|
||
| aslına bakarsan duvalar ve içindekiler bile ilgimi çekmiyor. sadece sana yardımcı olmak istedim. | ||
|
||
| Yaprak döker bir yanımız Şairin yazıklandığı gibi, "ölümün sokağa düştüğü" bir yerde (!) değiliz; sokağa düşen insan. İnsanlar. Özgürlük için... Gelecek için... Yaşamak için... Ne yazık ki daha özgür yaşamak için değil, daha iyi yaşamak için. İstenen ise iskeletin özgürlüğü, ruhun değil. Daha iyi yaşamak? Özgür olmadıkça, özgürlüğe erişmedikçe yaşamın iyiliğini, öyleya, şu iyi yaşamı nerede arayıp bulacağız? * * * Ölümün sokağa düştüğü yerde değiliz. Sokağa düşen insan. İnsanlar. Öyle bir yerdeyiz. Birdenbire farkediverdim, kaçamadım, dün geceden beri aynı tını takılıverdi kulağıma... Cenazeden döndüğümden beri. Bir kere daha öldüğümden beri. Ahmet Kaya ile Selda'nın sesinden dinliyorum: — Yaprak döker bir yanımız / bir yanımız bahar bahçe... Sadece bir yanımız mı? Durulan yere göre değişiyor sanırım. Nedendir bilinmez, bir yanım değil, her yanım yaprak döküyormuş gibi. Hep. Sürekli. Daima. Ezelden beri. Yaprak dökümü. Ölümün sesi. Dostun, söz verip gelmeyen bir dostun sesi. Kimini bekleten, kimini korkutan bir dostun. * * * Ahmet Yüksel Özemre vefat etti. Çelebi bir zattı. Bu ülkenin ilim-irfanını bâş üstünde tutmak için elinden geleni yapmıştı. Elinden geleni. Gönlünü ve beynini bu ülkenin hizmetine sunmuştu. Üsküdarlıydı. Üsküdar'ın çocuklarındandı. Her şeyiyle. Dün cenazesindeydim. Sandukasının hemen yanında. Düşündüm. Geçmişi. Geçmekte olanı. Olanı. Olup biteni. Bütün Üsküdarlılarla birlikte. Dostlarla birlikte. Helâlleşmiştik. Bir kez daha helâlleştik. * * * Bu sütündan başlayıp süren bir kalem münakaşasının tarafları olmuştuk. Merhumun bir çevirisi hakkında kanaatlerim müsbet değildi, alınganlık göstermesin diye kendisine ismen bile işaret etmekten kaçınmıştım. Muradımı yanlış anlamış ve kasıtlı ihmalimi bir 'istiskal', bir îma olarak yorumlamıştı. Uzunca bir mektup yazmıştı. Bendenizi tevellüdüm itibariyle genç bulup muhtemelen kullandıkları Osmanlıca kelimeleri/terimleri anlayamadığımdan ötürü çevirilerini beğenmediğimi düşünmüşlerdi. Oysa Osmanlıcasını çok zayıf bulmuş ve ahlâkını ve içtenliğini takdir ettiğim bir bilimadamını incitmemek amacıyla polemiğe girmekten kaçınmak istemiştim. Olmadı. Bu sefer kendilerini ciddiye aldığımı göstermek amacıyla uzunca bir tenkid yazısı kaleme aldım ve yazımı gazete yerine bir dergide neşrettim. Tenkidlerim hesap makinesi keskinliğiyle ma'lul idiyse de bir üslûb hatası yapmamak için özen gösterdim. Bir mektupla daha mukabelede bulundular. Yazdıkları tartışma konusuyla alâkalı değildi, ancak üslubu gayet nazik ve dostçaydı. Aramızda hususî bir hukukun oluşması için a'zamî gayret gösterdiği mektubunun her satırından anlaşılıyordu. Nasip olmadı. * * * İrfan sofraları ilmin teferruatına, teferruatçılığına tahammül edemiyor. Sohbet kesinliği sevmez. Gerginliği de. Beyin katiyyet istiyor. Ölçü istiyor. Gönülse mehabbet. Yani sınırsızlık. Ölçüsüzlük. Fart-ı mehabbet. Aşk. İlim kendisini rahle üstünde ifade eder, irfansa sedir üstünde. Rahle ile sediri, âlim ile ârifi, dimağ ile gönlü yanyana görmek nefsin dolaştığı sokaklarda mümkün olmuyor, olamıyor. Olmadı. Olamadı. * * * Hâl böyleyken, uşşaka da, uşşakîye de selâm edip Niyazi Mısrî ile tefeül eyleyelim. Ten Yakubunun gözleri açılsa aceb mi Can Yusufunun gül yüzünün hâli göründü Kal ehlinin akvalini terk eyle Niyazi Şimdiden girü hâl ehlinin ahvali göründü. * * * Ey talib, Yakub'un gözleri belki Yusuf'u göremedi, ama kokusunu duydu. "Koku da nedir?" diye bir hâtır ziyaret ederse seni, hemen hatırla, o uzaktaki yakınlıktır. Göremiyorsan, kokusunu duymaya çalış. Özle. dücane cündioğlu |
||
|
||
millet neden dar kapıdan geçsinki..geniş geniş yaşamaya alışmış..sıkıntıya gelemezler....yontulmaya gelemezler.... geniiişş geniiişş....
|
||
|
||
millet neden dar kapıdan geçsinki..geniş geniş yaşamaya alışmış..sıkıntıya gelemezler....yontulmaya gelemezler.... geniiişş geniiişş.... ![]() bu dar kapı olayı bence sadece tek kişinin geçebileceği genişlikte bir kapıya işaret ediyor ve diyor ki; ne var ise sende(!) |
||
|
||
evet.. tek kişilik ama hepimiz için var olan ayrı bir kapı var gibi.. dünyada bulunan herkeste bir şey var zaten... önemli olan bunu görmek.. onu yaşamak değil doğruya ulaşmak gaye olmalı... |
||
|
||
| Dar kapı mı?...Her ne kadar mecazi bir söyem ise de,imkansız bir şeymiş gibi anlatılmış ve insanlar ürkütülmüş( ben ürktüm mesela)...Hayır arkadaşım görmek isteyene,anlayıp yaşamak isteyene,doğrunun peşine samimi bir şekilde düşene,kapı sonuna kadar açıktır, alemin hep beraber girebileceği genişlikte bir kapıdır o...fakat o geniş kapıya giden yolda dikensiz değildir... | ||
|
||
imkansız birşey mi sadece dar , geçilmez olduğu nerden çıktı. hem ürken birinin dikenlerden bahsetmesi ürkmesinin devamı olarak mı görülmeli kur'an sarp yokuşu tırmanmak der incilin dar kapı dediğini. ürkme canım kardeşim.
|
||
|
||
Güzel abim,değerli müslüman imkansız demedim tabii...İmkansız gibi dedim hepsi bu:) ..demem o ki sanki biraz abartılmış gibi...ürküp,dikenlerden bahseden aslında bu yolun kolay olmadığını,sünnetullah gereği çileli ve sıkıntılı, uzun bir yolun olduğunu belirtmek için söylemiş...Aslında aynı şeyleri ima ediyoruz...ifrat ve tefrit dikkat...ne mutlu ona ki vasat olabline hem söylemiyle hem de ameliyle...selam ile...
|
||
|
||
| Diyelim ki seninle tartışıyoruz, tartışmada sen beni yeniyorsun, ben seni yenemiyorum. Bu, senin haklı, benim haksız olduğumu gösterir mi? Ya da ben seni yeniyorum, sen beni yenemiyorsun: Bu, benim haklı olduğumu ve senin haksızlığını gösterir mi? Gerçekten ikimizden biri haklı, diğeri haksız mı? Yoksa ikimiz de haklı, ya da belki ikimiz de haksız mı? Sen ve ben bilemeyiz bunu. Peki ama, insanlar böyle bir kararsızlık içindeyken, kime başvurabilirler hakem olarak? Kararı seninle aynı görüşte olan birine mi bırakalım? Ama seninle aynı görüşteyse, nasıl tarafsız karar verebilir? Yoksa benimle aynı görüşte olan birine mi bırakalım? Ama benimle aynı görüşteyse, nasıl tarafsız karar versin? Yoksa kararı, ikimizden de farklı görüşte olan birine mi bırakalım? Ama ikimizden de farklı düşünüyorsa, nasıl karar versin? Ya da ikimize de hak veren biri? Ama o da birimizi seçemez. Şimdi sen ve ben, ve de başkaları, daha birbirimizle anlaşamazken, bir de kalkıp dışımızda birine mi bağımlı hale getireceğiz kendimizi…? İyisi mi, unut görüş ayrılıklarını… Sonsuzluğa yüksel, sınırsızlığı mekan edin kendine! Chuang-Tzu |
||
|
||
Chuang-Tzu biraz atmış .. ![]() Bu açılıma göre doğruyu bulmak imkansızlaşır.. Ama yinede bir doğru var değilmi.. Doğruyu sence ne bulabilir... Akıl... Akıl sorgulayarak doğruyu bulur... Her fikir doğruya ulaşabilmesi için aklın sorduğu mantıksal soruları geçebilmesi lazım.. |
||
|
||
| akılın sorgulayarak doğruyu bulabileceğini nasıl buldun ? akılla ![]() hem cüri üyesi hem hakim hem savcı ne adil sorgulama
|
||
|
||
o yüzden insan yaratılanların en üstünü... bilginin hakimi.. ![]() ayrıca mahkeme astım astım kestik kestik değil bir kanunu var oda ...mantıktır... |
||
|
||
| abi,dar kapıdan gecmeye mahkummuyuz? ben almiim valla.. | ||
|
||
mantık nerden geldi: akıldan , doğruyu nasıl buluruz: akılla , doğruyu akılla ve aklın ürettiği mantıkla bulabileceğimize nasıl karar verdik : akılla. hem kanunu yapıyor , hem yargılayıp karar veriyor , neyse başka da seçeneğimiz yok zaten dar kapıdan geçmeye mahkumiyeti nerden çıkardınız. |
||
|
||
| doğruya nasıl ulaşılır sorusunun cevabını bulmadan önce cevaplanması gereken öncül sorular var. bilgiye neden sahip olacağız ? ulaştığımız bilgiyi nerede kullanacağız ? nasıl kullanacağız ? kullanmakta ne kadar yetkiliyiz ? vs. bu soruların yanıtlarını verdikçe asıl doğru bilginin ne olduğu konusu da bir miktar netlik kazanır. matematiksel olmayan bilgi haricindekiler çoğunlukla subjektiftir. yani yukarıdaki süreçlere bağımlı olarak doğru yanıtlar değişir. tek bir yanıt yoktur. |
||