|
||
| 'Töre' kadınları... Dr. Şeref Çinpolat 22.03.2003 Geçen hafta N.Ç’nin dramı ülke gündeminin bir köşesinden sızmışken, bu defa Mardin'in yoksul Yalım köy’ünde dört ay önce olmuş - şimdilerde adliyede davası görülen - bir başka dram haberi... Radikal gazetesinin manşetinde, "Burada devlet hükümsüzdür!" başlığı altında... Devletin hükümsüz olduğu yer, "töre"nin egemen olduğu her yer aslında. Mardin - Yalım köy’deki olayı biliyorsunuz... Evli bir adam 35 yaşındaki Şemsiye'ye tecavüz eder. Şemsiye uğradığı tecavüzün travma sonrası gerilimini atamamışken, "Aile Meclisi"nin kararıyla ailenin namusunun temizlenmesi amacıyla tecavüzcüyle dini nikahı kıyılır. (Fakat bu da kıyımdan kurtaramayacaktır Şemsiye Allak'ı...) Şemsiye'ye tecavüz eden Hilal Açıl'ın 35 yıllık karısı Müzeyyen, erken yaşlanmış, kahırlı bir hayatın kurbanı olarak, tecavüz müsebbibi kocasının yükünü omuzlarına alıyor. Acısını yüreğine gömerek her şeyi kabulleniyor, "töre" düzeninin kuralları gereğince, kızı Halime ile birlikte Şemsiye’yi baba evinden alarak nikâh için kendi evine getiriyor... Bu arada Allak ailesinin, intikam için tecavüzcünün nişanlı kızını kaçıracağı konuşuluyor. Halime, tecavüzcü babanın nişanlı kızı. Muhtemelen Halime de çok çocuklu bir ailenin anası olacak yıllar sonra. Unutmayacak olayları ama o da anlayacak ve kabullenecek her şeyi. Ağzından çıkacak kelimeler töre düzenini korumaya yönelik olacak. Kızlarını kapatacak, "namus"un nerelerinde olduğunu anlatacak, kendilerinin suçu olsun veya olmasın "namusları lekelenirse" ölüm kararı verileceğini öğretecek. Neden sorusuna ise tartışılamayan ve demirbaş bir cevap verecek: “Töre böyle!“ *** Zoraki nikâhtan bir gün sonra Hilal Açıl "Boşadım seni!" diyerek Şemsiye'yi baba evine geri yollar. Oradakiler ise "Niye geldin, doğru kocanın evine!" diyerek genç kadını geri gönderirler. O gittikten sonra baba evinde "Aile Meclisi" toplanır, karar alır: "Kirleten" ve "kirlenen" öldürülecektir... Ve bu karar uygulanır: Adam kafasına taşlarla vurularak öldürülür, öldüresiye taşlanan Şemsiye de yığılıp kalır, öldü sanılarak oracıkta bırakılır... Şemsiye Allak dört aydır yoğun bakımda yaşam mücadelesi veriyor. Hiçbir yakını ziyaretine gitmiyor ve artık hamile değil. Müzeyyen ise çocuklarıyla İstanbul'a göç etmiş. Bütün bunlar olup biterken, iki taraftan "töre erkekleri" lezzetli yemeklerle döşeli sofrada buluşup "barışırlar!" Mahkemede kimse şikâyetçi olmadığı gibi, her şey gizlilik içerisinde yürütülüyor. "Mahkeme inzibatını" Allak ailesi sağlıyor! Geçerli hukuk, mahkemenin uyguladığı hukuk değil sanki "Allak Aile Meclisi"ninki... Evet, "töre" uygulanacak ve uygulanıyor. *** Çoğunluğun söylediği her şeyin doğru olduğuna inanan yurdum insanı, törelerin de tartışılmaması gerektiğine inanır. (İşin ilginç yanı töre uygulamalarına bir süre öncesine kadar yargı tarafından da “anlayış“ gösteriliyordu.) Şemsiye Allak'ın töreye karşı savunmasız kalan bedeni, bir başka darbeyi de “savunma“dan, gizli celselerden alıyor. Bilinci açık olmadığı için ailesi ya da Baro'nun atayacağı bir avukatla mahkemede temsil hakkına sahipken, tek bir avukatı bile yok duruşmalarda kendisini temsil eden... Savunması yapılamayacak kadar kötü bir suç ne olabilir ki? Hem kadınsın, tecavüze uğruyorsun, hamile kalıyorsun, infazına karar veriliyor ve ölmüyorsun. Bilinçaltları töre tarafından gizliden gizliye örülmüş insanlarca savunmasız bırakılıyorsun. Şemsiye eğer yaşayabilirse sanırım o da kabullenecektir başına gelenleri. Töresinde vardır "aile meclisine itaat", namusu kurtarma adına ölüm, aile içi şiddet ve tecavüzü kabullenme. Böylesine bir dünyanın içinde o kadar saf kalmış ki, uğradığı tecavüzü gizlemiş (belki de başına gelecekleri bildiğinden) ve hamilelik belirtilerini "herhangi bir hastalık" sanarak celladı olacak aile bireylerinden yardım istemiş. Belki de aile içinde bir başka kadın tarafından "belirtilere dayanarak" ihbar edilmiş, kim bilir... *** Üniversitede Halk Sağlığı dersinde hocamız sürekli olarak, “Sakın ola ki size getirilen kadınların-genç kızların bekâret muayenesini yapmayın, sonuçlarını tahmin edemezsiniz!“ derdi. Sadece kadının kimliğine hakaret olarak algıladığımız bu etik dışı muayenenin böylesine toplumsal sonuçlar doğuracağının o zaman biz de farkında değildik. Hocanın o dediğinin ne anlama geldiğini zamanla öğrendik... 22.03.2003 |
||