|
||
| Üstü Kalsın Ölüyorum tanrım Bu da oldu işte. Her ölüm erken ölümdür Biliyorum tanrım. Ama, ayrıca, aldığın şu hayat Fena değildir... Üstü kalsın. GÜL Gülün tam ortasında ağlıyorum Her akşam sokak ortasında öldükçe Önümü arkamı bilmiyorum Azaldığını duyup duyup karanlıkta Beni ayakta tutan gözlerinin Ellerini alıyorum sabaha kadar seviyorum Ellerin beyaz tekrar beyaz tekrar beyaz Ellerinin bu kadar beyaz olmasından korkuyorum İstasyonda tiren oluyor biraz Ben bazan istasyonu bulamayan bir adamım Gülü alıyorum yüzüme sürüyorum Her nasılsa sokağa düşmüş Kolumu kanadımı kırıyorum Bir kan oluyor bir kıyamet bir çalgı Ve zurnanın ucunda yepyeni bir çingene İNTİHAR Sen tam tabancayı Şakağına dayamışsın; Kapı açılıveriyor Ve üstündekileri Bir bir fırlatıp atan Bir leylak sesi... ÖNCELEYİN Önce bir ellerin vardı yalnızlığımla benim aramda Sonra birden kapılar açılıverdi ardına kadar Sonra yüzün onun ardından gözlerin dudakların Sonra her şey çıkıp geldi Bir korkusuzluk aldı yürüdü çevremizde Sen çıkardın utancını duvara astın Ben masanın üstüne kodum kuralları Her şey işte böyle oldu önce |
||
|
||
| nirvana tam ben yazacaktım üstü kalsın diye cemal süreya candır | ||
|
||
| DÜELLO Bir düelloda Daha büyük bir şey vardır Ve daha acıdır bu Ölümden de ölüm korkusundan da Bakarsın dün en güvendiğin kişi Karşı tarafın şahidi olmuş İşte acıdır bu da Ölümden de korkusundan da Daha da acısı vardır ama O da sevdiğin kadının Karşı tarafı ziyaret etmesidir Bu bir nezaket ziyareti de olsa Düello gerçekleşmemiş de olsa Acıdır bu Ondan da ondan da Daha da acısı Kılıcın elinde Alnında bir tutam güneş Kalakalıyorsun ortada EŞDEĞERİYLE YAN Eşdeğeriyle yan yana yürürken Cehennem sokağında birey olmak, Ve en inceldikten sonra İlkel sözcüklerle konuşmak seninle. Saat beş nalburları pencerelerden Madeni paralar gösteriyorlar, Yalnızlığı soruyorlar, yalnızlık, Bir ovanın düz oluşu gibi bir şey. Hiç bir şeyim yok akıp giden sokaktan başka Keşke yalnız bunun için sevseydim seni. |
||
|
||
| Hükümet Bu hükümet Pir Sultan'a pasaport vermiyor, Onu anladık. Yunus Emre'ye de Basın kartı vermiyor, Onu da anladık. Ama bu hükümet Ferman çıkarmış Karacaoğlan'ı Otobüse bindirtmiyor. |
||
|
||
| hiç bişeyim yokk. akıp giden sokaktan başka. keşke/ yalnız/ bunun için/ sevseydim seni. |
||
|
||
| HİÇBİR PUL HİÇBİR ZARFA YAKIŞMIYOR Hiçbir pul hiçbir zarfa yakışmıyor Hiçbir zarf üç beş satıra Ne zaman yanyanayız işte o zaman Doyamıyoruz tenlerimizin bitmez tükenmez sorgusuna Bırakmak bırakılmak demeyelim Durmadan yer değiştiriyor anlamlar da Ben ki bir boşluk kadar büyümüşüm bu yüzden Sanki kış aylarında bir uçurumda. Anlarım sedir ağacının dilinden Ve usta bir aslan terbiyecisinin ruhundan da Hiç anlamaz olur muyum öpüşünü de kalbimi O öpen sensen bir de dalgaları çekiştiren bir kız çocuğuyla. Hepsini biliyorum, hepsi aklımda Hepsi de hiç kımıldamayan bi duman gibi havada. |
||
|
||
| Bu akşamüstü üç şey doğruladı beni Klüp rakısının üstündeki resim bir, Ortak arkadaşımız prens ...... iki, Üçüncüsünü sorma, bizimle ilgilidir. Bekarlara ev vermiyorlar doğru Evlilere kız vermedikleri de doğru Bu yüzden birgün seni bırakırım ya, Nefes almayı bırakmak gibi birşey olur bu. Evet, gün geliyor bıkıyorum senden, Ama İstanbul'dan bıkmak gibi birşey bu Git, istersen cüzzam kap bir yerlerden Görmek istersen nicedir tutkunluğumu. |
||
|
||
| " Biliyorsun ben neredeysem yalnızlığın başkenti orası. " Cemal Sürey(y)a |
||
|
||
| 1931 yılında Erzincan'da Cemalettin Seber olarak bir yük vagonunda açar gözlerini dünyaya ve o yıl dünyaya gelen diğer bebekler gibi onun da doğum günü belli değil. Dört kardeşin en büyüğü... Annesini 7 yaşında kaybeden şair onun ölümü için "küçük kalbimdeki kuş ölmüştü" der ve hayatı boyunca sevdiği her kadında annesini arar, sevdiği her kadın öbür yarısıyla annesi olur. Bu arayış "Beni öp sonra doğur beni" de doruğa ulaşır. "kan görüyorum, taş görüyorum bütün heykeller arasında karabasan ılık acemi uykusuzluğun sütlü inciri kovanlara sızmıyor annem küçükken öldü beni öp sonra doğur beni..." Lise yıllarında edebiyata olan ilgisi derinleşir, Ahmet Muhip Dranas'ın "Kar" şiirinden o kadar etkilenir ki günlerce okur, ezberlesinler diye başkalarının defterine yazar... "Sesin nerde kaldı, her günkü sesin, Unutulmuş güzel şarkılar için Bu kar gecesinde uzaktan, yoldan Rüzgar gibi ta, eski Anadolu'dan Sesin nerde kaldı? Kar içindesin!" Bir de Özdemir Asaf'ın "bağırdım, kan gibi aktı sesim" dizesi... Mülkiye'deki ilk yıllarında hissettiği yalnızlık ve yabancılık onu yazmaya iter, hayali mektuplar yazar kendine, örneğin Ankara'da hangi kızı çok beğenmişse caddeden geçerken, ondan gelir mektup ya da Diyarbakır'da tanımadığı bir Türkçe öğretmenine yazar... Mülkiye'nin üçüncü yılında "Kazgan" adlı dergide yayın kurulu başkanı olur, Charles Suarez ya da Yürüyen Adam gibi imzalar atar yazdığı yazılara. Garip şiirinin tıkanıp kaldığı hatta çıkmaza girdiği dönemde Cemal Süreya'nın Gül'ü açar, Hilmi Yavuz'un deyişiyle Cemal Süreya "bir oksijen gibi Türk şiirinin imdadına yetişir". "Gülün tam ortasında ağlıyorum Her akşam sokak ortasında öldükçe Önümü arkamı bilmiyorum Azaldığını duyup duyup karanlıkta Beni ayakta tutan gözlerinin..." Sonra Üvercinka... Cemal Süreya Üvercinka'ya aşık, o sıralar karısı ilk çocuğuna hamile... "Laleli'den dünyaya doğru giden bir tramvaydayız Birden nasıl oluyor sen yüreğimi elliyorsun Ama nasıl oluyor sen yüreğimi eller ellemez Sevişmek bir daha yürürlüğe giriyor Bütün kara parçalarında Afrika dahil ............. Aklıma kadeh tutuşların geliyor Çiçek pasajında akşam üstleri Asıl yoksulluk ondan sonra başlıyor Bütün kara parçalarında Afrika hariç değil..." Haziran 1957, babası bir trafik kazasında hayatını kaybeder... "Sen ki gözlerinle görmüştün 57'de Babanın parçalanmış beynini Kağıt bir paketle koydular mezara İstesen belki elleyebilirdin de Ama ağlamak haramdı sana..." 1966 yazında Tomris Uyar ve Ülkü Tamer'le birlikte Papirüs dergisini çıkarırlar. Aradan yıllar geçer, artık canından çok sevdiği bir oğlu, geride bıraktığı üç evliliği vardır. 1976'da düz yazılarını topladığı bir kitap çıkarır, Şapkam Dolu Çiçekle... Bu kitap hakkında pek eleştiri yapılmaz, sebebini şiiri çok iyi bilen usta bir denemeci üzerine yazmanın güçlüğüne bağlarlar. 1977'de Bayan En Nihayet'le tanışır ve evlenir. Günlüklerinde en çok yer tutan kadın Birsen Sağnak... 1984'e gelene kadar çıkardığı kitapların toplu basımını yapar, adı Sevda Sözleri. O dönemde İkinci Yeni Dönemi'nden Edip Cansever, Turgut Uyar gibi birçok arkadaşını kaybeder. "Lacivert bir çıngıraktır ölüm Patlar sarnıçların eskii suyunda Kapaklanmış bir at resmi çizer Havaleli çocukların kulaklarına..." Ona göre ölümün suyla, suyun da çocuklukla bir ilgisi vardır. Son 10 yıl Cemal Süreya için bir bilgelik dönemidir artık. Yazdığı, söylediği herşey şir için yaptığı tanımlarla doludur. "Şiir hayatın alev halidir Şiir hayatın köpüğüdür." "İki şey: aşk ve şiir mutsuzlukla beslenir biri biri ona dönüşür" Ve Ocak 1990... "Ölüyorum tanrım Bu da oldu işte Her ölüm erken ölümdür Biliyorum tanrım. Ama, ayrıca aldığın şu hayat Fena değildir Üstü kalsın..." Kaynak: Cemal Süreya, Sevda Sözleri Feyza Perinçek, Şairin Hayatı Şiire Dahil YÜZÜKOYUN Üstümde briç oynadılar, üçüncü katta Briçin bir yanı uzun Onun yüzü uzun ve beyaz Onun yaşamasını ayırıyorum Kadın olduğunu öbürlerinden Yaşı olsa olsa yirmi yirmi-beş Kadındı elbisesinin altında utancı Gülüşü küçümen boyu el kadar Ben gecenin ortalık yerinde yüzükoyun Üstümde briç oynadılar =, üstümde eski bir kadın Üstümde fakat benim değil Eski günler artık eski bile deği Sen, demiştim, kiremit getir kırmızı olsun Sen bir şarkı söyle demiştim, duygulu Allah bilir inancımız bütündü yaşamaya Onun da inancı bütündü umaudu kadar Ama nasıl oldu dağılıverdik Küme küme yanlışlar doldurdu hayatımızı Bir ölüp gitmediğimiz kaldı şimdiye Üstümde briç oynadılar. Sonra da bir güzel öldük mü sana İnsanlar girdi aramıza yabancı Sokaklarda gördük birbirimizi tanımadık Şimdi kar yağıyor işçilerin şapkalarına Onun yüzü uzun ve beyaz Onun resmi duvarda Afrikayla yanyana Afrika dediğin bir garip kıta El bilir alem bilir Ki şekli bozulmasın diye Akdenizin Hala eskisi gibi çizilir Haritalarda... (1 Mayıs 1954- Yeditepe) SÜREYA'NIN ŞİİRİNDE NELER VAR? 1.Yağmur sonu ıslanmış bir çimento taşlık var; Derinliğiyle gökyüzüne şirk koşan. 2.Yumuşak yüzlü, doğru sözlü bir ayna var; Bakanı yüreğiyle buluşturan. 3.Ana-kız sütüyle karılmış bir şifalı merhem var; Her yarayı tez zamanda sağaltan. 4.Doğudan batıya esen bir ebruli rüzgâr var; Eğrilmiş yedi ayrı bahardan. 5.El yordamıyla kendini bulmuş bir ten var; AyIpsIz ve utançsız mevsimini yaşayan. 6.Soluk soluğa, ter içinde bir firari tarih var; Kurutulmuş siyaset tuzaklarından. 7.Sevdayla inceltilmiş gülkurusu bir kan var; Çifte bir özleme yol gösteren zifaftan. 8.Esirgeyen bağIşlayan beş bin yıllık el izi var; İnsanın kutlu yaşam savaşından. Metin Altıok |
||
|
||
| HÜZNÜN KUŞLARI ben bütün hüzünleri denemişim kendimde canımla besliyorum şu hüznün kuşlarını bir bir denemişim bütün kelimeleri yeni sözler buldum seni görmeyeli kuliste yarasını saran soytarı gibi seni görmeyeli kasketim eğip üstüne acılarımın sen yüzüne sürgün olduğum kadın kardeşim olan gözlerini unutmadım çık gel bir kez daha beni bozguna uğrat sen tutar kendini incecik sevdirirdin bir umuttum bir misillemeydin yalnızlığa şanssızım diyemem kendi payıma hain bir aşk bu kökü dışarda olur böyle şeyler ara sıra olur ara sıra CEMAL SÜREYA Mutluluk Cemal Süreya bugün 52 yaşında. Kendini hep 52 yaşındaymış gibi hissediyor.Tıpkı bütün öteki yaşlarda da olduğu gibi. Ve 52 yılın sonunda belli sürelerde sonsuz mutsuz olduysa da, kendini mutlu bir insan olarak görüyor... Üniversite sonrası yılların özeti: 10 yıl maliye müfettişliği. İstifa. 6 yıl Babali ( " Bir maceraya gireyim dedim, kalemimle geçineyim dedim -dergiler, gazeteler- Papirüs, 47 sayı... 12 Mart yayın hayatını dondurunca, aç kaldım, yeniden memuriyete döndüm " ). Toplam dört yıl tetkik kurulu Maliye Müfettişliği. Ve geçen yıl emekli oldu. Şiirler, sevgiler, acılar, korkular, dehşete kapılmalar hep ara araya girdi. Hiç unutmayacak. 1957'deydi. Babası trafik kazasında öldü. "Beynini mezara kağıt içinde koydular. Başı dağıldığı için. Bunun dehşetini hiç unutamam." Acılar, korkular, dehşete düşmeler karşısında yenik düşmemek için bir yol buldu. "Böyle anlarda, bir köşeye çekilip hiçbir şey düşünmeden içime kapanırım... Neden kendimi şöyle avuturum: Üç yıl, beş yıl sonra da bir anı olacak. Sanırım acılara, sevinçlerden daha dayanıklıyım. Şansa güvenmek gibi bir duygum var. Kanser olduğumu söyleseler, bir gün iyileşecekmiş gibi gelir... " Acılar ve sevinçler üzerinde dolanmayı sürdürüyoruz " Hayatımdaki temel duygu nedir bilir misiniz? Yanlışlığın giderilmesi... Filmlerde hep o anda ağlarım. Diyelim oğlanla kız karşılaşır, birbirlerini iten trükler olur. Birleşirler, bir yanlışlık yüzünden ayrılırlar , sonunda yanlışlık anlaşılır birbirlerine koşarlar.Orda ağlarım. Yanlışlığın düzeltildiği anda ağlarım. Her ilişkide, çevremdeki tüm ilişkilerde yanlışlığın giderilmesi önemlidir benim için, aşklarda, dosluklarda... dostluklar... Mutluluğumda onların da önemli yeri var. Düş kırıklığın uğradığım çok oldu, ama hep birine, birilerine bağlandım.Belkide fazla bir şey beklemedim. dostluk ilişkilerinde, sevgi ilişkilerinde, aradım, istediğim... Nasıl demeli... mertlik diyebiliriz... Tam karşılamıyor ama mertlik, ödün vermek... başkaları adına kendini bir ölçüde riske edebilmek... Fedakarlıktan söz etmiyorum. Fedakarlık güzel bir şey değil bence. Zaten fedakarlığın gerekmeyeceği bir ortam olmalı, bir durum olmalı hayatta..." "Ben bütün hüzünleri denemişim kendimde / Bir bir denemişim bütün kelimeleri" diyordu. Cemal Süreya. " Aslan Heykelleri " şiirinde. Nerden çakıldı şimdi bu dizeler kafama? Belki de "konuşa-konuşa " nın sonuna geldiğimizden. Ben bu dizeleri aklımdan çıkarmaya çalışırken o şöyle diyordu: "Hayatımı başka hiçbir hayatla değiştirmek istemediğime göre demek ki mutsuz değilim." Milliyet Sanat Dergisi ,Ekim 1985 |
||
|
||
| Cemal Süreya ve Kadınları S E N İ H A Ortaikinci sınıfta bakışmalarla başlayan aşkı giderek Cemallettin'in şiir yazmalarına ve karşılıklı mektuplaşmalara dönüşür. Seniha'ya yedi yıl her hafta, dergi kalınlığında mektuplar gonderir. Liseye başlaması ile Seniha da Kandilli Kız Lisesi'ne gelir. Ama yine de az buluşurlar. Mülkiye'de Seniha onun İdare okuyup kaymakam olmasını ister, onun Maliye'yi seçmesi üzerine hayalleri yıkılır. O zamanlar Söğüt'e geri dönen Seniha'yı 1952 Temmuz'unda bir mektupla resmen ister. Bir süre sonra Söğüt'e gelir ve sevgilisiyle belki de ilk kez doğru dürüst yüz yüze konuşurlar. 17 Aralık'ta Eskişehir'de nişanlanırlar. Cemal Süreya bunu ailesinden gizler. Söylediğinde de babası karşı koyar. 23 Kasım 1953'te ailesinden habersiz nikah kıyılır. Sonra o Ankara'ya döner, Seniha da Söğüt'e. Fırsat düştükçe Eskişehir'de buluşurlar. 1954 Şubat'ında bir hafta başbaşa geçirirler. Aşk yeminleri edilir , ortak şiirler yazılır , duvarları, eşyaları aşk sözleriyle bezer Cemal. Ama aynı zamanda ilk şiddet olayları patlak verir. Tokat ve arkasından gelen pişmanlık, şairin ikilemlerini ortaya çıkarır. Gibisi olmayan yaridir Seniha, Balzaminidir onun. Mezuniyet sonrası Eskişehir'de stajyerliğe başlar: "Evlenince iki çatışma birden oldu. Bir kere birbirinizi tanımıyorsunuz. Ortaokul'da....n'olacak ortaokulda, aradan yıllar geçmiş, beraber olmuşsunuz. Onun özlemi başka, sizinki başka ". Daha ilk adımda ev tutulurken , eşyalar alınırken kavgalar başlar, şiddet te adım adım ilerler. 7 Kasım 1954'te Söğüt'te düğün yapılır. Aşkları henüz kavgaları onarmaktadır. 3 Ağustos 1955'te bir kızları olur: Ayçe. İstanbul'a yerleştikten sonra da sorunlar büyür. Edebiyatçı dostlarına ayırdığı zaman da artar. Seniha her kavgada öfkesini kitaplardan, dergilerden çıkarır, yırtar. Her kavgada Seniha evi terk edip, Söğüt'e gider. Her dönüşünde başka eve taşınırlar. Babasının ölümünden sonra bir daha birleşmeye karar verirler, ama eve yerleşmeye gelen kızkardeşi Ayten ile Seniha geçinemezler. Cemal ayrılmak ister, birgün Seniha'nın tüm Üvercinka'ları yakması üzerine evi terk eder. Seniha'yla resmen boşanmaları yedi yıl sürer. Beraberlikleri birden bitmez ama boşanmakta kararlıdır. Ayrılık kızıyla olan ilişkilerini de sorunlu hale getirir. Kızının nikahında bulunamaz. Haberli değildir çünkü. Z U H A L (ELİF SONGUR) Zuhal Tekkanat, Yelken dergisinde düzeltmen olarak çalışan, şiir yazma çabasında olan genç ve güzel bir kadındır. Gibi adlı bir kitap ta çıkartmıştır. 1967 yılının ilk aylarında Cemal Süreya eksik sayıları tamamlamak bahanesiyle dergiye gider ve tanışırlar. Zuhal'in kızkardeşiyle evli olan Mehmet Seyda'nın kızının doğum günündeki ikinci karşılaşmada Tekkanat'ın kitabı üzerine konuşmak için sözleşirler. Türk Edebiyatçılar Birliği Lokali'nin açılışındaki üçüncü karşılaşmada Tekkanat'ın yanına gider ve "Madam ya da Matmazel çok güzelsiniz, benimle evlenir misiniz?" der. Zuhal alay edildiğini düşünür ve " yeri geldiğinde düşünürüm " şeklinde karşılık verir. Bu, birçok kadına yaptığı tipik bir Cemal Süreya şakasıdır. Ancak bu kez olaylar hızlı gelişir. Zuhal, ilk evliliğinden kızı İçsel'le ailesinin yanında kalmaktadır. Ailevi sorunlardan bunalan Zuhal, evi terk eder ve Cemal Süreya ile birlikte geçici olarak Ülkü Tamer'in yanına yerleşirler. 1967 Ağustos'unda, Kadıköy İskelesi'ndeki eski nikah dairesinde iki tanık, bir konuk huzurunda evlenirler. Kadıköy rıhtımında, Marmara Apartmanı'na yerleşirler. Cemal, Zuhal'in şevkatinde, sevecenliğinde yeni bir sığınak bulmuştur. Yumuşak başlı uysal bir kedidir. Akkkavak kızıdır, incelikler güldestesidir. Memo Emrah Seber, 23 Kasım 1969 günü dünyaya gelir. Birkaç ay sonra Papirüs kapanır. Akrabalarının evine Beykoz'a taşınırlar. Ankara'ya gittikten sonra Zuhal'in zaten bozuk olan sağlığı kötüye gider. Temmuz ayında kalp ameliyatı geçirmek üzere hastaneye yatar. Cemal, dil öğrensin, şiir yazsın diye uğraşır, yazdıklarını dergilerde basar. Bir de ad bulur ona: Elif Sorgun. Elif, Karacaoğlan'ın Elif'i, Sorgun, Yozgat'ın bir ilçesi. Sonbaharda ana-oğul Ankara'ya taşınırlar. Evliliklerinin başından beri kuşkuyla yaşar Zuhal. Cemal ise, karısının ailesiyle yakın olmasından rahatsızdır. Ayrıca iki taraflı kıskançlıkları vardır. Ameliyattan sonra ağrılarını unutmak için içki dozunu yükseltmiştir Zuhal. Cemal'e göre Memo için eşi işini bırakmalı, çocukla daha yakından ilgilenmelidir. Cemal hergün ondan biraz daha uzaklaşır. Güngör Demiray'la ilişkisinin ciddileşmesi üzerine ayrılırlar.Moda, Yeldeğirmeni'nde bir ev tutar onlara. 1975 yılı sonunda Cemal yeniyılı oğluyla karşılamak ister. Onu almaya gittiği Zuhal'in evinden üçü birlikte çıkarlar, bu da dört yıl sürecek bir çabanın başlangıcı olur. Yanlışlığı düzeltmek, geçmişi onarmak, anıları düşe dönüştürmek.Bu dürtüyü asıl harekete geçiren Memo'dur. Nişan yüzüğü takıp, evlerini birleştirirler. Ama Cemal tekrar Ankara'ya dönmek zorunda kalınca ev yine ikiye bölünür. Ankara -İstanbul gidiş gelişleri, Zuhal ile beraberliğin de sonuna yaklaştırır onu. Bir hafta sonu Mehmet Seyda'nın konuk olduğu bir yemekte tartışma çıkar; Cemal, M. Seyda'yı kovar ve uzun süre küs kalırlar. Zuhal'in ise ağzı burnu kan içinde kalır, on günlük rapor alır. Cemal oğlunu da alıp evi terk eder. G Ü N G Ö R Güngör Demiray'ın ailesi başlangıçta Cemal Süreya'nın daha önceki evlilikleri ve iki çocuklu olması nedeniyle evlenmelerine karşı çıkar. O da onları ikna etmek için elinden geleni yapar. 1975 Şubat'ında Balıkesir'de nikah kıyılır. Önce Cemal İstanbul'a, Güngör Ankara'ya gitse de, bir süre sonra Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü'nden İstanbul Atatürk Eğitim Enstitüsü'ne nakli yapılır. Moda İlkokulu karşısında Güngör'ün ailesiyle aynı apartmanda otururlar. Memo'yu kendi çocuğu gibi benimser. Ama bir süre sonra sorunlar büyür. Cemal haftada birkaç kere geç geldiği için akşamlar yalnız geçer. Güngör bunu doğal karşılamasına rağmen, Cemal yine de bir türlü rahata kavuşamaz. Hava giderek gerginleşir, Cemal giderek hırçınlaşır, sorular yanıtsız kalır, konuşturmak, çözmek mümkün değildir. Evlenmeden önce verilen sözler, düşler , umutlar uçar gider. Kıskançlıklar , evlilik içinde iyice bunaltıcı olur. Güngör arkadaşlarıyla bir çay bahçesinde oturamaz, evine kimseyi çağıramaz.'Sorun evlilikse nikah kağıdını unutalım' der, 'o unutulmuyor' diye yanıtlar Cemal Süreya. 1975 sonlarında bir gece oğlunu da yanına alıp sessizce terk eder evi. Dostlukları ise ölünceye kadar sürer. B İ R S E N Birsen Sağnak, eşi Özer Sağnak'ı kaybetmiş dört çocuklu bir hanımdır.Çocuklarının üçü evlidir ve o küçük oğlu Özgürle birlikte yaşamaktadır. Suadiye'de bir kitabevi vardır ve Arif Damarların eski aile dostlarıdır.Bir akşam davetinde başbaşa konuşmuş olsalar da, bir süre karşılaşmazlar. Erzincan teftişi dönüşünde Arif Damar'ı birkaç kere göndererek evlenmek istediğini iletir. Birsen de sinirlenerek istiyorsa kendisi gelsin der. Yanlış anlamayı düzeltmek için giden Cemal bir daha ordan ayrılamaz. Birsen'in sabrından, olgunluğundan güç alır, affa uğrayacağını bilir. Küsüp barışmaların yanı sıra arkadaşlık ve dayanışma duygusunun yaşandığı bir beraberlikleri olur onunla. Günlük işlerden kitaplara, filmlere kadar paylaşılır herşey. Beraberliklerinin birinci yılında Kadıköy rıhtımına paralel arka sokaktaki evde otururlar. Acıbadem'e taşınırken Cemal'in ısrarı ve 80 öncesi olaylar nedeniyle dükkanı kapatırlar. 1985 yılında Kadıköy, Cihanseraskeri sokak, Başak apartmanına taşınırlar, 29 uncu ve son durağına. Eski dosyalarımın arasında bulduğum için kaynak belirtemiyorum arkadaşlar. Biraz bakındım fakat nettende bulamadım bu derlemeyi yapan yazarı. Sizler biliyorsanız altına link veya yazar adı belirtmenize sevinirim.. |
||
|
||
| BİLİYORUM SANA GİDEN Biliyorum sana giden yollar kapalı Üstelik sen de hiç bir zaman sevmedin beni Ne kadar yakından ve arada uçurum; İnsanlar, evler, aramızda duvarlar gibi Uyandım uyandım, hep seni düşündüm Yalnız seni, yalnız senin gözlerini Sen Bayan Nihayet, sen ölümüm kalımım Ben artık adam olmam bu derde düşeli Şimdilerde bir köpek gibi koşuyorum ordan oraya Yoksa gururlu bir kişiyim aslında, inan ki Anımsamıyorum yarı dolu bir bardaktan su içtiğimi Ve içim götürmez kenarından kesilmiş ekmeği Kaç kez sana uzaktan baktım 5.45 vapurunda; Hangi şarkıyı duysam, bizimçin söylenmiş sanki Tek yanlı aşk kişiyi nasıl aptallaştırıyor Nasıl unutmuşum senin bir başkasını sevdiğini Çocukça ve seni üzen girişimlerim oldu; Bağışla bir daha tekrarlanmaz hiçbiri Rastlaşmamak için elimden geleni yaparım Bu böyle pek de kolay değil gerçi... Alışırım seni yalnız düşlerde okşamaya; Bunun verdiği mutluluk da az değil ki Çıkar giderim bu kentten daha olmazsa, Sensizliğin bir adı olur, bir anlamı olur belki İnan belli etmem, seni hiç rahatsız etmem, Son isteğimi de söyleyebilirim şimdi: Bir geceyarısı yazıyorum bu mektubu Yalvarırım onu okuma çarşamba günleri BİR ÇİÇEK Bir çiçek duruyordu, orda, bir yerde, Bir yanlışı düzeltircesine açmış; Gelmiş ta ağzımın kenarında Konuşur durur. Bir gemi bembeyaz teniyle açıklarda, Güverteleri uçtan uca orman; Aldım çiçeğimi şurama bastım, Bastım ki yalnızlığımmış. Bir başına arşınlıyor bir adam mavi treni Keşke yalnız bunun için sevseydim seni. İKİ KALP İki kalp arasında en kısa yol: Birbirine uzanmış ve zaman zaman Ancak parmak uçlarıyla değebilen İki kol. Merdivenlerin oraya koşuyorum, Beklemek gövde gösterisi zamanın; Çok erken gelmişim seni bulamıyorum, Bir şeyin provası yapılıyor sanki. Kuşlar toplanmışlar göçüyorlar Keşke yalnız bunun için sevseydim seni. ÖLÜM Ölüm geliyor aklıma birden ölüm Bir ağacın gölgesine sarılıyorum.. .. |
||
|
||
![]() KAN VAR BÜTÜN KELİMELERİN ALTINDA Posta arabalarından söz et bana Kan var bütün kelimelerin altında Ezop'un şu lanetli dilinden söz et Kan var bütün kelimelerin altında Umulmadık birgün olabilir bugün Aslan kardeşçe uzanabilir kayalıklara Bir çay söyle yağmurların kokusunda Kan var bütün kelimelerin altında İşte durup dururken şurda Bir yelpaze gibi açıldı sesin Güzün en gürültülü kanadında Göğün en ince dalında Kan var bütün kelimelerin altında Umulmadık bir gün olabilir cumartesi Çığlığındaki sessiz harfler Dün gecenin ağırlığıdır damarlarında Ne güzel konuşur sokak satıcıları Fötr şapkalarıyla ne kalabalıktırlar Ve çiçekçi kızlaırn göğüsleri Daha suçsuzdur kırlangıç yumurtasından Kan var bütün kelimeleirin ardında Yaprağını dökecek ağaç yok burda Ama ışık sökebilir olanca renklerini Sürekli işbaşındadır bellepin Tanık şairler arasında Oyuncu arkadaşlar arasında Yolculuk bir kafiye arayabilir Atının kuyruğundaki düğümde Ölüm bir kafiye arayabilir Ak gömleğinde Yol bir kafiye arar ve bulur Dönemeçlerin benzerliğinde Kan var bütün kelimelerin altında Bir gül al eline sözgelimi Kan var bütün kelimelerin altında Beş dakka tut bir aynanın önünde Kan var bütün kelimelerin altında Sonra kes o aynadan bir tutam Beyaz bir tülbent içinde Koy iç cebine Bütün bir ömür kokar o ayna Kan var bütün kelimelerin altında İşte o kandır senin gülüşün Sızmıştır hayatın derinlerine Siyahtır orda kırmızıdır Daldan dala atlar Sever çocuklara anlatılan masalları Ama iş savunmaya gelince Yalnız alevi savurur Ve güneşin solmaz çekirdeğini Yalnız doruklarda Umulmadık bir gün olabilir bugün Kan var bütün kelimelerin altında . Cemal Süreya |
||
|
||
| CIGARAYI ATTIM DENİZE Şimdi bir güvercinin uçuşunu bölüyoruz Gökyüzünün o meşhur maviliğinde Uzun saçlı iri memeli kadınlarıyla Bir akdeniz şehri çıkabilir içinde Alıp yaracak olsa yüreğini Şimdi bir güvercinin Şimdi sen tam çağındasın yanına varılacak Önünde durulacak tam elinden tutulacak Hangi bir elinden güzelim hangi bir Bir elinde kızlığın duruyor garip huysuz Öbür elinde yetişkin bir günışığı Daha öbür elinde de kilometrelerce hürlük Çalışan insanlar için akşamlara kadar Toz duman içinde Bir elinde de boyuna ekmek kesiyorsun Biz eskiden de en aşağı böyleydik senlen Bir bulut geçiyorsa onu görürdük Bir minarenin keyfine diyecek yoksa onu Bir adam boyuna yoksulluk ediyorsa onu Ne zaman hürlüğün barışın sevginin aşkına Bir cıgara atmışsak denize Sabaha kadar yandı durdu AŞK Şimdi sen kalkıp gidiyorsun. Git Gözlerin durur mu onlar da gidiyorlar. Gitsinler. Oysa ben senin gözlerinsiz edemem bilirsin Oysa Allah bilir bugün iyi uyanmıştık Sevgideydi ilk açılışı gözlerimizin sırf onaydı Bir kuş konmuş parmaklarıma uzun uzun ötmüştü Bir sevişmek gelmiş bir daha gitmemişti Yoktu dünlerde evelsi günlerdeki yoksulluğumuz Sanki hiç olmamıştı Oysa kalbim işte şuracıkta çarpıyordu Şurda senin gözlerindeki bakımsız mavi, güzel laflı İstanbullar Şurda da etin çoğalıyordu dokundukça lafların dünyaların Öyle düzeltici öyle yerine getiriciydi sevmek Ki Karaköy köprüsüne yağmur yağarken Bıraksalar gökyüzü kendini ikiye bölecekti Çünkü iki kişiydik Oysa bir bardak su yetiyordu saçlarını ıslatmaya Bir dilim ekmeğin bir iki zeytinin başınaydı doymamız Seni bir kere öpsem ikinin hatırı kalıyordu İki kere öpeyim desem üçün boynu bükük Yüzünün bitip vücudunun başladığı yerde Memelerin vardı memelerin kahramandı sonra Sonrası iyilik güzellik. |
||