SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Sanat Çalışmalarımız

Konu: sesimi duyan varmı?mekanik bir yalnızlıktır burjuva 1-2

Sayfa: 1 [ 2 ]

RenaultFerrari 16.09.2007 02:14:26
doğru doğru doğru

delikız 16.09.2007 02:48:39
sesimi duyan var mı?
diye seslendi bir ses
-mekanik yalnızlık- dediği burjuva'ya
kim bulaşmamış ki buna?
insanların tanrı suretinde gezen
diğer suretleri,
sence bunun için suçlanmaya değer mi?
insanların,kendi doğrularını dayatması mı?
savaşlara ve çıkmazlara neden olan?
yoksa bunların kılıflanıp, maskelenip
sokaklarda kol gezmesi mi?
hangisinin öncelikli olduğu değil mühim olan!!!
yaşanan bir gerçeklikse
ve insanlar yavaş yavaş içlerini
çürütmekteyse
patlama noktasında duran kimlik
artık kimliksiz olmayı seçmişse
çözmek adına yapılması gerekenlerin
ayağına çelme takılmışsa

insan tanrılar değil
tanrı insanlar var demektir!...




canım benım sana katılıyorum delıcocuk da katılıo bellı kıı  afro



17.09.2007 00:23:37
Aç kapıyı yalnızlık, ben geldim

Hayır, ağlamadım, gözlerim yaşlı değil.

Cephedeydim, kurtaramadım yenilmekliği.

Gece yarısı, uyumuştur sokaklar çoktan

Bir sen varsın işte, bir de benim hayaletim...

Bakma öyle, al elimden valizlerimi

Bir şey yok içlerinde; balık kokusu sinmiş üç beş
kazak,

Kırık bir ayna, bir kaç tel siyah saç...


Soğuk burası, yağmur kokuyor

Geceleri uyku tutmaz insanı burda

Bak, yıldızları görmem lazım benim dolunayda;
çıldırırım

Yıkarım üstüne bu mahzeni, kaçamazsın...


Morarmış, çatlamış ellerim soğuktan görmüyor musun?

Varsa sıcak bir çorba getir bana, tuzlu

Yoksa uğraşma, aç değilim.

Saat yok duvarlarda, o kadar yalın yaşamak

Günışığı da yok, karanlık ruhun gibi yakın sana...


Yalnızlık kapat kapıyı!

Şuraya, şu soğuk taşların üzerine bir yatak ser bana.


Uyumak istiyorum,

Unutmak istiyorum,

Unutulmak istiyorum...

deliçocuk 21.09.2007 20:35:42
 MEKANİK BİR YALNIZLIKTIR BURJUVA-2-(FARKINDAMIYIZ)

analık hakkını yerine getirip toprak çatlatırken göbeğini, filize duyordu tohumlar. Kara bulutlar çekilmişti gökyüzünden ve kuşlar dönmeye başlıyorlardı hasret kaldıkları ülkelerine. Gelincik ko
kuları iniyordu dağlardan yüreklenimize. Kanı kaynamaya başlamıştı insanların, sevdanın ve kavganın peşinden gidiyorlardı. Yaşam olacaksa ya Özgür olacak ya da hiç olmayacaktürküsüyle merhaba diyorlardı hayata....
Her günümüz bahar tadında olsun diyedir, yüreklenimizdekiateşin kendini yaşama salıvenip hiç bitmeyecek özlemleri yaşamsallaştırması diyedir, ümit edilen, gerçekleştirilen, can, kan, adanan ömürlenin kendisi.Sokaklara yayılırken neşeli çocuk sesleri,bölerdi, bir annenin zılgıtlar çekip feryatlar etmesi.Düğüne mi, yoksa cenazeye miydi bu gidiş, bilin-mez, yüreği dağ analarımızın yüreklerinde insan taşıyanımız.

Şehre bahar geliyordu, bahar kana bulanıyordu. Beklenen oğulun, hasretlik sevgilinin, kardeşlenimizin, dostlanrnızın bedenleri gittikleri gibi dönmiiyorlardı. Şehrin en işlek caddelerinde, analar ağlıyor,panzerler su sıkıyordu, siz susuyordunuBahar yeniden gelmişti hem de hiç şaşırmadan zamanını, asırlar önce defalarça yaptığı gibi tam vaktinde... Ama gökyuzun de ne biruçurtma vardı, ne bir parça banş ne özgür onurlu çocukların sevdaları, nede onların kaızleşlik türkülerini sonuna kadar söyleyebiliyorduk. Yarım yamalak sevinçlenimiz, kalıyordu kursağımızda. Gece karanlığında yırtılırken sessizlik, korkuyoıduk. Silah sesleri ürkütüyordu bizleri. Her el bir silah oluyordu. Her silah onlarca mermi her mermi yüzlerce can, her can bin parça alıp götürürken bizden, kankokusu karışıyordu canımıza  gelen esintilere. Dağ, kan, can, zindanoluyorduk kendimizde....

ewet bahar gelmişti, İçi boşaltılmış zıvanası yerinden çıkartılmış dünyamıza hiçbir şey değişmemişti oysa. Adaletin bozulduğuyerden devam ediyordu herşey . Bozuk, aksayan sömürgecibir ahlaksızlıkla...issizler işsiz olmaya, kadınlar düşükyapmaya, çocuklar
simit satarken uçurtmalar  hayale takılı kalmaya devam ederken ,birileri dünyanın bütün nimetlerini sadece kendisinin bilip tüketirken birileri açlıktan ölmeye binleri can almaya, birileri ardından ağlamaya. ;birileri dünyayı çirkefleştirmeye, birileri güzeileştirmek ıçın sahiplenmeye ve bu uğurda bedel vermeye, birileri küfretmeye birıleri çalmaya birileri kaçmaya ,birileri genetik şifreyi çözmeye  , biriileri sıra başında hayatını kurtaracak(aslında tutsaklaştıracak)bilimden uzak ezber sorular çözmeye ,birileri ömrünü uzatmaya birileri nezleden ölmeye dewam ediyordu...
  tüm bunlara rağmen yinede gelmişti bahar...ve her gelişinde de milyon istek barındırıyordu özünde mutlu, özgür, eşit aşk dolu bir dünyada insanca yaşatılmak adına.Binleri vazgeçerse artık dünyanın sadece kendilerinin olduğu o iğrenç düşüncelerinden, bahar tam anlamıyla soylu bir güvercin özgünlüğünde yaylalarda, dağlarda, şehirde, köylerde, toprakta evde işte kendimizde ülkemizde dünyamızda cennetteki ırmakları çiçekleri dereleni bütün güzellikleri indirerek gökyüzünden yeryüzüne ve cehennem ateşine milyon kova tükürerek söndürüp yaşama sevdayamutluluğa susamış canımızı, yaratarak defalarca özümüzü, annelerimizin sevgi, şefkat ve koruma duygularıyla otuzumuzda,ellimizde, yetmişimizde, saf bir çocuğun düşleri tadında kırçiçekleri güzelliğinde, mis kokularını duyumsayarak ve ancak yüreğimizi, zihnimizi aydınlatan güneşe dönerek yüzümüzü yaşayabiliriz, yaşatabiliriz bu güzelim baharın tadını çıkararak ömrümüzde.
     
  Evet, gelmişti bahar... Her defasında olduğu gibi yine barış yoktu dünyamızda ve ülkemizde. Hiçbir şey beklediği gibi değildi.Yine büyük bir hayal kırıklığına uğramış ve kendini bir başına eksik saymıştı.Çünkü bahar barışla özgürlükle anlam kazanırdı ancak oda bunu biliyordu; ama yine de vazgeçmemişti insana, doğaya tüm dünyaya can vermeye, yaşam vermeye. Biliyordu,çünkü binleri yüzyıllardır karşısında duruyordu zulmün, kinin,nefretin ve tüm kötülüklerin kaynağının yüreklerinde insana yaraşır bir sevgi taşıyarak.Kendinin bahar olduğunu, sevdanın güç olduğunu bildiği gibi biliyordu er ya da geç irazanacaklar. Kazanacaklar ve yeryüzünü cennet yapacaklar onlar, inadına.
       ‘Bu ahkam kesen de kim?” diyen seslerinizi duyuyorum. Tanımadınız değil mi?Nasıl unuttunuz bu kadar kısa sürede söylesenize.Daha düne kadar acı dolu seslenişine kulak tıkadığınız, Milyon olay gibi görmezlikten geldiğiniz kişiyim ben. Kendi geçmişiyle cezası verilen iğrençleşrniş bedenin, temizlenmeye çalışan, kendinden kurtulmak isteyen ruhum ben hatırladınız mı?lşte o benim!
        Bekledim sizi, gün geceye karıştı gece ölümlere, ölüm ağlayışlara,ağlayış,isyanlara,isyanlar feryatlara...
        Bekledim sizi, kendi yasımı tutarken ruhum, aylar devirerek zamanın sonsuzluğunda baharları kışlara emanet ettim. Gözlerim yolda bir ses, bir hareket beni huzursuzluğumdan kurtaracak bir insan bir hayvan yüreğinde bir parça sevdalı bakış olan herhangi birini
herhangi bir varlığı bekledim ama gelmediniz siz. Hiçbiriniz! Çığlığım kulaklarınızdan iletilmişti sinir sisteminize, bütün duyu organlarınıza ama siz aldırmadınız rahatsız etmişim meğer sizi. Midenizi
bulandırmış, beyninizi sulandırmışım. Sesim iğrençleşmiş kulaklarınızda, kokum burun direğinizi kırmış, cesedim göz zevkinizi bozmuş. Dokunmak istememişsiniz bana. Söyler misiniz neden? Oysabilin ki hiçbir farkmız yok benden.Aynısınız benimle. Çıkarırsanız yüzünüzdeki maskeleri göreceksiniz yalancı olduklarını aynaların .Aynı benim cesedim gibi çirkefliktedir yüreğiniz,kokunuz lağıma eş, suretiniz içinizdeki canavari gösterecektir herkese. Korkmayın sakın aynalarda gördüğünüz KENDİNİZSİNİZ üzgünüm GERÇEKSİNİZ.Evet bekledim. Saatler vakitsiz tarih de ilgilendirmivordu beni. Ölülere zaman değmez bu yerde. Mekanı da yoktur şimdi cismimin. Yine de değilim Özgür. Acı ve kederim sınırsızlığımla yankılanıyordu duyarsız hayatlannıza. Gökleri inletiyordum çağrılarımla. 0 bile üzülmüş, acımıştı bana. Ama ne yazık ki yetmiyordu geçmişimi günahlarımı temizlemeye gönderdiği yağmurlar.Yağmurlar yetmiyordu beni özüme döndürmeye. Çaresizlik türküleri dolanıyordu dilimde, bin isyan bin küfür bin pişmanlıktı ağzıma dolan. Yalvarış yakarışlarım adresini arıyordu kendi yurdunda. Yurdum kaybolmuştu kendi kalabalığında. Hiçbir çağrım dönmezken geri, ümitsiz bir karamsarlığa mahkum ediyordum kendimi. Toplum adına bir ben olmak istiyordum oysa. Soran sorgulayan bilen anlatan yaşayan ve üreten bir ben. Ben olmak istiyordum kendimde. Tüm kuralları, onura, ahlaka ayarlı. Aşka sevdalanan barış adına, kavgaya tutuşan çocuk yürekli kadına yol veren anamı yücelten ben olmak istiyordum, sadece bir ben. Tanrılığımdan vazgeçiyorum. Kendimi dünyanın bır merkezine bırakmaktan da. Şimdi binlerce çocuk doğurmak istiyorum. Savaşın ortasında bin barış çocuğu. Bin cennet çocuğu. Kanatarak tımaklarımı, dişlerimi kırarak acıdan, derimi soyarak bedenimden gözlerimi çıkarıp yerlerinden haykıra haykıra doğurmak istiyorum kendimde milyon kere o çocuklan.İtiraz eden sesleriniz geliyor bana. Doğru olabilir aslında, haklı da sayılabilirsiniz. Sesim yarım yamalak, sözcüklerim kesik, cümlelerim eksik gelebilir size. Tiksinebilirsiniz de ben den. Kendin ettin kendin buldun da diyebilirsiniz. Ama kolay değil işte. Cesedimle ayni yerde kalarak kara sineklerin konduğunu görmek, bedeninde yuva yaptıklarını bilmek. Her gün daha berbat bir hale gelmesini seyrederek canından kurtların ürediğini görmek (kendi bedenimden kurtlar yaratıyorum dünyaya, sonra o kurtlara yem yapıyorum kendimi. İsteksiz bir şekilde.) Yabani yalnızlıgıma harcatıyorum yokluğumu. Yokluğum acıyor geçmişim yüzünden.Sakın bana sizin benim gibi olmadığınızı söylemeyin ;inanmam.Siz de inandırmayın sakın,söylediğiniz bu yalana kendinizi.Benden betetr yaşıyorsunuz.Bin beter hem de.Geleceğinizi düşününce acınacak haldesiniz inanın.İnkar mı ediyorsunuz?Peki söyleyin o zaman...Siz değil misiniz kendi kalabalığınzda yalnızlaşan,yalnızlığınızda bir başınıza tek yaşayamayan?...Güzel yalanlar söyleyip,yalanlarınızı bile somutlaştıramayan...Beklentileriniz için hiçbir emek sarfetmeyen. Yaşamınızın tümünü bir kaosa çevirip bi tiren. Bilmediğiniz bir yolda ilerleyip, hayatınızı çıkışı olmayan bir labirentte tüketen. Tüm yaptığınız kötülükleri meşrulaştırma yetene ğine sahip olan? Çok sıkışınca aslında ben bu değilim diyen. Söyle yin siz değil misiniz böyle inkar etseniz bile inanmam. Çünkü çöz müşüm artık sizi, kendinizi krallara adayıp duyarsızlaşmıştınız bir kere ve ses etmiyordunuz yaşananlara suskunluğunuzu hayatınızla perçinliyordunuz, kendi menfaatinizi her şeyin üstünde tutuyorsu nuz. Şişirmek göbeğinizi en güzel köle kadını koynunuza almaktı derdiniz. Bunlar için vazgeçmiştiniz onurunuzdan, ahlakınızdan. Kendinizi satıyordunuz kağıt parçalarına, fiyatlarınızı da bir başkası belirliyordu. Bir yerde tanrı olduğunuzu iddia ederken, yeri geldiğin de hiçleştirebiliyordunuz kendinizi. (bu ne büyük çelişki) BİZ-i çıka rıyonlunuz lügatinizden. Sözcük dağarcınızdan. Bir ben varım di yordunuz. Her şeyin en iyisine, en güzeline layık bir ben. Söyler mi sinizl Emek sarfetmeden, üretmeden bir ben nasıl yaratılabilinirdi?Emek olmadan nasıl dilerdiniz en güzelini. Bilmez misiniz? En güzele, BEN ile değil BİZ ile gidilebileceğini. Anlam kaymasına uğramıştı sizde çoğunluk yaşamınızdan dolayı. Biz eşittir paylaşım, mücadele, aşk, birliktelik, onur, ahlak. Biz eşittir yaşam, insan, doğa, biz eşittir ben, sen, o, herkes, tüm dünya, tüm diller, tüm halklar diye tarifini bulmuyordu. Biz eşittir hainlik, kalleşlik, kin, nefret, biz eşittir kötülük, zulüm diye söylüyor ve haklı çıkarmaya çalışarak kendinizi tahammül edemiyordunuz bir başkasının varlığına.Bir(ey)sel değildiniz toplumda,bir(ey)cileştirmiştiniz kendinizi. Tüketime ayarlıydı nefes alıp verişleriniz. Ne kadar tüketirseniz, o kadar güçlü hissediyordunuz kendinizi. Oysa kendini defalarca yerine koyduğunuz,taklidini yaptığınız peygamberlerinizi,önderlerinizi peşinden gittiğinizi iddia ettiğiniz kişileri yücelten hep üretmeleriydi: taşı, dağı, doğayı, yani yaşamın ta kendisini. Bize düşen bitirmek, bozmak, parçalamak değildi. Güzelleştirip devretmekti geleceğe. Yalancıydınız, siz bile inanmıyordunuz kendinize. Çirkeflikten yakınan, her gün şikayet eden siz değil misiniz? Peki o zaman tüm doğanın, tüm canlıların mutlak doğrusu iyilik, güzellik ve gerçek aşk neden yaşam bulmuyordu yeryüzünde ve neden Mem zindanlarında çürümeye terk ediliyordu? Söylesenize; anlattığınız kadar iyi,söylediğiniz kadar dürüstseniz peki kimdi alçağı, şerefsizi “Bu cennet yeryüzünü cehenneme çeviren’ kimlerdi? Kendine tapanlar kimlerdi?Evet yine susuyorsunuz. Verilecek o kadar cevabınız, özeleştiriniz varken siz susmayı tercih ediyorsunuz. Kulaklarınızı tıkıyor, gözlerinizi kapatıyor, zihninizi yanıtsız bırakıyorsunuz. 0 iğrenç oyunu nuzu yineliyor, üç maymunu oynuyorsunuz: görmedim, duymadım, bilmiyorum. Ama siz benden daha iyi biliyorsunuz ki gerçeklerden hiçbir zaman kaçamayacak ,onlardan kurtulamayacaksınız.Ölüm döşeğinizde bile!Çünkü hala bir köşenizde herhangi bir hücrenizde saklıdır.Gerçek öz insanın kalıntıları.Bunlar her gece başınızı yastığa koyduğunuz zaman bırakmayacaktır peşinizi ve her dakika,her saat,her gün sorgulayacaktır sizi.Acılar içinde kapımı çalıp beni kurtarmanızı beklediğim o gün çağrım geceyi yırtarken ,haykırışlarım göklere erişmişti,ilahi bir ses işittim evdeki son günümde.Göklerden mi yoksa elimdeki kitaptan mı geliyordu bu ses bilmiyorum ama gizemli güç affedildiğimi söylüyordu bana.Artık aranıza girebilecek,sizinle aynı yolda yürüyecek,aynı havayı soluyabilecektim.Eski bedenim,yeni düşüncelerimle aranızda olacaktım sizin .Ama siz göremeyecektiniz beni.Daha doğrusu içinde zulüm ,içinde kin,içinde düşman olan hiç kimse göremeyecekti beni.Yalnızca kendi kendini yaratan içi dışı temiz toplum hizmetkarı,yüceler yücesi güzel bir insan hissedebilirse eğer varlığımı,ben sonsuza kadar hep aranızda ,sizinle birlikte kalacaktım.Bunun tersi yine acı ,yine kederyine hiçlik olacaktı benim için.Evet,ben aranızdayım.Yanı başınızda.Kendiniz kadar size yakındım.Beni görmenizi bekliyor ,istiyordum.Aranızdaydım ,bir çift göz ,temizlenmiş bir yürek sizi izliyordu,FARKINDA MIYDINIZ?

göçmen kızı 21.09.2007 20:44:16
değilmişim....
bunların hepsini bir araya getiremediğimdendir belki...
yazını okumak tad bırakıyor bende biraz acıda olsa.....
deliii.....YÜREĞİNE SAĞLIK SENİN.....

deliçocuk 21.09.2007 21:19:38
saol cici teşekkür ederim.. okuman mutlu kıldı beni..sevgiler...

22.09.2007 22:28:54
Yüreğimin en sessiz harfiyle sesleniyorum sana
Sen yine aşka sağır susuşunla,
Şiirimden kanıyorsun.
Oysa kanayan gözlerimde seni taşıyorum bilmiyorsun.
Kelimeler batarken kuytularıma,
Gözlerimdeki hazandan eylül kokusu getirdim sana.
Yalnızlığıma biriktirdim seni
İsmini düş yaptım kendime…
Sende tutsak oldum içimin zindanlarına,
Sen avaz avaz koşarken ayrılığa,
Ben en sessiz cümlelerimi ayırdım yalnızlığıma
Noktalarımdan yakaladı hayat,
Ayaklarıma takıldı düşler ve sözler.
Sana kelepçeli düşlerden zaman ördüm,
Çığlık çığlığa susuşunla bir değil binlerce öldüm.
Damarlarımdan çekildi sensizlik,
Bir sürgün başladı içime.
Yanıp yanıp kül oldum sana,
Ayrılığına savrulup dem vurdum aşka…
Şimdi en siyah bir gecede,
Sözler kaçıyor bir bir sessizliğe,
Hüznün yağmurunda buluşuyor ayrılığın taneleri.
Yine şiirime sen bulaşıyor.
İklimime sen düşünce , ben üşüyorum.
Soğuğunda erirken, bir köz oluyorum…
Susuyor saatler zaman terk ediyor beni.
Bense hangi mevsime dönsem; sen estiriyor bu şehri.
Nereye gidersem gideyim, kaçış yok biliyorum,
Seni ardımda bırakmadıkça,
Söküp içimden gitmedikçe,
Sende başladığım her yol sana çıkıyor.
Kendimden vazgeçiyorum öyleyse,
beni bırakıp ardıma gidiyorum.
Meçhullerin sürüklediği bir hayatı bırakıp avuçlarına
Gömüyorum tüm şiirleri aşka,
Senden, benden geçip gidiyorum zamansızlığa !...


Sayfa: 1 [ 2 ]