SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => İç Politika

Konu: Tanı bunları

Sayfa: [ 1 ]

15.09.2007 09:42:22
Bu bir operasyondur. Orhan Pamuk'un kariyerinin bir momentinde bir batı ülkesine taşınmak yerine, önce best seller, sonra Nobelli yapılması tercih edilmiştir. Bu, sadece bir şöhret ve dolayısıyla etkililik kazandırmak değildir. Bu, hem modern hem post-modern Türkiye'ye yakışır bir "büyük Türk" imalatıdır. Bildiğiniz gibi modern Türkiye'nin büyük adam kriterleri arasında adayın bizim ülkemizin dışında ne kadar takdir aldığı çok önemli yer tutar. Şu kadar taşı üst üste koymuş olmanın bir önemi yoktur. Önemli olan ıslığınızı kaç Fransız, İngiliz ve Amerikalının duyduğudur.

Özel üniversiteler bir operasyondur. Türkiye'nin yüksek öğretim sisteminde hâlâ pek küçük bir hacmi dolduran özel pastasının içinde herhangi bir devlet üniversitesine kolay kolay nasip olmayacak olanaklarla donatılanlar vardır. Bazılarının sadece cebini doldurma yolu arayan fırsatçı veya cin fikirlilerden geçilmemesinin bir önemi yok. Kimi özel üniversite yayınlarının ülke tarihini ters yüz etmek için büyük bir uğraş vermesi rastlantı değildir. Türkiye'nin ilericilik ve sınıf mücadeleleri tarihi baş aşağı çevrilmekte ve her dönemin ilericileri ile emekçi cephesinin temsilcileri itibarsızlaştırılmaktadır.

Besbelli ki, bu bir Avrupa operasyonudur. Zaten ilgili kurumların giriş kapılarına çekilen AB bayraklarından anlaşılmaktadır ki, bu durumdan gurur duyulmaktadır.

Ama bu aynı zamanda bir 12 Eylül operasyonudur. 12 Eylül'ün YÖK Başkanı özel üniversite mucididir. Sonradan YÖK'ün bu operasyona tepki duyanların eline geçmesinin bir önemi yoktur. Bu operasyonun önünü açan 1970'lerin sonunda ve 1980'lerin başında sol korkusundan veya batıcı çaresizlikten faşizme onay veren kemalizmdir.

Eski başsavcıya göre Türkiye'de Anayasa yapma ehliyetinin belirli unsurlara verildiği belirli dönemler olur. Her nedense bunlar sadece darbelerdir ve başsavcının AKP'nin bu ehliyetini iptal amaçlı girişimi bir darbe aklayıcısıdır. Bunun bir operasyon olmadığı, tuhaflığından, amatörlüğünden bellidir. Hayret edilmesi gereken nokta, bu tür Kemalist direncin, yeminli olduğu cumhuriyeti koruyayım derken sürekli göz çıkartması ve dinci ve işbirlikçi kesimleri güçlendirdikçe güçlendirmesi bile değildir. Bu kesimler büyük fiyaskoyu bir türlü ve hiç anlamamaktadırlar.

Çünkü kimse bunları operasyonlarının kapsamına almamaktadır. Onlara geçmiş olsun'dan başka diyecek bir şey bulamıyorum.

Ama AKP'nin ehliyetinin arkasından koşanların bir operasyonun parçası olduklarından eminim. Paranın oluk gibi aktığı, para babalarının ağırlık koyduğu, eşitliğin e'sinin olmadığı, Amerikancılığın diz boyunu aştığı bir seçimden çıkan Meclisin meşruiyetinin gönüllü kavgacısı olmak, solculuktan vazgeçtim, nasıl bir demokratlıktır? Demokratlık, halk iradesinin tecelli etmesini önleyen ve en temel olanlarını yalnızca çağrıştırmakla yetinip yalnızca bir kaçına değindiğim anti-demokratik öğelerin teşhiri olabilir ancak. Ancak ortada bir operasyon vardır ve Türkiye'de solun memlekete Amerika'dan Gülen bir operasyonun parçası kılınmasına çalışılmaktadır.

Bu bir operasyondur. Aydın, ilerici veya solcu addedilenler başta TESEV olmak üzere Soros bağlantılı vakıfların bağımlısı haline getirilmektedir. Bunların AKP'cilikten başka herhangi bir şansları yoktur.

Bu operasyon büyüktür ve Türkiye üniversitelerini aynı kader beklemektedir. Bu üniversiteler AB ve ABD'nin fonları olmadan iki adım atamaz hale getirilmektedir ve direnenler ya öldürülecek ya da ölüme terk edileceklerdir.

Bağımsız aday meselesine solun bulaştırılması, sonuçlarından hareketle bakıldığında açıkça görülmektedir ki, bu operasyonun parçasıdır. Oran'ın kampanyasını yürütenlerin solcu zannedilen bir takım dergilere verdikleri neşeli demeçlerde söyleniyor; bunlar AKP'cidir. Baskın hocaları olmasa, AKP'ye oy vereceklerini ve hatta AKP için çalışacaklarını söylemekten hiç utanmayan bu adam ve kadınların interneti iyi kullanmak dışında herhangi bir meziyetleri olmadığı tahmin edilebilir.

Bu bir operasyondur. Seçilmeyen, operasyonun başarısızlığını göstermemektedir. Zira hem bir tane seçilen vardır, hem de yola taş koyan veya düşürenlerin özür seremonisi artık bıkkınlık verecek ölçülere çıkmıştır.

Seçilen bağımsızın AKP'lilerin makam arabalarına binip inip, solu itibarsızlaştırma işine omuz vermesinin bir operasyon değil rastlantı olması mümkün görünmemektedir. Uras'ın emperyalist ve kapitalist batının rejimini Küba'nınkine tercih etmesi kendi bileceği bir iştir. Ama çok sevdiği -ve benim, itiraf edeyim pek sevemediğim büyük sol siyasetçi- Mehmet Ali Aybar'ı rahat bırakması bizi çok ilgilendirmektedir. Aybar'ın sola bıraktığı pozitif mirasın içinde sadece TİP nesnelliği değil kendi bazı kişisel özellikleri de vardır. Aybar döneminin bütün burjuva siyasetçilerine, İsmet Paşa'dan Süleyman Demirel'ine kadar ceketlerini iliklettiren bir adamdır! Aybar burjuva siyasetçisine, işçi sınıfının temsilcilerinin önünde ceket iliklettirmeyi bilmiştir. Anti-leninist, anti-sovyetik Mehmet Ali beyi, enseye tokat üsluplu şaklabanlık rekortmenlerinin eline bırakamayacağımız açıktır.

Bu bir operasyondur. DTP'nin Abdullah Gül için zılgıt çekmesi bir operasyondur. Bunlar Kürt halkımızın devrimci kalkışmasından, eşitlik, özgürlük ve adalet taleplerinden bıkan ağalar ve burjuvalardır ve Kürt halkımızı AKP'nin kapısına teslim edip ödüllerini alıp sahneden çekilmek niyetindedirler. AKP'ci Oran'a taş koydukları için cümle âlemden özür dilemeye devam edecekleri bellidir.

Listenin bu köşede bitirilmesi mümkün değil. Bu listeye girecek sayısız unsurun aralarında ne ölçüde sağlam bağlar tesis edildiğinin ise pek bir önemi yoktur. Önemli olan bunların arasında emperyalist mimarlar tarafından köprüler kurulması için yeterli siyasi altyapının var olmasıdır. Bunları iyi tanımak ve tanıtmak gerekmektedir.



Sayfa: [ 1 ]