|
||
| Deep Purple - 7 Rock Galeri/ 24 Ağustos 2004 1984 ( Sekiz Yıl Sonra Yeniden) 1976’da dağılan Deep Purple, 8 yıl sonra tekrar biraraya gelecekti. “Ve ıan Gillan beni aradı, birlikte çalışmayı teklif etti. Bu teklif Deep Purple’ın tekrar biraraya gelmesi içindi. Ona Ritchie bunu kabul etmez dedim. Gillan da bu fikrin Ritchie’ye ait olduğunu söyledi.” Sözleriyle anlatıyordu bu buluşma sürecini, Jon Lord. Böylece 1884’de Deep Purple tekrar kuruluyordu.Hem de klasik beşlisiyle. Bu haber o günün müzik basınına bir bomba gibi düşecekti. Ve aynı yılın Ekim ayında da muhteşem dönüşün albümü ‘Perfect Strangers’piyasaya çıkacaktı.1987’nin başında da ‘The House Of Blue Light’ albümü gelecekti.1988’dede ‘Nobody’s Perfect’ isimli ikili konser albümü gelecekti. Bunlar olurken müzik dünyasına bir bomba daha düşecekti,”Ian Gillan, Deep Purple’dan ayrıldı”. Kısacası çatışmalar durulmamıştı.Tabiki gene Jon Lord’a kulak veriyoruz; “Hep böyle olmuştu... Ritchie ile Ian Gillan’ı aynı grupta değil, aynı kentte bile tutmak zordu. Ama herşeye rağmen birbirlerine çok saygılıdırlar. Ritchie için ise sahne çok farklı bir alandır ve çatışmalar yansımazdı.” J. Lord’an cephedekilerin durumunu aldıktan sonra çatışma noktasındakilerden bir, yani Ian Ğillan’a kulak verelim; “Bence 1984’deki birleşmemiz harikaydı. Bunun üzerine Avusturalya’da birkaç konser verdik. Purple’ın birleşmesiyle ilgili güzel anılarım da var. Birlikte oturup, çalıştığımızda herkes uyumluydu. ‘Perfect Strangers’ dönemi iyiydi ama daha sonra aynı sorunlar hortlayacaktı.” Tabi sonuçta problemlir halledilmeyecekti ve Gillan ile Blackmore arasındakı çatışma tekrar nüksedecekti. Böylece Gillan grubu terkedip, solo projesine yönelecekti. 1990’da ‘Naked Thunder’ albümünü çıkartacaktı. İşte bu kopuş, Türk rock severlerın işine gelecekti, çünkü 1992 yılında Gillan ülkemize konser vermeye gelecekti. Şimdi bir de cephenin öteki kanadına bakalım. Blackmore’ın Rainbow’da birlikte çalıştığı Joe Lynn Turner, Purple’da Ian Gillan’dan boşalan yere geçecekti.Böylece 1990 yılında ‘Slaves And Masters’ albümü pıyasaya çıkacaktı. “Bu Deep Purple’ın yeniden doğuşuydu. Beni arayıp, gururla söylemek istermisin diye sordular. Gruba katılmadan önce karşılasacağım sorunlar olacağını biliyordum. Bu yüzden başkalarının sorunlarını bıraktığı bir gruba katılamayacağımı belirttim. Gillan’ın büyük bir sanatçı olduğunu biliyorum ama ben o değilim. Onun yerine geçmek istimiyordum. Ben kendi ayaklarımın üzerinde durmayı uygun buluyordum.” Diyen Turner’ın grupta kalışı kısa sürdü. İki yıl sonrası Gillan ile ara düzelecek ve 92 Ağustos’unda gruba dönecekti.ve ‘The Battle Rages On’ albümü de 1993’de çıktı.R. Blakmore’la I. Gillan arasındaki uyum topu topu 1 yıl sürecekti. Bu albümden sonraki turnelerden birinin ilk durağı ise İstanbul’du. 1993’ün sonbaharında ülkemize gelip, stadyum konseri verecekken, sansız bir şekilde iptal edilecekti.Böylece klasik yani efsanevi kadrosuyla bu grubu izleme şansımızı bir daha yakalayamama uğruna yitirecektik. Çünkü 1 ay sonrası turne esnasında R. Blackmore gruptan ayrılacaktı. “Hep ileri gidersiniz. İnsanlar ‘nereye ?’ diye sorduklarında ‘Hep ileri ! ‘ dersiniz. Ben uzun süre çalıştım ve daha ileri gittim. Solollar çekmiyorum ama tüm teneğimle çalıyorum. Bu benim için mutluluk verici. Umarım diğer insanlarda bunu başarır.” Diyerek gruptan ayrılan Blackmore, tekrar Rainbow’a dönecek ve Şimdilerde de İngiliz folkuna meyledip tek tabanca takılacaktı. Turne sırasında gitaristsiz kalan Deep Purple (Mayıs ile Haziran 1994 arası) büyük zorluk içinde kalacaktı. İşte bu sırada imdada büyük bir gitar virtiözü olan Joe Satriani yetişti. 4 ay boyunca Deep Purple’ın gitaristliğini üstlenen Satriani, turne bitiminde kendi kariyerine dönecekti. En nihayet gruba gitarist arayışlarına başlandı. Sonuçta Steve Morse bulunacaktı. Böylece oturan kadro ile 1996 yılında ‘Purpendicular’ albümü gelecekti. Bunu ‘Live At The Olympia 96’ isimli konser albümü takip edecekti. Derken bunu ‘Abandon’ albümü geldi ve en nihayet Deep purple ülkemizdeydi .Şimdilerde de ‘Bananas albümüyle Deep Purple hala yoluna devam ediyor ama Jon Lord’da artık çok yorulduğunu belirterek ayrıldı. Yerine ise Don Airey gelecekti. Ve herşeye rağmen 35 yılık efsane hala sürüyor. 10 Ekim 2003 Yazıda yer alan Röportaj bölümleri Paul Justman’ın 1991’de hazırladığı belgesel filmden alınmıştır. |
||
|
||
| Deep Purple. Deep Purple 1968 yılında kurulduğunda klavyede Jon Lord, basta Nick Simper ve davulda Chris Curtis’den oluşuyordu, daha sonra Ritchie Blackmore gruba katıldı. Peşpeşe gelen eleman değişikliklerinin ardından Maze grubunun iki üyesi, Rod Evans ile Ian Paice’in gruba dahil olmasıyla Deep Purple adını aldılar. Kısa bir İskandinavya turnesinin ardından ‘Shades of Deep Purple’ adını verdikleri ilk albümlerini kaydettiler. Hey Joe ve Hush gibi yıllarca dillerden düşmeyen şarkıların da yer aldığı bu albümün ardından, grup yoğun bir turneye başladı. Konserlerinde Neil Diamond’ın Kentucky Woman ve Ike & Tina Turner’ın River Deep Mountain High adlı şarkılarını yorumladılar. 1969 yılının Temmuz ayında Evans ve Simper gruptan ayrıldı. Vokale Ian Gillan ve basçı olarak da Episode Six adlı pop grubunda çalan Roger Glover alındı. Grup yenilenen kadrosuyla ‘Concerto For Group And Orchestra’ adlı bir albüm kaydetti. Jon Lord’un prodüktörlüğünde yapılan bu albümde Deep Purple, Londra Filarmoni Orkestrası ile çalışma fırsatı buldu. Grubun bundan sonraki albümü ise ‘Deep Purple In Rock’ oldu. Heavy metal’in yavaş yavaş popüler grupların müziklerine girmeye başladığı zamanlarda kaydedilen albümde, heavy metal başyapıtlarından Speed King ve Child In Time gibi şarkılar bulunuyordu. Gillan’ın muhteşem performansı sayesinde grup İngiltere’de oldukça tanındı. Albümden çıkan single Black Night, İngiltere listelerinde 2 numaraya kadar yükseldi. Bir sonraki single Strange Kind Of Woman, ilk ona girmeyi başardı. Yeni albümler ‘Fireball’ ve ‘Machine Head’ dünya listelerinde 1 numara oldu. Bu yıllar grubun tüm dünyada üstüste başarılar kazandığı yıllardı. Grubun klasiklerinden Smoke On The Water single olarak piyasaya çıkmıştı, grubun konser performanslarından bir derleme olarak piyasaya çıkan ‘Made In Japan’ albümü platin plak almıştı, ama bütün bu başarılar grup içi sürtüşmelerin artmasına engel olamadı. ‘Who Do We Think We Are’ albümünden sonra Gillan ve Glover gruptan ayrıldı. Dave Coverdale ve Glenn Hughes gruba dahil oldu. Yeni kadroyla kaydedilen ‘Burn’ ve ‘Stormbringer’ albümleri ilk ona girmeyi başardı, fakat Blackmore grubun müziğinden oldukça hoşnutsuzdu. 1975 yılında gruptan ayrıldı ve Rainbow’u kurdu. James Gang ile çalışan Amerikalı gitarist Tommy Bolin gruba gitarist olarak alındı. Blackmore’suz kaydedilen ilk albüm ‘Come Taste The Band’ de Bolin’in caz ve soul ağırlıklı gitar stili, grubun heavy metal sound’una uymadı. 1976 yılındaki İngiltere turnesinden sonra grup dağıldı. Coverdale, Whitesnake’i kurdu, Paice ve Lord, Tony Ashton’la birlikte Paice, Ashton & Lord adlı bir trio kurdular. Bolin aşırı dozda uyuşturucudan öldü. Bu arada grubun konser ve eski stüdyo albümlerinden derlenen ‘Best Of’ albümleri satışa sunuldu ve bu sayede grup dağılmasına rağmen popülaritesini pek kaybetmedi. Müzikseverlerin yoğun ilgisi ve desteğiyle Gillan, Lord, Blackmore, Glover ve Paice 1984 yılında tekrar biraraya gelerek ‘Perfect Strangers’ı piyasaya çıkardı. Üç yıl sonra ‘House Of Blue Lights’ adlı albümün yayınlanması sırasında Gillan ve Blackmore arasında sürtüşmeler tekrar başgösterdi ve ‘Nobody’s Perfect’ adlı konser albümünün piyasaya çıkmasından sonra, Gillan gruptan ayrıldı.Yerine eski Rainbow vokalisti Joe Lynn Turner girdi ve ‘Slaves And Masters’ albümü kaydedildi. Gillan 1993 yılında gruba geri döndü ve eski kadro yeniden toplandı, ancak bu kararı almaları da pek fayda etmedi çünkü kısa bir süre sonra Blackmore tekrar gruptan ayrıldı. Bir süre Joe Satriani ile çalışan grup, gitarist sorununu Kansas ve Dixie Dreggs’in kurucusu, ünlü gitarist "Steve Morse" ile çözdü. 1996 yılında ‘Purpendicular’ albümünü kaydettiler. 1998 yılında ise; son stüdyo albümleri ‘Abandon’ 25 Mayıs 1998'de Avrupa'da, hemen ardından da bizde yayınlandı. Bu albümle ilgili dünya turnesinin startını İstanbul Açıkhava Tiyatrosunda iki muhteşem konserle verdiler. Bu konserler grubun o tarihe kadar verdikleri en Enerjik üç konserden biri olarak kabul ediliyor. Deep Purple, o günden günümüze kadar geçen üç yıl içerisinde biri Royal Albert Hall'daki efsanevi Senfonik konser olmak üzere birçok konser verdi. Muhteşem DVD'ler çıkardılar ve en önemlisi 4 yıl aradan sonra 2002 yılında çıkaracakları "Yeni Stüdyo Albümleri"nin hazırlığını sürdürüyorlar. Ve yine bu "Yeni" albümle ilgili turnelerinde Istanbulda olacaklar(dı)!. Onları Seviyoruz ......., ve bekliyoruz ...... ! 15 Mart 2002 tarihinde Rusya turneleri sırasında bir açıklama yapan Roger Glover, Jon Lord'un Deep Purple'dan ayrıldığını açıkladı. Jon Lord'un yerine ise Deep Purple klavyelerinin Don Airey'e emanet edildiği açıklandı. Bilindiği gibi 2001 Ağustosunda dizinden önemli bir operasyon geçiren Jon Lord'un yerine Avrupa turnesinde, Colloseum ve Jethro Tull'da da klavye çalan Don Airey, DP klavyelerini kullanmıştı. 1968 yılından beri Ian Paice ile birlikte DP'ın değişmez ikilisinden biri ve DP efsanesinin oluşmasında en önemli kişi olan Jon Lord'un ayrılması ile birlikte Deep Purple, Ritchie Blackmore'ın ayrılmasından sonraki en büyük yarayı aldı. (16 Mart 2002, Devamı gelecek. B.Ç. ) Yangınla gelen şarkı "Çatı alevler içindeydi. Neyse ki salon hemen boşaltıldı. Dışarı çıktım ama gruptan kimseyi göremeyince geri döndüm. İçerisi bomboştu, bir süre sahnede kalan enstrümanlara baktım ve çıktım. İki dakika sonra ahşap tavan çökmüştü." 6 Aralık 1971’de Frank Zappa’nın Montreux konseri sırasında çıkan yangını böyle hatırlıyor grubun basçısı Roger Glover. Yangın, ‘Machine Head’ albümünün kayıt planlarını bir anda alt üst etmiş, ama Deep Purple’ın belki de en popüler ve ‘Machine Head’i zirveye taşıyan parçası Smoke On The Water’a da ilham kaynağı olmuştu. Grup yangında yok olan binayı 15 günlüğüne kiralamıştı. Kayıtları hem İngiltere, hem de profesyonel bir stüdyonun dışına taşımak istemelerinin iki sebebi vardı. Blackmore’a göre, kayıtları ülke dışında yapmak vergiden kurtulmanın iyi bir yoluydu, Glover’ın ise daha artistik kaygıları vardı. ‘Fireball’ albümünde Ian Paice’in davulunu stüdyonun dışına kurmuşlar ve çok daha iyi bir sound elde etmişlerdi. Daha önce Montreux Caz Festivali sırasında bir kaç kez konser verdikleri salon tam istedikleri gibi bir yerdi. Rolling Stones’un mobil stüdyosunu bu iş için kiraladılar. Stüdyo 6 Aralık gecesi salonun önündeydi ama o gece konser veren Zappa’nın ekipmanıyla karışmaması için malzemeleri boşaltmadılar. Konserin sonlarına doğru Zappa’nın fanatiklerinden biri, işaret fişeğiyle bambularla kaplanmış tavana ateş edince salon hemen boşaltıldı. Ekipten birinin mobil stüdyoyu oradan uzaklaştırmayı akıl etmesiyle malzemeleri kurtulan Deep Purple, yangında tüm ses düzenini kaybeden Zappa’dan daha şanslıydı belki ama şimdi kayıtlar nerede yapılacaktı? Birkaç gün sonra The Pavillion adında eski bir tiyatro salonu bulundu. Geceleri çalışıyorlar, gürültüden uyuyamayan şehir halkı ise onları dinliyordu. Sonunda polis kapılarına dayandı ve sadece gündüz çalabileceklerini söyledi. Yeni bir yer aramanın zamanı gelmişti ama bu arada ilk parçayı kaydetmişlerdi bile. Parça adını, yangının ertesi günü uyanır uyanmaz Glover’ın ağzından dökülen kelimelerden alıyordu. Smoke On The Water. Sonunda kayıtları tamamlayabilecekleri bir yer bulundu. Kışın kapalı olan Grand Hotel’e yerleşildi. Koridorlardan biri şiltelerle kaplandı, suntadan duvarlar yaptırıldı. Odalar arası geçiş balkondan yapılabiliyordu. Mobil stüdyoya ulaşmak içinse 12 kapıdan geçip, yangın merdiveninden inmek ve karla kaplı arka avludan otelin önüne dolaşmak gerekiyordu. Gayet zor şartlarda çalıştılar, işin astarı yüzünden pahalıya geldi ama çok eğlendiler ve ortaya Smoke On The Water, Highway Star, Lazy, Pictures Of Home, Maybe I’m A Leo’lu bir albüm çıkarttılar |
||
|
||
| Hepsi kendi halinde birer parça, ayıramıyorum ki: Child in time'ın çığlığı, Hush'ın serseriliği, Speed King'in coşkusu.... :sevgi: |
||
|
||
| Child in Time :sevgi: Smoke on the Water :sevgi: |
||
|
||
dırı dırı dııııııı,dırı dırı dıııı,dıdıdıdı dııı dıııııııı.......... ıııı have oooften toold you stoooorieees abouuuut the waaay.. ı lived the life of a drifter, waiting for the daaaay... :wacko: |
||
|
||
| ne diyebilriim ki dinlemek lazım sadece bir smoke on the water bir hush yada bir child in time yada bir lazy yani bunları dinlemek onun biyografisini yapmaktır bence. | ||
|
||
sisyphos Deep Purple'ın ençok sevdiğim şarkısı bu, sayende bir kez daha dinledim... ![]() işte izlemek isteyenler için geliyor... ***** strange kind of woman ve lazy'yide unutmamam lazım... |
||
|
||
Child in the Time'dan sonra ''o ses nerden çıktı?'' deme olasılığı yüksektir. Hey Joe favorimdir. Blues'a kayan içeriğinden dolayı belki.
|
||