|
||
| insan maymundan geldiyse peki şimdi bana bir maymundan insan olmuş birini gosterin. çünkü evrimleşme şu anda devem etmeliydi. yoksa bu hipotezden ileri gidememiş bir fikirolmaz mı | ||
|
||
| Evrimin devam etmediğine dair bir işaret yok. Sadece evrim yavaş ilerleyen bir süreçtir. İnsan ömrüyle ayrırd etmesi mümkün değildir. Fakat yirmilik dişlerin çıkmama eğilimi gösteriyor olması, bu konuda düşünmeye değer bir veridir. |
||
|
||
| "ikincisi bu evrim yavaş ilerlemesini kendi mantığıylamı yapıyor arkadaş oyle bir şey varsa izah et biraz." Bu cümlenizle ne açıkladığınız karmaşık. Evrimin sıçramalı yapısına işaret etmek amaçlı mı? |
||
|
||
Birazbiyoloji ile ilgilenirseniz, canlıların genel olarak, ikiye ayrıldığınıfarkedersiniz, bitkiler, hayvanlar olarak. Kabaca hayvanlar sistematiğini incelerseniz, burada, omurgalılar sınıfında, memelileri ayrıd edersiniz. Memeliler de kendi içinde sınıflanırlar. Primatlar bu sınıflama içinde bir dal oluşturur. Primatlarda alt dallara ayrılırlar. İşte insanla maymun akrabalığı bu sistematik içindedir. Bizim dayımızla akrabalığımız gibi sosyalantropolojik anlamı yoktur. Evrimi Tartismak Evrimi tartismadan once, belli bazi noktalara dikkat etmek gerekiyor. 1) Evrimi tartismak isteyen iki taraf da evrim teorisini yeterince biliyor mu? Herseyden once, evrime karsi oldugunu soyleyen kisi, acaba evrim teorisinin ne oldugunu dogru olarak tanimlayabiliyor mu? ABD'de yapilan bir istatistiksel arastirma, cok ilginc bir tespit yapiyor. Okullarda evrim teorisinin okutulmasiyla ilgili fikirleri arastiran bir ankete gore, evrim teorisinin okutulmasina karsi cikanlarin sadece %2'si evrim teorisinin dogru tanimini coktan secmeli bir soruda 5 secenek arasindan dogru olarak secebiliyor. Bilimsel yontem ve dinsel dusunce bicimi arasindaki farki bilen icin hic de sasirtici olmayan bir sonuc bu. 2) Evrimi tartismak isteyen kisi, bilimsel yontem ile ve dinsel inanc arasindaki farkin bilincinde mi? Bilimsel yontemle dini inanc arasindaki temel fark, yarginin deneyden once mi, yoksa sonra mi yapildigi noktasindadir. Bilimsel yontemde yargi deneyden sonraya birakilir. Dini dusunce biciminde ise yargi bastan verilir, deney sonuclari buna gore yorumlanir. Dinsel dusunce bicimine alisik kesim, evrimi de inanilacak veya inanilmayacak birsey olarak degerlendirir. Aynen dinsel inanc gibi evrim de "inanma" kategorisinde bir fikirdir onlara gore. Isin delil, kanit, aciklayicilik ve deney gibi kisimlarini gormezden gelirler. Daha dogrusu bilmezler. Eger bir odaya girip, isigi acmaya calisirsaniz, ve anahtari cevirdiginiz halde isik yanmazsa ne yaparsiniz? Buyuk ihtimalle, once anahtari birkac kez daha acip kapamayi denersiniz. Burada, belki farkinda degilsiniz ama, yaptiginiz sey bir hipotez olusturmaktir. Anahtari birkac kez acip kapayarak ise, bir deney yaparsiniz. Bu hipotezi test edersiniz. Isik hala yanmazsa, yanlis hipotezinizi (yani "belki ilk denemede iyi kontak olusmadi" fikri) reddersiniz. Bunun yerine birbaska hipotez getirirsiniz. "Yanik ampul" hipotezi. Bu hipotezi de ampulu degistirerek test edersiniz. Eger isik yanarsa, hipoteziniz dogrulanmistir. Eger yanmazsa, bu kez sigortayi veya elektrik hattini kontrol edersiniz. Kisacasi, her gun farkinda olarak veya olmayarak uyguladigimiz bu ve buna benzer pek cok adim vardir. Bu adimlarin sistematik hale getirilmis sekli "bilimsel yontem"dir. Bilim adamlari bu yontemi bilincli bir sekilde, karmasik problemler icin uygular. Mesele neye inanip inanmadigimiz degil, hipotezlerimizin olgulari dogru aciklayip aciklamadigi ve olgularla dogrulanip dogrulanmadigidir. Bir hipotez degisik kosullarda defalarca test edilir ve her seferinde dogrulanirsa, o hipotez bir "teori" halini alir. Eger bir kez bile yanlis cikarsa, terk edilir, yeni durumu aciklayacak bir hipotez ve o hipotezden kurulacak bir teorinin pesinde kosulur. Bir teori, yeni bulunan bulgular ve yapilan deneylerle devamli test altinda bulundurulur. Ornegin, eger bunca zamandir (150 kusur yil), ilk balik fosillerinin bulundugu kayalardan daha eski kayalarin icinde, memeli fosillerine bir kere bile rastlanmis olsaydi, bu durumda evrim teorisinin onemli bir parcasi (yani memelilerin baliklardan cok daha sonra ortaya ciktigi) yanlislanmis olurdu. Fakat 150 yildir yapilan hicbir kazi bu fikri yanlislayamamaktadir. Bu sadece isin basit bir kismi. Daha bu tur milyonlarca ayrinti vardir evrim teorisi gibi genis bir konuda. Tum evrim teorisi, bilimin diger alanlari gibi bu ve buna benzer konular uzerinde devamli test edilirler. Dolayisiyla, bilim dunyasinda inanip inanmamak diye birsey yoktur. Kanitlarla ve gozlemlerle desteklenip desteklenmemek diye birsey vardir. Dolayisiyla, yaratiliscilarin, birakin test etmeyi, tek bir somut dayanagi bile olmayan fikirleriyle (dini inanc), yukarida bahsettigimiz yonteme gore gelistirilmis bir teorinin karsisina cikmalari aslinda cok komik olmaktadir. 3) Evrim karsiti kesimin, evrim teorisine olan pek cok itirazi, yanlis bilgilenmeden ve yanlis kabullerden kaynaklanir. Bu da ilk maddede bahsettigimiz, karsi ciktiklari teoriyi tam bilmemeleri gerceginin bir uzantisidir. Ornegin, "Cinar agaci maydonozdan nasil gelmis olabilir", "Kedi solucandan nasil gelmis olabilir", vs. gibi itirazlar, evrim teorisinin iddialarini ve fikirlerini bilmemek ve kendi kafalarindaki kabullere gore konusmaktan kaynaklanir. Ya da "Insanlar maymundan geldiyse, bugunku maymunlar neden insan olmuyor" sorusu. Bir kere, evrimi tartisacak bir kisi, oncelikle evrimi duz bir cizgi gibi degil, bir agac gibi dusunmeyi ogrenmelidir. Bilindigi gibi bir agacin ana govdesinden, alt dallar, her alt daldan daha kucuk alt dallar ve onlardan da baska kucuk alt dallar cikar. Dogadaki turlere bakmak, bir dalin milyonuncu alt dalindan cikmis bir canliyla, baska bir dalin beli milyarinci alt dalindan cikmis bir canliyi karsilastirmak gibidir. Dolayisiyla, bir turun bir digerinden daha ilkel olmasi, onun atasi oldugu anlamina gelmez. Ayrica, bir turun baska bir turden evrimlesmesi ("turlesme"), atasi olan turun ille de yok olacagi anlamina gelmez. Turlesmede iki onemli faktor vardir: genetik cesitlilik ve cografi izolasyon. Ornegin, bir bolgede yasayan bir salyangoz cinsinin, bolgede yeni bir gol ortaya ciktiginda durumunun ne olacagina bakalim. Bu durumda, genetik cesitlilik, artik birbirinden izole iki grup arasinda ayri ayri birikerek kendini gostermeye baslayacaktir. Kuru bolgede yasayan salyangozlar ve islak bolgede yasayan salyangozlar olarak. Cok sayida nesilden sonra, golun kurudugunu ve iki grubun tekrar birbirleriyle kontak haline geldigini varsayalim. Eger bunca nesilden sonra, genetik farklarin birikimi, yeterli bir miktara ulastiysa, artik bu iki tur salyangoz arasinda ciftlesme mumkun olmayacak ve bastan bir tur olan salyangozdan, iki farkli tur ortaya cikmis olacaktir. Eger hala aralarinda gen transferi (ciftlesme) mumkunse, ortada hala tek bir turun (fakat cok daha genis bir genetik cesitlilige sahip olarak) bulundugunu soyleriz. 4) Birbaska dikkat edilmesi gereken husus alternatif fikirlerin aciklayiciligidir. Basarili bir teori, gozlemleri aciklayabilmeli ve olaylarin gelecekte alacagi yon uzerinde de tahminde bulunabilmelidir. Ornegin Avustralya'daki tavsanlar ornegini alalim. Tavsanlar, Avustralya'nin yerlisi olan bir hayvan turu degildir. Ilk olarak 12 adet tavsan (oryctolagus cuniculus cinsi) Avustralya'ya 1859 yilinda Avrupa'dan gocmenler tarafindan getirilmistir. 1886 yilinda, tavsanlar Avustralya'danin guneydogu kiyilarina ulasmisti ve yilda 66 millik bir hizla yayiliyorlardi. 1907 yilinda, tavsanlar Avustralya'nin hem dogu hem de bati sahillerine erismisti ve hicbirsey bu yayilmalarini onleyemeyecek gibi gorunmekteydi. Bunun sebebi, getirildikleri ortamda nufuslarini dengede tutan faktorlerin (yiyecek miktari, rakipler ve kendilerini avlayan turler) Avustralya'da bulunmamasiydi. Tavsanlar, Avustralya'nin hayvancilik sektorunu destekleyen bitki ortusunu yok ediyor ve hayvanciliktan gecinen kesimde buyuk maddi zarara yol aciyorlardi. Avlamalar, tuzak kurmalar ve zehirlemeler bu yayilmayi onlemeye yetmiyordu. Tek secenek biyolojik kontroldu ve devletin biyologlari uzun testlerden sonra, sivrisinekler yoluyla yayilan bir virus hastaligi (myxomatosis) gelistirdiler. Virus, tasiyicisi olan Amerikan tavsaninda olumcul olmayan bir hastaliga yol aciyor, fakat Avustralya'ya da yayilmis Avrupa tavsaninda olumcul oluyordu. Insanlara ve Avustralya'da yasayan diger canlilara da bir zarari yoktu. Gorunuse gore, bir cozum bulunmustu. Nitekim, hastalik 1950 yilinda Avustralya tavsanlari arasinda yayilmaya baslamis ve cok kisa sure icinde tavsanlarin %99.9'unu oldurmustu. Fakat herhangi bir evrimsel biyologun cok kolay tahmin edebilecegi gibi, kendi turunun devamini saglayamadan tasiyicisini olduren bir parazit, evrim surec icinde "secilim"e ugrayacakti ve mutasyona ugrayan virusun, ancak tavsani oldurmeyen varyasyonlari hayatta kalacakti. (Digerleri tavsanlarla birlikte oldugu icin). Bu arada, tavsanlar da mutasyona ugrayacak ve aralarinda bu viruse daha dayanikli olanlar hayatta kalma egiliminde olacakti. Boylece doga, Darwin'in kesfettigi "dogal secilim" ilkesi uyarinca virusun daha az oldurucu genetik varyasyonlarini ve tavsanlarin da daha dayanikli genetik varyasyonlarini sececekti. Gunumuzde, bu hastalik yuzunden tavsanlar arasindaki lum orani %40 civarindadir ve artik tavsan nufusunun kontrolu icin etkin bir yontem olmaktan cikmistir. Bu, evrimsel surecin, insanlarin gozleyebilecegi kadar kisa bir sure icinde (birkac insan nesli) gerceklesmis, onceden tahmin edilebilmis ve bu tahmine dayali olarak aynen gozlenmis bir sonucudur. Bu ve benzeri olaylarin aciklanmasinda, evrimsel biyolojinin alternatifi olan hicbir aciklama girisimi bulunmamaktadir. Eger yaratiliscilik bir bilimsel alternatifse (iddia ettikleri gibi), evrimsel biyolojinin dogada acikladigi bu ve benzer milyonlarca olguyu, ayni basariyla veya daha iyi aciklayabilmelidir. Fakat bilindigi gibi, yaratilisci kesimin derdi bilim yapmak, aciklama bulmak veya dogruya ulasmak degildir. Onlarin tek derdi tabularini ve dogmalarini korumaktir. Evrim teorisinin, insanin kokenine iliskin bulgularinin, dini inancla celismesi yuzunden, butun dertleri isin bu kismindan siyrilabilmek, mumkunse gerceklerin ustunu ortup, evrimi dogrudan reddedebilmektir. Teorinin aciklayiciliginin cok acik oldugu diger konular onlarin umurunda bile degildir. Kisacasi, aralarinda, yontem, dusunce yapisi, bilgi duzeyi ve amac olarak daglar kadar fark olan iki fikrin, sanki ayni kulvardaymis gibi karsilastirilip yarisa tabi tutulmasi, isin asli komedinin ta kendisidir. Bugun, bilimsel bilgilere yeterince asina kesim icin, evrim teorisinin aciklayiciligi ve gercekligi, dinsel aciklamalarin ise komikligi aciktir. Bu forumdaki yazıları okudum. Efenim, bilgime bilgi katkım: sangre'nin alıntısı, mak 1'in rh'ı. Evrim teorisi tartışmaları (aslında doğal seçilim, hedef Darwin) Evrim adı ondan önce de var ve birbirinden çok farklı teorilerde de kullanılmış (bknz, Darwin ve sonrası - S.j.Gould) Yani sonuçta "Doğal seçilim" üzerine tartışmalarda taraflar bilmediğim bir çok şeyi de detaylarda bana öğretmiş oluyorlar, teşekkür ederim. Ben daha önceki görüşümü yineleyeyim: Bu teori çoktan ispatlanmış bir teoridir. Temel karşı çıkış aratürler üzerine olmuştur. Aratür örnekleri de bulunmuş ve bunlar da gösterilmiştir. Galiba bu sitede de vardı. Öte yandan aratür fosillerinin bulunması kavrayış eksikliğinden kaynaklanır. Çünkü evrim'de geçişler ya çok uzun yıllara yayılır ve aranılan örneğin kanatlı sürüngen falan ise bulunamaması normaldir. Çünkü sıralama şöyle gitmez: yerde yaşayan hayvan fosili, yerde yaşayan ve uçabilen hayvan fosili (bazı tavuklara, ördeklere bir şey mi aranılan) ve sonra da kuşlar. Dönüşümler ya çok uzun zamanlara yayılır ya da ani sıçramalar/mutasyonlar ile olur. Darwin hayatındayken bazı sineklerin fabrika dumanına karşın kanatlarının yeşilleştiğini tespit etmişti; ama aradığı "aratür"lerden birini zaten bulduğunu farketmemişti.
Bir de hatırıma gelmişken eskiden "maymun davası" adlı bir oyuna gitmiştim. Hala oynuyor mu, blimiyorum. Gerçek bir olaydan esinlenerek yazılmış bir oyun. İzlemeyenlere tavsiye ederim. |
||
|
||
...Bir kısım din âlimleriyle bilim adamları arasında uzun zamandır süren, göz ardı edilemeyecek bir kavga yaşanmaktadır. Atın ağzında kaç diş olduğunu İncil'i tefsir ederek hesaplamaya çalışan din adamları arasından çıkan genç bir piskoposun, “bir at bulsak da ağzını açıp saysak” dediği işin aforoz edilmesinin benzeri bir ufuk darlığı hâlâ pek çok kişinin zihnini karartmaktadır. Aslında kavganın biri emprik, diğeri psikolojik iki sebebi olduğu söylenebilir: 1) Kendisi esasen bir papaz olan Charles Darwin’in bu işlerin tesâdüfen geliştiğini söyleyerek, her türlü ilâhî müdahale fikrine kapıyı tâ baştan kapamış olması, 2) Özellikle semâvî dilerde yaratılmışların en şereflisi, Tanrı’nın sevgilisi gibi sıfatlarla anılan insanoğlunun antroposentrik veya homosentrik tutumu sebebiyle, amip, ayı, inek ve - hele nedense buna pek bir kızılıyor, belki de gerçekten bize çok benzedikleri için - maymunlarla akraba olduğunu kabûl etmeyi hiç mi hiç içine sindirememesi! İnsanlarla maymunların arasındaki evrimsel bağlantıyı “insan maymundan gelmektedir” şeklinde ifâde etmek yanlış olacaktır. Evet, bizlerin en yakın akrabaları maymunlar ama sâdece ve sâdece onlarla aynı filumdan geliyoruz ve, pek muhtemelen, yarasaya veya fareye benzeyen ortak bir atamız var; Lumley Woodyear’ın deyişiyle “İnsandaki gelişmeyi maymunlarda da görüyoruz; onlarda da bir evrim ve gelişme var. İnsanın atası maymun değil ama bizlerle akraba, hattâ amcazâde olduklarını söyleyebiliriz.” Gerek Müslüman, gerek Hristiyan gerekse diğer dinlerden pek çok müfessirin, düşünürün, mutasavvıfın ve mistiklerin evrimi kabûl, hattâ ilân eden ifâdelerin kutsal kitaplarda da yer aldığını söylediklerini görüyoruz. Son zamanlarda, bir dönem için Avrupa insanını inim inim inleten Ortaçağ taassubunun baş mimarı Katolik Kilisesi’nin dahi bu konuda geri adım attığını tebessümle müşahede ettik. Demek ki, hâlâ sekter bir şekilde kutuplaşmayı sürdürenleri bir tarafa bırakacak olursak,dinlerle müspet ilim bu konuda ters düşmüyorlar. Zâten, sırf dinî konular değil, ideolojik, felsefî her şey için söz konusu olan, kendisi gibi düşünmeyeni en azından aşağılayan - mümkünse mahvetmeyi tercih eden -, adına yobazlık denen illet olmasa, bu iki müessese aslâ ters düşmeyecekleri gibi, birbirlerini tamamlayıcı ve teşvik edici bile olabileceklerdir. Tarih, her iki ucun da ibret verici örnekleriyle doludur. Teist bir sinir-bilimci olan büyük bilim adamı Eccles ile, agnostik bir filozof olan ünlü Popper’in unutulmayacak seviye ve kalitedeki tartışmaları bunun en güzel örneklerinden birini oluşturmaktadır; yalnız, iki büyük düşünce adamının da ortak bir yönleri vardı: İkisi de âşikâr bir gerçek olarak karşımızda duran tekâmülü kabûl ediyorlardı. Hâl böyle olunca, sorunun şekli de, mâhiyeti de değişiyor: “Evrim var olmasına var da, bunu Allah (Tanrı, God, Yahova, Ulu Yaratıcı, veya istediğiniz herhangi başka bir isim de kullanılabilir) dediğimiz ilâhî bir kudret mi yönetiyor, yoksa her şey olacağına varacak şekilde kendiliğinden mi gelişiyor?” Yâni bir finalite (gâiyet), hattâ teleoloji (ereksellik) mi söz konusu yoksa sâdece determinist, materyalist ve kozal (illî) bir perspektifle, kör tesâdüflerin sonucunda mı hep ileriye doğru bir gidiş var? İsteyen istediğine inanabilir! Ama, ortada evrim denen bir vâkıa var ve, bilim adamına düşen görev de, inancı veya ideolojik tercihi ne olursa olsun, bu hâdisenin tabiî mekanizmalarını, işleyiş prensiplerini ve sonuçlarını gene müspet ilimle, ayakları bu dünyanın ölçülüp biçilebilir realitesinden kopmadan incelemek, araştırmaktır... http://www.historicalsense.com/Archive/e_i_evrimi_1.htm "...Zâten, sırf dinî konular değil, ideolojik, felsefî her şey için söz konusu olan, kendisi gibi düşünmeyeni en azından aşağılayan - mümkünse mahvetmeyi tercih eden -, adına yobazlık denen illet olmasa, bu iki müessese aslâ ters düşmeyecekleri gibi, birbirlerini tamamlayıcı ve teşvik edici bile olabileceklerdir..." |
||
|
||
| yine karıştırdınız hep karıştırıyorsunuz, karıştırıyorlar. 1. Doğanın,evrenin, hayatın gidişatının,madde enerji değişimlerinin ve evrensel değişimin dinamik farklılaşmalarının birebir olarak neden ve nasıl ını anlamak tam anlamıyla ve hepsini kapsayacak biçimde anlamak mümkün değildir. Hiç kimse "herşey şöyledir" diyemez, desede doğrulayamaz. Önce sınırlarınızı bilin kibirinizi bir tarafa bırakın. Sizden ötede doğa ve Dünya var tanrı tanrı demeden önce nerede doğup,yaşayıp,öldüğünüzde nereye karıştığınıza bir bakın. Saçma haytallerinizin doğruluğuna hiç bir kanıt yok. Ama annenizin doğurduğu, ve çürüyüp toprağa karıştığınız daha doğrusu organiklerce en temel elementlerinize kadar ayrıştıralacağınız bir kesinliktir. Ölümü kabullenemediğinizden hayalet bir yaratıcıya kavuşup, ölümsüzlüğü düşleyen huysuzlarsınız hepiniz. Ama ruhunuz bedeninizden önce ölecek bunu hepiniz göreceksiniz ölüm döşeğinde. Ölümün ötesinde limanlar, vahalar yok hepsi burada. Önce kendinizi bilin tanrı hakkında olup olmadığı hakkında atmasyon dışında hiç bir şey söyleyemezsiniz Buradan hareketle; a) Teori bir doğrulama yöntemidir ve olgular arasındaki dolaysız ilişkileri ve doğanın nasıl ını anlamaya yönelik gösterilebilir çıkarımlardan oluşur. Yani belli sistemler içinde doğruluk payı olan,yanlışlanabilir özellikte olmasına rağmen, doğrulandığı noktaların ağırlık kazandığı,ölçülebilir,tekrar tekrar denenebilip aynı genel sonuçlara ulaştıran ve dolayısıyla kanıtlara dayalı bir alt yapısı olan, yani salt önkabullere,hayal ve arzulara dayalı fikir ve düşünceye değil,doğrulanmış olan deneysel ve gözlemsel sonuçlardan elde edilmiş sonuçların belli dizgeler ve neden sonuç ilişkileri içinde kurgulanmış biçimine teori denilir. b)Teoriler doğaya yönelik açıklamalardır. Örneğin atom teorisi atom lar ve elektronların, moleküllerin ve dolayısıyla maddenin davranış biçimini anlatır. Elektron ları ve atomun çekirdeğini görmek imkansızdır. Ancak dolaylı etkileri modellenip sınanarak atom teorisi geliştirilmiş ve nükleer teknolojiyi doğurmuştur. Atom a inanmak diye birşey söz konusu değildir. Ben atom teorisinin gerçeği ifade ettiğini bilir ama atomun önünde diz çökmeye çalışıp "ey atom, beni ihya et" demem bu hastalıklı bir ruh halinin belirtisi olabilir ancak. Bir şey doğru ise ona tapınılmaz o doğruyla ilişki kurulup doğaya uyum sağlanır. Atom un gerçek olduğunu da atom teknolojisinden dolayı biliriz. Her zaman bizim bildiğimiz sınırlarda ve düşündüğümüz gibi davranmaz atom. O yüzden de atom teorisidir adı tamamlanmamıştır ve hep geliştirilecektir. Teoriler gelişir,kanunlar değişmez. Kanunlar doğanın bazı tekil durumlardaki kesin davranış biçimlerini açıklar. Teoriler ise daha genel olan neden sonuç ilişkilerini ve onların uygulanabilir yorumlarını. c)Newton un hareket ilkeleri kütle va hareketin davranış biçimidir. Gezegen yörüngeleri için de kanunlar matematik ilerlediği oranda oluşturulabilir. Ancak bir gezegenin nasıl oluştuğunun kesin ve net tek bir açıklaması olmadığından bu teori kapsamına girer. Serbest düşme hareketi ise serbest düşme hareketidir. Birden fazla olasılık barındırmaz net bir formülü vardır. O nedenle kanundur. Yerçekimi kuvveti kesin olarak hesaplanabilir çünkü kütleçekimi somut bir kuvvettir. Ama dünyanın oluşumu nasıldır dediğimizde bunu ölçemeyiz çünkü tek dünya vardır ve içinde yaşıyoruz başka örneği yoktur.Bir gezegen oluşturup, kıyaslayıp "haa böyle oluşuyormuş" diyemeyiz. Ama teorize edebilirsek nasıl oluştuğunu açıklamış oluruz. Yarın bugünden, bugün dünden daha çok kanıtı ile birlikte daha iyi açıklarız ama açıklarız ve doğrudur. d)Sürekli teori ise niye inanılsın demek o nedenle saçmadır. Newton un hareket yasasına göre neye inanmak gerekir? O bir kanundur. Öyleyse kesindir inanılmalıdır öyle mi? Peki Newton ilkelerine göre yerçekiminin nedeni kutsal ruh un gezegenlerle top oynuyor oluşudur mu denmiştir? Newton kanunları öyle bir şey demez. Demek ki kanun ile teori farkı birinin doğru diğerinin yanlış olması değildir. Teoriler gelişen ve yeni kanıtlarla kapsamı genişleyip ilerleyen doğrular, yasalar kesin ve değişmez tekil olaylardır. İnanç sahibi olduğunu zanneden gericiler değişmezliğe inandıklarından teoriye inanmamayı doğru sanırlar. Oysa onlar bilimi reddederler ve keyiflerinibn istemediği gerçeği kanunlaşmamış diye yok sayabileceklerini sanırlar çok cahil olduklarından. Doğa kanunları tanrının yazdığı kitaptaki kanunlardır onlara göre de. Uymaması önemli değildir,düşünemediklerinden her şey zihinlerinde sembollerden ibarettir, doğa yasası nın neyin ifadesi olduğunu da bilmezler. İnanacak tapınacak bir güç arar dururlar. İnanacak bir şey bulamadan sığınacak mağara olmadan varolamazlar. Gerçekler nötr ve herkese eşit davrandığından dolayı da doğa yasalarını sevmez o yasaları yapıp kendilerini kayıracak hayaletlerin peşinde koşarlar. Evrim teorisi acizliklerinin,anlamadıkları doğanın tek geçerli gerçek,doğa üstü kudretin bir mitoloji, insanın ise diğer tüm canlılar gibi tür olmak dışında her şeyin üstünde varlık olmadığını söylediğinden onu lanetlerler. Evrim insanın kökenini açıklarken onu öte dünyadaki kutsal baba ya bağlamaz. İnsanlığın son tabu su yok olur. Merkezde insan yoktur. İnsan akıllıdır ama kutsanmamıştır. Kendini yok ederse yardıma koşacak babası,sorumsuzluklarını görmezden gelecek bağışlayıcısı yoktur. İnsan da diğer türler gibi kendi yaşam biçimi ile kaderini çizen, sıradan bir canlıdır. Tüm organları,kan dolaşımı,embriyolojik kökenleri onun değiştiğini ve çok eski atalarının şimdiki kadar zeki olmadığını gösterir. Doğadaki her şey gibi akıl da sonradan gelişmiştir insan denen memeli hayvanda. Boşuna doğa üstü kudret arayıp kendinizi kandırmayın dediği için evrim teorisi sadece doğanın gizemlerine gönül verenlerce anlaşılabilir, ve onların katkılarıyla geleceği de yeni olanaklarla geliştirir. Diğerleri ölüm anına kadar kurtuluşu sayıklayıp acılarının düş dünyasına geçişte ödül olacağını varsayarak tarih den silineceklerdir. Geleceğe hiç bir şey bırakmayanlar tanrıya değil, kendi sonsuz hiç liklerine kavuşup silinecekler, yaratıcı olanlar katkılarıyla insanlığın zihni ve bedeninde varlıklarını bir şekilde sürdüreceklerdir. |
||
|
||
| 2.Evrim teorisi de tıpkı atom teorisi gibi, canlıların alt türlere ayrıştığı bilindiğinden, bir türden başka türlerin oluştuğu bulgulandığından ve bunları kanıtlayan fosil ve embriyolojik net sonuçlara ulaşıldığı için teoridir. Evrim teorisi hep teori kalacaktır. O görelilik ilkesi gibi matematiksel bir sonuç ile kanıtlanamaz. Yörünge ve madde taneciklerinin tekdüze hareketinden ibaret değildir. Canlıların evrimi her nesilde çocukların da değişmesinden ötürü şu anda da her nesilde sürüyor. İnanmak için bilimsel kanuna lüzum yoktur. Tanrıyı ispat edecek bir bilim hiç olamayacaktır maalesef, çünkü bunun bilimle alakası yoktur. Yerlilerin dansla transla tütsü ile türlü şifalı otlarla geliştirdiği tedavi yöntemleri bazen modern tıp dan daha iyi sonuçlar da verir. Oradaki amaç motivasyondur ve yerliler aptal olduklarından değil, kişinin de transa girip enerji dengesinin sağlanması içindir. Bilinçsiz değildir. İlkel insanlar için tanrı ve doğa aynıdır ve yaptıkları ritmik hareketler doğaya uyumdur. İlkeller insan gibi düşünüp,doğayı yaratan tanrılar düşlemezler. Oluş halindeki kendi varlıklarının kökeni olan yaşam a saygı duyar ve onu korurlar. Geleceklerinin buna bağlı olduğunu henüz unutmamışlardır. Bu nedenle sağlıklı ve iyileştirme yeteneklerine sahiptirler. Ama iyileşme yeteneğine de aynı sebebden dolayı sahiptirler. Uygarlık zorbalığa dönüşünce bu yetenek kaybolur ve kamburlaşıp hastalıklı modern insana dönüşülür; her şeye kuzu kuzu boyun eğip inanmanın adı da Din olur. 3. İnsanların bir cosmic ustayı hayal edip, "demek ki evreni de biri yapmış olmalıdır çünkü ben yapmadan otomobil kendiliğinden olmaz" demesi insan biçimciliktir. Doğada metallerin otomobil olma kanunu yoktur. Böylesi saçma bir mantık mevcut değildir. İnsan kendi sınırlı hedefleri için sınırsız doğayı keskin yasaları ile biçimlendirir. Alet yapma ve elini kullanabilmesinin bir sonucu olarak. Tüm materyali ve onu biçimlendirme düşüncesini doğadan alır. Doğayı yapan varlık düşüncesi bu nedenle kendiyle çelişiktir. Doğaya bakan insanoğlunun en büyük düşünce hatası bu mutlak değişmezliğe olan parmenides ci inancıdır. Aslolan değişmezlik değildir tam tersidir. Durup dururken Dünyanın dönüyor olması değil,dönmüyor oluşu imkansızdır. Elementlerin bir araya gelip türlü biçimler alması tesadüfün imkansızlığı değil,zaten o elementler hep bir araya gelebildikleri için karşılaşmamaları mucizedir. Su ve C,N,O, H gibi organik elementlerden canlı oluşması değil,oluşmaması imkansızdır. AMA BU BİZİM KEYFİMİZE GÖRE, HADİ OL HANİ NİYE OLMUYOR" dememizle olmaz. En basit canlının oluşumu için bile uzun süreçlerde bir çok olasılık gerekir. Doğada herhangibir şey olma kanunu da yoktur. Doğa biri yaptığı için düzenli ve bizi de kapsayan harekete sahip değil,tam tersine sonsuz olasılık barındırdığı halde üyeleri birbirine sürekli dönüştüğünden ötürü bize benzer görünür. Yani tanrı yarattığı için değil,bizi de meydana getirdiği için ona tabi olduğumuzdan onu anlamamamız imkansızdır. Akyuvarlar, damarların ve içindeki sıvıların hareketine doğrudan bağlı organizmalardır bahçede akyuvar olmaz. Aynı şekilde insan da doğayı bu nedenle parçası olduğundan ve kendisini oluşturduğundan anlar. Tanrıya lüzum yoktur. Tam tersine o anlamamak tapmak yalanı doğru göstermek için sonradan uydurulmuş bir iktidar aracıdır başka hiç bir gerçekçi işleve sahip değildir bu tür tanrı anlayışlarının. 4) Burada edilgen olan doğa değil,onun kanunlarının tarafımızdan yönlendirilmesi söz konusudur. Evrim de doğadaki genişleyen ucu açık değişimin canlı türleri bazındaki halidir. İlkel türler zaman illerledikçe yeni nesillerde yeni varyasyonlar ve değişen nesillerden hayatta kalanlar ile evrimi doğurmaktadır. Bunun teori olma nedeni yanlış olması değil, tersine doğru olması yüzündendir. Yanlış bir olgu teori olmaz. Teoriler değişir ancak asla tamamıyla çürütülmezler. Buradaki hata gericiliğin teori olgusunu aşağılamaya çalışmasıdır. Kanun doğanın davranışı, teori keyfiyet değildir. İkisi de doğrudur ancak teorilerin kapsamı daha geniştir tek olayı açıklamazlar. İnanç konusu hiç değillerdir ve evrim teorisi insanın kökeni konusunda olgulara bakıldığında insan biçiminde bir heykeltraş ın çamurdan biçimlendirip sonra da dünya ya atalarını indirmiş olma düşüncesi ile karşılaştırıldığında çok daha mantıklıdır. Masallara inandırılan insan bu saçma olasılığı hayatın görünür gerçeklerinden korktuğu için inatla savunmaktadır. Bunun başka hiç bir gerçek sebebi yoktur. İnsan korkak olduğundan tanrıya inanıp evrimi reddeder. İnanç onun ölüm korkusuna karşı son dayanağıdır. Hayattan aldığı gerçek zevk azaldıkça mutsuzluğu oranında benliğini ölüm korkusu sarar. Bu varlığının sevgi gereksinimlerini ve doğal ihtiyaçlarını sınırlamasının dolaysız sonucudur. Her şeyden ödü kopmaya başlar ve saldırganlaşır. Kendisini kurtaracak ebeveynleri onu terketmiş,anlamadığı bir dünya da yapayalnız tek başına kalmıştır. Hiç bir güvencesi garantisi yoktur. Sığınmak zorundadır ve bunun en kolay yolu herkesin aynı şeye inanmasıdır. Çevresinde bir çoğunluk inancı oluşur ve genelde tüm insanlar korkularını sorgulamadıkları çünkü yüzleşmekten çekindikleri için genele uyarlar. Doğru olmasını arzularlar. Salt arzuya dayanarak,gerçekleri,doğayı,çayırları,cesareti,kısaca her şeyi reddederler. Vazgeçtikleri doğal zevkler ve gereksinimler yerine öte dünya düşleri ve zengin olma hayalleri kurup korkuyla cezalandırılacakları günü saymaya başlarlar. Çünkü doğa bir tanrı ve kral olmamakla birlikte tanrılar tanrısı ve tüm aklın yaratıcısı olan o tek gerçeklik, asla istisnayı kabul etmeyecek,her insan bir doğa olduğundan kendi kendini yiyip bitirecektir. Ardısıra bu gerilim ve korku kemikleşip paranoyak kaygılar halini alacak ve sözde üstün değerler adına,tanrılar adına savaş başlayacaktır. Tüm uygarlık son tapınak çökene dek bu savaşı sürdürmekten asla kaçınamayacak, uygarlık yokoluşuna kadar ki varlığı süresince yıkım ve ateşin uygarlığı olacaktır. Asıl dua ile boş umut ile hastalık iyileştirmeye çalışıp hastalık ne bilmeden geçmesini istemek saçmadır. Evrim bilimsel olduğundan kökene ve deneysel açıklamalara; diğeri duaya ve insan hayali uzay yaratıcısı, hiç rastlanmamış ama olduğu farz edilen hayali varlıklara güvenir. Ancak ikincisinin pratikte insanlık için hiç bir getirisi yoktur. Onun tünm yaratıcı değerlerini,yeteneğini yok sayıp tekeline alır. O, insanlığın kaderini,geleceğini, yaratıcılığını ve doğasını kanının son damlasına kadar emen bir wampirdir. Tamamıyla öldürülüp zihinlerden silinmedikçe gerçek insani değerler asla varolmayacaktır. Salt ahlaki değerlendirmeler ve önlemler için korku yaratmaya yarar. Fakat zaten ahlaki yozlaşmanın nedeni de yine kendisi olduğundan tamamıyla çelişiktir. Çünkü aldatıcı yanı dürtülerin yıkıcı olduğunun ve ona ulaşmak için nefs denen arzuların yokedilmesidir. Oysa yıkıcı olan bu dürtüler asıl engellendikleri lanetlendikleri için ölümcül ve zararlı hale gelmişlerdir. İnsanlar,kadınlar,erkekler,çocuklar,hayvanlar,doğa birbirinden ayırılmış; yerini suçluluk ve herşeyi birden isteyen tatminsizlik duygusu almıştır. Asla tatmn olamaz çünkü yasaklanıp unutulmuş güç istenci haline dönüşmüştür. Ve o güç istencinin hırsı bir kez oluştumu; tüm uygarlığa virüs gibi yayılıp onu kuşatır. Çünkü karşısında hayatta kalabilmenin tek yolu onun kadar tez ve korkak,korkak olunduğundan da sinsi ve acımasız olunmasıdır. Modern uygarlığın yok ettiği tüm eski kültürler bu yüzden neye uğradığını şaşırmış,daha anlayamadan kazıklar üstünde topluca can vermişlerdir. Bu uygarlığın çılgın bir canavara dönüşmüş olmasından ötürüdür ve sapık tanrıları cehennem azabı ile tüm katledilenleri buna layık görür. Ancak kendisi de bu yıkımdan kurtulamaz. Eninde sonunda daha büyüğünü kendinde görecektir,görmektedir. Evrimin hareket mekanizması hayatta kalanlara bağlı olduğundan, doğa açısından en kötü yıkımın bile adil olmaya ihtiyaç olmayan bir sonucu olacaktır. İnsanlık kendi kendini yok etse bile nesli tükenmiş tür fosili olarak bir anlamı olacaktır. Yaratıcı tanrı ise bu insanın kendisinden öte bir şey değildir, sadece aşırı büyütülüp genellenip kutsanmıştır. İnsan ne yaşıyorsa tanrıları da onu yaşar. Evrim teorisi aslında sadece işin bu hayali kısmını ortadan kaldırıp,türlerin kökenine merceğini daldırarak canlı yaşamındaki kültür karmaşasının ve tiranlığın neden olduğu gökyüzü hayaletlerini bertaraf etmekte ve insanlığın gerçek amacına hizmet etmektedir. Sebeb ne olursa neye inanılırsa inanılsın farketmez. Boş böbürlenmeler ve kendini hayvanların hakimi olan ayrıcalıklı ve doğanın dışında gören anlayış,sadece ve sadece kendini yiyip bitiren kırbaçlarla yaratılmış bu global ruh hastalığının dolaysız sonucudur. Anlamamakta ısrar edilmesi ve boş lakırdılarla yok sayılmaya çalışılması,yalanlarla çarpıtılması gerçeği değiştirmeyecektir. Çünkü bir doğal olgudur. Güneş siz istemiyorsunuz veya kendinizi aptalca böbürlenmeler yüzünden ezik hissediyorsunuz diye parlamayı kesmeyecektir. O tanrı olmasa da o ve öncül yıldızı dolaylı açıdan benim tek yaratıcımdır. Tüm elementlerimin kaynağı olarak ben onun evriminin halkalarından birisiyim. Khaos |
||
|
||
Okuldayken bir fare deneyi anlatımıştı hoca.
Farelerin girebileceği genişlikte beş tüp var. yanyana dizili. Birinde yiyecek var. Fare ortama konulunca kokuyu takip ederek, bir kaç denemede yiyeceği buluyor. ikinci ve üçüncü denemelerde ilk baktığı yiyecek olan tüp oluyor. Sonra yiyeceğin yeri değiştiriliyor. Fare boş tüpte fazla oyalanmadan diğer tüpleri kontrol ediyor. Son aşamada yiyeceğin yeri her seferinde değiştiriliyor. Fare artık ilk yiyeceği bulduğu tüpe yönelmiyor ve bütün olasılıkları değerlendirip, ilk tüpten başlayarak kontrol ediyor. Hoca insanların farelerden farklı olarak, hatalı sonuç veren deneyimde ısrarlı olduğunu söylemişti. Düğmeyi açıyorsunuz lamba yanmıyor. Düğmeyi açıp kapatmaya devam ederek lambanın yanmasını umuyorsunuz. Bİr davranıştan olumsuz bir tepki alıyorsunuz. Bunu düzeltmek yerine aynı tepkide ısrarlı oluyorsunuz. Buna bir örnek. "maymunlar niye evrim geçirmiyor." Hangi bilimsel veri var da, bu konuda ısrar etmeye neden oluyor? |
||
|
||
| Yine At eşek örneğini verecem. At ile eşek aynı tür müdür? Değildir. Kısır olan katır nedir? Peki bütün bu çeşit akraba türlerin yavrusu kısır mıdır? Hayır bazı mutasyonlar bu akraba türleri yeniden birleştirir ve yeni türler doğar. Kızıl kurt gibi. At, eşek, zebra bunların geçmişte ortak tek bir ataları vardır. Coğrafi izolasyon ve mutasyonlar bu türü farklı türlere ayırırken ata tür ortadan kalkmış ve bu türlere dönüştürmüştür. Yani şöyle açıklayalım. A türü diyelim Afrika da yaşarken, coğrafi izolasyon sonucu, (kıtalarrın ayrılması ya da bir bölgede sıkışma) o bölgeye göre değişim geçirerek B,C,D gibi farklı türlere ayrışır. Ancak şartlar tamamen değiştiği için artık ata tür A kalmamıştır sadece fosilleri bulunabilir. Bu şekilde bir çok fosil mevcuttur. Yani bugün olmayan geçmişin ata türlerine ait fosiller. 30-40 milyon yıl önce bugünkü canlıların hepsi aynen bulunmuyor yanlış aktarıyorsun. Aynı olandan kastın Timsah ise evet. Ama örneğin 3-4 metre boyundaki dev tembel hayvan yok (Resim 1)Ama zaten primatlar 40 milyon yıl önce görülmeye başladı. Bugünkü büyük kedigillerin de atası olan örneğin firavunsıçanları olarak adlandırılan aşağıda örneği görülen(resim 2) viverridae den 60 milyon yıl önce ayrılmıştır ve karnivor türlere dönüşmüş olan ilk eski kedigiller (resim 3) bugün aslanlara,kaplanlara,jaguar ve çita,hatta ev kedisine kadar bir çok farklı türe ayrılmıştır. (panthera) bunlar 6 milyon yıldan önceye gitmezler ondan önce uzun sivri dişli dev kedigiller (kılıç dişli kaplan: resim 4)mevcuttur. 40 milyon yıl önceki dev memeliler bugün yoktur. 65 milyon yıl önceki dinozorlardan da bugün sadece fosiller kalmıştır. Elephantidae (filgiller) familyasından Mammuthus cinsi (mamut resim 5) tüm türleriyle birlikte 10 000 yıl önce yok olmuş fakat ata türlerden ortak olan bugünkü fillerden Asya fili, Afrika fili ve Orman fili kalmıştır. Onların daha eski atası olan dev Mastodonlar da yokolmuştur. (Resim 6) Çeşitlenme sayesinde evrim varlığını sürdürebilmekte değişen koşullara uyum sağlayan türlerden en az biri gelecek nesile genlerini aktarabilmektedir. 40 milyon yıl önce insan fosili hiç yoktur. 3-4 milyon yıl öncesinden itibaren hominidler belirmeye başlamış onlardan da en son ve en gelişmiş olarak neandertal (resim 7)ve sapiens kalmış,son buzul çağı sonrasında meydana gelen değişimlerden sonra da sadece sapiens hayatta kalabilip neslini sürdürmüştür. Bunlara dair fosiller mevcuttur. Yarı insan,yarı maymun bir tür ise mevcut değildir. Evrim bu şekilde mekanik yedek parça tak çıkar metodu ile işlemez. Küçük değişimler binlerce yıl içinde gözle görülür değişimlere dönüşür. İşinize gelmedi mi 40 milyon yıl önce de timsah varmış diyip işin içinden çıkamazsınız. Olanlar evrimleşmemiş çevre şartlarında değişmemiş olanlardır. 1000 yıl önceki insan bile morfolojik açıdan şimdikine benzemezken evrim karşıtları neyin kavgasını veriyor anlamak mümkün değildir. İnsan ile maymunların ortak atasına dair fosillerde,insanın geçiş dönemine dair türlü fosillerde zaten mevcuttur. Yani ortada bulunamamış bir şey yoktur. Bu geçiş saçmalığını yaratılışçılar uydurur. Geçiş tür bulunsa da onun geçişini sorar ve bu şekilde sonsuza dek sürdürülür. Kendi düşünceleri dışındaki her düşünceyi reddetme davranışını bilimsel tartışma yaptık sanırlar. Evrim canlılar arasındaki farklılıklar üzerinde değil,ortak nitelik ve nicelikler üzerinde durur. Farklılık bulmak kolaydır ve zaten anne de yavrusuna benzemez. Buna dayanarak bir yaratılışçı yavrunun anne babasından ayrı yaratıldığını öne sürecektir. Ancak bu bilimsel bakış açısı olmayıpp pratikte faydasız olan soyut bir düşüncedir. Farklı olsalar da yavrunun özellikleri anne babadan gelir ama onun değişmiş biçinmi olduğundan yavru anne ve babadan da farklıdır. ![]() Resim 1 ![]() Resim 2 ![]() resim3 ![]() Resim 4 ![]() Resim 5 ![]() resim 6 ![]() resim 7 |
||
|
||
tanrıyı insanlar icat ettiyse demekki boyle bir gereksinim vardı. ayrıca insanoglu olmayan bir şeyi zaten tartışamaz. mantığada uymaz zaten. mesela bir agacı , havayı biz gorup hissedince onun hakkında yorum yapma kabiliyetine sahip oluruz. bu da TANRI YI HİSSETTİGİMİZ İÇİN aynı zamanda onu kabullendigimizde yasamın kısıtlanacagını bildigimiz için. onun varlıgını trtışarak veya kabul etmeyerek bir savunma aracı haline getiririz kendimizi.
|
||
|
||
... Yirminci yüzyılın başlarında,insan evrimi hakkında üretilmiş olan pek çok yanlış kanı,toplumdaki insanların çoğunun aklına yerleşmişken,çok uzun bir süre sonra,bu uydurma söylemler fosillerin keşfiyle çürütülmüştür.
Düzeltilen ilk yanlış kanı,atalarımızın şempanzeler ya da günümüzde yaşayan diğer kuyruksuz maymunlar olduğuydu.Şempanzeler ve insanlar,ne şempanze ne de insan olmayan ortak bir atadan ortaya çıkan hominoid* soy ağacının dallanmış iki dalını temsil etmektedir. Düzeltilen ikinci yanlış kanı ise insan evrimini,atasal bir hominoidten Homo sapiens'e doğru uzanan bir seri basamağa sahip bir merdiven gibi olduğunu sanmaktır.Bu durum genellikle,gittikçe daha modern hale gelen fosil homidilerin sırası şeklinde gösterilmektedir.İnsan evriminin oluşturduğu dizi dikkatle incelenirse,ayrılan bir çok grubun ölü uçlara doğru gittiği,böylece düzensiz sıralamaya ilişkin bir örnek olduğu görülür.Hominid tarihinde bir çok farklı insan türü,bir arada bulunmuştur.İnsan filogenisi bir merdivenden ziyade,çok dallı bir ağacı andırmaktadır;bizim türümüz ise halen yaşamakta olan yegane bir dalın uç kısmnı temsil etmektedir. Bertaraf etmek zorunda olduğumuz bir büyük yanlış kanı da,dik duruş ve iri beyin gibi insana özgü çeşitli özelliklerin bir arada evrimleştiği fikridir.Yaygın bir kanı da ilk insanların mağarada yaşayan yarı-kambur,ahmak canlılar olduğudur.Dik duruş ya da iki ayak üzerinde yürümenin reheberlik ettiği farklı özellikler,farklı hızda evrimleşmiştir-bu olay,mozaik evrim olarak bilinir.Bizim soy ağacımız,dik duran fakat bizimkinden çok daha az gelişmiş beyne sahip olan atatarı içermektedir... *hominoid:kuyruksuz büyük maymunları ve insanları ifade eder.(Maymunları içerdiğinden "anthropoid"teriminin daha da geniş olduğunu not edin). Kaynak : Campbell -Reece, Biyoloji 6.Baskıdan Çeviri Ünite 5 Sayfa 709-710 |
||
|
||
tanrıyı insanlar icat ettiyse demekki boyle bir gereksinim vardı. ayrıca insanoglu olmayan bir şeyi zaten tartışamaz. mantığada uymaz zaten. mesela bir agacı , havayı biz gorup hissedince onun hakkında yorum yapma kabiliyetine sahip oluruz. bu da TANRI YI HİSSETTİGİMİZ İÇİN aynı zamanda onu kabullendigimizde yasamın kısıtlanacagını bildigimiz için. onun varlıgını trtışarak veya kabul etmeyerek bir savunma aracı haline getiririz kendimizi. ![]() Evrim teorosinin,fosillerle,genetik ile,bilimin jeoloji,astronomi ve diğer disinlinleri ile de uyum içinde bulunan tüm kanıtlarına rağmen, bilimsel disiplinlerle hiç bir alakası olmayan birtakım hurafecilerin ve o tür tarikatlardan kazanç sağlayan akademik açıdan başarısız olmuş ün ve para peşinde koşan şarlatanların ortaya koyduğu bilimsel içerikten ve alıntı yapılan kişilerin bilgisi dışında olan çarpıtmalar evrim karşıtlığının uluslararası gerici tarikatlarla kilise ile ve bu ülkedeki uzantısı olan kendini koyu müslüman gösterip salaklara yutturan zengin şeyh kılığındaki kadın satıcısının da içinde bulunduğu kişlerle bağlantılı bir ideoloji olduğunu göstermektedir. Tüm önyargılı değerlendirmeler kanıtların yok sayılıp birtakım resimlerin alttına ismi gerçek olmayan bilim adamları ya da onların başka konuya dair söylemmlerinden alınıp yapıştırılmış uyduruk alıntılardan ibarettir ve hiç bir akademi de bunlardan bahsedilmez. Dünyanın hiç bir üniversitesinde ki buna müslüman ülke üniversiteleri de dahildir, evrim reddedilemez.[/b] Tüm taksonomi, familyalar,cinsler ve türler arası geçişler bu benzerlikler üstüne kuruludur artık. Evrim teorisi bir kavramdır. Adında teori kavramı bulunan bir olgu lafla çürütülemez. Atom teorisi, atom yoktur, madde onların birleşmesiyle değil Allah yaratmasıyla oluşmuştur diyerek çürütülemez. Evrim içinde aynı durum ve tutum sözkonusudur. Atom bombası mevcut olduğu gibi ki teori sayesindedir, evrim sayesinde de kök hücrelerden körelmiş ya da hastalıklı organel oluşumlarının önüne geçilmesi ve tedavisi mümkün olmuştur. Her gerici ideolojide olduğu gibi radikal dinci akımların pek tabii ki kökten savunucuları da mevcuttur. Bunlar ellerinde hiç bir alternatif ya da aksi kanıt olmadan her yerde boş boş konuşup olguları çarpıtarak boşuna evrimi çürüttüklerini varsayarak saçmalamaktan her ne pahasına olursa olsun vaz geçmemek için Allah ları adına yemin etmiş ya da ettirilmiş beyni yıkanmış kuklalardır. Anlamadıkları halde her kanıtı "öyle bir şey yok" demek suretiyle çürüttüklerini varsayar bu gericiler. Onu yok saydıkları her kelimmede Allah ı ispat ettiklerini sanır bu obsesif ruh hastaları olan tarikat yaltakçıları ve yalakaları. Ama kime hizmet etmekte olduklarının bile farkına varamayacak ölçüde bilinçten ve akıldan yoksundurlar. Enperyalizm,kapitalizm,faşizm bunları gerektiğinde istediği gibi kullanmak amacıyla belirgin hak ve özgürlükler tanır. Bilimin ise tüm baskılara rağmen tek desteği yine kendi deneysel ortamında gösterebildiği somut kanıtlarıdır. Bilim yok edilemeyeceği için bu fanatik kuklaların efendileri tarafından kendilerine verilmiş görevi süreci ertelemek ve gerçeğin yayılmasını yavaşlatmaktır. Tıpkı Dünyanın döndüğü Galileden önce de gerçek bilimadamlarınca bilindiği halde, Giardano Brunoyu yakabilecek yetkiye feodalizmin ve kilisenin sahip olması ve o yetkiyi halk ayaklanmasına kadar sonuna dek sürdürmesi gibi. Önümüzdeki süreçte de ırkçılığı, din savaşlarını, körü körüne milliyetçiliği ve ümmetçiliği besleyen ve devam ettiren akımlar,insanın adem den geldiği mitolojisini bilimsel doğruların altrnatifi olarak yeni nesillere halen empoze edebilmenin derdindedir. Evrim karşıtı kuklaların ve onların efendilerinin yapmaya çalıştığı budur. Her türlü dogmatizm kendilerindedir ve bu konuda hiç bir surette Din in bilimi dogmatizm ile suçlamasının komik olmaktan ziyade bir anlamı yoktur. Evrim teorisi kanıtlarla varlığını sürdürür ve güçlendirir boş sözlerle değil. Oysa yaratılışçılara göre bir tanrı varsayılmıştır ve her şeyi o yaratmıştır. Bunun ötesindeki tüm bugünün sistem ve yaşam biçimini de o yaratıcının planladığı ve bunun insanın kaderi olduğu dayatılır. Kendisi topyekün bir dogmadır. Evrim karşıtlığı dogmatizmin ta kendisidir. Boş sözlerle kendi salaklığını ispat etmektedir. Salaklık diyorum çünkü çaresizliği had safhaya ulaştığından, kendini tanımlayan terimlerle karşı tarafı suçlama alışkanlığı edinmiştir. Dogmatizm,şarlatanlık,ideoloji, gibi kavramların muhatabı gericilik ve Din ve ona bağlı kurumsallaşmalar olmuştur bugüne dek. Bugünde durum aynıdır. Bu tarikat ve kurumlar yeni bir şey bulmuş gibi akıl dışı saçmalama özelliğini maksimum orana getirip alay konusu olacak derecede komik bir üslup ile dini bakış açısından hiç deneye dayanmadan Bilimi eleştirip üstelik bir de yine dini bakış açısından tümdengelimci mutlak dogmalara dayanarak pozitif bilimi dogma olmakla suçlayabilecek ve gözden düşürebilecek olduklarını sanmaktadırlar. Bunlar ezilen uluslara ve onların ezilmiş orta sınıflarına karşı emperyalizmin dasyattığı inançlardır. Onlar olmaz ise bilim daha çabuk etkisini kitle bazında gösterecektir çünkü. Bu da büyük devletlerin işine gelmez onlara üstün ırk ve varlık yarışına girmiş köleler lazımdır sorgulayan ve araştıran akıl sahipleri değil. O yüzden böyle saçma sapan çarpıtmalarla yüzlerce farklı kanıta rağmen 1000 defa o değişmeyen ezberletilmiş replikleri kullanarak kendi insanlık suçlarını örtbas etmeye ve bilimi karalama davranışlarını global düşünce özgürlüğü söylemleri içinde saklamaya çalışmaktadırlar. Oysa onlar ne özgürlükten hoşlanırlar ne de bilimi umurdsarlar. Tek dogmaları olan birtakım kutsal ilan edilmiş mitolojik kitaplarına dayanarak dünyanın yönetimini devralmak istemektedirler. Çünkü efendileri bu mümkün olabiliyorsa bilimin reddine de olumlu karşılık verebilecek kadar çıkarcıdır gerçek onları ilgilendirmez ve bu olursa hayır demez. Ama artık bu feodal anlayış dünyanın çok gerisinde kalmış olduğundan bu ortaçağ tartışması da sadece içinde halen ortaçağ sınıfsal yapısını sürdüren bizimki gibi ülkelerde modadır en çok. Literatür ise bunun dışında işler. O yüzden orta sınıf köleler ve efendileri olmayua çalışan şarlatanlar akıllarınca evrimi çürüttüğünü varsayadurdsun,deneyler tersini gösterdiği için, bilim yuvalarında evrim ve genetik iş görmektedir, inançlar ve dogmalar modern bilimin alanına giremez artık. Bu noktada bilimsel devrim yüzyıllar önce yapılmış, kilise ya da ona benzer ruhbanlardan bilimsellik yetkisi her zaman kötüye kullanacakları kesin olduğundan geri verilmemek üzere alınmıştır. Bu ruhban sınıfın İslamdaki temsilcisi olan kendini imam ya da ulema sayan şarlatanlar da dahil, boşuna konuşurlar. Eğer bilim istiyorlarsa biyolojiyi fen fakültesinde öğrenecekler Din kitabından değil. Fen fakültelerinde de kusura bakmasınlar son bulgu onu desteklediğinden evrim okutulur. Dışardan istedikleri kadar bağırabilirler bilim onbları duymayacak,galile nin dediği gibi dünya siz istemeseniz de dönecektir. Maalesef hiç bir şey ne güneş,ne Dünya sizin tanrılarınız etrafında dönecektir. En azından bu düşünce deneysel ortama sokulmayacaktır artık. Modern bilim boş laf a ve inanç a pabuç bırakmayacak kadar ciddidir. Dogmatijkleribn ve kendi gerici idfeolojisi peşinde koşan radikal dincilere kapısı kapatılmıştır. Onların zamanı dolmuştur son çırpınmaları içinde yüksek sesle haykırmakta ve boş sözlerle insanları kışkırtma uğraşı içindedirler. Fakat modern ve pozitif bilim sözkonusu olduğunda kesinlikle İçeri giremezler. Onlara; "buyrun defolun kiliselerinize ve camilerinize. Lütfen." denilerek kapı gösterilir kibarca. Bu öfkeleri ve saldırganlıkları da zaten bu nedenledir. Hem dogmaları yüzünden hiöç birşey anlamamakta, hem de araştırma,inceleme ve nesnel deneylere katılamadıkları halde iki kelimeyle hr olguyu ve doğayı anlamış sayılmak istemektedirler. Bu artık mümkün değildir. Kendi tapınaklarınızdda dua edin siz. Sizi aşan konulara tekerleme ezberlemiş papağan misali girmiş olmanız ciddiyevalındığınız anlamına gelmez. Boşuna da düşünce özgürlüğünden dem vurup sızlanmayınız çünkü ezbere olmadığı ve kanıtları olduğu sürece bilimsel disiplinde teorik tartışmalar her zaman varolacaktır. O dogmatik olmadığından yanlışlanabilir ilkeler kurup onun doğrulanması sayesinde teoriler inşa edebilir. Yanlışlanamayan Yaratıcı ya da Allah gibi nedense de hep tepede oturana a yarayan gaip den emir verdiği varsayılan soyut mutlakiyetlerden kendini azad etmiştir. Bir gün umar ki bu azad tüm insanlığa da bulaşabilsin. 1. aşama bilimin kesin laikliği ile tamamlanmıştır ve geri dönüşü bugünün modern dünyasında artık mümkün değildir. 2. aşama buna dayanarak devletlerin göstermelik laikliği yerine bireyin kişisel inançları ile belirlenen amaçlarını ayıracak laikliği ile oluşacaktır. Ondan sonnrası ise çorap söküğü gibi gelecektir. Çünkü Din bir iktidar maşasıdır. Peygamberlerinin bile yok edemediği bu kısa sürede saltanatlara geçerek onların aracı olma niteliği kitlesel olması nedeniyledir. Onun bu niteliğini ise sadece Pozitif bilim yok edebilir. O nedenle bu iki disiplin yani kölelik ideolojisi ile akıl yürütmenin sistematiği karşı karşıya gelmektedir sürekli. Tarafınızı şimdiden seçin çünkü çocuklarınız sizin kurduğunuz geleceğe doğacaklar. Kölelik vasıtasıyla onlara yardakçılık yaparak yaratılan din,ırk vb. savaşlarda tükenmek mi, global işbirliği içinde dünyanın bozunan özelliklerini onarıp ondan acının yarattığı gazap ile alınmış cennetin yeniden inşası mı? Evrim tartışması aslında bunun tartışmasıdır. Her ne kadar karşıt ve gerici kesim bunun ifadesinden ve deşifre edilmesinden hoşlanmöayıp kaderine boyun eğerek "Napalım dünya hali, biz uzaylı değiliz benciliz" dese de |
||
|
||
Üniversitelerde okutulan, bilimsel bilginin, doğru olamayacağına dair bit tez nasıl anlaşılmalıdır?
Şöyle denebilir mi evet çift zamanlı motor teknolojisi ama, yanlış. Evet, fizik yasaları ama doğru değil yerçekimi yasası dünya böyle yaratılmış. Termo dinamiğin yasaları, bunlar allah tarafından düzenlendi. Evrişim de bütün bilimsel çalışmalar gibi, bilimsel kıstaslara göre değerlendirilir. Veriler bilimsel kurallar nasıl gerektiriyorsa, onlara uyduğu çerçevede kabul edilir. Önce bir kabul, sonra bunu bilime uydurma çabası dünyanın hiç bir üniversitesinde onaylanmaz. Evrimi inkar etmek bütünüyle bu bilimsel süreci inkar etmek anlamına gelir. Bu dini bir inanç değildir. Ben tanrıya inanıyorum ama o peygambere değil bu peygamberi kabul ediyorum diyebilirsiniz. Hepsini tanrı yolladığı halde, neden birine değil, diğerine inandığınız karşınızdakiiçin, her nekadar kolay anlaşılamayacakbir durumsa da, bilimin bir kısmına inanmak gibi bir seçenek yoktur. Bilim veriler, gerçekler, kanıtlarla ilgilenir. Maymun insan değişimi konusundaki örneğiniz yanlıca bir espriden daha ciddi bir değer içermez. savınız bütünüyle geçersiz bir sav olmuş.(enerji kullanımıyla ilgili olan) İki ayakla ilgili varsayımınız bütünüyle hatalı. Hızlı olmak bir zorunluluk değildir. Sandığınız gibi savunmasız olsaydı ortadan kalkardı. Zaten çitanın hızının da savunmayla ilgisi yok. Dört sorunuzu bir açmaz gibi sunmuşsunuz ama, zaten cevapları olan sorular hepsi. O yüzden henüz bilmiyoruz deneceğini sanmam. Ayrıca böyle bir cevap alacağınız bir soru sormuş olsaydınız da, bu bilimin bir zaafı olmazdı. Bu açıdan bakarsanız din cevabı hiç bilinemeyecek sorularla doludur. Bu tür bir akıl yürütmenin konuyu ilerletme yönünde hiç bir anlamı yok. Anayasa örneğiniz savınızı iyice zayıflatıyor. 82 anayasası, 60 anayasası(67 anayasası değil) yetersiz olduğu için değil, faşist bir yönetime uygun olması için getirlimişti. Bu bakımdan Hristiyanlığa atıf için iyi bir örnek oluşturmuyor. Yoksa, yaratıcının ilk yolladğı dinlerde eksikliği olduğu sonucuna varmanız gerekir. Tekrar din yollayıp düzenlemeler yapma ihtiyacı, kusursuzluğa gölge düşürmüş olur. Üstelik anayasa örneğinde ısrarcı olursanız yeni anayasa gibi, yeni dinin de bütünüyle kaldırılması gerektiğini savunmanız gerekebilir. Hristiyan dininin hiç bir yerinde, başka bir peygamber geleceğine dair tek bir işaret yoktur, bu bakımdan hristiyanlar Arapların "pagan dini" olarak değerlendirir ve islamın allah kelamı olduğunu reddeder. Öyle ya bir peygamber ve bir din varken başkası çıkıp yenisini vahyediyor. Hristiyanlık bakımından hiç bir kabul edilebilirliği yok. Akla inanmak sandığınız gibi bir tapınma değildir. Buradan derinden bir dini motif çıkmaz yani. Yani ben dine inanıyorum, sen de akla inanıyorsun gibi bir koşut yoktur. Bilimsel bilgiye olan inanç bir tapınma değildir. bunu düşünmek bir yanılsama olabilir ancak. |
||
|
||
| Einstein ın dediği gibi önyargıları yıkmak atomu parçalamaktan daha zordur. 1. Beyin öyle bir anda gelişmez. Maymun insan doğurmaz böyle bir şey yok. Verdiğim her tür e karşın ara tür safsatasına sığınmanız hiç bir şey değiştirmez boşuna bu noktada takılmayın. Homo erectus diyorum homo erectus un maymunla arasındaki tür ü soruyorsunuz. Onu söylesem maymuna gidene kadar ara tür sorup duracaksınız ve böylece bir maymun bulmak zorunda bırakıp aha bak o maymun bu insan demek ki evrim yok diyeceksiniz niyetiniz bundan ibaret başka bir anlamı yok. Zenon un ok u hedefe gönderememesi gibi ara nın ara sı o ara tür ün arası diye insan maymun a giderken matematiksel limit aldırıp, maymun buldurup sonra da aha işte insan nerde diye sormaktasınız. Böyle saçma yaklaşım mı olur hiç? Olmaz tabi. İnsan nerden çıktı sorusudur sorulacak olan asıl soru. Allah yarattı, cosmic akıl yarattı vs. vs. soyut ve hayali, elle tutulup gözlenemeyen, bilinemeyen,hissedilmeyen,varlığını gizleyen varsayımlar ise bilimsel açıklama değildir sadece inançtır. Evrim teorisi çökse bile bu karşıtlarının inanç dayatmacılığından bağımsız bilimsel bir yoldan gerçekleşecektir. Bilim olgulara inanmaz bilim adamları rahip ya da imam değildir. Dolayısıyla inanç konusu sadece o inancın müritlerini ilgilendirir bilimi hiç değil. 2.Homo Erectus şimdiki insana mı benziyor size göre? Dik yürüyor diye Homo Sapiens mi sandınız. Beyni maymundan biraz gelişmiş ama küçük,kafatası farklı yetmiyor size illa ya maymun olacak ya insan ki(şimdiki insan) gene ara tür hani diye sorabilip küçük aklınızca evrim i çürütebilesiniz. Australopithecus nedir? İşinize gelmeyince de yok öyle şey dersiniz. Australopithecus cins ismidir tür de değil. Altı farklı türü var. Beyinleri şimdiki insanın 3 de biridir. En eskisi Australopithecus amanensis tir. Sonra afarensis, africanus,garhi, bazı bilim adamlarınca Australopithecus genus undan farklı bir genus a da yerleştirilen Paranthropus boisei ve Paranthropus robustus. Bu türlerin fosilleri var. Genetik olarak da morfolojik olarak da Şimdiki insan ile bir çok ortak özellikleri var. Ama mesela bu tür ün kolları daha uzun. Yani sürekli iki ayak üstünde yürümüyor. Bu altı türün birinden Homo Erectus, Homo Habilis ve Homo sapiens e giden evrim haritasının oluştuğu kesin. Kesin olmayan ise bu altı tür ün hangisinden diğerlerinin geliştiği ve varsa varolan diğer türler ve alt türler. Dogmatik gericiler bunu ara tür bulunamadı diye algılıyor oysa yanılıyor. Bulunamayan ara tür değil, teorinin getirisi olan farklı alt türlerin de varolduğunun ancak henüz fosillerinbne ulaşılamadığının kesin oluşu. Tüm teorilerde olduğu gibi evrim teorisi de kendi öngörülerinin kanıtını somuty olarak araştırma özgürlüğüne sahip. Bugüne kadar ki fosiller de bu yolla bulgulanabildiler. Fizik te karadelikler,nötron yıldızları, neptün ve de 1930 larda Plüton gezegeni bulgulanmadan önce varoldukları düşünülüyordu. Arandıklarında da teknolojinin yardımıyla gerçekten varoldukları kesinleşti. Evrim teorisi bu türlerden başka türler de olduğunu öngörüyor bu noktadaki anlaşmazlık insanın ortak kökenine dair değil o kökendenn dallanan diğer başka üyelerin de olduğunun bilinmesi. Çünkü canlılar dünyasında evrim geçiren tek canlı insan değil. Yani dinamikleri biliniyor zaten. Penguenlerin,yunusların,balinaların,kuşların,köpeklerin,kedilerin öncül ataları ve onlardan oluşan alt tür dallanmalarının hangi yeni türlere dönüştüğü bilinmekte. Ancak tek tek hepsine dair fosil örneği bulunmuş değil.Yani o kadar bulgu yok henüz. Ayrıca milyonlarca yıllık bir dönüşümün içine girip de zaten aha bu maymunun çocuğu yarı insan doğmuş diyemezsiniz bu hiç bir şey bilmediğinizi de gösteriyor. Çünkü evrimi oluşturan mutasyonlar aniden gerçekleşseler bile bu bir anda başka bir hilkat garibesine dönüşme şeklinde olmaz. Yavaş gerçekleşir. Küçücük değişimler ileride büyük farklılıklara yol açar. Doğa bu şekilde işler yarı hayvan yarı insan garip yaratıklar oluşmaz. Ayrıca bu fosiller çok özel şartlarda bulunmuş olanlar yani bir buzul da, bir mağarada kısaca tamamen çürümemiş olabildiği yerlerde bulunabiliyor. Fosil bilim gelişmemiş olsa bir diş den bir çenenin parçasından onun hangi tür e ait olduğunu bulamazsınız çocuk oyunu değil bu. Arkeoloji ile ilgili bilimler parçaları birleştirmek için çalışırlar ve hiç de kolay bir bulmaca değildir bu. Ancak bulunan bir kemik parçasının erectus mu,habilis mi,sapiens mi olduğu anatomisinden,gen yapısından anlaşılabilir. Bulundukları katmanlar ve karbon izotopu yöntemi ile hangi yıllarda bulundukları da anlaşılır. Örneğin Sapiens in olduğu zaman Erectus hiç yok. Evrimi kavrayabilmek için öncelikle ırkların yani varyasyonlara ayrılmayı kavramak zorundasınız. Homo erectus ile homo habilis arasında da Homo ergaster var o da iki ayak üstünde durmakta taş alet kullanmakta. Ama bu 1,6 milyon yıl önceki türden çok önce yaşamış olan en erken fosili 3.5 milyon yıl önce bulunmuş olan Australopithecus afarensis örneğinin iki ayak üstünde yürümek dışında ellerinin insan eli gibi kavramaya değil tırmanmaya göre şekillendiği biliniyor. Yine daha öncesinden de ayak izi fosilleri var ki hiç bir kanıt sunmadığı düşünülse de ilk bakışta, ayağın şeklinden ve izlerden afarensis in iki ayak üstünde yürüdüğünün anlaşılmasına neden olmuştur. Ancak iki ayak üstünde yürüyen ve tırmanabilen afarensis in beyni şempanzeden az büyüktür. Günümüzden de bir örnek verirsek, Örneğin Kutup Ayısı Boz Ayı dır. Hatta çiftleşebilir ve verimli yavru verebilirler. Ama karşılaşmazlar ve birbirlerini tercih etmezler. Kutup ayıları çok uzun zamandır kutup da yaşamakta. Daha doğrusu Kutup ayıları yolu soğuğa düşmüş boz ayılardan o şartlarda yaşayabilmiş olan torunlarının soyudur. Bu ırk, kuzeylinin afrikalıya oranla daha kemikli ve iri olması gibi o iklime uygun adapte olmuştur. Kalın bir yağ tabakasına sahiptir. Önümüzdeki yıllarda bizim yüzümüzden nesilleri tükenmez ise, kutup ayılarının boz ayılar ile arasındaki genetik farklar,her yavru nesilde artacağı için ve bu farklılaşma çevreye bağlı olduğu için tamamen ayrı türlere ayrılmalarına neden olacak. Kutup ayılarının binlerce nesil sonraki torunlarına artık bugünkü anlamda kutup ayısı diyemeyeceğiz,boz ayılara da boz ayı. Her ikisi de iki farklı tür e ayrılmış olacaktır. (Tabi bu arada dallanabilir iki farklı alt tür de oluşturabilirler çevresel değişimlere ve dağılımlarına bağlı olarak) Şimdiki at ve eşeğin ortak atası da tek bir türdü. O yüzden hala daha çiftleşebiliyor birbirlerinden doğurabiliyorlar. Ancak bu tamamen insan etkisiyle olmuş birşey. Çok yakın akraba oluşları yavru yaratabilmelerini sağlarken doğan yavrunun ise kısır olmasına neden oluyor. Ancak ortak atadanYani evrimde bir geri dönüş de olanaksız genellikle. Ancak istisnai olarak bu yine başka türlere dönüşümü de tetikleyebilir. Bu türden bazı çiftleşmelerin neticesinde kısır olmayan yavrular doğmuştur ki artık bu da onun başka tür e dönüşmesi demektir. Şimdiki şempanzeler ile insan arasında bu derece yakın ilişkiler günümüzde yoktur. Şempanze insan a son derece uzak kalmış artık kendi yolunda giden bir türdür. İnsan ise yine aynı şekilde. Memeli sınıfından bir tür ağaçlara adapte olduğundan beri (muhtemelen hemen hemen tüm memelilerin ortak atası olan bir başka tür fare. Ormanlarda yaşayan bu sıçrayan farelerin milyonlarca yıl sonraki torunları ağaçlarda yaşamaya başlamış daha iri alt türleri doğurmuş. Australopithecuslar dan Homo sapiens ve neandertal e kadar bir çok ara tür form bulunmuş ancak hala daha başkaları olduğu bilinmektedir. Kanıtlar ve bulgular tamamlanıp konu kapatılmamıştır, böyle birşey de olmayacaktır çünkü evrim halen sürmektedir. (Bknz Liger lar.) Cro-magnon denen avrupadaki sapiens insanı ile neandertal insanının aynı dönemde yanyana yaşadıkları bilinmektedir. Neandertallerin bir çok fosili de mevcuttur. Ancak bazı şüpheler örneğin doku benzerlikleri,beyin hacimlerinin aynı oluşu, her ikisinin de alet yapması ve avcı oluşu (örneğin ilk mızrağı neandertaller icat etmiştir) ölü gömmesi,konuşması,giyinmesi,hatta müzik aleti kullanıyor oluşu bazı şüpheler de doğurmuştur. Daha çevik ve avcı olan soğuğa dayanıklı neandertallerin son buzulların çekilmesinden sonra neslinin mi tükendiği yoksa aslında sapiens in başka bir varyetesi (ırk) mi olduğu tartışılmaktadır. Bu iki tür morfolojik biçim olarak farklı görünmesine rağmen aborjin yerlisi ile kuzey avrupalı arasındaki farktan çok da fazla farklı değildir aslında. Eğer çiftleştikleri ve yavrulasdıkları kesin olarak belirlenebilirse ortak gen ve doku özellikleri anlam kazanarak aynı tür ün farklı ırkları oldukları tam olarak kanıtlanabilecektir. Bu noktada bazı güzide evrim karşıtı ve evrim e karşı cihat a soyunmuş sitelerimizde şöyle şeyler görürüz. Şu bir yanılgıdır, bunun yanılgısı,onun yanılgısı,fosiller uydureulmuş,resimler rastgele çizilmiştir Allah bir dir yaratmıştır. Ayrıca buralarda Homo Erectus un şimdiki insan olduğu dik durduğu ve ara geçişi olmadığı iddia edilerek öne sürülür. Öncelikle bunun bir salaklık olduğunu belirtelim. Neden? Çünkü Homo Erectus un şimdiki insan olduğuna dair hiç bir veri yoktur. Anatomik yapısı farklı,beyin hacmi ortalaması, sapiens in beyin hacmi ortalamasının yarısından azdır. Dolayısıyla Homo Erectus a Adem demek, salaklığın ispatıdır evrimin olmadığının değil. Bu salaklar kendi yanılgı ve aptalca yorumlarını evrim yanılgısı başlığı ile sununca doğru söylediklerini varsayarlar. Ancak referansları da inançları oranında sahtedir. |
||
|
||
| Gelelim en klasik ve en saçma indirgenemez kompleks hikayesine; Tez şu. Bu kadar kompleks hücrelerin kendiliğinden evrimleşmesi tesadüfen olamaz. Birincisi evrim in rastgelelik ilkesi rastgele tombala çekmek değildir, tesadüf terimi ise yaratılışçıların uydurduğu bir kalıptır. Doğada kuantum sınırına kadar determinizm sürer ancak makro boyuttaki oluşumlar için tekil bir ilk neden mümkün değildir. Yaratılış ve tasarım hurafeleri kendilerini aklamak için tesadüf ü pasifize eden oluşum yani tekamül kavramını kullanırlar. Onlara göre doğayı biçimlendiren akıl olmazsa karmaşık yapılar oluşamaz. Bu noktada bariz iki biyolojik hata yaparlar. Birincvisi akıl doğayı anlasaydı sürekli anti tez olarak öne sürdükleri tek bir hücre yapamama durumu oluşmazdı. Eğer akıl sebeb olsaydı, o sebebi kendinde en iyi barındıran insan aklı ot da hücre de yapabilirdi. İndirgenemez kompleks söylemi başlıbaşına bir kavramsal sofizm den başka bir şey değildir. İnsan aklını referans alarak doğayı çizen mimar açısından bakarak karmaşıklığı kendi tasarımına endekslemektedir. Oysa somut anlamda Kaos teorisi ve kuantum belirsizliğindeki rastgelelik ilkesi yine fizik kanunlarının sınırları dahilindedir. Yani insan aklı merkezli Akıllı tasarım doğa yı açıklayamaz bir tür modern şarlatanlık olarak kalması kaderidir bu nedenle. Çünkü tasarım mantığı şekilseldir ve oluşumun dinamiklerini açıklamadığı gibi, tasarımı kimin yaptığıu sorusunu da bilimin ilgi alanı olmadığı gerekçesiyle Ruhbanlara yani din adamlarına ve Din e devretmek gerektiğini söyleyerek şarlatanca yöntemlerle bilim e din sızdırma çabasıdır. Evrim teorisi ve modern astrofizik ise bu teoriyi aptalca bulup kanıt ister. Doğadaki örneğin şu kamçıdaki motor kadar aptalca bir başka bakış açısı yoktur. Motor insan tasarımı olduğu için motordur saçmalamanın alemi yoktur. Demirlerin motor oluşturma kanunu da yoktur,taşların tuğlaya dönüşüp ev oluşturma kanunu da. İnsan kendi ihtiyaçları için doğayı eğip bükerken kafasını yitirip doğanın onun aklı tarafından ihtiyaçlarının nesnesi olduğunu düşünme hastalığına yakalanmıştır. Toplumsal etkisi de yıkıcı olan bu hastalığını görmediğinden kendisi için doğayı inşa eden tasarımcı var diye,yine kendi tasarımı olan motor u örnek verip kamçıda bulunan hareket reaksiyonunu da kendi motoru ile eş tutup,oradan motor tasarımcısı bir tasarımcıya ulaşınca tutarlı mantık yürüttüğünü sanabilecek derecede aptallaşabilmektedir. Aynı saçma mantıkla da evrim i eleştirebildiğini sanmaktadır. Rastgele olsa nasıl olur diye sorarak bu kompleks yapılanmalar. İnsanın öznel rastgeleliği ile doğanın ki bir değildir. Einstein ın deyimiyle tanrı zar atmaz. Buradaki Einstein ın Niels Bohr a atıfta bulunduğu tanrı yaratıcı değil, görelilik dahilindeki yani izafi fizik kanunlarının evrensel ölçekteki geçerliliğidir. Ancak Einstein o zamanlar makro evrnin de hatta kendi teorisine zıt bir şekilde sabit ve değişmez olduğunu sandığının farkına varamamış bu hatasını kendi düşünce deneyleri ve Bohr ile tartıştığı konferanslarda anlayana kadar ortaya çıkmasına neden olduğu Nonlineer ve indeterminist Kuantum teorisinin karşıtı olmuştur. Ancak sonunda o da bu rastgeleliğinn izafiyete bağlı doğanın özgün hareketinin bir sonucu olduğunu anlamıştı. Artık biliyoruz ki makro ve mikro ölçekteki en genellenebilir yasa kelebek etkisi dir. Yani karmaşık yapılar basit yapıların küçük değişimlerinden doğar. Küçücük değişimler sürekli oldukları oranda ilerde ani sıçramalara yani mutasyonlara ve evrim e neden olurlar. Canlıların davranışları da fizik kanunları dışında işleyemez. Rastgelelik gen bazında yavru döllerdeki ana babadan gelmeyen yeni bireylerin oluşumunu da tetikler. Madde anti madde çiftinin hangi yönde baskın geleceğini de belirler. Bu baskınlık evrendeki zamanın yönünü ve biçimini de etkiler. Canlılardaki evrim süreçlerinde bahsi geçen rastgelelik ilkesi (ki bu da bir kanundur teori değil şaşırmayın) diğer fizik teorileri ve kanunları ile de uyum içindedir. Akıllı tasarımcılar ise maalesef mutlak bir tekil gerçek olarak en tepeye oturttukları Akıl kavramını putlaştırıp modern bir tanrı safsatası yaratmanın ötesine geçememişlerdir. Onların yeni esir kavramı tekamülü gerçekleştiren akıllı tasarım olmuştur. Ancak menşei insan yaşamı ve davranılşlarıdır bu aklın ve kökenini veya dinamiğini açıklayamaz. O nedenle çürük bir sav dır. Evrim teorisi ise hayvanın aşimdi akıl dediğimiz süreçleri oluşturan içgüdülerden ve sürekli davranışlardan,öğrenmeden akıl a gidebn sürecin kendisini elle tutulur biçimlerde ölçebilmekte,onu putlaştırıp bilinemezci bir Din haline getirmemektedir. Böylece teori kendi netliği ve şeffaflığı sayesinmde tüm gerici saldırılara rağmen sapasağlam ayakta durmakta oysa yaratılışçılar ve tasarımcılar hırs içinde ,her yerde bağıra çağıra çürüttük aha işte diye zırlayarak muhatap aramaktadır. Ancak onların saçma savlarını ciddiye almak için önce ortaya anti tez atmayı öğrenmeleri gerektiği için genelde pek bir tartışma olmaz evrim karşıtlları kendi benzerleriyle kendi kendilerine kendi kafalarında evrim teorisini çürütüp mutlu olurlar. Ancak nereye bakarsanız bakın onu görebilirsiniz. Yani makro ve mikro ölçekte gerçekleşen evrimi. Evrim teorisi onun düşmanlarının sitelerinde de sürekli gündem konusdudur,tüm internet forumlarında da. Gözle görülebilen gerçeklere ve kanıtlara sahiptir. Oysa Akıllı Tasarım veya yaratılışçılar sadece kendi çöplüklerinde ötebilirler. O nedenle önümüzdeki 10 yıllarda öfkeleri,hilebazlıkları,türlü sahtekarlıkları ve karalama kampanyaları artacak olsa da artık müspep kanıtları olan bu teoriyi görmezden gelemezler. Örneğin başka bir örnek olan ve kısır olmayan Liger veya tigon gördünüz mü? liger lar erkek aslan ile dişi kaplanın çiftleşmesinden,tigon lar dişi aslan ile erkek kaplanın çiftleşmesinden yaratılmıştır. Aslanlar afrikada izole olup çöl şartlarına,kaplanlar asya da yaşayıp orman şartlarına adapte olmuş büyük kediler olduklarından,normalde çiftleşmezler. Ancak insanlar onları bir araya getirdiğinde bazı kazalar olmuş ve bu yeni hibrit ler doğmuştur. Katır gibi kısır olduğu düşünülen bu hibritlerin bazılarının üretken olabildiği de bilinmektedir. Ancak bunu oluşturan doğal yani çevresel sürecin ve tetikleyicinin ne olduğu henüz çözülebilmiş değildir. Anlaşılıyor ki hibrit türler kısır olmayabilmektedir ancak bunu yaratacak şartlar değişmektedir, Ligerların en garip özelliklerinden biri de ana babasının iki kat iriliğe ulaşabilen dev bir yırtıcı olmasıdır. Ligerların büyüme hormonları ölümlerine kadar sürmektedir çünkü. tigonlar ise kesin kısırdır ve daha küçüklerdir. Dünyada iki adet bulunur ve doğal olmayan laboratuvar koşullarında üretilebilmektedir. Bunun dışında laboratuvar koşullarında da hibritler veya doğada bulunmayan yeni türlerin üretilmesi mümkündür ve de yapılmaktadır. Hiç mi laboratuvarda üretilmiş yeni tür hayvan duymadınız. Hala kendinize objektif, evrim teorisine inanç diyorsanız komik olmak ötesinde bir şey söyleyemiyorsunuz anladığım kadarıyla ![]() liger |
||