürünün yetiştirilme şansı hemen hemen yok. Doğu Karadeniz Bölgesinin arazi ve iklim yapısı üreticileri çaya bağımlı kılıyor. Bu nedenle fiyat politikaları üreticilerimizi doğrudan etkiliyor. Ancak günümüz ekonomik koşullarında üreticilerin çaydan elde ettikleri gelir yeterli değil. Son yıllarda açıklanan çay fiyatları maliyetin bile altında kalıyor. Çay, geçimlik olmaktan çıkarıldı Çay tarımının yapıldığı bölgede alternatif tarımın uygulanmasının zor olması, açıklanan fiyatın yetersiz olması gerekçe gösterilerek, çay üreticisinin prim yoluyla desteklenmesine ilk kez 2003 yılında başlandı. Açıklanan fiyata ilave olarak verilen prim sonucu oluşan fiyat 2003 yılında üretici maliyeti ile aynı düzeyde kalırken, 2004 yılında maliyetin üzerine çıktı. 2005 yılındaki duruma baktığımızda ise prim verilmesine karşın yaş çay fiyatları maliyetin altında kaldı. Öyle ki 2005 yılı ürünü için verilen 7 kuruşluk prim kararı 28 Ocak 2006 tarihinde, hasadın başlamasından yaklaşık 9 ay sonra açıklandı. Yaş çay için verilen primle gün kurtarılmaya çalışıldı. Böylece çay, geçimlik olmaktan çıktı. Buğday üreticisinin çilesi bitmiyor Buğday üretim maliyeti dikkate alındığında, açıklanan fiyatlar, primle birlikte çiftçinin ancak maliyetini karşılayabilecek düzeyde kalıyor. Son bir yılda gübrede yüzde15 dolayında, mazotta yüzde 20, ilaçta yüzde 16 oranlarında artışlar oldu. Prim de dikkate alındığında buğday fiyatındaki artış ise yüzde 7,9 oranında. Bu durumda buğday üreticisi kimi zaman yüzde 8’lere varan bir zararla ürününü satmak zorunda bırakılıyor. Kayısı üreticisinin yüzü yine gülmedi Ülkemiz dünya kayısı üretiminde ilk sırada yer alıyor. Dünyada sınırlı sayıda ülkede kayısı üretimi yapılmakta olup, kuru kayısı üreten ülke sayısı da oldukça azdır. Dünya kuru kayısı üretim ve ihracatının yüzde 80’i ise Türkiye tarafından gerçekleştiriliyor. Gerek ülke ekonomisi gerekse insan sağlığı üzerindeki etkileri bakımından son derece önem taşıyan bu ürünü üreten üreticilerimiz son üç sezondur oldukça zor durumda kaldı. 2004 yılında 4,13 YTL/Kg olan kuru kayısı fiyatı 2005 yılında 1,50 YTL/Kg’a düştü ve üreticiler maliyetin altında ürün satmak zorunda kaldı. 2006 yılında ise rekolte de yaklaşık 50 oranında düştü. Üretim miktarındaki azalmaya bağlı olarak kayısı fiyatlarının yükselmesi beklenirken, tüccar elinde geçen sezondan ürün bulunduğunu gerekçe göstererek daha az alım yapması sonucunda üretici bu sezonda da pazarlama problemi ile karşı karşıya kaldı. Üretici 3,25 YTL’ye mal ettiği bir kilogram kuru kayısıyı 2,20 YTL’lik bir fiyatla yine maliyetin altında satmak zorunda kaldı. Yaşadığı mağduriyetin giderilmesi için çözüm arayışı içinde olan üreticinin sesine ise kulaklar tıkandı. Maliyetlerin yüksekliği nedeniyle zaten zor şartlar altında üretim yapmaya çalışan üreticilerimizin durumu yaşanan pazarlama problemi ile birlikte içinden çıkılmaz bir hal aldı. Sofralık zeytin üreticisine hükümet darbesi Dünya zeytin ağacı varlığının yüzde 98'si Ülkemizin de içinde bulunduğu Akdeniz havzasında yer alıyor. Ülkemiz dünya sofralık zeytin üretiminde ikinci, siyah zeytin üretiminde birinci sırada yer alırken, var ve yok yıllarının ortalamasına göre zeytinyağı üretiminde ise beşinci sırada yer alıyor. Ancak 2006/2007 sezon başında 200–260 dane grubu için geçen yıla göre yüzde 38’lik düşüşle açıklanan 2,50 YTL/Kg’lik fiyat, üreticini önünü görmesini engelleyerek üreticiyi tüccarın insafına bıraktı. Beyaz altına sahip çıkılmadı Pamuk, ihracatımızın yüzde 30’unu oluşturan tekstil sektörümüzün temel hammaddesi durumunda. Ancak hükümetin pamuk üreticisine gerekli primleri ve desteği sağlayamaması sonucunda pamukta ekim alanları da üretim de azalıyor, yurtdışından pamuk alımı ise artıyor.2006 yılı ürürünü pamuk hasadı yeni başlamışken, piyasada oluşan fiyatlar 1,27 YTL/Kg pamuk maliyetinin neredeyse yarısı olan 60–65 YKR/Kg’a kadar geriledi. Bunun sonucunda hükümetten umudunu kesen pamuk üreticisi beyaz altını terk etmeye devam ediyor. Ülkemiz ise, sahip olduğu onca kaynağa rağmen dışardan pamuk almak zorunda kalıyor. |
||
|
||
| 2006 yılına ait rekolte oranları Türkiye İstatistik Kurumu tarafından 31 Ağustos 2006 tarihinde tarım ürünlerine ilişkin 2006 Yılına Ait İlk Rekolte raporu Türkiye’nin tarımda giderek küçüldüğünü ortaya koydu. Buğday üretimi yüzde 4,65 düşmüştü. Yulaf üretiminde ise ekim alanlarındaki daralmaya bağlı olarak yüzde 30 oranında ciddi bir düşüş gerçekleşti. Bir diğer düşüş yaşanan ürün ise mısır olup, uygulanan fiyat politikalarına bağlı üretiminde önceki yıla oranla yüzde 9,5’lik bir azalma gösterdi. Türk çiftçisi Amerikan çiftçisine kurban edildi Destek yüzde 14, KDV yüzde 18! Gübre fiyatları son bir yılda yüzde 23 ile yüzde 49 oranında artış gösterdi. 2006 yılında şeker pancarı, çekirdeksiz kuru üzüm, zeytinyağı, fındık, ayçiçeği gibi birçok üründe fiyatlar azalırken, gübrede bu düzeydeki artışlar çiftçilerimizin sabrını taşırdı. Yıllık enflasyonun bile yüzde10 civarında açıklandığı Ülkemizde, üretimin devamı için kullanılması zorunlu olan gübredeki yüzde 49’a varan artışı anlamak mümkün değil. Türkiye’de yılda ortalama 5 milyon tonun üzerinde kimyasal gübre kullanılıyor. Eğer gübre fiyatları bu seviyede kalırsa, 2007 yılında gübreye verilecek olan 363 milyon YTL’lik destek, çiftçinin gübreye ödeyeceği 2,64 milyar YTL’nin yaklaşık yüzde 14’ünü karşılayabilecek. Bu da gösteriyor ki, çiftçinin gübre için aldığı destek, ödediği yüzde 18’lik KDV’yi dahi karşılamıyor. Verilen destek, çiftçiden KDV ile fazlasıyla geri alınıyor. Tütünde uygulanan politikalar ve pazarlamada yaşanan sorunlar nedeniyle tütün üretimi önceki yıla göre yüzde 10 düştü. Kota uygulaması ve Ülkeye giren kaçak şeker sonucu stoklarda kalan şeker nedeniyle Şeker pancarında üretim yüzde 3,5’lik bir düşüş gösterdi. Tütünde uygulanan politikalar ve pazarlamada yaşanan sorunlar nedeniyle tütün üretimi önceki yıla göre yüzde 10 düştü. Kota uygulaması ve Ülkeye giren kaçak şeker sonucu stoklarda kalan şeker nedeniyle Şeker pancarında üretim yüzde 3,5’lik bir düşüş gösterdi. ABD tütününün dünyaya pazarlanabilmesi için tütün üreten diğer ülkelerin üretim kapasitelerini düşürmeleri gerekiyor. Bu nedenle, önceki hükümetler tarafından Amerikan tütününe pazar açılsın diye Türkiye’de tütün üreticisine getirilen sınırlamalar, bu hükümet tarafından da ağırlaştırılarak devam ettiriliyor. 4 yıl öncesinden bile daha az üretiyoruz! TZOB’un açıkladığı rakamlara göre, Türkiye 2004 yılından bile daha az patates üretiyor. 2006 yılında kayısıda yüzde 54, armutta yüzde11, elmada yüzde 12, vişnede yüzde 11’lik rekolte düşüşleri meydana geldi. Sebzelerde ise domates üretiminde önceki yıla göre yüzde 2,5’lik bir düşüş yaşandı. TZOB’nin açıkladığı raporda şu ifadelere yer veriliyor: "Tarımda istikrarlı bir büyüme bir türlü sağlanamıyor. Genelde bir yıl büyüme, takip eden yıl küçülme oluyor. Bunda Zeytin gibi var-yok yılı yaşanan ürünlerin etkisi olmakla birlikte, bu durum sadece bu faktörden kaynaklanmıyor. Nitekim 2005 yılında tarımda istihdam payı bir önceki yıla göre 5,4 puan azalarak yüzde 29,5’e gerilemesine rağmen, milli gelir payı yüzde 10,3 düzeyinde olduğu için gelir dağılımı dengesizliği de düzelmemektedir." Yoksulluk her geçen yıl artıyor Hükümet her fırsatta Türkiye’de yoksulluğun azaltıldığını dile getirse de uzmanlar tarafından açıklanan rakamlar tam aksini ortaya koyuyor. 2002–2005 yıllarını kapsayan döneme ait değerlendirmede Türkiye’de 2002 yılında nüfusun 14.74’ü göreli yoksul iken bu oran 2005’te ise yüzde 16,16’ya yükseldi. Aynı değerlendirmeyi kırsal kesimler için yapacak olursak kırsalda yaşayanların göreli olarak daha yoksul olduğu ve yoksulluğun giderek arttığı gözleniyor. 2002–2005 döneminde kırsalda yaşayan göreli yoksulların toplam nüfusa oranı yüzde 19.86 iken, 2003’te bu oran yüzde 22.08, 2004’te yüzde 23.48 ve 2005’te ise yüzde 26.35 oranına ulaştı. Buna göre, 2005 yılında kırsal kesimde yaşayanların yüzde 26,35’i toplum ortalamasının yüzde 50’sinden daha az tüketim harcaması yapabiliyor ve refah düzeyleri toplumun çok altında bulunuyor. Tarım en düşük gelir getiren faaliyet kolu 2005 yılında esas işten elde edilen yıllık ortalama gelir 6.264 YTL oldu. En fazla gelir 16.035 YTL ile mali aracı kuruluş faaliyetlerinde, en düşük yıllık ortalama gelir ise 2.467 YTL ile tarım, avcılık, ormancılık ve balıkçılık sektörlerinde tespit edildi. Buradan da görüldüğü gibi tarım en düşük gelir getiren faaliyet konumunu koruyor. 2005 Yoksulluk Çalışması Sonuçlarına göre 2005 yılında kırsal kesimdeki her 3 kişiden birisi, tarımda çalışanların yüzde 37,24’ü gıda ve gıda dışı yoksulluk sınırının altında yaşıyor. AKP rekoru: İthalat ihracattan 11 kat fazla! 2006 yılı tarım ürünleri ithalatı yüzde 11 artarken, ihracatı yüzde 1,5 arttı. Yani Türkiye, dışarıya bir ürün satarken, dışarıdan buna karşılık 11 ürün alıyor. Halen 1 milyondan fazla çiftçi, 10 milyon hektara yakın tarım arazisi desteklerden yararlanamıyor. 2006 yılında Nisan ve Mayıs ayları dışındaki aylarda tarım fiyatlarındaki artışlar enflasyonun altında kaldı. Temel tarım ürünleri fiyatlarında 2006 yılı ortalaması olarak yüzde 2,4 artış olurken girdilerdeki artış ortalama yüzde 15,8 olarak belirlendi. Bu durumda çiftçi yüzde 13 oranında bir zararla karşı karşıya bırakıldı. TÜİK’in 2006 yılına ait tahminlerine göre, geçen yıla oranla, Buğday üretimi yüzde 7 düştü. Mısır üretiminde yüzde 8,3’lük bir azalma oldu. Tütün üretimi yüzde 13, Şeker pancarı üretimi ise yüzde 4,5’lik bir düşüş gösterdi. Çay üretimi yüzde 11 oranında düştü. Tarımda fiyat artışı enflasyonun çok altında! Üretici fiyatları endeksine (ÜFE) göre 2005 yılında 12 aylık rakamlara göre tarım fiyatları Aralık ayı hariç tüm aylarda genel enflasyonun gerisinde kaldı. 2006 yılında da durum farklı olmadı. Nisan ve Mayıs ayları dışındaki aylarda tarım fiyatlarındaki artışlar ÜFE’deki artışların altında kaldı. Bu durum gösteriyor ki 2006 yılında çiftçilerimizin sattığı ürünlerin fiyatları satın aldığı malların fiyatlarından daha az arttı ve genelde satın alma güçleri geriledi. Başka bir ifadeyle enflasyonla mücadelede tarım sektörü yine kurban edilen sektör oldu. Çiftçinin satın alma gücü düşüyor Çiftçinin iki önemli girdisi olan mazot ve gübreye göre yaptığımız satın alma gücündeki hesaplara göre 2006 yılında, Fındıkta yüzde 52, şeker pancarında yüzde19,7, buğday’da yüzde 4,3, ayçiçeğinde yüzde 13,3 mazot alım gücü düştü. Gübre alım gücünde de benzer durum görünüyor. Fındıkta yüzde 54,1, Pamukta yüzde 5,1, şeker pancarında 23,2, buğdayda yüzde 8,4, ayçiçeğinde yüzde 17 gübre alım gücü düştü. En pahalı elektrik çiftçiye! Üreticilerimizin elektrik borçları yeniden yapılandırıldı ancak bu uygulamadan tarımsal sulama abonesi üreticilerimizin ancak yüzde 30’u faydalanabildi. Halen üreticilerimiz sanayicilere göre yüzde 11 oranında daha pahalı elektrik kullanıyor, seralar ile hayvancılık işletmelerinde kullanılan elektrik enerjisine, ticarethane ve yazıhane tarifesi uygulanıyor. Son iki yılda 1 milyon 312 bin kişi tarımı terk etti! Tarımda çalışanların sayısı 1955 yılında 8 milyona ulaşmıştı. Bu rakam 1991 yılında 9,2 milyon olarak belirlenmiş ve bu yıldan sonra 2000 yılına kadar 8–9 milyon civarında seyretmişti. 2000 yılında 8 milyonun, 2005 yılında 7 milyonun altına düştü. 2005 yılı, tarımda çalışanlar açısından 2000 yılı gibi bir kırılma yılı oldu ve bu yıl bir milyona yakın (907 bin) kişi tarımı terk etti. 2004–2005 rakamlara göre tarımda istihdam, sayısal olarak 7,4 milyondan 6 milyon 493 bine geriledi. 2006 yılında da tarımda çalışanların sayısı yüzde 6,3 azalarak 6 milyon 88 bine düştü. Bu sonuç gösteriyor ki, tarımdaki çözülme devam ediyor. 2005 yılında 907 bin kişi tarımı terk ederken 2006’da tarımsal istihdamdaki sayısal azalma 405 bin kişi oldu. Bu durumda son iki yılda toplam 1 milyon 312 bin kişi tarım terk etmiş bulunuyor. Tarım kesiminde yaşanan yüksek yoksulluk oranı ve geçim sıkıntısı bu durumun başlıca sebebi olarak gösteriliyor |
||