SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Antropoloji

Konu: İnsan Maymundan mı Geldi?

Sayfa: 1 2 3 [ 4 ] 5 6 7 8 9

anka 30.07.2008 13:13:30
Sürekli olarak neden "evrimi milyonlarca yıllık bir süreç olarak düşünmek gerek" deniyor anlamıyorum.Çünkü zaten öyle düşünüyorum da sorular soruyorum.Sorduğum sorularda yazdıklarımda evrimin bir anda olduğunu zannetiğim kanısına mı vardınız ki?

"Hiçbir icad düşünerek bulunmaz, bütün icadlar raslantılara dayanır" dedikten sonra aslında size diyecek söz bulamıyorum.O halde insanlık hiç düşünmesin otursun nasılsa tesadüfen bir şeyler icat ediliverir.

Zaten bu cümlenizin pek akla yatkın olmadığını siz de bildiğiniz için, "Bir şeyi araştırırken başka bir şeyi görürsün ve onun üzerine "DÜŞÜNDÜKÇE" daha önce hiç tasarlamadığın br sonuca ulaşırsın" demişsiniz.
Herşey düşündükçe olur, haklısınız.

"büyüme hücreleri burada tahrik olup coşuyor" haklısınız.Ama işte o hücreleri tahrik olma yetisini veren nedir bir de onu düşünmek lazım, değil mi?
hücre nasıl bu kadar akıllıca hareket ediyor acaba?
fizik kanunudur:bir madde bir başka maddenin etkisi-itmesi olmadan haraket edemez.
Düşünelim,
Anne karnındaki ceninin kalbinin atışını başlatan nedir?

Demişsiniz ki
"bir canlıda bir kavramın oluşması için önce yeterli büyüklükte bir beyne ve beyin fonsksiyonlarının da sağlıklı (yani insan) olmasına ihtiyaç vardır"
Bitkilerin koku aldıkları, hissettikleri, hatta duyduklarını bile söyleyen bilim adamları var.
( http://www.telegraph.co.uk/earth/main.jhtml?xml=/earth/2007/08/30/scimusic130.xml )
Ama bitkilerde "beyin" yok.
Beyin sadece bir et parçasıdır.
Duygusal davranışlarımızın, kıskançlıklarımızın, aşklarımızın, nefretlerimizin, anılarımızın
sadece bir et parçasının(beyin) içinde durduğunu mu düşünüyorsunuz?
Maddi olmayan şeylerin bir madde(beyin) içinde hapis olduğunu ve kalbimiz durduğunda bütün bunların pooffff diye yok olacağını mı düşünüyorsunuz?

30.07.2008 19:38:01
bizim davarlar ben delikanlıyken, büsbüyüklerdi. bikeresinde üç yoldaşımla beraber, haskogilin sişeği derede kestik (onlara da dedik ki, yardan düştü ülüp mırdar olacaktı, bizde sevabına bıçak attık. hah hah haaa) valla soğuksu başında zor bitirdik. şimdi bu yaşta 3 kişi oturuyoruz doymadan kalıkıyoruz.

deyimki, acaba bu davarlar neden küçülüyü. haaaaa anladııııııım, demek evrim bu işte...

ulaaa, o zaman 5-10 yıl sonra bizim davarlar kuzuya döner, beş para etmezler. en iyisi satayımda şehre yerleşeyim.

kiya 30.07.2008 20:09:14
bakın bu davarçobanı arkadaşımızın hayvansal ve bitkisel yaşamla içiçe olmasından kaynaklı son derece önemli gözlemleri olmuş. fekat bunların köyünde çok güzel gözlemeler de yapılıyor muhekkak ki. bi de közleme ismini verdiğimiz şeyler var. tabi bütün bunların başında da "elinde bağlama, kara gözlüm ağlama" şarkısının acıklı ve kederli öyküsü var.

evet davarçobanı, bahse konu ettiğin gibi et küçülmüş, bir davar, üç çocuğa yetmez olmuş. mesela insan üremesi bu şekilde giderse de bir erkeğin üç çoluğa yetmeyeceği tesbiti var. nitekim doğan çocuklar ekseri kız oluyormuş. tabi, gelecek nesilin senin davarlar yerine böcekle besleneceğini ileri süren kendini bilmez zındıklar da var. dha neler var neler.

hele de davarları gütmeden dönüp ayışığında hatçe'yi çalılıkların arasında koynuna almak da var emme konuya dahl edemeyeceğimiz bir mevzu olduğundan hatçe küçülmüş müdür, küçültmüş müdür değinemeyeceğiz.

ve fekat davarlar gibi kullanılmayan insan beyninin de küçüldüğü iddiası var, var da var işte...

neyse, konuya dönersek, ileriki kuşaklara bol böcekli, az erkekli ve çok kadınlı yaşamlarında başarılar dilerken, yakupoğullarından teoman bey'in çok mühim bir şarkısını da yeri gelmişken zikredelim: çok kadın hiç kadındır Tongue

kiya 31.07.2008 23:45:52

İki farklı inanış var(evrimci arkadaşlar kzacak fakat evrim dışında bir varoluş inancını tamamen reddetmenin adı da inançtır hatta dogmadır)yani bir üçüncü teori yok hatta esamesi de yok,bu durumda mantık kurallarına göre,iki seçenekten birinin yanlışlığı,kesin olarak  ıspatlanırsa,üçüncü şıkkın olmayışından bir diğer seçenek kesinlik kazanmış olur,şayet böyle olursa evrimin olmayışı ıspatlanırsa,ne yapacaksınız?Tanrı tanımaz insanların sığındıkları tek liman ellerinden alınırsa ne olacak?Bu sefer hangi liman bulacaksınız?Bence üçüncü şıkkın arayışına başlayın zira evrim teorisi yakın bir tarihte yalanlanabilir hemde evrim sayesinde zira evrimi kanıtlamak adına çıkılan yolda evrimi yalanlayan bulgularla geri dönüyorlar...


bu nasıl bir akıldır? size kim söylüyor iki önerme olduğunu? hangi bilim kurulu bir önerme yanlışlanınca diğerinin doğruluğuna bile bakılmaz kağıdı verdi size?

işte evrim karşıtlarının en önemli özelliği budur, bolca yalanlara sığınırlar. bizim yaratılışçılar ise kendileri hiçbir düşünce etkinliğinin içinde olmadıklarından abd'den evrim karşıtı tezleri çevirip dururlar. tabi, bu çevirilerin çoğu maalesef islam karşıtıdır da şimdilik o önemli değildir. hele bir evrim meselesini dize getirsinler.

mesela sizin bunlardan haberiniz var mı?

Evrimde yeni kanıt
 
Darwin'in evrim kuramına son on günde iki destek birden geldi. Moleküler biyoloji uzmanı Thornton'un çalışmasından önce, balıklarla kara canlıları arasındaki geçişin kanıtı 'Tiktaalik'in (üstte) fosili bulunmuştu.

'Akıllı tasarım'cıların 'Basit yapılardan karmaşık yapılar oluşamaz' teorisi çürüdü. Bilim adamları soyu tükenen canlıların genleriyle evrimi ispatladı

09/04/2006 radikal

NEW YORK - Oregon Üniversitesi'nden bilim adamları, sonuçları Science dergisinin önceki günkü sayısında yayımlanan çalışmayla 'evrim'e kuşkuyla bakanlara yepyeni kanıtlar sunuyor. Evrim teorisine karşıt argümanlardan birisi, maddedeki küçük değişikliklerin karmaşık canlı mekanizmalar yaratamayacağına ilişkindi.
Araştırma ekibinin lideri, Oregon Üniversitesi biyoloji doçenti Joseph W. Thornton, "Karmaşık hücre gelişimi, evrim biyologlarının çoktandır tartıştığı bir konu. Biz bu sistemin moleküler düzeyden nasıl evrimleştiğini anlamaya çalıştık. Buna ilişkin bilimsel bir karşı görüş zaten yoktu. Bilim adamları için soru, bu evrimin nasıl gerçekleştiğiydi. Çalışmamız işte bunu ortaya koyuyor" diyor.

İki hormon reseptörü
Charles Darwin, evrim kuramını ortaya attığı 'Türlerin Kökeni' adlı kitabında, "Eğer çok sayıda, başarılı ve küçük değişikliklerle oluşması mümkün olmayan karmaşık canlının varlığı ortaya çıkarılırsa, kuramım çökecektir" demişti. Thornton, bu çalışmayla ortaya konulan moleküler mekaniğin evrimleşme sürecinin, Darwin'in teorisiyle tamamen uyumlu olduğunu belirtiyor. Yeni moleküler biyoloji teknikleri, bilim adamlarının bir hücre içinde milyonlarca yılda gerçekleşen evrim sürecini yeniden yapılandırmasına olanak veriyor.
Thornton'un deneyi, birisi stres, diğeri de böbrek dolaşımı hormonlarına ait iki hormon reseptörüne odaklanıyor. Hormonlar ve hormon reseptörleri, anahtar ve kilit çiftleri gibi işlev gören protein molekülleri. Hormonlar belirli bir reseptörün içine uyduğunda, bu birleşim, hücre fonksiyonlarına 'aç' ya da 'kapa' sinyali iletiyor.
Hormonların ve reseptörlerin tamamen birbirleri için var olması ve eşleşmeleri, biri olmadan diğeri işlevsiz kalan bu iki farklı molekülün yeni çiftlerinin nasıl olup da evrimleşebildiği sorusunu akla getiriyor.
Araştırmacılar, bu soruya cevap bulmak için soyu tükenmiş canlılardan alınan genlerle oluşturdukları iki hormon reseptörüyle bunların günümüzdeki eşdeğerlerini karşılaştırdı. Bu reseptörleri üreten genleri ve bu genler arasındaki benzerlik ve farklılıkları inceleyen bilim adamları, tüm bu genlerin 450 milyon yıl önceki tek bir ortak genden türediğini keşfetti.

'Akıllı tasarım' zor durumda
 
Araştırma ekibi, reseptörlerin atasını laboratuvarda yeniden yarattı ve bu reseptörün günümüzdeki hormonlarla da bağlanabildiğini gördü. Deneyler de, aynı atadan evrimleşen reseptörlerin milyonlarca yıl içinde doğal seçilim mekanizmaları sayesinde farklı farklı işlevler kazanacak şekilde evrimleştiğini ortaya çıkardı.
Thornton, deneyin 'akıllı tasarım' düşüncesinin ateşli savunucusu Michael J. Behe'nin 'indirgenemez karmaşıklık' kavramını çürüttüğünü söylüyor. Behe, yaşamın karmaşıklığının ancak bilinçli bir varlık tarafından tasarlanabileceğini, basit yapılardan oluşamayacağını öne sürüyor.
Thornton, "Hormon-reseptör çiftinin anahtar kilit mekanizması 'indirgenemez karmaşıklığa' mükemmel örnek. Ama çalışmamız, bu karmaşık yapının hiç de indirgenemez olmadığını, aksine bu reseptörlerin ortak ve daha basit bir atadan evrimleştiğini gösterdi" diyor. (The New York Times)

neyse, benim meselem evrim değil, beni asıl üzen şey bizim müminlerimizin bu kadar alakasız oldukları konuda har vurup harman savurmaları ve dahi kendi yararlarına tek düşünce dahi geliştirememeleridir.

nitekim bu konuda düşüncelerimi daha düzgünce ifade ettiğim "bilim tabulaşmış mıdır" başlıklı tartışma bugün yayında değil. ama best of linkimizde benim yazım mevcut.

http://sifirforum.com/index.php?topic=13616.0

ice 01.08.2008 00:49:58

"Hiçbir icad düşünerek bulunmaz, bütün icadlar raslantılara dayanır" dedikten sonra aslında size diyecek söz bulamıyorum.O halde insanlık hiç düşünmesin otursun nasılsa tesadüfen bir şeyler icat ediliverir.

1) Şimdi bu eleştiri ve söylediklerimi çürütmemi? Bence bunu  felsefede tek bir karşılığı var totoloji halk dilinde ise demogoji.

Alıntı sahibi:
Zaten bu cümlenizin pek akla yatkın olmadığını siz de bildiğiniz için, "Bir şeyi araştırırken başka bir şeyi görürsün ve onun üzerine "DÜŞÜNDÜKÇE" daha önce hiç tasarlamadığın br sonuca ulaşırsın" demişsiniz.
Herşey düşündükçe olur, haklısınız.

Bakınız 1. Madde.

Alıntı sahibi:
"büyüme hücreleri burada tahrik olup coşuyor" haklısınız.Ama işte o hücreleri tahrik olma yetisini veren nedir bir de onu düşünmek lazım, değil mi?

Hiçbir hareket hiçbir olay sebepsiz değildir. Bu fiziğin birinci yasasıdır. Bu herşey için geçerlidir. Yani eğer kemik hücreleri tahrik olup uzuyorsa bu hücreler bu uzama potansiyelini içinde taşıyor demektir. Sadece uygun ortam bulunca bu potansiyel ortaya çıkar. Yani poıtansiyel enerjinin kinetik enerjiye dönüşmesi gibi bir şey bu. Son dönemde tarımda sulama teknikleri üzerine yeni bilgiler ediniyoruz. Buna göre yağmurlama tekniği ile klasik sulu tarıma göre 5 kat daha fazla verim alınabiliyor. Ancak şimdi bir plastik boru üreticisi firması yaptığı araştırma ile klasik sulu tarımdan 100 kat yağmurlama tekniğinden ise 20 kat daha verimli bir tarım modeli bulduğunu söylüyor ki buna optimal sulu tarım diyorlar. Buna göre bitkilerin gelişmesini engelleyecek bütün olumsuz doğal koşullar sulu bir laboratuar ortamında ortadan kaldırılıyor. Elde edilen verim şaşırtıcı derecede büyük. Bir de dönüşümlü ekolojik tarım modeli var. Burada ise bütün yapılması gereken bir hasatın ardından hangi bitkiyi ekeceğinizi bilmek. Her bitki bir sonrakinin doğal gübresi oluyor. Ne sulama gerekiyor ne toprağı sürme ne yabani otları ayıklama. Bütün yapacağınız zamanı gelince hasadı toplamak. Sonuç burada da şaşırtıcı; endüstriyel tarıma göre kat be kat yüksek oranda verim ve sıfır çevre kirliği ve sıfıra yakın maliyet ve emek. (bkz. Ekin Sapı Devrimi, Masanobu Fukukoka) Hiçbir şey mucize değil sadece sorun bizi engelleyen faktörleri saptayıp önyargıları ortadan kaldırmayı becerebilmek.

Alıntı sahibi:
hücre nasıl bu kadar akıllıca hareket ediyor acaba?
Hücre akıllıca hareket eder mi? Akıl eğer insana özgü bir şey ise hücrenin hareketinin bir yasaya dayanması gerekir. Ki öyledir. Bitkileri ışık oyunları ile yönlendirebilir veya gelişmesini tahrik edebilirsiniz. Kaldıki tavukçuluk sektöründe tavukların erken yumurtlaması için de yapılır bu. Yani koşullar ve potansiyel belirleyicidir.

Alıntı sahibi:
fizik kanunudur:bir madde bir başka maddenin etkisi-itmesi olmadan haraket edemez.

İşte benim demek istediğim de bu.Herşey birbirine bağlıdır. İlk patlamadan bu yana evrendeki herşey kaos'un yasasına bağlı. Evrende herşey o bir'den doğmuştur. O bir patlayarak evren meydana gelmiştir. Evrendeki herşey o birin bir parçasıdır ve hala birbirini etkilemeye devam etmektedir. Evrenin genişlemeye devam etmesi de bunu gösterir. Bu evrim teorisini çürütmez. Kaldıki evrim herşeye rağmen bir teoridir. Çürütülemez de değildir. Ama akıllı tasarım daha teori bile olmayı hakedecek bir olgunluk gösteremiyor. Akıllı tasarım olsa olsa evrimi çürütmeye çabalayan amacı da belli olan güdük bir ideolojik karşı çıkış olabilir. O da tek tanrılı dinsel teolojiyi haklı çıkarmaktır. İlk patlama evreni oluşturdu tamam. Şimdi önyargısız bir fizikçi gibi düşünelim. Peki ilk patlamayı ne tetikledi onun nedeni neydi? Ondan önce ne vardı? Evren genişlemeye devam ettiğine göre bu genişlemenin de bir sonu olacakmıdır? Olacaksa bu yeni bir patlamaya mı neden olacaktır? Evrende hiçbir şey yokolmaz. Demek şu andaki biçim daha önceki başka bir biçimin sonucudur. Tanrı varsa belki de o ilk patlamada parçalandı, evrene dönüştü, belki de hepimiz onun birer parçasıyız. Bu tasavvuf düşüncesine de denk düşer. vs. Tüm bunlar akıl erdiremediğimiz sorulardır. Ama düşünmekten vazgeçmemeliyiz. Zira dinsel teoloji bize orada dur demektedir. Bundan ilerisi günah, kibir, haddini aşma.vs. diye nitelenmektedir.

Alıntı sahibi:
Düşünelim,
Anne karnındaki ceninin kalbinin atışını başlatan nedir?

Düşünelim. Anne karnındaki ceninin bedensel fonksiyonları yeterli gelişmeyi sağlayınca kalp otomatik olarak kanı pompalamaya başlar. Zaten ceninin ilk andan itibaren cansız bir organizma olmadığını  biliyoruz. Ne oluyor cenin? Ana rahminde evrim geçiriyor 9.5 ay doğru mu? Eğer kromozom eşleşmeleri normlara uygun olursa sağlıklı bir bebek doğuyor olmazsa sakat oluyor yada ölüyor. Bu da doğrumu? Potansiyelinde olanı gerçekleştiriyor yani. Tabii bu fizik terminoljisinde böyle teolojide ise kader. Oysa "kader" kavramı tüm eski dillerde yörüngesi değişmeyeni yani yıldızları gezegenleri ifade eder yani varolan potansiyel enerjiyi.

Alıntı sahibi:
Demişsiniz ki
"bir canlıda bir kavramın oluşması için önce yeterli büyüklükte bir beyne ve beyin fonsksiyonlarının da sağlıklı (yani insan) olmasına ihtiyaç vardır"
Bitkilerin koku aldıkları, hissettikleri, hatta duyduklarını bile söyleyen bilim adamları var.
( http://www.telegraph.co.uk/earth/main.jhtml?xml=/earth/2007/08/30/scimusic130.xml )
Ama bitkilerde "beyin" yok.
Beyin sadece bir et parçasıdır.
Duygusal davranışlarımızın, kıskançlıklarımızın, aşklarımızın, nefretlerimizin, anılarımızın
sadece bir et parçasının(beyin) içinde durduğunu mu düşünüyorsunuz?
Maddi olmayan şeylerin bir madde(beyin) içinde hapis olduğunu ve kalbimiz durduğunda bütün bunların pooffff diye yok olacağını mı düşünüyorsunuz?

Şimdi kavram derken akıldan sözettiğimizi varsaymıştım. Oysa bitkilerin duyuları hatta duyguları olmadığını söylediğimi hatırlamıyorum. Aslına bakarsanız bana göre canlı ile cansız madde arasındaki ayırım da çok muğlak. Evrenin tamamını devasa canlı bir organizma olarak kabul etmek de mümkün. Öyle olduğu için aminoasitlerden canlılar uygun koşulları bulunca kolaylıkla türeyebiliyor.

Bir son olarak maymunla akraba olmayı kendine yediremediği için insanı hayvandan kibirli ve üstün bir yaratık olarak kabul eden (başta anka olmak üzere diğer) arkadaşlara bir diyeceğim var. Maymunla akraba olmak maymundan gelmiş olabileceğimiz gibi aynı soykütüğüne bağlı daha ilkel başka bir ortak atadan daha ilkel bir primat türünden gelmiş olabileceğimiz anlamına da gelir. Ben ikincisini daha olası buluyorum.

Günümüzde milyonlarca yıl önce yaşayıp aniden ortadan kaybolan dinazorların nereye gittiği bir türlü açıklanamazken  oradada eksik bir halka vardır. Ancak benim de katıldığım görüşe göre günümüzün bir çok kanatlı havyan türünün bazı dinazor türleri ile büyük benzerlik gösterdikleri hatta akrabalık taşıdıkları söz konusudur. Bu değişikliğin kozmik bir etki ile oluşan ekolojik değişimden kaynaklanması mümkündür. Ama sonuçta dinazorların birden kaybolduğunu sanmıyorum. Olsa olsa ani de olsa değikşikliklere en azından kısmen uyum göstermiş olduklarını ve değişerek evrim geçirerek başka türlere dönüştüklerini düşünüyorum. En basitinden mamutlar yok oluyor da  filler niye yaşamaya devam ediyorlar. Mamutlar buzulllarda yaşarlardı filler ise tropikal ilkimlerde yaşıyorlar. E nasıl oldu da oldu bunlar? Mamutlar ve filler akraba değil mi yoksa?

kiya 12.08.2008 21:35:08
             Ortak Ata:  İki ya da daha fazla türun ,soyun sahip olduğu ortak ata - başka bir deyişle, bu soyların kendisinden geldiği ata. Örneğin, iki biyolojik kardeşin ortak ataları bu kardeşlerin anne-babası ile anneanne-dedesini içerir; kır kurdu (Canis latrans) ve kurdun (Canis lupus) ortak ataları arasında ilk köpekgil (canine) ve ilk memeli vardır.

        Peki ortak ata aynı soydan geldiyse İnsan maymundanmı türemişdir. Maymundan insan türemediyse nasıl insan oldu. ve Maymunla aramızda bağ ne.

Bu sorunun cevapını bir haftadır bekliyorum cevap yok.

şimdi bakın mesela, arkadaş bu sorunun cevabını bekliyor, hem de haftalardır, ama sizde tık yok sevgili kardeşlerim. mesela bende de birkaç hafta tık olmadı mı, acayip tırsıyorum yani. ulan diyorum, acaba ne oluyor, bi sorun mu var diyorum?

hakkaten, bu insanlar nereden geldiler? "ortak ata" sözcüğünü bile algılayamayan insanlar nasıl türediler? kendilerine yapılan kinayeyi ciddiye alan insanlar hangi cehennemden döküldüler? asıl sorum şu: bu insanlar dünyayı bile bile cehenneme çevirmeye mi gönderildiler?

sana ne be adam ortak atadan? sen zaten inanacağına inanmışsın!

bak, kedigiller familyası var. elinin altında internet var. her şeyi araştırabilme kabiliyetin var. hiçbir şey yoksa google var. niye kaç haftadır bekliyorsun?

mesela biyoloji, köpeğin kurttan türediğini savlamaktadır. sen çıkıp diyor musun, yok efendim zinhar, allah katında böyle bir şey olmaz diye? peki, köpek ile kurdun ortak atası neydi? kurtköpek mi diyeyim sana? ne diyeyim?

kedi ile aslanın aynı soydan türediği de bilinmektedir. kediaslan mı diyeyim bi önceki soya?

ve insan ile maymun aynı soydan gelmiyorsa "akılsız insan" nereden türemektedir?
Iyi ya iste ben de soruyorum mukemmel insan var midir ilk hali ve simdiki hali bir olan?

Bu fiziki degisikliklere ne diyeceksin?


vay canına ewrim teorisini ispatladı

Gelmedi.Bunu idda edenlerin sahtelikleri ya da amacına ulaşamadıkları kanıtlarla ortaya konuldu.İyi araştırın lütfen.Biyoloji dersleri bile açıkladı bunu.

noldu evrimciler sustunuz cevaplarınızı bekliyorum. Biolojik olarak ortak ata nedir. Diyorsunuz ya insanla  maymunun atası ortakmışya.

alın işte, akıl görebiliyor musunuz bu satırlarda?

hah, bu arkadaşlar çıkıp bizden, picasso'daki sanatı da izah etmemizi isterler. ne de olsa kendileri algılayamıyor ya. derler ki "bunu ben bile çizerim. neresi sanat? tükürüyüm ben böyle sanatın içine."

sanatın içine de biyolojinin içine  de balıklama dalar bunlar. oğlum, çok meraklı isen cambridge'de biyoloji enstitüsü var, sorbonne'da görsel sanatlar ana bilim dalı var. gitcem dedin, öğrencem herşeyi dedin de biz mi tuttuk? alla alla ya.

iki kuruşluk bilginle, dünyanın yüzbin yıllık geçmişini yargılama hakkını kim veriyor peki sana? bugüne kadar ulaşılabilen "insanbilgisi" ile eğleneceksen, insan soyunun nerden geldiği seni niye ilgilendiriyor? git, kumda oyna, kabilenle eğleş, yuva kur, çalış, sonra da öl gitsin. alla alla ya...

neymiş, buna cevap verecekmişiz, ulen sana dawkins'i getirsem, darwin'i diriltsem aynı saçmalıkları adamlara söyleyip beni rezil etmeyecek misin?

sen, darwin'in bir kuşa baktığı kadar bütün dünyaya bakabildin mi de yargı oluşturuyorsun? senin dünyaya baktığın bütün zamanı adamlar bir böceğe bakarak geçiriyorlar. ama senin zerre saygın var mı? o zaman derdin ne senin? senin inancın zaten evrim de olsa, devrim de olsa inanç. senin derdin ne be ya?

kiya 13.08.2008 13:56:51
işte bak, sen de benim soruma cevap verememişsin! salak insan hangi ara soydan türemiştir diye sordum. var mı cevabın.

       Bazı kimseler maymunların evrimi ile insanın meydana geldiğini ileri sürüyor. Bu hal imkansızdır. Çünkü geçmişteki iki bin sene içinde olup bitenleri(önceki yıllara nazaran)daha iyi biliyoruz. Bu ikibin yıl içerisinde herhangi bir evrim olmamıştır. Daha evvel evrimler varsa bunlarda tahminden ileri gitmemektedir. Bulunan fosiller de bize yüzde yüz doğru bilgi vermez. Mesela bir kafatası bulunmuş bu kafatası insan ile maymun arasında bir şey…

mesela bir insanın akılsızlığı için yukarda yazdıklarını okumamız yeterlidir. halbuki bugünkü tıp, genetik ve biyoloji ilmi, mikro düzeyde evrimin varlığını "tereddüte yer bırakmayacak" şekilde kanıtlamıştır. kanser vakası bile birebir bir evrim kanıtıdır.

ama bu aklı evvel, dünya üzerinde hiçbir evrimin 2 bin senedir gerçekleşmediğine inanıyor. inan, bişey diyor muyum ben sana? git, çalış, cemaatlerinle takıl, işe git, yoğurt ye mesela, allah allah, ne yaparsan yap be!

ama başıma da biyoloji ve genetik alimi kesilme, seni gidi yalancı!


Hz. Adem in saçı siyahtı. Şimdi sarı saçlı mavi gözlü farklı tipler var. Bu nasıl olur? Denilerek burada insanların Hz.Ademden gelmediği iddiasına dayanak arayanlar var.
Aynı soru maymundan geldiği kabul edilse de söz konusudur.


bakınız, daha evvel de söyledim, darwin de dahil kimse, insanın maymundan geldiğini iddia etmiyor. fakat, sizin zihniyetiniz bu maymun meselesini dilinden düşürmüyor. olabilir mi ortak ata ile geçmişte yaşadığınız bir sorun mesela?

aynı soru, maymundan gelindiğini kabul etse bile sözkonusu olurmuş.

1. kim kabul edecek bunu? evrimciler mi? senin akrabalar mı?

2. evrim düşüncesi kabul edildiğinde aynı soru nasıl geçerli oluyor, bi anlat bakalım!

şu evrim meselesi ile karşılaşınca türlü yalanı arka arkaya sıralama rekoru kırıyor bu "çok inançlı" arkadaşlar.


Mutasyonda canlılarda değişiklik yapabilir ama tür değişimi mesela ayıdan aslana dönüşüm olmaz


mesela işte akıl dolu ve insanı dehşete düşüren bir önerme! vay be, ulen adam çözmüş be! yakmış dünyayı eylemiş viran be! hadi be, yürü be koçum! bu hızla gidersen abd dediğin üç günlük yol be!
bakın, herşeyi anlıyorum, ama bu inançlı cemaatin tek ve gerçek gündeminin "evrim teorisini çökertmek ve bu yol ile ateistlere tokat eylemek" olmasını anlayamıyorum.

mesele, bu forum sayfalarında defalarca tartışılmış. defalarca aynı şeyler, aynı taraflar tarafından söylenmiş. okuyan okumuş, okumayan keyfine bakmış. en az 20 konu var bu tartışma ile ilgili. ama her gün bu saçmalıkları yeniden yazmaktan nasıl bir keyif alabilir ki bir insan (cemaat)?

sanki kurgulanmış robot gibiler bunlar. mesela bir foruma rastladılar mı hemen şöyle diyorlar kendilerine: "işte, 'insan maymundan mı geldi?' başlığını açabileceğim yeni bir yer daha!"

yuh be, hepinize yuh be!

hadi evrim olmamıştır, tamam, ama gücünü hissediyorsunuz değil mi üzerinizde? yüzyıldır her gün tartışma gündeminizde nasıl yer alıyor, görüyorsunuz değil mi?

peki, kabul, evrim olmamıştır! ama hala en büyük düşmanınız nedense bu olmayan şey oluyor!

kelime 13.08.2008 14:30:58
kiya boşuna kendini yorma. bunlar kısa zaman öncesine  kadar dünya düzdür diye de iddia ediyorlardı. şimdi de "kuran'da dünya yuvarlaktır yüzyıllar öncesinden bildirilmiştir" diyorlar.

gerçi hala dünyanın düz olduğunu, uzaydan çekilen fotoların bile sahte olduğunu iddia edenleri de görmedim değil. Smiley

kiya 14.08.2008 13:02:37
Kiya ABD okulları demişşin adamlar hem kendileri evrimi kabul ediyorlar sonrada araştırma sonuçlarındada evrimi çürütüyorlar.
ama ben sıkıldım aynı şeyleri konuşmaktan.

bak güzel çocuğum, eski tartışmaları okusanız, aynı konuda her geleniniz yeniden dünyayı keşfe kalkmasa, aynı şeyleri yüzbin defa yazmak zorunda kalmayacağız.

bakın, evvel ki tartışmalarda demişiz ki, "dünyada evrim karşıtı çalışmalar en çok abd'de yoğunlaşmıştır. çünkü dünyanın en cahil toplumudur. abd'den sonra ise en çok türkiye'de evrim karşıtı çalışmalar vardır. çünkü dünyanın abd'den sonra en cahil toplumudur."

okudunuz mu? okumazsınız. niye? çünküm sizi ilgilendirmez. her geleniniz yeniden başlatır bu tartışmayı.

bakın, şeriat rejimiyle yönetilen ülkelerde bile böylesine yoğun bir evrim tartışması yoktur. ama siz aklı evveller, abd'deki evangelik-yahudi muhafazakar ve göbeği petrol içmekten şişkin cumhuriyetçi teksaslıların evrim karşıtı söylediği her şeyi bülbül gibi tekrarlar ve şakırsınız.

bi tane özgün önermeniz var mı bu abd'deki evangelik-yahudi muhafazakar ve göbeği petrol içmekten şişkin cumhuriyetçi teksaslıların söyledikleri dışında?

ey sıfır, yanlı sıfır. sustur bakalım, haklı gerçeği. sen yok olacaksın bu gerçeklerinizle.

bakın, ben ne diyorum, bu ne diyor?

kafasına göre anlamayamama durumuna müthiş bir örnek!

peki niye anlamıyor bu güzelim şahsiyet?

efendim, işine gelmiyor tabi. anladığını idrak ettiğinde sözlerinin saçmalığını anlayacak. ee, niye anlasın? saçmalayıp durmak dururken, anlayıp dinlemek "eşref-i mahlukat"a yakışır mı?

peki, soruyu daha anlaşılır kılalım? bir adet ateist gelip de "tarihteki büyük ve ateist bilim, irfan, fen adamları ve şöförler ve taksiciler ve manavlar ve berberler" diye başlık açar mı?

açmaz efendim, neden açmaz? çünkü "kafasına göre anlamazlıktan" gelemezler. anlarlar efendim, söyleneni iyi kötü anlarlar.

yazık, vallahi yazık...

kiya 14.08.2008 23:17:18
    Bilim adamları Allah'ın varlığı konusunda pozitif açıklamalar yaptığı zaman Akademi derhal devreye girmekte ve din ile bilimin alanlarının ayrı olduğu mesajına başvurmaktadır. Ancak kimi bilim adamları Allah'ın varlığı hakkında inkarcı yorumlar yaptığı zaman dinle bilim arasında olduğu iddia edilen ayrım derhal unutulmakta, bilim adamlarının ateizm propagandasına göz yumulmaktadır. Hatta Richard Dawkins ve Carl Sagan gibi bilim adamları, ateist bir bilim anlayışını popülerleştirdikleri için bilim madalyalarına ve ödüllerine layık görülmektedirler Amerikan Bilimler Akademisi'nin girişimi hakkındaki yorumları gerçekçilikten son derece uzaktır. Amerikan Bilimler Akademisi'nin sahip çıktığı şey, gerçekte bilimi materyalist bir zeminde tanımlama ve sürdürme misyonundan ibarettir. Sözkonusu gazetelere evrim teorisine verilen ideolojik desteğe ortak olmamalarını tavsiye ediyoruz. Amerikan Bilimler Akademisi'nin, materyalizmi koruyup sürdürme misyonunu üstlenmesi, modern bilimin yaratılışı doğruladığı gerçeğinin üzerini örtemeyecektir. Doğada tesadüflerle açıklanması mümkün olmayan tasarımlar, tüm canlıları Yüce Allah'ın yarattığını kanıtlamaktadır.


bakınız efendim, berber konan, hemen bu abd'deki evangelik-yahudi muhafazakar ve göbeği petrol içmekten şişkin cumhuriyetçi teksaslıların bir bildirisine konmuş!

hangi gazetelere tavsiye ediyorsun berber konan bütün bunları?  laugh
efendiler, bu konuya yazılanları kim, niye siliyor? (1n 1k) hadi dünkü geyikleri anladım. ama bugün yazılanlar, tartışmanın taraflarını seçebilmek için turnusol niteliğindeydi. ve konu ile de doğrudan ilintiliydi. olmuyor yani böyle...

kiya 20.08.2008 17:36:07
bakın, ne güzel bir araştırma; daha evvel akılsızlıkta yu es ey'den hemen sonra geldiğimizi belirtmiştim. tarih, kiya hoca'yı her zaman haklı çıkarır....
bir başka araştırmayı da ben yapıştırayım durmayayım; şu aklın beynin yalnız insanda olduğunu sanan safsatacılara inat:

Son araştırmalar balinaların romantik duygulara sahip olabileceğini söylüyor. Zaten hayvanlarla aramızdaki ortak noktaların ne kadar çok olduğunu düşününce, vejetaryenlere hak vermemek mümkün değil

Adı bile bir aptallık sıfatı olarak kullanılan koyunların insan yüzlerini tanıyabildikleri ve kendilerine bakanlara sadakat ile bağlandıkları kanıtlandı.

2002 yılında Betty adı verilen bir karga ağzı dar bir kavanozdan yiyecek çıkarmak için telden kanca yapınca anında yıldız oluverdi.

Geçtiğimiz aylarda da Afrika fillerinin kendilerini aynada tanıyabildikleri açıklandı. Bu, hayvanların kavrama yeteneklerini gösteren en önemli test olarak kabul ediliyor. Hemen hemen bütün maymun türleri, yunuslar ve hatta kumrular bile bu testi başarıyla geçiyorlar.

Gülünç gelse de, son yıllarda bilim insanları bu iddianın gerçekliğini araştırıyorlar ciddi ciddi. 100 yıl öncesine kadar hayvanların bir zekaya sahip olmadıklarını ve yalnızca içgüdüleri ile hareket ettiklerini düşünürdük. Konuşma yetileri yoktu, alet yapıp kullanamazlardı ve cinsellikleri sadece üremek içindi. Ama şimdi bazı hayvanların gelişmiş aletler yapabildiğini, karmakarışık sosyal ilişkilerinin olduğunu, korku, nefret hatta kıskançlık gibi duygularının bulunduğunu ve bazılarının bir dil olarak nitelendirilebilecek haberleşme yöntemlerinin olduğunu biliyoruz.

Şimdi de bir grup bilim insanı, beyinlerinin bir bölümünün balinaların aşık olmalarını sağladığını iddia ediyor. New York'taki Mount Sinai Tıp Okulu'ndan Patrick Hof ve Estel Van Der Gucht "Egirmen Hücreleri" olarak bilinen bir çeşit nöronun dört tür balinanın beyninde mevcut olduğunu soyluyor.

Şimdiye kadar serebral kortekste görülen bu hücrelerin sadece insan ve orangutan, goril, şempanze gibi büyük maymun ve primatlarda bulunduğu sanılıyordu. Bu çok özel hücreler sayesinde primatların duygu, konuşma, sosyalleşme, karşısındakinin duygularını anlayabilme ve sezgi yeteneklerinin olduğu da biliniyordu.

Doktor Hof "Balinalar geniş şarkı repertuvarları ile birbirleriyle iletişim kuruyorlar, kendi şarkılarını tanıyabiliyor ve yenilerini yapabiliyorlar. Avlanmak için birbirleriyle işbirliği yapıp stratejiler planlıyorlar. Maymun ve insanlarınkine benzer iletişim ağı bile kurabiliyorlar" diyor. Vücut ölçüleri dikkate alındığında balinaların insanlara oranla bu hücrelerden üç misli fazlasına sahip oldukları saptanmış. Tabii ki beyinlerinde bu hücrelerin varlığına bakarak balinaların sempati ve sevgi gibi duygular taşıdıklarını söylemek için henüz çok erken.

Ama balina ve yunusların "sosyal yaşamları"nın düşündüğümüzden çok daha renkli ve canlı olduğu belirtiliyor. Bu özel hücreler sadece goril ve primatlara özgü değilmiş 1990 yılında iki erkek balinanın ölen annelerinin son yolculuğunun peşinde günlerce ve yüzlerce mil yüzdüklerini açıkladı bilim insanları.

Yanıtı aranan sorular da şunlar: Bu durum balinaların bir vefa duygusuna sahip olduklarını mı gösteriyor? İnsandan başka bir canlı aşk duygusu taşıyabilir mi?Kimi uzmanlar hayvanların insanlara özgü duygulara sahip olduğunu söylerken dikkatli olunması gerektiğini de belirtiyorlar. Çünkü insan olarak zayıf tarafımız duygusallıkla bilimsel gerçekleri ayırt edememek bu uzmanlara göre.Hayvanların davranışları ve beyin yapıları ile ilgili bilgimiz arttıkça, özellikle yüksek tür memeli hayvanlarla olan benzerliklerimizin, farklılıklarımızdan daha fazla olduğunu görebiliyoruz.

Romalılar filleri hayvanların en asili ve akıllısı olarak görürler, kendi cinslerine ve sahiplerine sadakatle bağlı olduklarına inanırlardı. Eskiden sadece insanlara ait olarak görülen bazı davranışların birçok hayvanda da olduğunu kabul ediyor bilim artık. İnsanların zayıf tarafı ne? Bonobo türü maymunların eğlence için lezbiyen ilişkilere girmelerinin sadece üreme amaçlı olmadığı da yine bilim insanlarının iddiası. Bazı erkek şempanzeler de gruplarındaki dişileri kontrol etmek için "cinsel şiddete" başvuruyorlar.

Balinaların kendilerine özgü bir dilleri varsa, birbirleriyle duygusal bağlar kurabiliyorlarsa, onları soframız için avlamayı savunabilir miyiz?Zıpkınla öldürülen 10 balinadan ancak dördünün anında öldüğü belirtiliyor. Diğer altısının acı çekerek ölmeleri ise saatlerce sürüyor. Oysa artık kabul ediliyor ki, onların da biz insanlar gibi kimi duyguları var.


şimdi bunlar der ki: "ee bunnar zaten kuran'da var!" laugh


3 aylık yavrusu kollarında ölen anne goril, bunu kabullenmedi.Yavrusunu sırtında taşıdı, kollarını oynatmaya çalıştı.
Almanya’nın Münster kentindeki hayvanat bahçesinde Gana adlı anne goril, Claudio adlı 3 aylık yavrusunu kaybetmenin şokunu yaşıyor. Önceki gün kollarındayken aniden kalbi duran yavrusunun öldüğüne bir türlü inanamayan Gana, Claudio’yu uzun süre sırtında taşıyıp, kollarından tutarak hareket ettirmeye çalıştı. Ancak 11 yaşındaki annenin bütün çabaları boşa gitti.

Ölü yavrusunu 5 gündür vermeyen ve yanına kimseyi yaklaştırmayan gorilin ne zaman sakinleşeceği merak konusu.


gorillerin DNA'ları % 98 oranında insan DNA'sı ile benzeşiyor.

kiya 20.08.2008 19:17:36
bakın efendim, yalnız DNA meselesi değil bu, insanın bazı tavırları da orangutan'a benziyor. bakalım:

Orangutan (Şekil: 2.8, üstte), tıpkı goril gibi, yalnızlığı seven bir primattır. Sessiz, içine kapalı melankolik bir yapısı vardır. Halbuki, yavru iken, tıpkı goril yavruları gibi çok hareketli ve neşelidirler. Yaşları ilerledikçe durgunlaşır, kendilerini yalnızlığa iterler. Dişi orangutanlar erkeklere oranla biraz daha sosyaldirler. Güçlü bir sosyal bağ, yalnız dişiler ve çocuklar arasında mevcuttur.

emet 22.08.2008 00:21:27
sayın hocam sorun olarak gördüğünüz şeylerin sorumlusunu, yanlış yerde arıyorsunuz. islamiyet hakkında bir bilginiz dahi yok. onun bunun islamiyetiyle, islamiyeti eleştiremezsiniz. bakınız beni halen allah ve islamiyet savunucusu olarak biliyorsunuz ki, yanılıyorsunuz. tasarımcıya savaş açmış bir kaç müridinizden biriyim aslında. ama herkesin hakkını, herkese vereceksiniz.
ben bir hikayemdede kaleme almaya çalışmiştim hocam, sınırın ötesinde ki varlıklara hizmet ediyoruz diye.
onların gerçekleri görmemiz için gözlerimizin önüne çektiği perdelerden kurtulmadıkça, sadece onlara hizmet ederken bir pil gibi kullanılıp atılacağız diye hocam.

bu arada sayın hocam, alkalin piller üzerine bir çalışma yapmayı düşünüyorum. ne dersiniz? derseniz, ne kadar dersiniz ? Tongue

kiya 22.08.2008 00:33:38
güzel evladım, ben size çok şey derim de, siz bana ne dersiniz bilemem.

şimdi mesela bir solcu geliyor. diyor ki, "amanın haaaaa! sakın ola sosyalistliği onun bunun, hele de sesecebe ile çin'in şeyleriyle yargılamayın!"

mesela bir liberal, gözlüklü, sevimli bir şey, kanımız kaynıyor yani adamı görünce; diyor ki, "aman haaaaaaaaaa! kapitalizmi onun bunun ve dahi abd'nin ve ab'nin ve dahi endonezya'nın şeyleri ile yargılamayın, nolur yani, nolur diyorum size!" diyor.

peki evladım, bundan sonra senin dediğin gibi yapayım. ama sen de senin dediğin gibi yap, oluuur...

kimseye bakıp da kimseyi yargılamayalım evladım, çok doğru söylüyorsun...

ice 22.08.2008 13:19:16
"Paleozoik zamanın ilk alt bölümü olarak Kambriyen kayaç sistemlerinin oluştuğu jeolojik zaman dilimidir. Günümüzden 545 milyon yıl önce başlayıp, yine günümüzden 495 milyon yıl önce sona erdiği kabul edilir.

Kambriyen Dönem, gezegenin tüm tarihi boyunca, yaşamın çeşitliliği ve yaygınlığı yönünden en parlak zaman aralığıdır.Kabuklu canlılara ait ilk fosiller bulunmuş, hayvanların hızlı evrimi ve çeşitlenmesi gerçekleşmiştir. Deyim yerindeyse “yaşamın altın çağı”dır.

Kambriyen Dönemin başlarında kıtaların güney yarı kürede toplanmış olması nedeniyle kuzey yarıküre, uçsuz bucaksız bir okyanus halindeydi. Ekvator kuşağından yayılan sıcak akıntılar bu devasa okyanusu ılıman hale getiriyor ve kıtaların kıyı kesimlerinde de nemli ve ılıman bir iklime neden oluyordu. Kambriyen Dönem boyunca kıtaları kuzeye doğru ilerleyişiyle –bugünün kıtalarının genel görünümü, Kambriyen Dönemin sonlarına doğru şekillenmiştir- bu kıtaların kuzey kıyıları, sığ ve ılıman denizler haline geliyordu. Tüm bu koşullar, özellikle deniz “Kambriyen Patlaması” olarak tanımlanan bu altın çağın yaşanmasında belirgin rol oynamıştır.

Günümüz hayvan şubelerinin hemen hepsi Kambriyen'de çeşitlenip, fosil kayıtlarına girmiş, günümüz hayvanlarının kullandıkları da dahil olmak üzere tüm vücut planları bu dönemde ortaya çıkmıştır. İlk omurgalı deniz canlılarının ortaya çıkışı da Kambriyen dönemde olmuştur.

Kambriyen Dönem boyunca karalarda, mikroorganizmalar ve algler dışında yaşam görülmemektedir. Yine de tür çeşitlenmesi ve yayılması, denizlerdeki “Kambriyen Patlaması”nı aratmayacak düzeydedir.

Bugün, Kambriyen Dönem’de enaz dört Kitlesel Yok Oluş yaşandığını biliyoruz. Ancak bu yok oluşlara hangi nedenlerin yol açtığı kesin olarak saptanamamıştır."

(Vikipedi ansiklopedisinden)

Şimdi bu bilgilere itirazı olmayan humanist_  nasıl olur da kambriyen patlaması denen teoriyi evrim teorisinin karşısına koyar. Kambriyen olayı dünyanın geçirdiği ekolojik (aynı zamanda jeolojik) evrimin içinde yer alan evreler içinde biyolojik yaşam için uygun ekolojik ortamın oluşması ile canlı türlerinin çeşitliliğinin bir patlama derecesinde zenginleşmesi ve basit tek hücreli canlıların hızla karmaşık çok hücreli canlılara dönüşmesi dahası günümüzde varlığını sürdürebilen canlı türlerinin hemen hemen tamamına yakınının  atalarının kambriyen dönemde ortaya çıkmasıdır ki, bu evrim teorisini çürütmez tersine destekler. Evrim teorisini sadece basit bir canlı türünün zamanla evrilerek daha karmaşık bir canlı türüne dönüşmesi olarak anlamak yada öyle sanmak yada öyle olduğunu iddaa etmek ya bilgisizliktir yada art niyetliliktir. Evrim teorisindeki canlı türlerinin değişimi ancak ve ekolojik ortamdaki değişiklikler ile birlikte ele alınırsa anlamlı olabilir. Değişen eko sisteme uyum sağlayan canlılar yeni eko sisteme uygun savunma sistemleri yaşam fonksiyonları geliştirerek türlerini sürdürür uyum sağlayamayan canlı türleri ise yok olur bunun adına da "doğal seleksiyon" diyoruz. (bkz. Jean Baptiste Lamarck).

Kambriyen dönemde yaşanan ve ani olduğu söylenen canlı türlerinin çeşitlenmesi bir anda olmuş değildir. Ancak uygun ortam oluşunca her eko sistem kendi canlı türlerini gecikmeden oluşturur bunda da şaşacak bir şey yok. Nasıl ki denizdeki dev canlılar karalardaki dev sürüngenler eko sistemdeki ani değişiklikler nedeniyle bundan 1.5 milyon yıl önce aniden ortadan kaybolabiliyorlarsa bunun tersine ani eko sistem ve iklim değişiklikleriyle yeni bazı canlı türleri ortaya çıkabilir yada varolan bazı türler değişim gösterebilir. Bunun mantıksız hiçbir yanı yok.

Ben evrim teorisi üzerinde koparılan bu yaygarayı bilinçli olarak "yaratılış teorisini" destekleyen bazı tarikatların organize  ettiklerini görmek çok zor değil. Bunun bayraktarlığını ABD'de öncelikle evangelistler  yaparken bizde Harun Yahya rumuzlu Adnan Oktar yapmaktadır. İnternette google'dan arama yapan biri akıllı tasarım ve yaratılış teorisi üzerine yüze yakın kaynak bulabilecekken evrim teorisi adına türkçe de pek fazla birşey bulamayacaktır. Ben hazır yeri gelmişken meraklılarına "http://www.evrimteorisi.org/" adresinde yeni ve iyi niyetle hazırlanmakta olan bir siteyle karşılaşabileceklerini duyurayım.
   


Sayfa: 1 2 3 [ 4 ] 5 6 7 8 9