|
||
| Su gibisin, Yaşatırken de Öldürürken de sen, Saflığındır hissettiğim… Su gibisin, Nasıl canlandırıyorsa dudak çatlaklığını toprağın renk renk, bir uçtan bir uca yaşam yaşam, çağlayan nehirlerinde isyan yansımalarını görürüm kirli sakal yüzümün: gülüşünde ilk ağlamaların masumiyeti akıp gidersin ulaşılmazlıklarda... irkilen sokaklar ve toprak kokusuyla kinsiz, kirsiz bir ürperti sarar gece yarısı, ve gece yarısı, tırnağın avucu kanattığı yumruklara nasıl dönüşüyorsa hasretim, öyle işte devrimim, öyle yaşatırsın beni... Ve, su gibisin Nasıl selleşiyorsa, şahlanıp yutuyorsa çığlıklarımı: yargılanamaz katilidir terk edilmişliğin ağıtlar(ım) karışır uğultularına; yine de çaresizdir dilim susar suçsuzluğuna... ve susuyorsam sinerek siniyorsam sövgü saygı, düşüncenin ve eylemin boğduğu gibi: nasıl doluyorsa ciğerlerime yaşamak yerine, işte öyle devrimim öyle öldürürsün beni... Ve biliyorum, yaşatırken de öldürürken de sen, güzel günler gibisin hep umutla beklenen… yazar: - soyut çizgiler Aynada bir yabancı ne konuşan benim, ne de yazan bu satırları… Anlık bir düşünceyim belki, belirsiz bir ıslık sesi belki de sahipsiz bir ruh; uzaktan yakına ağır ağır kayan ve birden baktığını fark eden, bir yabancının gözlerinden... Sonra, yanan etin irkilmesi gibi ani ve beyin kemiren, karanlık bir korku gibi sürekli, çakılıyor aklıma; hep bir başkasıysam bilmesem de kim olduğumu sen varken, ben olamıyorum Sürüklenmek bir nehirde konuşmalar çırpınış, susmalar öyle… Akıntıya bırakmak kendini, karışmak çağlayışlara uzaklardan gelen yalancı bir senfoni… Fısıldar nehir ve der ki: “Tut dilini, titreyen ellerini ceplerine sok ve kapa gözlerini !” Hiç kendini anlatamayanları düşün hiç uzlaşamayanları… uzaklığı duyulmaz, uzaklığı görülmez; yakınlığı, yanağındaki sıcak nefes… Suskunlukları, boynumda ilmik ilmik… Zamanı düşün sonra, sensiz geçmiş yaşanmamış; ancak harcanmış… Islık olmalıydım ben yalnızca duymak isteyenlerin duyduğu… Dalgalar gibi, zira bazıları durup dinleyemeyecek kadar yaşa(ma)makla meşguldür… Islık olmalıydım ve bir parçam orada kalmalıydı, dudaklarında… Rüzgar olmalıydım sonra, esmek, esmek, esmek ve hışırtılarını dinlemek için mi kavak yapraklarının? Karışmak için mi yağmurlara? Evet, belki… Rüzgar olmalıydım; yaslamak dizlerine başımı, ve okşamak saçlarını… Sürüklenmek bir nehirde konuşmalar çırpınış, susmalar öyle… Dilini tutmak, titreyen ellerin ceplerinde gözlerin kapalı: Susmak… yazar : - |
||
|
||
Aynada bir yabancı ne konuşan benim, ne de yazan bu satırları… Anlık bir düşünceyim belki, belirsiz bir ıslık sesi belki de sahipsiz bir ruh; uzaktan yakına ağır ağır kayan ve birden baktığını fark eden, bir yabancının gözlerinden... ![]() -çok iyi- |
||
|
||
| ekleyeceğim mısralar silsilesinin yeteri kadar güçlü olmadığının farkındayım.nazımın dediği gibi "suç bende değil ilham olanda" : suyun yakıcılığı umudun acısı karanlığın ıslaklığı herşey karışık , belirsiz çırpınışlar , ve getirisi olmayan serzenişler... Kanatlanıp uçup gelsen yanıma deniz kabarsa köpük köpük ay hasetinden çatlasa ve görse insanoğlu o zaman gerçek şakkulameri.. ama yoksun.. neden yok , sonuç yok .. deniz kucaklamıyor yüreğimi -derdimi- bu gece ay aydınlatırken gecenin sığ sularını yanaklarımda parlıyor tuzlu gözyaşları bu... bu ilkti.... ilk defa içimde yüzdüğüm esaret okyanusu gözpınarlarımdan asice akıyordu çözümsüzlük mü ? usanmışlık mı ? hediye mi ? anlamadan , anlatamadan... bütün geceyi ıslak haykırışlarla yıkamıştım artık cesur su damlaları tanışırıken denizle isyan yakındı esaret tanrı kadar uzak umud dalgalarla uzaklaşıyordu sinemde sevmenin ağır cefası -vebali- dudağımda yanık tütün tadı herşey tamam... vakit yaklaşıyor... bekle beni karanlık kaybolmaya geliyorum.... yazar : bir garip adem |
||
|
||
... ama yoksun.. neden yok , sonuç yok .. deniz kucaklamıyor yüreğimi -derdimi- bu gece ay aydınlatırken gecenin sığ sularını yanaklarımda parlıyor tuzlu gözyaşları bu... bu ilkti.... ilk defa içimde yüzdüğüm esaret okyanusu gözpınarlarımdan asice akıyordu ... yazar : bir garip adem yüreğiNe sağlık
|
||
|
||
| çok güzel yazmışsın, o kadar yakından hissettim ki.. sağolasın. |
||
|
||
| "özgür topraklar" Burada kırmızı ve siyah ne güneş kızıllığı ne de gece karası: kan ve ölümdür! Yıkık yapıları sokakların, Çökmüş duvarları yapıların, ve kana bulanmışlığı duvarların! Yağan yağmur, el ele ıslanıp altında sırılsıklam öpüştüklerimizden değildir: beyaz fosfor yağar burada göğün düşselliğine! Kavrulmuş bedenler solur sokak damarlarında dolaşır, yanık ten kokusu doğrulur bir karartı çığlığından açık kalma ağzı kıpırdar ve merhaba der 'özgür' topraklarına! Boylu boyunca uzanır insanlık bütün istatistikselliğiyle tozlu amerikan postalı altında, uzanır ve (ancak) fısıldar merhaba der 'özgür' topraklarına! Bir bebek, gerilmiş ve hareketsiz, küçük beyaz elleri... alnından göğsüne süzülür kan: hıçkırır zaman... ölümün kirlettiği yüzünde hala gülümseyen gözleri, merhaba der 'özgür' topraklarına! Dillenir, sokakların yıkık yapıları yapıların çökmüş duvarları ve duvarların kana bulanmışlığı, dillenir ve haykırır merhaba der 'özgür' topraklarına! titrerim, kadehe uzanır elim haydi dostlar, gelin özgürleştirilmiş topraklara içelim! yazar : - |
||
|
||
| yansımanın kırıldığı noktadayım bir diğer yansımayla kırılan |
||
|
||
içindesin
|
||
|
||
| Kızıl gözlerimden damlar birikmişlik gölgesiz saatlerinde gecenin, boşalır bardağa silik umutlar elimde püsküren bir kalem, Su ve rakı Sen ve ben Ve işte yine bir anasonlu ütopyadır buğulu düşlerle gelen... Dibinde ararım seni çarpık, inişli çıkışlı bir merdivenken zaman... her yudum bir sisli yükseliştir, korkunun kanat çırpışları uzaklaşmışken çoktan... her yudumda artar, çığlıklarla fışkırma isteği ve türkülerle bozulur bu mahpus sessizliği, döner başım: gözüm kapalı, paramparçayım: "Şifa istemem balından Bırak beni bu halımdan Razıyım açan gülünden Yeter dikenin batmasın" Saçımın sakalıma karıştığı yerde başlar isyanım, isyan, gece mavisi bir buruk çözümsüzlüktür isyan... Sana mı bana mı yoksa hayata mı? Bulamadan... Sahipsiz küfürdür, birikir, savuramam... Sonra an gelir, çırpınır kanatlarım, siyah saçların dans ederken rüzgarla başlar yine arayışlarım... Ve artık her yudum, yeni bir arayışta kaybolurum... kurak topraklar olurum toprağa yüreğini gömen bir baba göğsü paramparça, ve en "sıradan"laşmışlarından: evsiz aç işsiz... iç geçiririm: "off" çeker gibi derin bir nefesle, parçalarcasına ciğerlerimi... Sonra başladığında obua sesleri; uykusuz gecelerinde kavgaların, silah sesleriyle doğan kızıl şafaklar boyu cevap arayan kızıl gözler olurum... "Direnmek" der Ape Musa yaşlı bir ağzın sıcak şivesiyle, "direnmekti yaşamanın bir başka adı" dağda ovada metropol şehirlerde nerede olursan ol, hep, bu sanatla yaşanacaktı... Saçımın sakalıma karıştığı yerde başlar isyanım, bin bir fışkırır bu kez gözlerimden, ve karışır çoğul haykırışlara... Düşler içerim bardağımdan, su ve rakı, buğulu düşler... ulaşılmazlığında arayışlarımın, sek sarhoşluklar beni bekler... Ve, dibine gelirim şişenin "Anladım!" derim halime gülerek: Bazen dibinde aramak gerek Ama ne aradığını bilmeden Ve bulamayacağını da bilerek... yazar : - |
||
|
||
içindesin ![]() süpersin asitikim, olayı çözmüşsün
|
||
|
||
| üçüncü şahsın şiiri Gözlerin gözlerime değince Felaketim olurdu ağlardım Beni sevmiyordun bilirdim Bir sevdiğin vardı duyardım Çöp gibi bir oğlan ipince Hayırsızın biriydi fikrimce Ne vakit karşımda görsem Öldüreceğimden korkardım Felaketim olurdu ağlardım Ne vakit Maçka'dan geçsem Limanda hep gemiler olurdu Ağaçlar kus gibi gülerdi Bir rüzgar aklımı alırdı Sessizce bir cigara yakardım Kirpiklerini eğerdin bakardın Üşürdüm içim ürperirdi Felaketim olurdu ağlardım Aksamlar bir roman gibi biterdi Jezabel kan içinde yatardı Limandan bir gemi giderdi Sen kalkıp ona giderdin Benzin mum gibi giderdin Sabaha kadar kalırdın Hayırsızın biriydi fikrimce Güldü mü cenazeye benzerdi Hele seni kollarına aldı mı Felaketim olurdu ağlardım Attila İlhan yeşil , mavi ve siyah Masadaki kağıt kalem, dostlar biliyorum size de vurdu denizden esen rüzgar, siz de ıslandınız o yağmurlarda ve uzandınız ıslak kumlar üzerine… Biliyorum siz de baktınız o elanın zeytin karası gözlerine ve öpmek istediniz… Gece yarısı, yıldızların noktasal pırıltıları ve bütünleşmiş bir karanlık… görüyorum cılız delikanlıyı üstü başı deniz üstü başı kum ve mırıldanıyor, duyuyorum: gitme, sen yoksan ben de yokum… Esiyor rüzgar iskelede çıplak ayakları sallanıyor bir ölününki gibi elleri sarkık, hareketsiz… bir mürekkep balığının belirsiz karartısı ve doğrultusuz bakışları donuk, puslu, bembeyaz… hüzün okşamış gözlerini gitmekte yareni… Seyretmek yıldızları sevgilinin küçük devinimlerini dingin bir tutkuyla süzer gibi değil, telaş içinde seyretmek, ve anlamak uyumsuzluğunu… Koca cüssesiyle ıslık çalarken gemi fısıldıyor: bırakma ellerimi… Esiyor rüzgar iskelede kenetlenmiş parmakları güvertenin demirlerinde, savrulan saçları ve karanlık bakışları… Her şey karanlıktır şimdi: gök ve deniz birleşmiş, yok olmuştur ufuk çizgisi… ve ufuk çizgisi gibi kaybolurken gemi yalnız kalmıştır delikanlımın maviye çalan yeşil gözleri… Mırıldanıyor, duyuyorum “…soramam zeytin karası gözlerin yoluma yatırma, dayanamam…” Gıcırdıyor anılar altında yaşlanan tahtalar karışıyor yağmur göz yaşlarına göz yaşları denize… karışıyor her şey birbirine… ve kulaç atıyor titreyen elleriyle denizle ırmağın birleştiği yere… Küçük, kesik öpücükler sunar karışıp ayrılan dalgalar… Hiç sürekli olmamıştır güneş sarılığı altında deniz mavisinin ve ırmak yeşilinin kavuşması… Bu küçük öpücükler yaşatır onları belki de, dayanmaz bir türlü bıçak kemiğe: isyan uzaklarda kalır hep… İşte görüyorum, o yeşil ve mavi kavuşmuş gözlerinde delikanlının, öpüşüyorlar içinde tükenmez bir ıslaklığın… Bir uçurtma süzülüyor adı Deniz… üstünde yıldızlar altında deniz… Bir eli cebinde paçaları ıslak, ıslık çalıyor, kimse duymuyor… Yazar: - |
||
|
||
| ıssız kinsiz kırsız yar yoluna vardığım yolun yoldaşıdır varlığın.. ve geçmişe bakıp şimdi yağmur olmalıydım biliyorum pencelerinden, yola vuran ışığı seyreden paylaşılmış bir umudun hasretiyle ağladıkça tükenen kan olmalıydım yağmur olmalıydı kanım ve işte o zaman kim bilir sokaktaydın kim bilir, ıslanır mıydı saçların.. yazar : - |
||
|
||
| tutturmusum bu efkar çözsünbeni almısım yolu yelkensiz dizboyu nerde acı sözvar kucaklanmısım umursamazlıgım kendimdendir |
||
|
||
| Hoş gelmiş, gerçek bir şair.. | ||
|
||
tutturmusum bu efkar çözsünbeni almısım yolu yelkensiz dizboyu nerde acı sözvar kucaklanmısım umursamazlıgım kendimdendir umarsızlığım, diz boyu yelkenim, yolu, çoktan unuttu. kucağım, acı, kuytu... çözülen, ben olunca, efkarım, kendini yuttu! |
||