|
||
| Seçim sonuçlarıyla birlikte gündeme gelen yankılar, sıradan bir ilgi derlemenin ötesine geçecek görünüyor. Her zaman bu tür dalgalanmalar olur, sonra her şey yeniden eski tekdüzeliğine döner. Ama bu kez öyle olmayacağını gösteren belirtiler birbiri ardına karşımıza çıkıyor. Böylesinin gereği tartışma götürmez zaten. Şu an elimin altında bir bildiriyle bir soruşturma var. Bildiriyi yayınlayan TMMOB yönetim kurulu. Başlık, bildirinin içeriği hakkında yeterince bilgi verir nitelikte: “Bu ülkede faşizmin adıdır 12 Eylül”. Bildirinin içeriği, bakışını yakın tarihe çeviren bir değerlendirme çabasına dayandırılmak istenmiş. İlkin 12 Eylül öncesindeki bir zaman dilimi ele alınarak bu süreçte ekonomiden siyasete geniş bir açılım içinde yaşananların satırbaşlarıyla dökümü (neden-sonuç ilişkisi gözardı edilmeden) yapılıyor. Sonra bu ilişkiler ağı, tarihsel bir akış içine yerleştirilerek daha geniş boyutlu bir çerçevede görünür kılınıyor. Üçüncü aşama, 12 Eylül’de neler olduğunun topluca anımsatılması. Sayısal bir dökümün ardından, “12 Eylül ne demek?” ara başlığı altında bir dizi niteleme geliyor. Sonuç yerine vurgulanmak istenense, şiirin “dilim varmıyor ama kabahatin çoğu senin be canım kardeşim” dizesi anıldıktan sonra, “12 Eylül yargılanmalıdır” sözünün gereklerini hep birlikte yerine getirme çağrısı. Elimin altında olduğunu söylediğim soruşturma, bir edebiyat dergisince düzenlenmiş. Bir yanıyla, edebiyatın bu konuda duyarlık göstermesi açısından sevindirici. Bir yanıyla da, toplumsal ve siyasal kuruluşuların araştırmalarına kültür-sanat boyutunu getirmesi bakımından anlamlı. Varlık dergisinin önümüzdeki sayısında yayınlamak istediği soruşturma dosyası, “edebiyatımızın önde gelen isimlerinin, Türkiye’nin bugünkü durumu üstüne görüşlerini” okurlarla paylaşmak ve gelecek yıllara belge bırakmak amacında. “Siz ne düşünüyorsunuz?” diye sormadan önce, seçimler öncesinde yaşanan laik-antilaik çekişmesini, seçim sonuçlarıyla gelinen durumu özetleme gereği duyulmuş, soruya dayanak olarak da “Bu durumun, 1923’te kurulan Cumhuriyet’le ve onun değerleriyle ters düşen, hatta sonunu getiren bir gelişme olduğunu ileri sürünler gibi; Cumhuriyet’in ancak bu şekilde asker-sivil bürokrasinin vesayetinden kurtulup sivilleşebileceğine, daha çağdaş bir evreye geçebileceğine inananlar”ın varlığı anımsatılmış. Soruyu yanıtlamaya, bu sergileme sırasında su yüzüne çıkan kavramların (“cumhuriyetin değerleri” / “laik-antilaik” çatışması / “asker-sivil bürokrasi vesayeti / “çağdaş bir evre”) yadsınamayacak gözlemler oluşturmakla birlikte, asıl görülmesi gerekeni gözlerden uzak tutmaya yaradığını vurgulamakla başlayabiliriz. Asıl görülmesi gereken, ülkenin yapılanmasında sınıf gerçeği açısından temel seçimlerin yapılıp yapılmadığını, yapılmışsa bu seçimle ilgili örgütlenmelerin ne aşamada bulunduğunu, üretilen politikalarla yapılan çalışmaların ne gibi sonuçlara ulaştığını, yapılmamışsa bu eksikliğin doğuracağı ortamı ve onun sorumluluğunu sorgulamak olmalıdır. Gerek alınan sonuçların, gerek yaratılan ortamın sorgulanması ise, ülkenin içinde bulunduğu duruma nasıl geldiğini / getirildiğini açıklayıcı bir araştırma ve değerlendirme seferberliğine dayandırılmalı. Adını andığım 12 Eylül özelinde TMMOB bildirisi, buna küçük ölçekli de olsa bir örnek çağrışımı taşıyor. Belleğimde yer alan, TİP’in 70’li yıllarda yaptığı çok daha kapsamlı çalışmanın ise, akla gelmekle kalmayıp duyulması / duyurulması gereken heyecana öncülük edecek bir niteliği olduğu vurgulanmalı. Sözü şu an edilenler, daha ileri aşamalara götürülecek girişimlerin, ulaşılacak kapsamlı sonuçların umarım bir önsezisidir. |
||