SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Şiir

Konu: Cemal Süreya

Sayfa: [ 1 ] 2

01.12.2004 18:20:11
Üstü Kalsın

Ölüyorum tanrım
Bu da oldu işte.

Her ölüm erken ölümdür
Biliyorum tanrım.

Ama, ayrıca, aldığın şu hayat
Fena değildir...

Üstü kalsın.



GÜL



Gülün tam ortasında ağlıyorum
Her akşam sokak ortasında öldükçe
Önümü arkamı bilmiyorum
Azaldığını duyup duyup karanlıkta
Beni ayakta tutan gözlerinin

Ellerini alıyorum sabaha kadar seviyorum
Ellerin beyaz tekrar beyaz tekrar beyaz
Ellerinin bu kadar beyaz olmasından korkuyorum
İstasyonda tiren oluyor biraz
Ben bazan istasyonu bulamayan bir adamım

Gülü alıyorum yüzüme sürüyorum
Her nasılsa sokağa düşmüş
Kolumu kanadımı kırıyorum
Bir kan oluyor bir kıyamet bir çalgı
Ve zurnanın ucunda yepyeni bir çingene


İNTİHAR

Sen tam tabancayı
Şakağına dayamışsın;
Kapı açılıveriyor
Ve üstündekileri
Bir bir fırlatıp atan
Bir leylak sesi...


ÖNCELEYİN


Önce bir ellerin vardı yalnızlığımla benim aramda
Sonra birden kapılar açılıverdi ardına kadar
Sonra yüzün onun ardından gözlerin dudakların
Sonra her şey çıkıp geldi
Bir korkusuzluk aldı yürüdü çevremizde
Sen çıkardın utancını duvara astın
Ben masanın üstüne kodum kuralları
Her şey işte böyle oldu önce

01.12.2004 18:21:17
nirvana tam ben yazacaktım üstü kalsın diye cemal süreya candır  

01.12.2004 18:21:47
DÜELLO 


Bir düelloda
Daha büyük bir şey vardır
Ve daha acıdır bu
Ölümden de ölüm korkusundan da
Bakarsın dün en güvendiğin kişi
Karşı tarafın şahidi olmuş
İşte acıdır bu da
Ölümden de korkusundan da
Daha da acısı vardır ama
O da sevdiğin kadının
Karşı tarafı ziyaret etmesidir
Bu bir nezaket ziyareti de olsa
Düello gerçekleşmemiş de olsa
Acıdır bu
Ondan da ondan da
Daha da acısı
Kılıcın elinde
Alnında bir tutam güneş
Kalakalıyorsun ortada


EŞDEĞERİYLE YAN


Eşdeğeriyle yan yana yürürken
Cehennem sokağında birey olmak,
Ve en inceldikten sonra
İlkel sözcüklerle konuşmak seninle.
Saat beş nalburları pencerelerden
Madeni paralar gösteriyorlar,
Yalnızlığı soruyorlar, yalnızlık,
Bir ovanın düz oluşu gibi bir şey.
Hiç bir şeyim yok akıp giden sokaktan başka
Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.


 

UGraSHAMAN 09.05.2007 15:49:55
Hükümet
Bu hükümet
Pir Sultan'a pasaport vermiyor,
Onu anladık.

Yunus Emre'ye de
Basın kartı vermiyor,
Onu da anladık.

Ama bu hükümet
Ferman çıkarmış
Karacaoğlan'ı
Otobüse bindirtmiyor.

sessizkaya 24.05.2007 10:38:50
hiç bişeyim yokk. akıp giden sokaktan başka. keşke/ yalnız/ bunun için/
 sevseydim seni.

asaf 24.05.2007 10:43:54
HİÇBİR PUL HİÇBİR ZARFA YAKIŞMIYOR

Hiçbir pul hiçbir zarfa  yakışmıyor
Hiçbir zarf üç beş satıra
Ne zaman yanyanayız işte o zaman
Doyamıyoruz tenlerimizin bitmez tükenmez sorgusuna

Bırakmak bırakılmak demeyelim
Durmadan yer değiştiriyor anlamlar da
Ben ki bir boşluk kadar büyümüşüm bu yüzden
Sanki kış aylarında bir uçurumda.

Anlarım sedir ağacının dilinden
Ve usta bir aslan terbiyecisinin ruhundan da
Hiç anlamaz olur muyum öpüşünü de kalbimi
O öpen sensen bir de dalgaları çekiştiren bir kız çocuğuyla.

Hepsini biliyorum, hepsi aklımda
Hepsi de hiç kımıldamayan bi duman gibi havada.

fikir 13.09.2007 17:16:05
Bu akşamüstü üç şey doğruladı beni
Klüp rakısının üstündeki resim bir,
Ortak arkadaşımız prens ...... iki,
Üçüncüsünü sorma, bizimle ilgilidir.

Bekarlara ev vermiyorlar doğru
Evlilere kız vermedikleri de doğru
Bu yüzden birgün seni bırakırım ya,
Nefes almayı bırakmak gibi birşey olur bu.

Evet, gün geliyor bıkıyorum senden,
Ama İstanbul'dan bıkmak gibi birşey bu
Git, istersen cüzzam kap bir yerlerden
Görmek istersen nicedir tutkunluğumu.

kopil118 13.09.2007 17:26:14
" Biliyorsun ben neredeysem yalnızlığın başkenti orası. "
Cemal Sürey(y)a

02.02.2008 23:39:28
1931 yılında Erzincan'da Cemalettin Seber olarak bir yük vagonunda açar gözlerini dünyaya ve o yıl dünyaya gelen diğer bebekler gibi onun da doğum günü belli değil. Dört kardeşin en büyüğü...

Annesini 7 yaşında kaybeden şair onun ölümü için "küçük kalbimdeki kuş ölmüştü" der ve hayatı boyunca sevdiği her kadında annesini arar, sevdiği her kadın öbür yarısıyla annesi olur. Bu arayış "Beni öp sonra doğur beni" de doruğa ulaşır.

"kan görüyorum, taş görüyorum
bütün heykeller arasında
karabasan ılık acemi
uykusuzluğun sütlü inciri
kovanlara sızmıyor
annem küçükken öldü
beni öp sonra doğur beni..."

Lise yıllarında edebiyata olan ilgisi derinleşir, Ahmet Muhip Dranas'ın "Kar" şiirinden o kadar etkilenir ki günlerce okur, ezberlesinler diye başkalarının defterine yazar...

"Sesin nerde kaldı, her günkü sesin,
Unutulmuş güzel şarkılar için
Bu kar gecesinde uzaktan, yoldan
Rüzgar gibi ta, eski Anadolu'dan
Sesin nerde kaldı? Kar içindesin!"
Bir de Özdemir Asaf'ın "bağırdım, kan gibi aktı sesim" dizesi...

Mülkiye'deki ilk yıllarında hissettiği yalnızlık ve yabancılık onu yazmaya iter, hayali mektuplar yazar kendine, örneğin Ankara'da hangi kızı çok beğenmişse caddeden geçerken, ondan gelir mektup ya da Diyarbakır'da tanımadığı bir Türkçe öğretmenine yazar...

Mülkiye'nin üçüncü yılında "Kazgan" adlı dergide yayın kurulu başkanı olur, Charles Suarez ya da Yürüyen Adam gibi imzalar atar yazdığı yazılara.

Garip şiirinin tıkanıp kaldığı hatta çıkmaza girdiği dönemde Cemal Süreya'nın Gül'ü açar, Hilmi Yavuz'un deyişiyle Cemal Süreya "bir oksijen gibi Türk şiirinin imdadına yetişir".

"Gülün tam ortasında ağlıyorum
Her akşam sokak ortasında öldükçe
Önümü arkamı bilmiyorum
Azaldığını duyup duyup karanlıkta
Beni ayakta tutan gözlerinin..."

Sonra Üvercinka... Cemal Süreya Üvercinka'ya aşık, o sıralar karısı ilk çocuğuna hamile...
"Laleli'den dünyaya doğru giden bir tramvaydayız
Birden nasıl oluyor sen yüreğimi elliyorsun
Ama nasıl oluyor sen yüreğimi eller ellemez
Sevişmek bir daha yürürlüğe giriyor
Bütün kara parçalarında
Afrika dahil
.............
Aklıma kadeh tutuşların geliyor
Çiçek pasajında akşam üstleri
Asıl yoksulluk ondan sonra başlıyor
Bütün kara parçalarında
Afrika hariç değil..."

Haziran 1957, babası bir trafik kazasında hayatını kaybeder...
"Sen ki gözlerinle görmüştün 57'de
Babanın parçalanmış beynini
Kağıt bir paketle koydular mezara
İstesen belki elleyebilirdin de
Ama ağlamak haramdı sana..."

1966 yazında Tomris Uyar ve Ülkü Tamer'le birlikte Papirüs dergisini çıkarırlar. Aradan yıllar geçer, artık canından çok sevdiği bir oğlu, geride bıraktığı üç evliliği vardır.

1976'da düz yazılarını topladığı bir kitap çıkarır, Şapkam Dolu Çiçekle... Bu kitap hakkında pek eleştiri yapılmaz, sebebini şiiri çok iyi bilen usta bir denemeci üzerine yazmanın güçlüğüne bağlarlar.

1977'de Bayan En Nihayet'le tanışır ve evlenir. Günlüklerinde en çok yer tutan kadın Birsen Sağnak...

1984'e gelene kadar çıkardığı kitapların toplu basımını yapar, adı Sevda Sözleri. O dönemde İkinci Yeni Dönemi'nden Edip Cansever, Turgut Uyar gibi birçok arkadaşını kaybeder.
"Lacivert bir çıngıraktır ölüm
Patlar sarnıçların eskii suyunda
Kapaklanmış bir at resmi çizer
Havaleli çocukların kulaklarına..."
Ona göre ölümün suyla, suyun da çocuklukla bir ilgisi vardır.

Son 10 yıl Cemal Süreya için bir bilgelik dönemidir artık. Yazdığı, söylediği herşey şir için yaptığı tanımlarla doludur.
"Şiir hayatın alev halidir
Şiir hayatın köpüğüdür."

"İki şey: aşk ve şiir
mutsuzlukla beslenir biri
biri ona dönüşür"

Ve Ocak 1990...
"Ölüyorum tanrım
Bu da oldu işte
Her ölüm erken ölümdür
Biliyorum tanrım.
Ama, ayrıca aldığın şu hayat
Fena değildir
Üstü kalsın..."




Kaynak: Cemal Süreya, Sevda Sözleri Feyza Perinçek, Şairin Hayatı Şiire Dahil




YÜZÜKOYUN

Üstümde briç oynadılar, üçüncü katta
Briçin bir yanı uzun
Onun yüzü uzun ve beyaz
Onun yaşamasını ayırıyorum
Kadın olduğunu öbürlerinden
Yaşı olsa olsa yirmi yirmi-beş
Kadındı elbisesinin altında utancı
Gülüşü küçümen boyu el kadar
Ben gecenin ortalık yerinde yüzükoyun
Üstümde briç oynadılar
=, üstümde eski bir kadın
Üstümde fakat benim değil
Eski günler artık eski bile deği
Sen, demiştim, kiremit getir kırmızı olsun
Sen bir şarkı söyle demiştim, duygulu
Allah bilir inancımız bütündü yaşamaya
Onun da inancı bütündü umaudu kadar
Ama nasıl oldu dağılıverdik
Küme küme yanlışlar doldurdu hayatımızı
Bir ölüp gitmediğimiz kaldı şimdiye
Üstümde briç oynadılar.

Sonra da bir güzel öldük mü sana
İnsanlar girdi aramıza yabancı
Sokaklarda gördük birbirimizi tanımadık
Şimdi kar yağıyor işçilerin şapkalarına
Onun yüzü uzun ve beyaz
Onun resmi duvarda Afrikayla yanyana
Afrika dediğin bir garip kıta
El bilir alem bilir
Ki şekli bozulmasın diye Akdenizin
Hala eskisi gibi çizilir
Haritalarda...

(1 Mayıs 1954- Yeditepe)

SÜREYA'NIN ŞİİRİNDE NELER VAR?

1.Yağmur sonu ıslanmış bir çimento taşlık var;
Derinliğiyle gökyüzüne şirk koşan.

2.Yumuşak yüzlü, doğru sözlü bir ayna var;
Bakanı yüreğiyle buluşturan.

3.Ana-kız sütüyle karılmış bir şifalı merhem var;
Her yarayı tez zamanda sağaltan.

4.Doğudan batıya esen bir ebruli rüzgâr var;
Eğrilmiş yedi ayrı bahardan.

5.El yordamıyla kendini bulmuş bir ten var;
AyIpsIz ve utançsız mevsimini yaşayan.

6.Soluk soluğa, ter içinde bir firari tarih var;
Kurutulmuş siyaset tuzaklarından.

7.Sevdayla inceltilmiş gülkurusu bir kan var;
Çifte bir özleme yol gösteren zifaftan.

8.Esirgeyen bağIşlayan beş bin yıllık el izi var;
İnsanın kutlu yaşam savaşından.


Metin Altıok

02.02.2008 23:40:03
HÜZNÜN KUŞLARI

ben bütün hüzünleri denemişim kendimde
canımla besliyorum şu hüznün kuşlarını
bir bir denemişim bütün kelimeleri
yeni sözler buldum seni görmeyeli

kuliste yarasını saran soytarı gibi
seni görmeyeli
kasketim eğip üstüne acılarımın
sen yüzüne sürgün olduğum kadın
kardeşim olan gözlerini unutmadım
çık gel bir kez daha beni bozguna uğrat

sen tutar kendini incecik sevdirirdin
bir umuttum bir misillemeydin yalnızlığa
şanssızım diyemem kendi payıma
hain bir aşk bu kökü dışarda
olur böyle şeyler ara sıra
olur ara sıra

CEMAL SÜREYA
Mutluluk
 
 
          Cemal Süreya bugün 52 yaşında. Kendini hep 52 yaşındaymış gibi hissediyor.Tıpkı bütün öteki yaşlarda da olduğu gibi. Ve 52 yılın sonunda belli sürelerde sonsuz mutsuz olduysa da, kendini mutlu bir insan olarak görüyor...

           Üniversite sonrası yılların özeti: 10 yıl maliye müfettişliği. İstifa. 6 yıl Babali   ( "  Bir maceraya gireyim dedim, kalemimle geçineyim dedim  -dergiler, gazeteler-  Papirüs, 47 sayı...  12 Mart yayın hayatını dondurunca, aç kaldım, yeniden memuriyete döndüm " ). Toplam dört yıl tetkik kurulu Maliye Müfettişliği. Ve geçen yıl emekli oldu.

          Şiirler, sevgiler, acılar, korkular, dehşete kapılmalar hep ara araya girdi. Hiç unutmayacak. 1957'deydi. Babası trafik kazasında öldü. "Beynini mezara kağıt içinde koydular. Başı dağıldığı için. Bunun dehşetini hiç unutamam." Acılar,  korkular, dehşete düşmeler karşısında yenik düşmemek için bir yol buldu. "Böyle anlarda, bir köşeye çekilip hiçbir şey düşünmeden içime kapanırım... Neden kendimi şöyle avuturum: Üç yıl, beş yıl sonra da bir anı olacak.  Sanırım acılara, sevinçlerden  daha dayanıklıyım. Şansa güvenmek gibi bir duygum var. Kanser olduğumu söyleseler, bir gün iyileşecekmiş gibi gelir... "    
 
            Acılar ve sevinçler üzerinde dolanmayı sürdürüyoruz    

            "  Hayatımdaki temel duygu nedir bilir misiniz? Yanlışlığın giderilmesi...  Filmlerde hep o anda ağlarım. Diyelim oğlanla kız karşılaşır, birbirlerini iten trükler olur. Birleşirler, bir yanlışlık yüzünden ayrılırlar , sonunda yanlışlık anlaşılır birbirlerine koşarlar.Orda ağlarım. Yanlışlığın düzeltildiği anda ağlarım. Her ilişkide, çevremdeki tüm ilişkilerde yanlışlığın giderilmesi önemlidir benim için, aşklarda, dosluklarda... dostluklar... Mutluluğumda onların da önemli yeri var. Düş kırıklığın uğradığım çok oldu, ama hep birine, birilerine bağlandım.Belkide fazla bir şey beklemedim. dostluk ilişkilerinde, sevgi ilişkilerinde, aradım, istediğim...  Nasıl demeli...  mertlik diyebiliriz...  Tam karşılamıyor ama mertlik,  ödün vermek...  başkaları adına kendini bir ölçüde riske edebilmek...   Fedakarlıktan söz etmiyorum. Fedakarlık güzel bir şey değil bence. Zaten fedakarlığın gerekmeyeceği bir ortam olmalı, bir durum olmalı hayatta..."   

          "Ben bütün hüzünleri denemişim kendimde / Bir bir denemişim bütün kelimeleri" diyordu. Cemal Süreya. " Aslan Heykelleri "  şiirinde. Nerden çakıldı şimdi bu dizeler kafama? Belki de "konuşa-konuşa " nın sonuna geldiğimizden. Ben bu dizeleri aklımdan  çıkarmaya çalışırken o şöyle diyordu:   
           
          "Hayatımı başka hiçbir hayatla değiştirmek istemediğime göre demek ki mutsuz değilim."
                                                                                                                                            Milliyet Sanat Dergisi ,Ekim 1985   

02.02.2008 23:40:25
Cemal Süreya ve Kadınları

 S E N İ H A

Ortaikinci sınıfta bakışmalarla başlayan aşkı giderek Cemallettin'in şiir yazmalarına ve karşılıklı mektuplaşmalara dönüşür. Seniha'ya yedi
yıl her hafta, dergi kalınlığında mektuplar gonderir. Liseye başlaması ile Seniha da Kandilli Kız Lisesi'ne gelir. Ama yine de az buluşurlar.
Mülkiye'de Seniha onun İdare okuyup kaymakam olmasını ister, onun Maliye'yi seçmesi üzerine hayalleri yıkılır. O zamanlar Söğüt'e geri
dönen Seniha'yı 1952 Temmuz'unda bir mektupla resmen ister. Bir süre sonra Söğüt'e gelir ve sevgilisiyle belki de ilk kez doğru dürüst yüz
yüze konuşurlar. 17 Aralık'ta Eskişehir'de nişanlanırlar. Cemal Süreya bunu ailesinden gizler. Söylediğinde de babası karşı koyar. 23 Kasım
1953'te ailesinden habersiz nikah kıyılır. Sonra o Ankara'ya döner, Seniha da Söğüt'e. Fırsat düştükçe Eskişehir'de buluşurlar. 1954
Şubat'ında bir hafta başbaşa geçirirler. Aşk yeminleri edilir , ortak şiirler yazılır , duvarları, eşyaları aşk sözleriyle bezer Cemal. Ama
aynı zamanda ilk şiddet olayları patlak verir. Tokat ve arkasından gelen pişmanlık, şairin ikilemlerini ortaya çıkarır. Gibisi olmayan
yaridir Seniha, Balzaminidir onun. Mezuniyet sonrası Eskişehir'de stajyerliğe başlar: "Evlenince iki çatışma birden oldu. Bir kere
birbirinizi tanımıyorsunuz. Ortaokul'da....n'olacak ortaokulda, aradan yıllar geçmiş, beraber olmuşsunuz. Onun özlemi başka, sizinki başka ".
Daha ilk adımda ev tutulurken , eşyalar alınırken kavgalar başlar, şiddet te adım adım ilerler. 7 Kasım 1954'te Söğüt'te düğün yapılır.
Aşkları henüz kavgaları onarmaktadır. 3 Ağustos 1955'te bir kızları olur: Ayçe. İstanbul'a yerleştikten sonra da sorunlar büyür. Edebiyatçı
dostlarına ayırdığı zaman da artar. Seniha her kavgada öfkesini kitaplardan, dergilerden çıkarır, yırtar. Her kavgada Seniha evi terk
edip, Söğüt'e gider. Her dönüşünde başka eve taşınırlar. Babasının ölümünden sonra bir daha birleşmeye karar verirler, ama eve yerleşmeye
gelen kızkardeşi Ayten ile Seniha geçinemezler. Cemal ayrılmak ister, birgün Seniha'nın tüm Üvercinka'ları yakması üzerine evi terk eder.
Seniha'yla resmen boşanmaları yedi yıl sürer. Beraberlikleri birden bitmez ama boşanmakta kararlıdır. Ayrılık kızıyla olan ilişkilerini
de sorunlu hale getirir. Kızının nikahında bulunamaz. Haberli değildir çünkü.

Z U H A L (ELİF SONGUR)


Zuhal Tekkanat, Yelken dergisinde düzeltmen olarak çalışan, şiir yazma çabasında olan genç ve güzel bir kadındır. Gibi adlı bir kitap ta
çıkartmıştır. 1967 yılının ilk aylarında Cemal Süreya eksik sayıları tamamlamak bahanesiyle dergiye gider ve tanışırlar. Zuhal'in kızkardeşiyle
evli olan Mehmet Seyda'nın kızının doğum günündeki ikinci karşılaşmada Tekkanat'ın kitabı üzerine konuşmak için sözleşirler. Türk Edebiyatçılar Birliği Lokali'nin açılışındaki üçüncü karşılaşmada Tekkanat'ın yanına gider ve "Madam ya da Matmazel çok güzelsiniz, benimle evlenir misiniz?" der. Zuhal alay edildiğini düşünür ve " yeri geldiğinde düşünürüm " şeklinde karşılık verir. Bu, birçok kadına yaptığı tipik bir Cemal Süreya   şakasıdır. Ancak bu kez olaylar hızlı gelişir. Zuhal, ilk evliliğinden kızı İçsel'le ailesinin yanında kalmaktadır. Ailevi sorunlardan bunalan Zuhal, evi terk eder ve Cemal Süreya ile birlikte geçici olarak Ülkü Tamer'in yanına yerleşirler. 1967 Ağustos'unda, Kadıköy İskelesi'ndeki eski nikah dairesinde iki tanık, bir konuk huzurunda evlenirler. Kadıköy rıhtımında, Marmara Apartmanı'na yerleşirler. Cemal, Zuhal'in şevkatinde, sevecenliğinde yeni bir sığınak bulmuştur. Yumuşak başlı uysal bir kedidir. Akkkavak kızıdır, incelikler güldestesidir.
Memo Emrah Seber, 23 Kasım 1969 günü dünyaya gelir. Birkaç ay sonra Papirüs kapanır. Akrabalarının evine Beykoz'a taşınırlar. Ankara'ya
gittikten sonra Zuhal'in zaten bozuk olan sağlığı kötüye gider. Temmuz ayında kalp ameliyatı geçirmek üzere hastaneye yatar. Cemal, dil
öğrensin, şiir yazsın diye uğraşır, yazdıklarını dergilerde basar. Bir de ad bulur ona: Elif Sorgun. Elif, Karacaoğlan'ın Elif'i, Sorgun,
Yozgat'ın bir ilçesi. Sonbaharda ana-oğul Ankara'ya taşınırlar. Evliliklerinin başından beri kuşkuyla yaşar Zuhal. Cemal ise,
karısının ailesiyle yakın olmasından rahatsızdır. Ayrıca iki taraflı kıskançlıkları vardır. Ameliyattan sonra ağrılarını unutmak için içki
dozunu yükseltmiştir Zuhal. Cemal'e göre Memo için eşi işini bırakmalı, çocukla daha yakından ilgilenmelidir. Cemal hergün ondan biraz daha
uzaklaşır. Güngör Demiray'la ilişkisinin ciddileşmesi üzerine ayrılırlar.Moda, Yeldeğirmeni'nde bir ev tutar onlara. 1975 yılı sonunda Cemal
yeniyılı oğluyla karşılamak ister. Onu almaya gittiği Zuhal'in evinden üçü birlikte çıkarlar, bu da dört yıl sürecek bir çabanın başlangıcı
olur. Yanlışlığı düzeltmek, geçmişi onarmak, anıları düşe dönüştürmek.Bu dürtüyü asıl harekete geçiren Memo'dur. Nişan yüzüğü takıp, evlerini birleştirirler. Ama Cemal tekrar Ankara'ya dönmek zorunda kalınca ev yine ikiye bölünür. Ankara -İstanbul gidiş gelişleri, Zuhal ile
beraberliğin de sonuna yaklaştırır onu. Bir hafta sonu Mehmet Seyda'nın konuk olduğu bir yemekte tartışma çıkar; Cemal, M. Seyda'yı kovar ve uzun süre küs kalırlar. Zuhal'in ise ağzı burnu kan içinde kalır, on günlük rapor alır. Cemal oğlunu da alıp evi terk eder.

G Ü N G Ö R


Güngör Demiray'ın ailesi başlangıçta Cemal Süreya'nın daha önceki evlilikleri ve iki çocuklu olması nedeniyle evlenmelerine karşı çıkar.
O da onları ikna etmek için elinden geleni yapar. 1975 Şubat'ında Balıkesir'de nikah kıyılır. Önce Cemal İstanbul'a, Güngör Ankara'ya
gitse de, bir süre sonra Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü'nden İstanbul Atatürk Eğitim Enstitüsü'ne nakli yapılır. Moda İlkokulu karşısında
Güngör'ün ailesiyle aynı apartmanda otururlar. Memo'yu kendi çocuğu gibi benimser. Ama bir süre sonra sorunlar büyür. Cemal haftada birkaç kere geç geldiği için akşamlar yalnız geçer. Güngör bunu doğal karşılamasına rağmen, Cemal yine de bir türlü rahata kavuşamaz. Hava
giderek gerginleşir, Cemal giderek hırçınlaşır, sorular yanıtsız kalır, konuşturmak, çözmek mümkün değildir. Evlenmeden önce verilen sözler,
düşler , umutlar uçar gider. Kıskançlıklar , evlilik içinde iyice bunaltıcı olur. Güngör arkadaşlarıyla bir çay bahçesinde oturamaz,
evine kimseyi çağıramaz.'Sorun evlilikse nikah kağıdını unutalım' der, 'o unutulmuyor' diye yanıtlar Cemal Süreya. 1975 sonlarında bir gece
oğlunu da yanına alıp sessizce terk eder evi. Dostlukları ise ölünceye kadar sürer.

B İ R S E N

Birsen Sağnak, eşi Özer Sağnak'ı kaybetmiş dört çocuklu bir hanımdır.Çocuklarının üçü evlidir ve o küçük oğlu Özgürle birlikte yaşamaktadır.
Suadiye'de bir kitabevi vardır ve Arif Damarların eski aile dostlarıdır.Bir akşam davetinde başbaşa konuşmuş olsalar da, bir süre karşılaşmazlar.
Erzincan teftişi dönüşünde Arif Damar'ı birkaç kere göndererek evlenmek istediğini iletir. Birsen de sinirlenerek istiyorsa kendisi gelsin der.
Yanlış anlamayı düzeltmek için giden Cemal bir daha ordan ayrılamaz. Birsen'in sabrından, olgunluğundan güç alır, affa uğrayacağını bilir.
Küsüp barışmaların yanı sıra arkadaşlık ve dayanışma duygusunun yaşandığı bir beraberlikleri olur onunla. Günlük işlerden kitaplara, filmlere kadar paylaşılır herşey. Beraberliklerinin birinci yılında Kadıköy rıhtımına paralel arka sokaktaki evde otururlar. Acıbadem'e taşınırken Cemal'in
ısrarı ve 80 öncesi olaylar nedeniyle dükkanı kapatırlar. 1985 yılında Kadıköy, Cihanseraskeri sokak, Başak apartmanına taşınırlar, 29 uncu ve
son durağına.


Eski dosyalarımın arasında bulduğum için kaynak belirtemiyorum arkadaşlar.  Biraz bakındım fakat nettende bulamadım bu derlemeyi yapan yazarı. Sizler biliyorsanız altına link veya yazar adı belirtmenize sevinirim..

02.02.2008 23:40:59
BİLİYORUM SANA GİDEN

Biliyorum sana giden yollar kapalı
Üstelik sen de hiç bir zaman sevmedin beni

Ne kadar yakından ve arada uçurum;
İnsanlar, evler, aramızda duvarlar gibi

Uyandım uyandım, hep seni düşündüm
Yalnız seni, yalnız senin gözlerini

Sen Bayan Nihayet, sen ölümüm kalımım
Ben artık adam olmam bu derde düşeli

Şimdilerde bir köpek gibi koşuyorum ordan oraya
Yoksa gururlu bir kişiyim aslında, inan ki

Anımsamıyorum yarı dolu bir bardaktan su içtiğimi
Ve içim götürmez kenarından kesilmiş ekmeği

Kaç kez sana uzaktan baktım 5.45 vapurunda;
Hangi şarkıyı duysam, bizimçin söylenmiş sanki

Tek yanlı aşk kişiyi nasıl aptallaştırıyor
Nasıl unutmuşum senin bir başkasını sevdiğini

Çocukça ve seni üzen girişimlerim oldu;
Bağışla bir daha tekrarlanmaz hiçbiri

Rastlaşmamak için elimden geleni yaparım
Bu böyle pek de kolay değil gerçi...

Alışırım seni yalnız düşlerde okşamaya;
Bunun verdiği mutluluk da az değil ki


Çıkar giderim bu kentten daha olmazsa,
Sensizliğin bir adı olur, bir anlamı olur belki


İnan belli etmem, seni hiç rahatsız etmem,
Son isteğimi de söyleyebilirim şimdi:

Bir geceyarısı yazıyorum bu mektubu
Yalvarırım onu okuma çarşamba günleri


BİR ÇİÇEK

Bir çiçek duruyordu, orda, bir yerde,
Bir yanlışı düzeltircesine açmış;
Gelmiş ta ağzımın kenarında
Konuşur durur.

Bir gemi bembeyaz teniyle açıklarda,
Güverteleri uçtan uca orman;

Aldım çiçeğimi şurama bastım,
Bastım ki yalnızlığımmış.

Bir başına arşınlıyor bir adam mavi treni
Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
İKİ KALP

İki kalp arasında en kısa yol:
Birbirine uzanmış ve zaman zaman
Ancak parmak uçlarıyla değebilen
İki kol.

Merdivenlerin oraya koşuyorum,
Beklemek gövde gösterisi zamanın;
Çok erken gelmişim seni bulamıyorum,
Bir şeyin provası yapılıyor sanki.

Kuşlar toplanmışlar göçüyorlar
Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.



ÖLÜM


Ölüm geliyor aklıma birden ölüm
Bir ağacın gölgesine sarılıyorum..


 



..


29.02.2008 20:36:09


GİT

Git iş işten geçmeden, çok geç olmadan vakit,
Günahıma girmeden, katilim olmadan git!

Git de şen şakrak geçen günlerime gün ekle,
Beni kahkahaların sustuğu yerde bekle.

Git ki siyah gözlerin arkada kalmasınlar,
Git ki gamlı yüzümün hüznüyle dolmasınlar

Madem ki benli hayat sana kafes kadar dar,
Uzaklaş ellerimden uçabildiğin kadar.

Hadi git, benden sana dilediğince izin,
Öyle bir uzaklaş ki karda kalmasın izin.

Kahrımın nedenini söylesem irkilirler;
Çünkü herkes beni Kays, seni Leyla bilirler.

Sanırlar ki sen beni biricik yar saymıştın;
Oysa ki hep yedekte, hep elde var saymıştın.

Hadi git, ne bir adres, ne bir hatıra bırak,
Zannetme ki pişmanlık, mutluluk kadar ırak!

Sanma ki fasl-ı bahar geldiği gibi gitmez,
Sanma ki hüsranını görmeye ömrün yetmez.

Her darbene tehammül edecektir bedenim,
Gururum mani olur perişanıma benim.

Yari Ferhat olanın ellerle ülfeti ne?
Şirin ol katlanayım dağ gibi külfetine.

Henüz layık değilken tomurcuk kadar aşka,
Sana gül bahçesini kim açar benden başka!

Hercai arılara meyhanedir çiçekler,
Kim bilir şerefinden kaç kadeh içecekler!

Madem aşk tablosunun takdirinden acizsin,
Git de çağdaş ressamlar modern resimler çizsin.

Ne vedaya gerek var, ne de mektuba hacet,
Git de Allah aşkına bir selama muhtaç et!

Güllere de aşk olsun gene sen kokacaksan!
Fallara da aşk olsun gene sen çıkacaksan!

Kopsun nerden inceyse artık bu bağ, bu düğüm,
Her gece daha berbat, daha vahim gördüğüm.

Korkulu düşlerimi yorumdan kaçıyorum;
Sırf sana üzülüyor, sırf sana acıyorum.

Git iş işten geçmeden, çok geç olmadan vakit,
Günahıma girmeden, katilim olmadan git!

29.02.2008 20:37:05


KAN VAR BÜTÜN KELİMELERİN ALTINDA

Posta arabalarından söz et bana
Kan var bütün kelimelerin altında
Ezop'un şu lanetli dilinden söz et
Kan var bütün kelimelerin altında
Umulmadık birgün olabilir bugün
Aslan kardeşçe uzanabilir kayalıklara
Bir çay söyle yağmurların kokusunda
Kan var bütün kelimelerin altında
İşte durup dururken şurda
Bir yelpaze gibi açıldı sesin
Güzün en gürültülü kanadında
Göğün en ince dalında
Kan var bütün kelimelerin altında
Umulmadık bir gün olabilir cumartesi
Çığlığındaki sessiz harfler
Dün gecenin ağırlığıdır damarlarında
Ne güzel konuşur sokak satıcıları
Fötr şapkalarıyla ne kalabalıktırlar
Ve çiçekçi kızlaırn göğüsleri
Daha suçsuzdur kırlangıç yumurtasından
Kan var bütün kelimeleirin ardında
Yaprağını dökecek ağaç yok burda
Ama ışık sökebilir olanca renklerini
Sürekli işbaşındadır bellepin
Tanık şairler arasında
Oyuncu arkadaşlar arasında

Yolculuk bir kafiye arayabilir
Atının kuyruğundaki düğümde

Ölüm bir kafiye arayabilir
Ak gömleğinde

Yol bir kafiye arar ve bulur
Dönemeçlerin benzerliğinde

Kan var bütün kelimelerin altında
Bir gül al eline sözgelimi
Kan var bütün kelimelerin altında
Beş dakka tut bir aynanın önünde
Kan var bütün kelimelerin altında
Sonra kes o aynadan bir tutam
Beyaz bir tülbent içinde
Koy iç cebine
Bütün bir ömür kokar o ayna
Kan var bütün kelimelerin altında
İşte o kandır senin gülüşün
Sızmıştır hayatın derinlerine
Siyahtır orda kırmızıdır
Daldan dala atlar
Sever çocuklara anlatılan masalları
Ama iş savunmaya gelince
Yalnız alevi savurur
Ve güneşin solmaz çekirdeğini
Yalnız doruklarda

Umulmadık bir gün olabilir bugün
Kan var bütün kelimelerin altında
.
 
Cemal Süreya

29.02.2008 20:38:28
CIGARAYI ATTIM DENİZE
Şimdi bir güvercinin uçuşunu bölüyoruz
Gökyüzünün o meşhur maviliğinde
Uzun saçlı iri memeli kadınlarıyla
Bir akdeniz şehri çıkabilir içinde
Alıp yaracak olsa yüreğini
Şimdi bir güvercinin

Şimdi sen tam çağındasın yanına varılacak
Önünde durulacak tam elinden tutulacak
Hangi bir elinden güzelim hangi bir
Bir elinde kızlığın duruyor garip huysuz
Öbür elinde yetişkin bir günışığı
Daha öbür elinde de kilometrelerce hürlük
Çalışan insanlar için akşamlara kadar
Toz duman içinde
Bir elinde de boyuna ekmek kesiyorsun

Biz eskiden de en aşağı böyleydik senlen
Bir bulut geçiyorsa onu görürdük
Bir minarenin keyfine diyecek yoksa onu
Bir adam boyuna yoksulluk ediyorsa onu
Ne zaman hürlüğün barışın sevginin aşkına
Bir cıgara atmışsak denize
Sabaha kadar yandı durdu



AŞK
Şimdi sen kalkıp gidiyorsun. Git
Gözlerin durur mu onlar da gidiyorlar. Gitsinler.
Oysa ben senin gözlerinsiz edemem bilirsin
Oysa Allah bilir bugün iyi uyanmıştık
Sevgideydi ilk açılışı gözlerimizin sırf onaydı
Bir kuş konmuş parmaklarıma uzun uzun ötmüştü
Bir sevişmek gelmiş bir daha gitmemişti
Yoktu dünlerde evelsi günlerdeki yoksulluğumuz
Sanki hiç olmamıştı

Oysa kalbim işte şuracıkta çarpıyordu
Şurda senin gözlerindeki bakımsız mavi, güzel laflı
İstanbullar
Şurda da etin çoğalıyordu dokundukça lafların
dünyaların
Öyle düzeltici öyle yerine getiriciydi sevmek
Ki Karaköy köprüsüne yağmur yağarken
Bıraksalar gökyüzü kendini ikiye bölecekti
Çünkü iki kişiydik

Oysa bir bardak su yetiyordu saçlarını ıslatmaya
Bir dilim ekmeğin bir iki zeytinin başınaydı doymamız
Seni bir kere öpsem ikinin hatırı kalıyordu
İki kere öpeyim desem üçün boynu bükük
Yüzünün bitip vücudunun başladığı yerde
Memelerin vardı memelerin kahramandı sonra
Sonrası iyilik güzellik.


Sayfa: [ 1 ] 2