SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Tarih

Konu: Devlet Adamlarının son sözleri

Sayfa: [ 1 ]

30.11.2004 18:52:39
AKHNETON


Mısır Firavunu Amenhotep’in oğlu M.Ö. 1380’de tahta çıktı. O zaman Mısırlılar Amon isimli Tanrıya tapıyorlardı amma aslında birçok tanrıları vardı. Mabed’te bir sürü kadın ve kız “Tanrı’nın cariyesi” adı altında bulunmakla beraber, aslında rahibelere cariyelik ediyorlardı. Rahipler, muskalar satıp servetler topluyorlardı.
Akheneton bu kokuşmuşluğa dayanamadı. Bütün bu dini merasimi ve putperestliği ilga ederek tek bir Allah’a çağıran yeni bir din ortaya attı. Laik tarih, güneşi hayatın kaynağı kabul eden bu firavunu, tevhidin de ilk temsilcilerinden kabul eder. Malik Binnebi O’nun Musa zamanındaki firavun olduğu ihtimali üzerinde durur.
Muhakkak ki o Mısır tarihinin en dikkate şayan isimlerden bir tanesidir.
Ekmeğinden olan rahipler birleştiler, halk ise hala putlara gizli gizli tapıyordu. Neticede her tarafta isyanlar ve ihtilaller başladı.
M.Ö. 1362’de öldü. M.S. 1893’de, yattığı piramit açılınca, tabut’un içinde üzerinde son duası yazılı bir altın varak bulundu.
“Senin dudaklarından esen harika bir havayı soluyorum. Hergün güzelliğine hayran oluyorum ve kuzey rüzgarı şeklinde de olsa senin sesini duymayı hararetle istiyorum ki, azalarım senin aşkınla gençleşsin. Elini bana ver, senin ruhunu alabileyim ve onunla yaşayabileyim. Ebeddiyen beni ismimle çağır ki adım kaybolmasın.”


SEZAR
(M.Ö. 101-44)

Meşhur Romalı deha.
Roma’ya ve kendisine verdiği haşmet, tarihin parlak sayfalarından birisidir. O kadar ki ismi kendisinden sonra imparator’ların şeref ünvanı oldu.
Askerlikle politikacılığı birleştirmişti. Son sözü belki herkesin bildiği ve unutumadığı son sözlerdendir. Zira ihanet gibi insan kalbinin nefretini şiddet ile celbeden bir hadisenin aynasıdır;
Diktatörlüğe gidişini önlemek bahanesiyle bazı senatör ve soylular anlaşmışlardı. Bu anlaşma nihayet bir suikast planına kadar gitti. Sezar, üzerina hücum edenlere karşı kendisini müdafaa ediyordu. Ne varki, hançer ile hücum edenlerin arasında kendi evlatlığı Brütüs’ü görünce müdaafadan vazgeçti, ölümü kabullendi. Yalnız kendisinden sonra ihanet hadisesinden sonra haykırdı;
-Sen de mi , Brütüs?


AVGUSTUS
(M.Ö.-MS14)

Sezar’ın yeğeni. Asıl ismi oktavyanus. Lepidüs ve Antonius Oktavyanüs’le bir Triyumvir kurarak Roma’ya hakim oldularsa da en nihayet Roma idaresini tek başına eline almak ona nasip oldu. Devri Roma’nın altın çağıdır. Ağustos ayı ismini ondan almıştır. Bu ismide ona Senato vermişti. Bütün şatafatların, debdebelerin uğramaktan kurtulamadığı ölüm döşeğinde son sözü bir tiyatro deyimi oldu;
-Oyun bitti.


NERON

Meşhur, zalim ve mecnun Roma’lı imparator.
Romayı acımasızca yakıp uzaktan çığlıklar eşliğinde keyifle güldüğü söylenir
ölürken;
-”Dünya bir büyük sanatkar kaybediyor!” diye bağırdı.


1. ANDRONİK KOMNEN
(1110-1185)

Bizans İmparatoru. Bu sıfatı almak için Aleksi Komnen’i devirdi. Gözlerini oydurtarak Bebek civarına sürdü. Bizans’ın kan, zulüm, vahşet, ihanet dolu tarihinin en kanlı yapraklarından birisi de onun akıbetini anlatır görürüz. Bu seferde o, İzak tarafından devrilmiştir. Günlerce işkenceye tabi tutulup bir gözü kör olup bir kolu kesildikten sonra At meydanı’nda halkın sadist intikam duygularının tatminine arzedilir.
İki sene önce kendisini çılgınca alkışlayanlar, bu sefer onu her türlü pisliki taş, tükürük ve hakaret yağmuruna tutmışlardır. O kadar bitmiş ve susamıştır ki, yaralı kolunu emmektedir ve; “Ya Rab... Bana merhamet et, zaten kırılmış bir dalı kırma, demektedir.”


14.LOUİS
(1638-1715)

Fransa kralı... Güneş kral. Çocukken tahta çıktı. Uzun bir saltanatı “Devlet benim” gibi meşhur dövizleri ve bir sürü de metresi var. Fransa’nın büyüme ve parlama devridir.
Büyük Kral da denir.
Son sözleri, ölüm döşeğinde, oda uşağının ağlaması üzerine; “Siz benim ölümsüz olduğumu mu sanıyordunuz?” olmuştur.


MARY STUART

Doğduğu günden itibaren iskoç kraliçesi. Tam yirmibeş sene. Tahttan indirilince İngiltere Kraliçesi Elizabet’e sığındı. Fakat rahat durmadı ve Elizabet tarafından idama mahkum edildi. Koyu Katolik. Son ana kadar Katolikte ısrar etti: “Katolik doğdum, Katolik öleceğim.” İdam edenler onun bu haline çok kızıyorlardı. İdam yerine bir haçla gidiyor ve “Ey isa, seni haça gerdiler, beni yanına kabul ve günahlarımı affet” diyordu. Cellatları diz çökmüş, kendilerinin affını istiyorlardı. Onlara “Sizi bütün kalbim ile affediyorum, ölümüm felaketimin sonu olacak” dedi. Son sözü nedimelerini takdis oldu: “Allahaısmarladık, gene görüşeceğiz.”


JOHN ADAMS
(1735-1826)

Amerika Birleşik Devletleri’nin ikinci Cumhurbaşkanı. Oğlu da sonradan Cumharbaşkanı seçilmiştir. Son sözü garip; “-Thomas Jefferson daha çok yaşasın.”
Hele aynı gün Thomas Jefferson’un ölmesi dahada bir garip.



NAPOLEON BONAPARTE

İhtilalde parladı. General oldu.
Sonra İtalya ve Mısır seferleri onun askerlik şöhretini göklere çıkardı. İktidarı tek başına ele aldı. İhtilalden ve Cumhuriyetten sonra İmparator olabilen nadir ihtilalcilerden birisi oldu. Bu, Paradoks bastırdığı Napalyon’un altınları üzerindeki “Cumhuriyet kanunlarına göre imparator Napalyon.” Yazısında ayan beyandır. Fransa’ya şerefler, ailesine tahtlar dağıttı.
Jozefin ile aşk maceraları ve seferde iken Jozefin tarafından resmen aldatıldığı meşhurdur. O da aşağı yukarı resmen Jozefin’i affetmek büyüklüğünü gösterdi...
Kısa boylu, düşük tansiyonlu biriydi. Fakat aynı zamanda deha.
Fransız Medeni Kanununun hazırlanmasına iştirak etti... Bir hukuk dehasıdır. Napolyon’dan kalan sözler, Napolyon’dan kalan şeref hatıralarından daha az parlak değildir.
Hem Politikayı, hem askerliği birleştirmiş nadir bir insandı. Onun bu dev tarafı, Avrupa’yı ürküttü. Teker teker yendiği kuvvetler nihayet İngiltere’nin liderliğinde ona karşı birleşmekten başka çare bulamadı.
Napolyon önce Elbe adasına sürüldü. Fransa’ya tekrar Monarşi geldi. Fakat Napalyon adadan kaçıp tek başına Fransa’nın üzerine yürüdü. Paris gazeteleri “Canavar kaçtı” diye manşet çektiler. Karşılayıp tevkif etmeye gelen birliği “imparatoruna kim silah atacaksa işte göğsüm” diyerek tek başına teslim alışı ve “Yaşasın Napalyon” diye bağırtışı meşhurdu... “Canavar Paris’e doğru yürüyor” diye manşet atan gazeteler birkaç gün sonra “İmparator Napalyon Paris’te” diye manşet çekmek zorunda kaldılar. Yüz günlük bir saltanatı daha oldu. Fakat Avrupa bir defa ona karşı birleşmişti. Derhal harekete geçtiler. Waterloo’da Napalyon yenildi. Bu sefer Saint Helene adasına sürüldü. Hatıraları ve sadık adamı Rüstem ile çok ızdıraplı günlerden sonra öldü. Paris’te “Invalid’’de gömülüdür. Son sözü gibi anlaşılmaz kelimedir. Yahut çok manalı bir sayıklama.


ŞEYH ŞAMİL
(1795-1891)

Çerkes kahramanı. Destanı kahraman. Dağıstan aslanı. Üstad gerillacı. Yıldırım Harbi’nin mucidi. Ruslara Otuz sene kan kusturdu. General Varantsov, General Argutinski, General Pasek, General Kluge Von Klugenav’la o kadar oynadı, onları o kada aciz bıraktı, o kadar serseme çevirdi ki, bizzat Çar’ın sonsuz ve çaresiz hayranlığını kazandı.
Hem kahraman bir kumandan, hem tam bir Devlet adamıydı. Dağıstan dağlarında kurduğu devletin temeli bağımsızlık aşkıydı. Kanunlar koymuştu. Öyle kanunlar ki, bilmeden bu kanunların dışına çıkan annesi –Ruslar ile işbirliği yapan bir hainin affını istemişti –bile cezasından kurtulamıyordu. Ne var ki annesine hürmetten soyunup kamçıları kendine vurduruyordu. Bu kendisine inanmışlıktan çok davasına ve Allah’ına olan bağlılığından doğuyordu. Bir defa öğle vakti yaralandı, kendisini kaybetti. Günler sonra gözlerini açınca başucundaki annesine ilk sözü:
_İkindi namazı geçti mi?Esaretinde de Çar’ın sarayında namaz vakti gelince namaz kılmak için yer gösterilmesini istedi. Sarayın kilisesine götürdüler. O namaza durmaya hazırlanırken adamları kilisede ki put’un üstünü örtmeye çalışıyordu, mani oldu:
-Bırakın, Şamil’in esarette ve burada da namaz kıldığına mahşerde o da şehadet etsin, diyerek.
Naipleri vardı. En meşhuru Hacı Murad’dır. Ona sağ kolum derdi. Hacı Murad’ın ölümünden sonra imzasını sol eli ile atmaya başladı. Esaretinde Çar, ona esir değil, misafir hükümdar muamelesi yapıyordu. İkamete memur olduğu vilayete tayin edilen yüksek rütbeli askeri, devlet adamının ilk olarak Şamil’i ziyaret etmesi protokolü getirecek kadar. Giyinişi, kuşanışı, herşeyi ile Şamil, Rus aristokrasisini fethetmişti. Şamil dansı bile çıkmıştı. Bize kadar çok yanlış şekilde intikal etmiş bulunan bu dansta Şamil’in namaz kılarken düşman tarafından çevirilişi, selam verirken düşmanlarını gördükten sonra kılıcını, o sihirli kılcını çekip Rusları tarumar edişi tasvir edilir.
_Rus düştü Aşk’a yanlış hem çok yanlıştır. Rus orada ölüm korkusuna düşmüştür.
Son arzusu Hac’ca gitmekti. Sultan Abdulazizi’in delaleti ile Çar müsaade etti. İstanbul’dan geçerken Sultan Abdulazizi bizzat karşıladı ve kucaklaştılar.O sene hacda herkes onu merak ediyordu. Yükseğe çıkarıp büyük kahramanı dindaşlarının hayran bakışlarına arzetmek zorunda kaldılar.
Vefatına yakın misafiri bulunduğu evin sahibini çağırdılar. O misafirlerinin son misafirliğe hazırlandığını görünce:
_Ey Allah’ın nezdindeki kardeşim, Allah’ın bir olduğunu ve O’ndan başka Allah bulunmadığını söyle, dedi.
Birden gözlerini açan kahramanın işareti üzerine kenetlenmiş ellerini çözdüler. Sağ elinin şahadet parmağını uzattı ve:
-Eşhedü en la ilahe ilallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühu ve Resulüh.


SKİPYON (Afriken)
(M.E. 235-183)

Romalı kahraman. Annibal’i ve kartaca’yı yendi. Düşman’ları tarafından ihtilas ile itham edildi. Litern’de menfa’da mezarına “Nankör vatan, kemiklerime malik olamayacaksın” diye yazılmasının vasiyet ettikten sonra öldü.  

deniz 02.12.2004 10:39:17
Ne varki, hançer ile hücum edenlerin arasında kendi evlatlığı Brütüs’ü görünce müdaafadan vazgeçti, ölümü kabullendi. Yalnız kendisinden sonra ihanet hadisesinden sonra haykırdı;
-Sen de mi , Brütüs?

deniz 02.12.2004 10:45:18
Alıntı
NAPOLEON BONAPARTE

..İktidarı tek başına ele aldı. İhtilalden ve Cumhuriyetten sonra İmparator olabilen nadir ihtilalcilerden birisi oldu. Bu, Paradoks bastırdığı Napalyon’un altınları üzerindeki “Cumhuriyet kanunlarına göre imparator Napalyon.” Yazısında ayan beyandır. Fransa’ya şerefler, ailesine tahtlar dağıttı.
Jozefin ile aşk maceraları ve seferde iken Jozefin tarafından resmen aldatıldığı meşhurdur. O da aşağı yukarı resmen Jozefin’i affetmek büyüklüğünü gösterdi...
Kısa boylu, düşük tansiyonlu biriydi. Fakat aynı zamanda deha.
Fransız Medeni Kanununun hazırlanmasına iştirak etti... Bir hukuk dehasıdır. Napolyon’dan kalan sözler, Napolyon’dan kalan şeref hatıralarından daha az parlak değildir.
Hem Politikayı, hem askerliği birleştirmiş nadir bir insandı. Onun bu dev tarafı, Avrupa’yı ürküttü. Teker teker yendiği kuvvetler nihayet İngiltere’nin liderliğinde ona karşı birleşmekten başka çare bulamadı.
Napolyon önce Elbe adasına sürüldü. Fransa’ya tekrar Monarşi geldi. Fakat Napalyon adadan kaçıp tek başına Fransa’nın üzerine yürüdü. Paris gazeteleri “Canavar kaçtı” diye manşet çektiler. Karşılayıp tevkif etmeye gelen birliği “imparatoruna kim silah atacaksa işte göğsüm” diyerek tek başına teslim alışı ve “Yaşasın Napalyon” diye bağırtışı meşhurdu... “Canavar Paris’e doğru yürüyor” diye manşet atan gazeteler birkaç gün sonra “İmparator Napalyon Paris’te” diye manşet çekmek zorunda kaldılar. Yüz günlük bir saltanatı daha oldu. Fakat Avrupa bir defa ona karşı birleşmişti. Derhal harekete geçtiler. Waterloo’da Napalyon yenildi. Bu sefer Saint Helene adasına sürüldü. Hatıraları ve sadık adamı Rüstem ile çok ızdıraplı günlerden sonra öldü. Paris’te “Invalid’’de gömülüdür. Son sözü gibi anlaşılmaz kelimedir. Yahut çok manalı bir sayıklama.
 
aynı kanı taşıyanlar ancak anlar onun gibileri

02.12.2004 20:18:32
Alıntı
Ne varki, hançer ile hücum edenlerin arasında kendi evlatlığı Brütüs’ü görünce müdaafadan vazgeçti, ölümü kabullendi. Yalnız kendisinden sonra ihanet hadisesinden sonra haykırdı;
-Sen de mi , Brütüs?
hep hüzünlendirir sezarın hikayesi beni

02.12.2004 20:23:02
beni hiç hüzünlendirmedi walla aptallık etmiş..
hem egoist hem dikdatör hem aptal

02.12.2004 20:30:58
sezar diktatör değildir
halkı tarafından çok sevilen dahi bir asker ve devlet adamıdır
neden öldürüldüğünü biliyor musun?
çünkü sezar eşitliği savunurdu
tabi bu soyluların hoşuna gitmiyordu
sonra onun cumhuriyeti yıkacağı bahanesiyle öldürüldü
hangi diktatör soylular tarafından öldürülmüştür?
hayatının tamamını oku bence ama güvenilir kaynaklardan
sezar inançları olan biriydi
ki öz oğlu gibi sevdiği brütüsün ihanetini kaldıramadı
tüm inançları yıkılmış olmalı
insanların gerçek yüzlerini gördü ve kendini savunmaktan vazgeçti
kılıcını kınına soktu, başlığını koltuğunun altına aldı ve gülerek gitti ölüme

02.12.2004 20:37:24
yuh amma dramatize ettin..

geçenlerde baya bi okumak durumunda kalmıştım hayatını.. ordan konuşuyorum. cumhuriyet yönetiminde 3 yöneticiden biriyken ön planda olan olmak istedi, kendini dikdadtör ilan etti..
rakipleri de soylular tabiki, iktidarını paylaşmak isteyenler..

02.12.2004 20:43:57
olayı dramatize eden ben değilim
olayın aslı böyle
dediğim gibi güvenilir bir kaynaktan oku onu
soylular tabi iktidarı almak ister ama yalnız
devletin başındaki soylularla köylüleri eşit görüyorsa...
sezar halkı tarafından çok sevilirdi
dur burda başlık açayım sezarın hayatını yazayım da oku

02.12.2004 20:51:23
ayh okudum zaten diorum, ama sen aç yine de ..
hatta kishlansky' den..
anlatımı da bu şekil dramatik değildi ölüme gülerek gitti falan diye.
bir de o dönem köylülerle soyluları eşit görmek falan hikaye..
adam kendi de soylu değil mi?
halk seviyor, ama halkın gözünde meşru olan bu tür bir soylu-halk ayrımı var zaten. eşitlik gibi bi fikirleri yok..
sezarı seviyorlar -eğer seviyorlarsa tabi, bu tarih kitapları halkı ne kadar yansıtır o da tartışılır- iyi bir komutan olduğu için..

bir de olayın aslı böyle deme bence, ben de diyemem zaten. bildiğim kadarı böyle. aslını bilemeyiz de zaten.

02.12.2004 21:36:38
tabi ki gerçekleri bilemeyiz
ancak anlatılan iki farklı hikayeden daha mantıklı olanı budur

02.12.2004 21:39:14
Smiley

kime göre mantıklı olan? bu da var tabe..

benim kitabın yazarı harvard da tarih prof.u, o yüzden ona daha çok inanasım var..

02.12.2004 21:44:05
bak daha mantıklı olanı bulmak için
iki tarafında kabul ettiği şeyleri gerçek olarak kabul edersin
ondan sonra farklı olan kısımların hangisi senin aklına daha uygun düşüyorsa onu doğru olarak kabul edersin
ben hep söylerim tarih bilimine, tarihte anlatılanlara inanmadığımı
olduğu gibi doğru kabul etmemek gerek sunulanı
önce akıl süzgecinden geçirmelisin
isterse tanrı olsun konuşan
bana mantıklı gelmiyorsa ona inanmam

02.12.2004 21:50:32
eh tabi şüphesiz ki 'bana' mantıklı gelene inanıyorum..  Smiley

sen de öyle yapıyorsundur..

 

02.12.2004 21:56:55
evet ayrıca
ben inandığım şeylerin doğru olmayabileceğini herzaman kabul ederim
ama bazıları cehalet denizine düştükleri için yılana sarılırlar ve onu bırakamazlar
umarım sen onlardan değilsindir eylül

02.12.2004 22:02:22
laugh laugh

evet gün gibi ortadadır ki, inandıklarımız doğru olmayabilir.. ben de bunu diyordun zaten..


Sayfa: [ 1 ]