SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Sanat Çalışmalarımız

Konu: yüreğimden yansımalar

Sayfa: [ 1 ] 2

kimLiksiz 08.09.2007 23:44:52
Su gibisin,
Yaşatırken de
Öldürürken de sen,
Saflığındır hissettiğim…

Su gibisin,
Nasıl canlandırıyorsa
dudak çatlaklığını toprağın renk renk,
           bir uçtan bir uca yaşam yaşam,
çağlayan nehirlerinde
isyan yansımalarını görürüm
           kirli sakal yüzümün:
gülüşünde ilk ağlamaların masumiyeti
         akıp gidersin ulaşılmazlıklarda...
irkilen sokaklar ve toprak kokusuyla
kinsiz, kirsiz bir ürperti sarar gece yarısı,
                                               ve gece yarısı,
tırnağın avucu kanattığı yumruklara
nasıl dönüşüyorsa hasretim,
                öyle işte devrimim,
öyle yaşatırsın beni...

Ve, su gibisin
Nasıl selleşiyorsa,
          şahlanıp yutuyorsa çığlıklarımı:
yargılanamaz katilidir terk edilmişliğin
ağıtlar(ım) karışır uğultularına;
            yine de çaresizdir dilim
                    susar suçsuzluğuna...
ve susuyorsam sinerek
          siniyorsam sövgü saygı,
düşüncenin ve eylemin boğduğu gibi:
     nasıl doluyorsa ciğerlerime
         yaşamak yerine,
              işte öyle devrimim
                  öyle öldürürsün beni...

Ve biliyorum,
yaşatırken de
öldürürken de sen,
güzel günler gibisin
hep umutla beklenen…

yazar: -
soyut çizgiler

Aynada bir yabancı
ne konuşan benim,
ne de yazan bu satırları…
Anlık bir düşünceyim belki,
belirsiz bir ıslık sesi
belki de sahipsiz bir ruh;
uzaktan yakına ağır ağır kayan
ve birden baktığını fark eden,
bir yabancının gözlerinden...

Sonra,
yanan etin irkilmesi gibi ani
ve beyin kemiren,
karanlık bir korku gibi sürekli,
çakılıyor aklıma;
hep bir başkasıysam
bilmesem de kim olduğumu
sen varken,
ben olamıyorum

Sürüklenmek bir nehirde
konuşmalar çırpınış,
susmalar öyle…
Akıntıya bırakmak kendini,
karışmak çağlayışlara
uzaklardan gelen
yalancı bir senfoni…

Fısıldar nehir ve der ki:
“Tut dilini,
titreyen ellerini ceplerine sok
ve kapa gözlerini !”

Hiç kendini anlatamayanları düşün
hiç uzlaşamayanları…
uzaklığı duyulmaz,
uzaklığı görülmez;
yakınlığı,
yanağındaki sıcak nefes…
Suskunlukları, boynumda ilmik ilmik…
Zamanı düşün sonra,
sensiz geçmiş
yaşanmamış;
ancak harcanmış…

Islık olmalıydım ben
yalnızca duymak isteyenlerin duyduğu…
Dalgalar gibi,
zira bazıları durup dinleyemeyecek kadar
yaşa(ma)makla meşguldür…
Islık olmalıydım
ve bir parçam orada kalmalıydı,
dudaklarında…

Rüzgar olmalıydım sonra,
esmek, esmek, esmek
ve hışırtılarını dinlemek için mi
kavak yapraklarının?
Karışmak için mi yağmurlara?
Evet, belki…
Rüzgar olmalıydım;
yaslamak dizlerine başımı,
ve okşamak saçlarını…

Sürüklenmek bir nehirde
konuşmalar çırpınış,
susmalar öyle…
Dilini tutmak,
titreyen ellerin ceplerinde
gözlerin kapalı:
Susmak…

yazar :  -

asitikimperia 08.09.2007 23:52:20
Aynada bir yabancı
ne konuşan benim,
ne de yazan bu satırları…
Anlık bir düşünceyim belki,
belirsiz bir ıslık sesi
belki de sahipsiz bir ruh;
uzaktan yakına ağır ağır kayan
ve birden baktığını fark eden,
bir yabancının gözlerinden...

ay

-çok iyi-

kimLiksiz 08.09.2007 23:52:33
ekleyeceğim mısralar silsilesinin yeteri kadar güçlü olmadığının farkındayım.nazımın dediği gibi "suç bende değil ilham olanda" :

suyun yakıcılığı
umudun acısı
karanlığın ıslaklığı
herşey karışık , belirsiz çırpınışlar , ve getirisi olmayan serzenişler...



Kanatlanıp uçup gelsen yanıma
deniz kabarsa köpük köpük
ay hasetinden çatlasa
ve görse insanoğlu o zaman
                   gerçek şakkulameri..

ama yoksun..
    neden yok , sonuç yok ..
deniz kucaklamıyor yüreğimi -derdimi- bu gece
ay aydınlatırken gecenin sığ sularını
yanaklarımda parlıyor tuzlu gözyaşları
bu...
bu ilkti....
     ilk defa
          içimde yüzdüğüm esaret okyanusu
          gözpınarlarımdan asice akıyordu

 çözümsüzlük mü ?
 usanmışlık mı ?
 hediye mi ?
     anlamadan , anlatamadan...
bütün geceyi ıslak haykırışlarla yıkamıştım artık
cesur su damlaları tanışırıken denizle
        isyan yakındı
    esaret tanrı kadar uzak
umud dalgalarla uzaklaşıyordu
sinemde sevmenin ağır cefası -vebali-
dudağımda yanık tütün tadı

herşey tamam...
    vakit yaklaşıyor...

         bekle beni karanlık
              kaybolmaya geliyorum....


yazar : bir garip adem

09.09.2007 00:13:25
...

ama yoksun..
    neden yok , sonuç yok ..
deniz kucaklamıyor yüreğimi -derdimi- bu gece
ay aydınlatırken gecenin sığ sularını
yanaklarımda parlıyor tuzlu gözyaşları
bu...
bu ilkti....
     ilk defa
          içimde yüzdüğüm esaret okyanusu
          gözpınarlarımdan asice akıyordu

...

yazar : bir garip adem

yüreğiNe sağlık Smiley

Ruler of the Ruins 09.09.2007 03:06:27
çok güzel yazmışsın, o kadar yakından hissettim ki..
sağolasın.

kimLiksiz 10.09.2007 22:34:04
"özgür topraklar"

Burada kırmızı ve siyah
ne güneş kızıllığı
ne de gece karası:
kan ve ölümdür!


Yıkık yapıları sokakların,
Çökmüş duvarları yapıların,
ve kana bulanmışlığı duvarların!

Yağan yağmur,
el ele ıslanıp altında
sırılsıklam öpüştüklerimizden değildir:
beyaz fosfor yağar burada
göğün düşselliğine!
  Kavrulmuş bedenler solur sokak
  damarlarında dolaşır, yanık ten kokusu
  doğrulur bir karartı
  çığlığından açık kalma ağzı kıpırdar
  ve merhaba der 'özgür' topraklarına!

Boylu boyunca uzanır insanlık
bütün istatistikselliğiyle
tozlu amerikan postalı altında,
uzanır ve (ancak) fısıldar
merhaba der 'özgür' topraklarına!

Bir bebek,
gerilmiş ve hareketsiz,
küçük beyaz elleri...
alnından göğsüne süzülür kan:
hıçkırır zaman...
ölümün kirlettiği yüzünde
hala gülümseyen gözleri,
merhaba der 'özgür' topraklarına!

Dillenir,
sokakların yıkık yapıları
yapıların çökmüş duvarları
ve duvarların kana bulanmışlığı,
dillenir ve haykırır
merhaba der 'özgür' topraklarına!


titrerim, kadehe uzanır elim
haydi dostlar, gelin
özgürleştirilmiş topraklara içelim!

yazar : -

10.09.2007 23:03:11
yansımanın kırıldığı noktadayım
bir diğer yansımayla kırılan

asitikimperia 10.09.2007 23:16:08
içindesin Wink

kimLiksiz 10.09.2007 23:27:33
Kızıl gözlerimden damlar birikmişlik
              gölgesiz saatlerinde gecenin,
boşalır bardağa silik umutlar
elimde püsküren bir kalem,
              Su ve rakı
                     Sen ve ben
Ve işte yine
           bir anasonlu ütopyadır
                 buğulu düşlerle gelen...


Dibinde ararım seni
      çarpık, inişli çıkışlı
           bir merdivenken zaman...
her yudum bir sisli yükseliştir,
korkunun kanat çırpışları
              uzaklaşmışken çoktan...
her yudumda artar,
çığlıklarla fışkırma isteği
ve türkülerle bozulur bu mahpus sessizliği,
döner başım:
      gözüm kapalı,
              paramparçayım:

"Şifa istemem balından
Bırak beni bu halımdan
Razıyım açan gülünden
Yeter dikenin batmasın"


Saçımın sakalıma karıştığı yerde
                              başlar isyanım,
                 isyan, gece mavisi
      bir buruk çözümsüzlüktür isyan...
Sana mı
          bana mı
               yoksa hayata mı?
        Bulamadan...
Sahipsiz küfürdür,
        birikir, savuramam...

Sonra an gelir,
      çırpınır kanatlarım,
siyah saçların dans ederken rüzgarla
       başlar yine arayışlarım...
Ve artık her yudum,
             yeni bir arayışta
                            kaybolurum...
       kurak topraklar olurum
toprağa yüreğini gömen bir baba
                         göğsü paramparça,
ve en "sıradan"laşmışlarından:
evsiz
         aç
               işsiz...
iç geçiririm:
"off" çeker gibi derin bir nefesle,
          parçalarcasına ciğerlerimi...
Sonra başladığında obua sesleri;
             uykusuz gecelerinde kavgaların,
silah sesleriyle doğan
                                kızıl şafaklar boyu
     cevap arayan kızıl gözler olurum...
"Direnmek" der Ape Musa
              yaşlı bir ağzın sıcak şivesiyle,
"direnmekti yaşamanın bir başka adı"
dağda
            ovada
                        metropol şehirlerde
nerede olursan ol,
                   hep, bu sanatla yaşanacaktı...

Saçımın sakalıma karıştığı yerde
                              başlar isyanım,
     bin bir fışkırır bu kez gözlerimden,
                       ve karışır çoğul haykırışlara...

Düşler içerim bardağımdan,
     su ve rakı,
              buğulu düşler...
      ulaşılmazlığında arayışlarımın,
                        sek sarhoşluklar beni bekler...

Ve, dibine gelirim şişenin
"Anladım!" derim halime gülerek:

Bazen dibinde aramak gerek
    Ama ne aradığını bilmeden
       Ve bulamayacağını da bilerek...


yazar : -

10.09.2007 23:30:21
içindesin Wink

süpersin asitikim, olayı çözmüşsün  afro

kimLiksiz 22.09.2007 23:27:14
üçüncü şahsın şiiri

Gözlerin gözlerime değince
Felaketim olurdu ağlardım
Beni sevmiyordun bilirdim
Bir sevdiğin vardı duyardım
Çöp gibi bir oğlan ipince
Hayırsızın biriydi fikrimce
Ne vakit karşımda görsem
Öldüreceğimden korkardım
Felaketim olurdu ağlardım
Ne vakit Maçka'dan geçsem
Limanda hep gemiler olurdu
Ağaçlar kus gibi gülerdi
Bir rüzgar aklımı alırdı
Sessizce bir cigara yakardım
Kirpiklerini eğerdin bakardın
Üşürdüm içim ürperirdi
Felaketim olurdu ağlardım

Aksamlar bir roman gibi biterdi
Jezabel kan içinde yatardı
Limandan bir gemi giderdi
Sen kalkıp ona giderdin
Benzin mum gibi giderdin
Sabaha kadar kalırdın
Hayırsızın biriydi fikrimce
Güldü mü cenazeye benzerdi
Hele seni kollarına aldı mı
Felaketim olurdu ağlardım

Attila İlhan

yeşil , mavi ve siyah

Masadaki kağıt kalem, dostlar biliyorum size de vurdu denizden esen rüzgar, siz de ıslandınız o yağmurlarda ve uzandınız ıslak kumlar üzerine… Biliyorum siz de baktınız o elanın zeytin karası gözlerine ve öpmek istediniz…

Gece yarısı,
yıldızların noktasal pırıltıları
ve bütünleşmiş bir karanlık…
     görüyorum cılız delikanlıyı
         üstü başı deniz
            üstü başı kum
ve mırıldanıyor, duyuyorum:
gitme, sen yoksan
                      ben de yokum…



Esiyor rüzgar iskelede
çıplak ayakları sallanıyor
    bir ölününki gibi
    elleri sarkık, hareketsiz…
bir mürekkep balığının
                    belirsiz karartısı
       ve doğrultusuz bakışları
donuk, puslu, bembeyaz…
       hüzün okşamış gözlerini
                  gitmekte yareni…

Seyretmek yıldızları
sevgilinin küçük devinimlerini
  dingin bir tutkuyla
                  süzer gibi değil,
telaş içinde seyretmek,
       ve anlamak uyumsuzluğunu…

Koca cüssesiyle ıslık çalarken gemi
       fısıldıyor:
                           bırakma ellerimi…

Esiyor rüzgar iskelede
kenetlenmiş parmakları
                güvertenin demirlerinde,
  savrulan saçları
               ve karanlık bakışları…
Her şey karanlıktır şimdi:
       gök ve deniz birleşmiş,
           yok olmuştur ufuk çizgisi…
ve ufuk çizgisi gibi
                      kaybolurken gemi
yalnız kalmıştır delikanlımın
    maviye çalan
             yeşil gözleri…

Mırıldanıyor, duyuyorum
“…soramam zeytin karası gözlerin
          yoluma yatırma, dayanamam…”


Gıcırdıyor anılar altında
                    yaşlanan tahtalar
karışıyor
        yağmur göz yaşlarına
              göz yaşları denize…
 karışıyor her şey birbirine…
ve kulaç atıyor
      titreyen elleriyle
denizle ırmağın birleştiği yere…


Küçük, kesik öpücükler sunar karışıp ayrılan dalgalar… Hiç sürekli olmamıştır güneş sarılığı altında deniz mavisinin ve ırmak yeşilinin kavuşması… Bu küçük öpücükler yaşatır onları belki de, dayanmaz bir türlü bıçak kemiğe: isyan uzaklarda kalır hep… İşte görüyorum, o yeşil ve mavi kavuşmuş gözlerinde delikanlının, öpüşüyorlar içinde tükenmez bir ıslaklığın…

Bir uçurtma süzülüyor
                    adı Deniz…
üstünde yıldızlar
              altında deniz…

Bir eli cebinde
             paçaları ıslak,
ıslık çalıyor,
           kimse duymuyor…



Yazar: -

kimLiksiz 07.06.2008 22:46:03
ıssız kinsiz kırsız
yar yoluna vardığım yolun yoldaşıdır
varlığın..

ve geçmişe bakıp şimdi
yağmur olmalıydım biliyorum
pencelerinden, yola vuran ışığı seyreden
paylaşılmış bir umudun hasretiyle
ağladıkça tükenen
kan olmalıydım
yağmur olmalıydı kanım
ve işte o zaman
kim bilir sokaktaydın
kim bilir, ıslanır mıydı saçların..

yazar : -

dip 07.06.2008 22:58:43
tutturmusum bu efkar çözsünbeni
almısım yolu yelkensiz dizboyu
nerde acı sözvar kucaklanmısım
umursamazlıgım kendimdendir

Ruler of the Ruins 08.06.2008 01:42:17
Hoş gelmiş, gerçek bir şair..

08.06.2008 03:17:53
tutturmusum bu efkar çözsünbeni
almısım yolu yelkensiz dizboyu
nerde acı sözvar kucaklanmısım
umursamazlıgım kendimdendir

umarsızlığım, diz boyu
yelkenim, yolu,
çoktan unuttu.
kucağım, acı, kuytu...
çözülen, ben olunca,
efkarım, kendini yuttu!


Sayfa: [ 1 ] 2