|
||
| kim ne mi yapıyo? :specool: ya insanlık tarihine şööle bir göz gezdir bakalım..kim ne kadar mutlu ve özgürmüş bakalım diye...yoksa hayata dar bakışla baktığımız sürece hep özgür olduğumuzu düşünürüz ama tecavüz edilmeye devam ederiz...farkına bile varmayız...bence kimin özgürlüğümüzü kısıtladığı soru sormakla başlar önce...bence sen de sormalısın kendine... ben özgür müyüm?ben özgürsem başkaları özgür mü? kimse özgür değilse bunun nedeni ne?herkes özgürse neden dünyada bu kadar hapishane-savaş-kriminal endüstrisi-hastalık-ekolojik yıkım var diye bir sor bakalım neler çıkacak karşına...
|
||
|
||
| ya neden anlaşılmak istenmiyor insanın olduğu yerde savaş,hastalık ,doğaya yıkım olgusu hep var olur zaten... mağara adamlarını düşünelim biri tam hayvani modda güçlü kuvvetli olsun diğer gruptakilere enseye şaplak döte parmak pek tabi yapabilir,en büyük mamutu ben yakaldım uleynnn susun lan unga bunga diyebilir ki belkide demiştir bilinmez yane,en güzel hatunları saçların tutup mağrasına sürükleyerek o düdükleyebilir... savaşlar yüzyıllardır var ,sadece teknolojinin kötüye kullanımıyla günümüzde format değiştirdi..hastalık aşılarla belki şimdi veremden ölenler az yada aşısı bulunmuş hastalıklardan ama geçmişde avrupayı kırıp geçiren hastalıklar şu an o kadarda yıkıcı değiller,tıpdaki ilerleme sayesinde ama insan için virüsler insan için mikroplar bakteriler,insan var oldukça hastada olur ,pek tabiii ![]() doğaya verilen zarar,ekolojik düzeni bozmak falan ,elemanlar çakıl taşlarını süret sürte ateşi bulup dalı çalı çırpıyı kırıp yaktılar falan yane öledir muhtemelen,muamutları zartu zurtu öldürüp götleri donmasın die kıyafet neyimde yaptılar,baznme ise doğa bir şimşekle kendi kendini imha etti yaktı vs. insan olduğu sürece ,boyutu değişsede ihtiyaçları doğrultusunda doğaya zarar verdi,ondan faydalandı ama faydalanırken onu kendine küstürmemeli idi ve umarım küstürmemek için gelmiş olduğu teknoloji ile ona fayda sağlar,greenpeaceler,temalar teknolojinin gelişirken doğayla elele olabilmesini sağlar,umarımm ...umarımmm :unsure: gün ola devran döne ....
|
||
|
||
Umay Kağan adı gibi, sevgi ve acımasını göstermiş bak bize.. DeRin sen de Umay'ı örnek al.. Hem belki Tengri yardımcınız olur.. Alıntı ya neden anlaşılmak istenmiyor insanın olduğu yerde savaş,hastalık ,doğaya yıkım olgusu hep var olur zaten... eğer bu olguların insanın var olduğu her yerde olduğunu söylüyorsan, aslında şunu söylemek istiyorsun; “Bunlar genetik bir zorunluluktur.” Pekala, diyip önce savaşı ele alalım.. Senin görüşüne göre, insan evriminin motoru savaş olmalıdır. Yani genetik aktarımla savaş silahlarının yapımını ve bunları en etkili şekilde kullanma yeteneğini elde eden topluluklar gelişmişlerdir. Peki, ya barışçı insanlar? Böyle bir evrim sürecinde, onların çoktan yok olmuş olması gerekirdi. Evrimsel süreçte savaşın nasıl bir etkisi olabilir, ya da savaşmak neden karlı olsun -eğer savaşmak genetik bir zorunluluksa, bu işin karlı bir iş olması gerekir. Aslına bakarsan savaş gerçekten karlı bir iştir. Özellikle mülkiyet ya da doğal kaynaklar gibi maddi servetin egemenliğindeki bir dünyada, diğer gruba karşı askeri zaferi kazanan bir insan topluluğu kendisi için büyük çıkarlar elde eder. Ancak sağlanan kazanımların, savaşın, zamandan, kaynaklardan ve yaşamdan oluşan maliyetini karşılamalıdır. İnsan tarihine bakınca, mülkiyet ve doğal kaynakların egemenliğinde olmayan bir dünya mevcuttu, günümüz göçebe toplayıcı-avcılarına baktığımızda ise hala mevcut olduğunu görebiliriz. Ayrıca savaşlar için, güçlü bir lider olmadan kitlelerin etkin bir ordu içinde toplanmaya ikna edilmesi mümkün değildir. Bunu mümkün kılan, maddi zenginliğe önem veren toplumlar için özellikle geçerli olan, insan topluluklarının büyüdüğü zaman şefleri ve liderleri de içeren toplumsal hiyerarşinin kaçınılmaz duruma gelmesidir. İnsan tarihine bakınca, toplumsal hiyerarşinin olmadığı bir dönem mevcuttu, hatta günümüzde de uygar dünyanın dışında mevcutlar. Savaşın insanın bulunduğu her yerde olduğu savını ortaya atanlar, tarih öncesi şiddet ve saldırganlık üzerine yoğunlaşan insanlardır. “Toplumsal onay gören cinayet olarak adlandırılabilecek savaş, içimizdeki kaçamayacağımız bir dürtünün sonucudur. Sigmund Freud’un öldürme isteği sonucu olarak açıkladığı saldırganlığın tarihöncesi zamanlarda doğal seçilimin insana yerleştirdiği, ancak bugünün toplumsal düzeninde dışa vurulmasına imkan bulunmayan saldırganlık dürtüsünden kaynaklanması çok muhtemeldir.” (Saldırganlık Üzerine, Konrad Lorenz) “Hayvanların çoğunlukla yaşadıkları yerin savunulmasıyla bağlantılı olan saldırganlık içgüdüsü düzenli savaş değildir. Hayvanların kaynaklar üzerindeki kavgaları sırasında sergiledikleri biçimsel davranışlar bireyseldir. Oysa savaşa giren bir ulusun durumunun bireysel psikoloji ve davranışla ilgisi yoktur. Savaş siyasal bir fırsat yada tehdide verilen siyasal bir cevaptır.” (Göl İnsanları, Richard Leakey&Roger Lewin) Savaşla ilgili diğer örnekleme ise, mağara ve kaya barınak resimleri olabilir. Paleolitik döneme ait bu resimlerde insanın insanı öldürdüğü herhangi bir anlatım yer almazken, insanlar arasındaki çatışmalar Neolitik dönemle birlikte gelişmiş ve sürekli kendi taraflarının kazandıkları savaş sahneleri yaygınlaşmaya başlamıştır. Kısaca insanın olduğu her yerde savaş olur diye bir şey yok..Mülkiyet ve sahiplenmenin olduğu her yerde savaş olur. :islik: Alıntı mağara adamlarını düşünelim biri tam hayvani modda güçlü kuvvetli olsun diğer gruptakilere enseye şaplak döte parmak pek tabi yapabilir,en büyük mamutu ben yakaldım uleynnn susun lan unga bunga diyebilir ki belkide demiştir bilinmez yane, a)diyebilir , b)demiştir , c)belki demiştir , d)belki de dememiştir , e)bilinmez yane Öncelikle, mağara adamı diye bir tanımlama yoktur. İnsan mağarayı ara da sırada fırsatı olduğunda barınak olarak kullanırdı. Ki göçebe olarak 25 kişilik gruplarla gezinen bir topluluğun mağara adamından çok orman adamı olması lazım. İstediği kadar kuvvetli olsun, bir orman adamının diğer gruptakilere enseye şaplak döte parmak yapması biraz döt ister, ama bu kesinlikle yapmaz anlamına gelmez. Kim bilir yapmıştır da, ama yaparken kesinlikle göz önünde bulundurması gereken bir şey vardır, ki o da şudur: O zamanlar hakim olan karma ekonomi, yani toplayıcı-avcı modelin işletilmesindeki odak nokta işbirliğiydi. Mevcut kaynakların kullanımında işbirliği karma ekonomi için gereklidir. Bu da insanın doğasında çok temel bir güdüyü oluşturur. İşbirliğini.. Yani bir bakıma, enseye şaplak döte parmak yapan bir insanın yaptığı bu davranış pek işine gelmeyebilir. Özellikle avlanma birlikte bulunmayı gerektiren bir aktivite iken.. :evet: Alıntı en güzel hatunları saçların tutup mağarasına sürükleyerek o düdükleyebilir... “Ataerkillik Uygarlık ve Toplumsal Cinsiyetin Kökenleri”, Jon Zerzan’ı okumalısın.. Tecavüz, kız kaçırma günümüz dünyasında fazlaca vardır ve hızla artmaktadır. <_< Alıntı savaşlar yüzyıllardır var ,sadece teknolojinin kötüye kullanımıyla günümüzde format değiştirdi.. cümleni tam olarak anlayamasam da, buradan yukarıdakiyle aynı sonucu çıkardım: savaş genetik bir zorunluluktur. Teknolojinin kötü kullanımı formatını değiştirdi o kadar.. Bu da, normaldir. Çünkü, silah yapımı ve bunların etkin kullanımı genetik olarak kazanan topluluklar evrim basamaklarını tırmanacaktır. İş böyle olunca da, insanın aklına hemen şu geliyor; doğamızda, genlerimizde olan bir olgudan neden tiksinelim ki,… :huh: Alıntı hastalık aşılarla belki şimdi veremden ölenler az yada aşısı bulunmuş hastalıklardan ama geçmişde avrupayı kırıp geçiren hastalıklar şu an o kadarda yıkıcı değiller,tıpdaki ilerleme sayesinde ama insan için virüsler insan için mikroplar bakteriler,insan var oldukça hastada olur ,pek tabiii pek tabii, insan var oldukça hasta olacaktır, tıpkı her canlı gibi.. ama hastalıkların tek tedavi yöntemi şu an sahip olduğumuz modern tıpta değil. Bu başka bir konu.. Ben sadece hastalıklar üzerine birkaç şey yazacağım.. Senin verdiğin örnekler, ne yazık ki insan tarihinin tamamını kapsayan örnekler değil. Uygarlığın yol açtığı örnekleri veriyorsun. Salgın hastalıklar zaten uygarlık ile ortaya çıktı ve uygarlık devam ettiği sürece de hep olacaktır, yayılacaktır.. SARS'ıydı, AIDS'iydi, bilmemne gribiydi.. Tüberküloz ve ishal tarımla birlikte yayılmaya başladı. Kızamık ve veba büyük şehirlerin meydana çıkması ile insanların başına bela oldu. Aşırı kalabalıklaşma, kirli su, kirli yiyecek, zayıf sağlık koşullarıyla ortaya çıkan hastalıkların (parazit hastalıkları, dizanteri, tifo ve paratifo humması, solucanlar vs.) hepsi uygarlığın hastalıklarıdır. Kanser, kalp hastalıkları gibi şu an ölümlerde yüksek orana sahip hastalıklar tamamıyla uygarlığın yaşam ve beslenme tarzından kaynaklıdır. Paleopatolojik araştırmalar, uygar olmayan insanların çok daha sağlıklı olduklarını ortaya koymuştur. Alıntı doğaya verilen zarar,ekolojik düzeni bozmak falan ,elemanlar çakıl taşlarını süret sürte ateşi bulup dalı çalı çırpıyı kırıp yaktılar falan yane öledir muhtemelen,muamutları zartu zurtu öldürüp götleri donmasın die kıyafet neyimde yaptılar,baznme ise doğa bir şimşekle kendi kendini imha etti yaktı vs. insan olduğu sürece ,boyutu değişsede ihtiyaçları doğrultusunda doğaya zarar verdi,ondan faydalandı ama faydalanırken onu kendine küstürmemeli idi ve umarım küstürmemek için gelmiş olduğu teknoloji ile ona fayda sağlar,greenpeaceler,temalar teknolojinin gelişirken doğayla elele olabilmesini sağlar,umarımm ...umarımmm Elemanlar, doğa ile doğrudan ilişkide oldukları ve aralarına bir temsilci koymadıkları için , kendilerini besleyen, koruyan ve tedavi eden doğaya karşı saygı ve sevgi besliyorlar. Onu kontrol etmezler, sadece gerekli olduğu zaman kaynakları kullanırlardı, o da genelde minimum düzeydeydi.. Ama ne zamanki, teknoloji gelişti, işler değişti. İşbölümü ve uzmanlaşma ile insan temsilciler zincirini yarattı. Pek iyi bir örnek sayılmayabilir ama; örneğin, doğayı kendisine küstürmemek için gelmiş olduğu teknolojinin aslında nelere yol açtığını göremez. Bütün teknolojiler büyük ölçüde zararlıdır. Hepsi madenciliğe, keresteciliğe, madeni işlemeye, üretim fabrikalarına ve enerjiye ihtiyaç duyar. Bu da faydadan çok zarar getirir. Maden çıkarılır, saflaştırılır, işlemden geçirilir, bunların hepsi için enerji gereklidir ve gerekli olan enerji yine aynı yöntemle üretilir. Kimyasallar, plastikler, bakır teller, izolasyon, yarı iletkenler, kapasitörler, kristaller, transistorlar, test ve ölçü ekipmanları, vs… Tüm bunların üretimi için nasıl bir bölünmüş toplum gereklidir bir düşünsenize.. Bu şekilde bölünmüş toplumda da insan ultra bir yabancılaşma seviyesindedir. Teknolojinin “yeşil” olabileceğini pek tabii düşünebilir. Sanki tek sorun fabrika filtreleri, rüzgar trübinleri, güneş enerji panelleri, atıkların geri kazanımı, ekolojik tarımın olmayışıymış gibi.. Greenpeace neyse de, Tema’yı da bu işin içine dahil ettin ya, tebrikler … Alıntı gün ola devran döne .... devran bu, işi ne dönecektir tabii ki... :specool: |
||
|
||
İnsan bölerde yazar göz korkutmasın diye; nasıl bir iletidir bu... :blink: Nasıl okusam, print mi etsem acaba? :unsure:
|
||
|
||
gönderince farkettim uzun olduğunu, halbuki kısa tutmuştum :sorry: demek daha kısa yazmak gerekiyormuş,
|
||
|
||
| oolum elfun!yakında sen uygarlık karşıtı bi alim olcaksın-ereceksin göklere... :specool: |
||
|
||
| 29. sayı çıktı...bu sayı sekiz sayfa oldu... Konular... -Yalıçapkınları -Devrimci Eşcinsellerden Haberler -Yüzleşme eylemleri -Tuzla Barınaklarında Hayvan Deneyleri -Roma'da anarşistlere baskınlar -her yıl 5 milyon çocuk açlıktan ölüyor -ümraniyede baz istasyonu eyelemi -Eko-anarşist tutsak Osman Evcan'dan mektup -Action Directe tutsaklarıyla dayanışma eylemi -fotoşop resimler.. Taksimdeki kitapçılardan edinebilir... İnternet üzerinden www.geocities.com/yesilanarsi sitesinden yükleyebilirsiniz...veya mail atarak edinebilirsiniz... ***************************************************** uYGARLIĞA kARŞI http://www.geocities.com/yesilanarsi yesilanarsi@yahoo.com |
||
|
||
| hayırlı olsun | ||
|
||
| tenks.. :peace: | ||
|
||
| biji serok sürgün! biji no-copyright!
|
||
|
||
| bilme boşver bölücümüsün sen? YAŞASIN ANARŞİST KÜRDİSTAN! ANARŞİST DÜNYA! |
||
|
||
| bıktınız biliyorum ama yine çıktı...ne diye sormayın biliyosunuz işte...her hafta olduu gibi 30. sayı... Konular... - Anarşist Örgütlenme üzerine - Savaş-mülkiyet üzerine bazı soru-cevaplar - Şair BABO'dan Şiir - eko- doğrudan eylem haberi Taksimdeki kitapçılardan edinebilir... İnternet üzerinden www.geocities.com/yesilanarsi sitesinden yükleyebilirsiniz...veya mail atarak edinebilirsiniz... |
||
|
||
| Bu sayıyı www.geocities.com/yesilanarsi adresinden ve İstanbul/Taksimdeki kitapçılardan (Pentimento-Mephisto-Semerkant)edinebilirsiniz...veya hiçbiri olmuyorsa yesilanarsi@yahoo.com adresine bir e-mail atın size gönderelim... Konular: -Yılbaşından Nefret Ediyorum -Bir Yılbaşı Öyküsü: Noel Baba ve İsyancı Cüceler -CEZAEVİNDEKİ TUTSAKLARDAN YARDIM ÇAĞRISI! -KARA KÖPRÜ-Dayanışma ve İletişim Ağı -YURT İÇİNDEN HABERLER -YURT DIŞINDAN HABERLER -POSTER-İTİ’NİN “VEGAN” TÜRKÜSÜ ÜZERİNE -ART-İST DERGİSİ (SAYI 2): İSYANCI ANARŞİST TEORİ |
||
|
||
| elbette bir konuda haklısın ama biz yeşil anarşist veya primitivist ideolojiler çervesinde hareket etmekten çok isyancı-anonim-anarşist bir çerçeveyi uygun görüyoruz... bu coğrafyada anarşist perspektifte yayınlar ço sık çıkmıyor...bu noktada genel anarşik konularla alakalı haber ve yazıları koymayı tercih ediyoruz...hatta özgürlükçü mahiyette Marxist yazıları da koyabiliriz...bu konuda geniş bir bakışımız var...buna ister halka inmek deyin :wacko: ne demekse..ister başka bir şey...ama bu bülten devlete-sisteme isyan eden...yüreğinde özgürlük tutkusu olan herkese açık...uygarlık karşıtı duruş ise bir farkındalık meselesi bizler anarşistleriz ve diğer insanların uygarlık konusunda farkındalık sağlamalarına çalışıyoruz fakat bir farkındalık yaratabilmek için insanların beyinlerinde virüs gibi büyüyen ön yargıları yok etmek de gerek... ayrıca her telden yazıların olması..bu topraklardaki anarşistlerin kendilerini (bana uyar veya uymaz) ifade etmeleri noktasında önemlii görünüyor...teorik-pratik tartışmaların somutlaştırılması açısından bu gibi yazıların da varlıkları gerekli... bu bülteni uygarlık karşıtı bir söylemle çıkardık piyasaya, öyle de olacak ama herkes bir şeyler söylüyo....neden olmasın ki? neden ideolojikleşelim ki, neden yeşil anarşist -primitivist kimlikleri üzerimize yapışmış olsun ki... ben açıkçası bu kimlikleri reddediyorum...çünkü kimlikler her zaman yabancılaşmayı yaratmıştır...bu nedenle kendimi bir şey olarak tanımlamak istemiyorum...sorunun kaynağının uygarlık olduğunu biliyorum..isyan etmek-ayaklanmak-savaşmak gerekli diyorum...bu noktada isyan eden herkesle neden ideolojik ilişkiler kurmalıyım ki...herkes özgürlük istemiyo mu?evet! ama bizim işimiz bu farkındalığı yaratmak ama yeni bir kimlik yaratarak insanlardan kopmadan aksine anonim takılarak...işte tarihin kırılması gereken kısır döngüsü budur.... YENİ İDEOLOJİLER YARATMAK YERİNE VAROLANLARI YOK ETMELİYİZ! İNSANLIK HER TÜRLÜ İDEOLOJİ-FELSEFE-AHLAKİ DEĞER-POLİTİKADAN ARINMALI! (PRİMİTİVİXM-YEŞİL ANARŞİZM VE NİHİLİZM DE DAHİL)ANCAK BÖYLE TAHAKKÜMÜ YENİDEN ÜRETMEYECEK! fakat senin yazılarını da bekliyoruz...öpüldün :welcome: bırakma bu adamlara yer ki yayınlamayalım :specool: |
||
|
||
| götür abi...helal olsun derim...bence de o yazı süper...eğer geliştirirsen 32. sayıda mantu-sürgün yapımı bir yazı olarak yayınlarız...ne dersin? :rolleyes: sen yaz sana neler vaadediyorum neler...cenneti vaadediyorum mq. :cicek: |
||