|
||
| Akira Kurosawa İmparator olarak tanınan Akira Kurosawa dördü kız, dördü erkek olan 8 kardeşin en küçüğü olarak 1910 yılındaTokyo'da doğdu. Babası bir ortaokulda müdürdü ve samuray savaşları üzerine araştırmalar yapıyordu.. (Bu Kurosawa'nın birçok filminde neden sürekli "samuray etiği" temasını işlediğini de açıklıyor). Film piyasasına 1936'da senaryo yazarı olarak girdi. Bu sırada ressam olarak kendini kabul ettirme savaşı veren bir gençti. (Bu yeteneğinden ötürü her filminin senaryo aşamasında "story-board"ını çizdi.) İlk filmini 1943 yılında çekti ancak Sugata Sanshiro adındaki film savaş döneminin sansür kurallarına takıldı. Film bir erkeğin ihanetini anlatıyordu, bu da dönemin Japonya'sında kabul edilir bir olgu değildi. 1944'de The Most Beautiful filmini yönetti, bir yıl sonrasında da filmin kadın başrol oyuncusu olan Kayo Kato ile evlendi. İlk çıkışını 1950'de yönettiği Rashomon'la yaptı. Film 1951'deki Venedik Film Festivali'nde Büyük Ödülü aldı. 1952'de de En İyi Yabancı Film Oskarını alan Rashomon, adını dünyaya duyurduğu ilk film oldu. Daha sonra başrolde karizmatik aktör Toshiro Mifune'un oynadığı bir dizi film çekti. Bunlar arasında en ünlüleri Seven Samurai, Throne of Blood ve Yojimbo'dur (Bu filmde yalnız bir samurayı oynayan Mifune, Spagetti Westernlerinin büyük yönetmeni Sergio Leone'ye de esin kaynağı olmuştur) Aynı şekilde yine Toshiro Mifune'nin başrolde olduğu The Hidden Fortress de (1958) George Lucas'a Star Wars'u yapmasında önemli bir esin kaynağı oldu. Çok az iş çıkardığı 1960'la 70 arası Kurosawa intihara teşebbüs etti. Ölümden dönen yönetmen daha sonra Ruslarla yapılan bir ortak filme imza attı: Dersu Uzala (1974). 1980'de de hayranı olan Francis Coppola ve George Lucas'ın yardımlarıyla epik bir samuray filmi olan Kagemusha'yı (1980) yönetti. (Film Cannes Film Festivali'nde büyük ödülü All That Jazz'la paylaştı). 1985'de yaptığı ikinci Shakespeare adaptasyonu olan Ran'ı çekti. Sonrasında son derece kişisel bir film olan Dreams (1990), Rhapsody in August (1991) ve Madadayo'yu (1993) yönetti. |
||
|
||
| yönettiği filmler sanshiro sugata (sugata sanshiro) - 1943 most beautiful (ichiban utsukushiku) - 1944 sanshiro sugata, part ii (zoku sugata sanshiro) - 1945 the men who tread on the tiger's tail (tora no o o fumu otokotachi) - 1945 those who make tomorrow (asu o tsukuru hitobito); co-directors: k yamamoto and h sekigawa - 1946 no regrets for our youth (waga seishun ni kuinashi) - 1946 one wonderful sunday (subarashiki nichiyobi) - 1947 the drunken angel (yoidore tenshi) - 1948 the quiet duel (shizuka naru ketto) - 1949 stray dog (norainu) - 1949 scandal (skyandaru a.k.a shubun) - 1950 rashomon (rashomon) - 1950 the idiot (hakuchi) - 1951 ikiru (to live) - 1952 the seven samurai (shichinin no samurai) - 1954 record of a living being (ikimono no kiroku) - 1955 throne of blood (kumonosu-jo) - 1957 the lower depths (donzoko) - 1957 the hidden fortress (kakushitoride no san akunin) - 1958 the bad sleep well (warui yatsu hodo yoku nemuru) - 1960 yojimbo - 1961 sanjuro (tsubaki sanjuro) - 1962 high and low (tengoku to jigoku) - 1963 red beard (akahige) - 1965 dodeskaden (dodeskaden) - 1970 dersu uzala - 1975 kagemusha - 1980 ran - 1985 dreams (yume) - 1990 rhapsody in august (hachigatsu no kyoshikyoku) - 1991 not yet... (mada dayo) - 1993 |
||
|
||
| Bir yandan holywood yapımı filmler kadar banal anlatımıyla suçlanırken diğer yandan aksiyonu yorumuyla göklere çıkarılan yönetmen... Yedi Samuray başyapıtı kabul ediliyor ama bence Sanjuro ve Rashamon en iyi filmleri arasında... Birde piyasada bir türlü bulunamayan "kurbağa yağı satıcıları" adında bir otobiyografisi mevcut... |
||
|
||
| rashamon hoş filmdir ama seven samurai'daki yalın anlatıma hayranım | ||
|
||
| Seven Samurai filminin amerikan versiyonu Yedi Silahşörler adıyla çevrilmişti. Ama aslı kadar iyi olması söz konusu değil. Ben Dersu Uzala'yı izlediğimde çok etkilenmiştim. | ||
|
||
| dersu uzala kesinlikle çok etkileyiciydi. izledikten sonra bi müddet uzalayı aramıştım dışarılarda. hala özlemii çektiğim bir karakterdir. | ||
|
||
| Filmlerini izlediğimde henüz sinema konusunde yeterli bilinç ve bilgiye sahip değildim. Daha sonra öğrendiğimde yeniden izleyerek tanımaya çalıştım ve gerçekten olağanüstü bir teknikle sabırla çekilmiş olduğunu anladım. Özellikle Shakespeare uyarlamalarını çok başarılı buluyorum. | ||
|
||
| Ran'ın ; Kral Lear'ın en iyi japon sanatı uygulamalarından olduğu hep söyleniyor... Hala izlemedim, çok merak ediyorum, ingiliz ağdalı edebiyatının japon yalın dilinde nasıl sunulabileceğini... |
||
|
||
| japonların dili yalın olsa da çook eskilerden (1300'lü yıllar) başlamış, ağdalı, ritüelleri bol bir oyunculuk biçimleri var ki buna noh stili oyunculuk olarak isimlendiriyorlar. bir shakespeare uyarlaması için cuk oturuyor. macbeth uyarlaması olan throne of blood'da özellikle ladymacbeth'i yorumlamış olan kişinin oyunculuğu buna en iyi örneği oluşturuyor. akira kurosawa'dan bahsetmişken rüyalar (yume)'den bahsetmeden geçemem. diğer filmlerinden de sezilebileceği üzere kurosawa filmleri doğa güzellemeleridir. rüyalar da buna istisna oluşturmuyor. birbirinden güzel 8 rüyaya tanık oluyoruz. |
||
|
||
| düşler olarak çevrildi sanırım o film. ama rüyalar da olabilir. benim izlediğim dvd de düşler denmekteydi. herneyse zaten çok önemi yok. adı sanı. önemli olan bu epik destanın bende yarattığı duygular. bence düşler yönetmenin en önemli filmlerinden biridir. abartılı oyunluklarla süslü, birbirinden epik düşler. sanki ard arda kısa filmler. ben özellikle van gogh düşünü çok beğenmiştim. ve çok etkilenmiştim. metoforik anlatımda da yönetmen ustadır ayrıca. ben en çok bu yönetmenin kamerayı koyduğu yerleri severim. ama kamera açısından falan bahsetmiyorum. salt kamerayı koyduğu yerler. filmlerini bir de bu gözle izleyin. ne demek istediğimi anlıycaksınız |
||
|
||
| saygı duyarım.. film yapacak para bulamadığı için intihara kalkışan var mıdır başka biri. | ||
|
||
| kendisiyle tanışmak istiyorum,bulamıyorum. antalyadan var mı bu yönetmenin herhangi bir filmine sahip insan? |
||
|
||
| Shichinin no samurai (1954) Yalın. Belirlenmezcilik diye birşey yok, bazen gerekircilik var, bazen farkında olma olgusundan doğan seçenekçilik. Bazen yok. Realite bu. Çoğu zaman var. Bazıları kazanır, bazıları kaybeder. Kazanlar hep kendi kıçlarını düşünenlerdir. |
||