|
||
| Şu Çılgın Kürtler [20 Nisan 2006 tarihli Radikal gazetesinde yayınlandı] Turgut Özakman'ın "Şu Çılgın Türkler" adlı kitabı satış rekorları kırıyor, çünkü her Türk'ün gurur duyacağı gerçek kahramanlık öykülerini anlatıyor. Ancak bu öyküleri okurken herkese hakkını vermek ve "o çılgın Türklerin" arasında onbinlerce isimsiz Kürt kahramanın da olduğunu teslim etmek gerek. Osmanlı ordusuna Kürt katkısı "Çılgın Kürtlerin" hikayesi 16. yüzyıla kadar uzanıyor. Osmanlı İmparatorluğu'na Yavuz Sultan Selim zamanında kendi rızalarıyla katılan Kürt aşiretleri, o dönemden 20. yüzyıla dek imparatorluğa önemli askeri katkılarda bulundular. Kürt tarihi konusundaki önemli Batılı uzmanlardan biri olan David McDowall'a göre Kürtler genellikle kendi yaşadıkları Doğu Anadolu yöresinde Osmanlı ordusuna hafif süvari olarak destek verdiler, öncülükte, saldırı ve küçük çaplı çatışmalarda önemli rol oynadılar. Sultan Abdülhamid ise, kendi adını vererek kurduğu "Hamidiye Alayları" ile Kürtleri bölgede önemli bir askeri güç haline getirdi. Hamidiye Alayları özellikle Ermeni çetelerine karşı önemli başarılar sağladılar, I. Dünya Savaşı yıllarında ise — ki o zaman adları "Aşiret Alayları" olmuştu — Rus işgaline karşı direndiler. Zaten genel olarak I. Dünya Savaşı'nda Kürtler imparatorluğa büyük bir sadakat gösterdiler. Doğu Anadolu'daki Osmanlı kuvvetlerinin büyük bölümü Kürtlerden oluşuyordu. Binlerce Kürt asker, Sarıkamış'taki Üçüncü Ordu'da, Çanakkale'de ve diğer cephelerde şehit düştü. Merkezi Elazığ'daki 11. Fırka (Tümen) ve merkezi Musul'da bulunan 12. Fırka Kürtlerden müteşekkildi. Kurtuluş Savaşında Kürt Sadakati Mustafa Kemal Paşa Samsun'a çıktığında Kürtlerin sadakatinin farkındaydı ve daha önce Diyarbakır'da 16. Kolordu'da görev yaparken tanıdığı bu insanlara güveniyordu. 16 Haziran 1919'da Kazım Karabekir Paşa'ya yolladığı şifrede, "Doğu vilayetleri halkının, Ermeni çetelerinin acımasızlığına ve taarruzlarına hedef olmuş, en büyük felaketi görmüş bir unsur olmak sıfatıyla, birlik ve fedakarlık lüzumunu en önce takdir ettikleri iftiharla görülmektedir" diyor ve şöyle devam ediyordu: "Bu sebeple ben Kürtleri de bir öz kardeş olara ağuşumuza (bağrımıza) katıp tekmil milleti bir nokta etrafında birleştirmek ve bunu dünyaya Müdafaa-i Hukuku Milliye cemiyetleri vasıtasıyla göstermek karar ve azmindeyim." Zaten Kürt aşiretleri de, "din ve vatan uğrunda açılacak mücahedeye katılmaya hazır olduklarını", Kazım Karabekir Paşa'ya bildirmişlerdi. Erzurum civarındaki Kürtler, İstanbul'un İngiltere tarafından işgaline çok üzülmüş ve ilgili makamlara yolladıkları bir telgrafta "Hilafet ve Saltanat makamının uğradığı tecavüz ve ihanetin tazmini ve mevcudiyet ve istiklalimizin temini için son damla kanlarımıza kadar mukavemete ahdediyoruz" demişlerdi. Atatürk Kürtlerin bu hassasiyetlerini gözeterek ve kimliklerini onore ederek, onları Milli Mücadele'ye kazandırdı. Hamidiye Alayları'ndan kalan Kürt milisler önce Müdafaa-i Hukuku Milliye cemiyetlerine sonra da düzenli orduya katıldılar. Özellikle Urfa ve Maraş'ın düşman işgalinden kurtarılmasında çok önemli roller üstlendiler. İsmet Paşa'nın ifadesiyle "Milli Mücadele devamınca canla başla gayret gösterdiler." Sevr'e Protesto Kürtlerin içinde "bağımsız Kürdistan" kurmak isteyen küçük bir milliyetçi grup da vardı. Başlarında Şerif Paşa'nın bulunduğu bu "Jön Kürtler", İtilaf Devletleri ile anlaşarak önce Kasım 1919'daki Paris Konferansı'nda sonra da 10 Ağustos 1920’deki Sevr Anlaşması'nda boy gösterdiler ve Sevr'e "Kürt halklarının Türkiye'den bağımsızlık elde etmeleri" yönünde bir madde eklettiler. Ancak bu küçük Kürt milliyetçisi kadro, Doğu Anadolu'daki Kürt liderler tarafından şiddetle kınandı. Erzincan'dan on ayrı Kürt aşiret lideri, Fransız Yüksek Komiserliğine "Türklerin ve Kürtlerin soy ve din itibarıyla kardeş olduklarını" vurgulayan protesto telgrafı yolladı. Bediüzzaman Said Nursi, Ahmet Arif ve Mehmet Sıddık, Kürtler adına yayınladıkları ortak yazıyla, Sevr Anlaşması’nı lanetlediler. Kürt din alimleri de Milli Mücadele lehinde Anadolu müftülerinin yayınladığı fetvayı imzaladılar. Lozan görüşmeleri yapılırken Batılı devletlerin Kürtleri "azınlık" olarak görmekte ısrar etmeleri üzerine ise Bitlis milletvekili Yusuf Ziya Bey 3 Kasım 1922'de Meclis kürsüsüne çıkıp şöyle demişti: "Avrupalılar diyorlar ki, 'Türkiye'de yaşayan akalliyetlerin (azınlıkların) en büyüğü, en kesretlisi (kalabalığı) Kürtlerdir.' Bendeniz Kürdoğlu Kürdüm. Binaenaleyh bir Kürt mensubu olmak sıfatiyle sizi temin ederim ki Kürtler hiç bir şey istemiyorlar. Biz Kürtler vaktiyle Avrupa'nın Sevr paçavrası ile verdiği bütün hakları, hukukları ayaklarımız altında çiğnedik ve bütün manasıyla bize hak vermek isteyenlere iade ettik... Türklerle beraber kanımızı döktük, onlardan ayrılmadık ve ayrılmak istemedik ve istemeyiz." Bir sonraki celsede ise, Bitlis, Erzurum, Kastamonu, Mardin, Muş, Siirt, Urfa, Pozan, Diyarbakır, Van milletvekillerinin hepsi şu cümlelerin altına imza attılar: "Türk, Kürt bir kütle-i vahidedir. Kürtler, hiç bir vakit Türkiye camiasından ayrılamaz ve bunu ayırmak için hiç bir kuvvetin tesiri yoktur." (Kaynaklar ve daha fazla detay için bkz: Mustafa Akyol, "Kürt Sorununu Yeniden Düşünmek", 2006) 80 Yıl Sonra "Soy ve din kardeşi" oldukları Türklerle birlikte Türkiye için canlarını ortaya koyan tüm bu "çılgın" Kürtlerin bugün kemikleri sızlıyor olmalı. Çünkü Kürtlük adına hareket ettiğini ileri süren bir terör örgütü 30 binden fazla vatandaşımızı katletti ve hala da kan dökmeye devam ediyor. Türkiye'ye ve Türklüğe karşı fanatik bir nefretle dolu etnik Kürt milliyetçiliği, hem Türklere hem de Kürtlere acı ve ölüm getiriyor. Öte yandan da bir grup marjinal Türk ırkçısı, "tarih boyu Kürt ihaneti" masalları uydurarak, Kürt vatandaşlara karşı husumet körüklüyor. Türkiye'nin etnik bir gerilime sürüklenmemesi için, her iki etnik milliyetçiliği de yenmemiz gerek. Ve bunun bir yolu "çılgın Türklerin ve Kürtlerin" gerçek hikayesini yeniden hatırlamak. "Bir hilal uğruna" birlikte savaşmış ve can vermiş o yüzbinlerce şehidin hatırası, Türkiye'nin bölünemezliğinin en dramatik işareti olsa gerek. |
||
|
||
| güzel tesbit, eyvallah | ||
|
||
| çok dogru valla herkes eğer bu gereksiz ayrımcılığı bırakırsa herşeyin çok daha iyiy olacağından eminim.Millet 50 senede dunyanın merkezine oturuyor biz 50 senedir kendimizi dibe batırıyoruz. Birleşsek neler yapabiliriz. |
||
|
||
çok dogru valla herkes eğer bu gereksiz ayrımcılığı bırakırsa herşeyin çok daha iyiy olacağından eminim.Millet 50 senede dunyanın merkezine oturuyor biz 50 senedir kendimizi dibe batırıyoruz. Birleşsek neler yapabiliriz. Birleşme tek taraflı değildir, bugün bir tarf digeri tarafı hala yok sayıyorsa bu asla olamaz.Birlektilik empatiden geçer |
||
|
||
| Yazı gerçekten çok güzel.İnsan okuyunca "Nereden nereye" diyor.Bence iki halkında birbirini yoksayması gibi bir durum söz konusu değil.Bugün gelinen bu durum tamamen ileriyi göremeyen yüzeysel iktidarların günü kurtarma arzusu içinde sözde medeni batının çıkarları doğrutusunda hareket ederek(bilinçsiz ve ya bilinçlice) uyguladıkları politakanın sonucudur.Bizim devlet olarak zaaflarımızı bizden daha iyi bilen ve anlayan batı dünyası dağima bu açılan yaranın üstüne tuz basmaya devam edecektir.Bizim izlememiz gereken yol aklın ve sağduyunun yoludur.Türkler ve Kürtler olarak romantik düşlere kapılmamalı aklımızı kullanarak bir takım sonuçlara varmalıyız.Şu bir gerçektir ki:Bugüne kadar Batı'nın çıkarları doğrultusunda başka bir deyişle himayesi altında kurulan her devlet kan kusmaktadır.Ayağını bastığı her yeri bir çekirge sürüsü gibi kemiren,sömürüyü kendine hak görmüş,daha hala kazanılacak savaşın olmadığını anlayamamış sözde medeni batı dünyası görüldüğü üzere Ortadoğu halklarına biçtiği işbirlikçi yönetimler ve getirdiği rejimlerle onların insanlık onurunu hiçe saymıştır.Sonuç şudur ki batı devletleri hala bizi bir rakip olarak görmektedir.Türk ve İslam nüfusu Batı'nın egemenliğine tehdit edecek derecede fazladır ve kontrol altında tutulması gerekir.Bu durumları çok iyi analiz edip değerlendirmeliyiz ki onlara zaaflarımızı sömürme fırsatı vermeyelim.Kürtler ve Türkler kardeştir hepte öyle kalacaklar.Bizi ayırmaya çalışarak aklımızı hafife alan güçler,birgün bize hakettiğimiz saygıyı vermek zorunda kalacaklar. | ||
|
||
Yazı gerçekten çok güzel.İnsan okuyunca "Nereden nereye" diyor.Bence iki halkında birbirini yoksayması gibi bir durum söz konusu değil.Bugün gelinen bu durum tamamen ileriyi göremeyen yüzeysel iktidarların günü kurtarma arzusu içinde sözde medeni batının çıkarları doğrutusunda hareket ederek(bilinçsiz ve ya bilinçlice) uyguladıkları politakanın sonucudur.Bizim devlet olarak zaaflarımızı bizden daha iyi bilen ve anlayan batı dünyası dağima bu açılan yaranın üstüne tuz basmaya devam edecektir.Bizim izlememiz gereken yol aklın ve sağduyunun yoludur.Türkler ve Kürtler olarak romantik düşlere kapılmamalı aklımızı kullanarak bir takım sonuçlara varmalıyız.Şu bir gerçektir ki:Bugüne kadar Batı'nın çıkarları doğrultusunda başka bir deyişle himayesi altında kurulan her devlet kan kusmaktadır.Ayağını bastığı her yeri bir çekirge sürüsü gibi kemiren,sömürüyü kendine hak görmüş,daha hala kazanılacak savaşın olmadığını anlayamamış sözde medeni batı dünyası görüldüğü üzere Ortadoğu halklarına biçtiği işbirlikçi yönetimler ve getirdiği rejimlerle onların insanlık onurunu hiçe saymıştır.Sonuç şudur ki batı devletleri hala bizi bir rakip olarak görmektedir.Türk ve İslam nüfusu Batı'nın egemenliğine tehdit edecek derecede fazladır ve kontrol altında tutulması gerekir.Bu durumları çok iyi analiz edip değerlendirmeliyiz ki onlara zaaflarımızı sömürme fırsatı vermeyelim.Kürtler ve Türkler kardeştir hepte öyle kalacaklar.Bizi ayırmaya çalışarak aklımızı hafife alan güçler,birgün bize hakettiğimiz saygıyı vermek zorunda kalacaklar. evet d e bu kardeşlik için pratikte bişeyler yapmamız lazım
|
||
|
||
| Pratikte yapılacak olanları tutumlar değiştiriyor.Sen dağda ölen bir er için şehit dersin neden vatanına hizmet için orada senin burda bulunman için canını veriyor ordan birisi çıkıo vatanını koruyan biricik mehmetçiğimizin canını alan kalleş pkk dan ölen bir milatana şehit diyor.Sonra ortalığı geriyor.Soruyorum o ne için bole bir hayinlik içinde.Ben buna yemek yediğin kabın içine tükürmek derim. Sen diyorsun "pratik" bu gibi konuşan insanlar toplumda var oldukça bu birliğin kurulması çokk zorr... | ||
|
||
Yazı gerçekten çok güzel.İnsan okuyunca "Nereden nereye" diyor.Bence iki halkında birbirini yoksayması gibi bir durum söz konusu değil.Bugün gelinen bu durum tamamen ileriyi göremeyen yüzeysel iktidarların günü kurtarma arzusu içinde sözde medeni batının çıkarları doğrutusunda hareket ederek(bilinçsiz ve ya bilinçlice) uyguladıkları politakanın sonucudur.Bizim devlet olarak zaaflarımızı bizden daha iyi bilen ve anlayan batı dünyası dağima bu açılan yaranın üstüne tuz basmaya devam edecektir.Bizim izlememiz gereken yol aklın ve sağduyunun yoludur.Türkler ve Kürtler olarak romantik düşlere kapılmamalı aklımızı kullanarak bir takım sonuçlara varmalıyız.Şu bir gerçektir ki:Bugüne kadar Batı'nın çıkarları doğrultusunda başka bir deyişle himayesi altında kurulan her devlet kan kusmaktadır.Ayağını bastığı her yeri bir çekirge sürüsü gibi kemiren,sömürüyü kendine hak görmüş,daha hala kazanılacak savaşın olmadığını anlayamamış sözde medeni batı dünyası görüldüğü üzere Ortadoğu halklarına biçtiği işbirlikçi yönetimler ve getirdiği rejimlerle onların insanlık onurunu hiçe saymıştır.Sonuç şudur ki batı devletleri hala bizi bir rakip olarak görmektedir.Türk ve İslam nüfusu Batı'nın egemenliğine tehdit edecek derecede fazladır ve kontrol altında tutulması gerekir.Bu durumları çok iyi analiz edip değerlendirmeliyiz ki onlara zaaflarımızı sömürme fırsatı vermeyelim.Kürtler ve Türkler kardeştir hepte öyle kalacaklar.Bizi ayırmaya çalışarak aklımızı hafife alan güçler,birgün bize hakettiğimiz saygıyı vermek zorunda kalacaklar. evet d e bu kardeşlik için pratikte bişeyler yapmamız lazım Evet iyi demişsin güzel demişsin pratikte birşey yapmak lazım diye.Ama her iki tarafında birşey yapması lazım.Bir tarafı sürekli eziliyor ve aşağılanıyor gibi göstermek çözüm değildir.Yıllardır Türkiye'de yaratılmaya çalışan bir hava var.Sanki Güneydoğu'ya hiç yatırım yapılmıyor,oradaki insanlar devamlı eziyete mahkum bırakılıyormuş gibi bir hava...Bakın ben Ege'liyim Ege'nin küçük kasabalarına ve küçük kentlerine gidin bir bakın yollar nasıl,eğitim düzeyi nasıl!Size garanti veriyorum Güney Doğu Anadolu'da öyle berbat yollar bulamassınız eğitimde de dağlar kadar fark yok bence.Millet'in tamamının çektiği bir zulmü sadece tek bir kesime indirgeyerek vatanı bölmekte yanlıştır.Demek istediğim şey bu. |
||