SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Edebiyat / Dil

Konu: Yeraltından Yeryüzüne Sızanlar

Sayfa: [ 1 ]

29.11.2004 01:47:14
Edebiyatın yerin altına gömülü,yaramaz çocuğu ...Belki de esas parçası ,üstteki yapının biricik sebebi..Ya da üstünde hiç bir yapı taşımayan ,üstte boy vermiş kusursuzluk inadındaki yapıyı sürekli taşlayan sebepsiz bırakan..

Küfrün,pornografinin,fütursuzluğun ,küstahlığın,şunun bunun...başkaldırının edebiyatı...

Derin zihinler, usta kalemler, büyük sözler söyleyenlerin iç ürpertisi zekalar...ustalıklarıyla alay edebilenler..sistem bölücüleri,ortak yaşamın şifre kırıcıları..

Mi ki acaba..

Bayağılığın rağbet görmesi mi..

Düşününce underground olmayan bir edebiyat var mı,-olabilir mi diyecek insan neredeyse..

Öte yandan çoğun sorulan yeraltı edebiyatı var mı sahiden'dir.

Yeraltı edebiyatı edebi midir sizce,edebiliğin sınırı burada da söker mi ya da?

Kısaca yeraltından yeryüzüne saçılan bir edebiyat var mı ve nasıl tarif edilir sizce?

Kim geliyor aklınıza ilk.
 

29.11.2004 03:25:14
İnatla üzeri kapatılan ve yazmanın dışında konuşmanın bile "ayıp" -o herneyse- sayıldığı şeyleri sanatsal biçimde insanlara sunanlar her zaman yerildi ve dışlandı. Tabi bu insanlara dışlanmak hiçbirşey ifade etmedi ve devam ettiler yollarına; iyi ki ettiler...

Asıl tiksinti veren yıllarca sürmüş "elit" ve ağdalı sözlerin sanat diye yutturulmasıdır.

Underground'u yok saymak ya da kabul etmemek; edebiyatı insan dışında bir varlığa adamaktır, insanın yaşamının büyük bölümünü yoksaymaktır...

Yeraltı dendiğinde aklıma ilk gelen isim artaud... :sevgi:  

29.11.2004 13:47:56
Ya da edebiyatın yeraltı,yeryüzüne cıkmaya üşünmiştir,çünkü yukardakilerin hepsi neredeyse pembe film tadında öyküler okumak istiyor;birde yaşamak istediklerini okumak isteyerek yaşıyorlar.Gelişmenin ölüm ve çürüme ile bir eşanlamlı kullanılmasını her "okuyucu" kaldıramıyor ister,istemez?Ornegin tıkanma isimli kitabida Palahniuk sex bagımlısı insanları konu almıştır.Bence aldatılmaları,ölümleri,küfürleri,tecavüz edilemez kutsal anneleri,intiharinda aşklari,gecip giderken zaman,gelişmenin de çürüme ile eş anlamlı oldugu kitaplari seviyorum,okuyorum çünkü gercek olan onlar.

29.11.2004 13:53:40
yeraltı yazarlarından aklıma gelen tek isim oğuz atay  

07.12.2004 11:27:03
Oğuz Atay ,gerçekten yerinde tespit.Bence Nilgün Marmara da bütün sözlerinde protokol dışı kalmayı başardı.Hmm,sonra Pessoa,Joyce bu tarz yazarlar bence.

Sevdiğim bütün kitapların yeraltının mahzenlerinde yazıldığına,yazarlarının asla  yerin üstüne çıkıp salonlara kendilerini tıkarak edebiyatı satmadıklarına inanırım ben hep.Başka türlü yazılamaz gibi gelir bana.

07.12.2004 12:38:40
nurullah genç bu adam gibi naat yazan yok bence

Yağmur

Vareden'in adıyla insanlığa inen Nur
Bir gece yansıyınca kente Sibir dağından
Toprağı kirlerinden arındırır bir yağmur
Kutlu bir zaferdir bu ebabil dudağından
Rahmet vadilerinden boşanır ab-ı hayat
En müstesna doğuşa hamiledir kainat

Yıllardır bozbulanık suları yudumladım
Bir pelikan hüznüyle yürüdüm kumsalları
Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım

Hasretin alev alev içime bir an düştü
Değişti hayal köşküm, gözümde viran düştü
Sonsuzluk çiçeklerle donandı yüreğimde
Yağmalanmış ruhuma yeni bir devran düştü

İhtiyar cübbesinden kan süzülür Nebi'nin
Gökyüzü dalgalanır ipekten kanatlarla
Mehtabını düşlerken o mühür sahibinin
Sarsılır Ebu Kubeys kovulmuş feryatlarla
Evlerin anasına dikilir yeşil bayrak
Yeryüzü avaredir, yapayalnız ve kurak

Zaman, ayaklarımda tükendi adım adım
Heyula, bir ağ gibi ördü rüyalarımı
Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım

Yağmur, gülşenimize sensiz, baldıran düştü
Düşmanlık içimizde; dostluklar yaban düştü
Yenilgi, ilmek ilmek düğümlendi tarihe
Her sayfada talihsiz binlerce kurban düştü

Bir güzide mektuptur, çağların ötesinden
Ulaşır intizarın yaldızlı sabahına
Yayılır o en büyük muştu, pazartesinden
Beyazlık dokunmuştur gecenin siyahına
Susuzluktan dudağı çatlayan gönüllerin
Sükutu yar, sevinci dualar kadar derin

Çaresiz bir takvimden yalnızlığa gün saydım
Bir cezir yaşadım ki, yaşanmamış, mazide
Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım

Sensiz kaldırımlara nice güzel can düştü
Yarılan göğsümüzden umutlar bican düştü
Yağmur, kaybettik bütün hazinesini ceddin
En son, avucumuzdan inci ve mercan düştü

Melekler sağnak sağnak gülümser maveradan
Gümüş ibrik taşıyan zümrüt gagalı kuşlar
Mutluluk nağmeleri işitirler Hira'dan
Bir devrim korkusuyla halkalanır yokuşlar
Bir bebeğin secdeye uzanırken elleri
Paramparça, ateşler şahinin hayalleri

Keşke bir gölge kadar yakınında dursaydım
O mücella çehreni izleseydim ebedi
Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım

Sarardı yeşil yaprak; dal koptu; fidan düştü
Baykuşa çifte yalı; bülbüle zindan düştü
Katil sinekler deldi hicabın perdesini
İstiklal boşluğuna arılar nadan düştü

Dolaşan ben olsaydım Save'nin damarında
Tablosunu yapardım yıkılan her kulenin
Ebedi aşka giden esrarlı yollarında
Senden bir kıvılcımın, süreyya bir şulenin
Tarasaydım bengisu fışkıran kakülünü
On asırlık ocağın savururdum külünü

Bazen kendine aşık deli bir fırtınaydım
Fırtınalar önünde bazen bir kuru yaprak
Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım

Sensizlik depremiyle hancı düştü; han düştü
Mazluma sürgün evi; zalime cihan düştü
Sana meftun ve hayran, sana ram olanlara
Bir bela tünelinde ağır imtihan düştü

Badiye yaylasında koklasaydım izini
Kefenimi biçseydi Ebva'da esen rüzgar
Seninle yıkasaydım acılar dehlizini
Ne kaderi suçlamak kalırdı, ne intihar
Üstüne pırıl pırıl damladığın bir kaya
Bir hurma çekirdeği tercihimdir dünyaya

Suskunluğa dönüştü sokaklarda feryadım
Tereddüt oymak oymak kemirdi gururumu
Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım

Haritanın en beyaz noktasına kan düştü
Kırıldı adaletin kılıcı; kalkan düştü
Mahkumlar yargılıyor; hakimler mahkum şimdi
Hakların temeline sanki bir volkan düştü

Firakınla kavrulur çölde kum taneleri
Ahuların içinde sevdan akkor gibidir
Erdemin, bereketin doldurur haneleri
Sensiz hayat toprağın sırtında ur gibidir
Şemsiyesi altında yürürsün bulutların
Sensiz, yükü zehirdir en güzel imbatların

Devlerin esrarını aynalara sorsaydım
Çözülürdü zihnimde buzlanmış düşünceler
Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım

Sensiz, tutunduğumuz dallardan yılan düştü
İlkin karardı yollar, sonra heyelan düştü
Güvenilen dağlara kar yağdı birer birer
Sensizlik diyarından püsküllü yalan düştü

Yağmur, duysam içimin göklerinden sesini
Yağarsın; taşlar bile yemyeşil filizlenir
Yıldırımlar parçalar çirkefin gölgesini
Sel gider ve zulmetin çöplüğü temizlenir
Yağmur, birgün kurtulup çağın kundaklarından
Alsam, ölümsüzlüğü billur dudaklarından

Madeni arzuların ardında seyre daldım
Küflü bir manzaranın çürüyen güllerini
Senin için görülen bir düş de ben olsaydım

Şehirler kabus dolu; köylere duman düştü
Tersine döndü her şey sanki; asuman düştü
Kırık bir kayık kaldı elimizde, hayali

Hazindir ki, dertleri aşmaya umman düştü
Ayrılığın bağrımda büyüyen bir yaradır
Seni hissetmeyen kalp, kapısız zindan olur
Sensiz doğrular eğri, beyaz bile karadır
Sesini duymayanlar girdabında boğulur
Ana rahminde ölür sensizlikten bir cenin
Şaşkınlığa açılır gözleri, görmeyenin

Saatlerin ardında hep kendimi aradım
Bir melal zincirine takıldı parmaklarım
Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım

Sensiz, ufuklarıma yalancı bir tan düştü
Sensiz, kıtalar boyu uzayan vatan düştü
Bir kölelik ruhuna mahkum olunca gönül
Yüzyıllardır dorukta bekleyen sultan düştü

Ay gibisin; güneşler parlıyor gözlerinde
Senin tutkunla mecnun geziyor güneş ve ay
Her damla bir yıldızı süslüyor göklerinde
Sümeyra'yı arıyor her damlada bir saray
Tohumlar ve iklimler senindir; mevsim senin
Mekanın firçasında solmayan resim senin

Yağmur, birgün elimi ellerinde bulsaydım
Güzellik şahikası gülümserdi yüzüme
Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım

Tavanı çöktü aşkın; duvarlar üryan düştü
Toplumun gündemine koyu bir isyan düştü
İniltiler geliyor doğudan ve batıdan
Sensizlikten bozulan dengeye ziyan düştü

Islaklığı sanadır ahımın, efganımın
İçimde hicranınla tutuşuyor nağmeler
Sendendir eskimeyen cevheri efkarımın
Nazarın ok misali karanlıkları deler
Bu değirmen seninle dönüyor; ahenk senin
Renkleri birbirinden ayıran mihenk senin

Bir hüzün ülkesine gömülüp kaldı adım
Kapanıyor yüzüme aralanan kapılar
Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım

Yağmur, sayrılığıma seninle derman düştü
Beynimin merkezine ölümsüz ferman düştü
Silindi hayalimden bütün efsunu ömrün
Bir dönüm noktasında aklıma Rahman düştü

Nefesinle yeniden çizilecek desenler
Çehreler yepyeni bir değişim geçirecek
Aydınlığa nurunla kavuşacak mahzenler
Anneler çocuklara hep seni içirecek
Yağmur, seninle biter susuzluğu evrenin
Sana mü'mindir sema; sana muhtaçtır zemin

Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım
Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın
Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım

Kardeşler arasına heyhat, su-i zan düştü
Zedelendi sağduyu; körleşen iz'an düştü
Şarkısıyla yaşadık yıllar yılı baharın
İnsanlık bahçemize sensizlik hazan düştü

Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım
Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım
Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım
Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım
Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım
Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım
Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım
Senin için görülen bir düş de ben olsaydım
Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım
Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım
Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım
Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım
Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın
Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım
 

zatturi 30.04.2007 12:18:56
CEHENNEME HOŞ GELDİNİZ!

 

Hayat su gibi akıyor.Fotoğraflar bütün yaşanmışlıkları ortaya sermeye devam ediyor.Sanırım bu fotoğraf sanatının gücü.Beat kuşağı,hippiler,savaşma seviş gibi kuşak ve gurupların fotoğraflarına bakınca daha da netleşiyorum. Jack kerouac, Allen Ginsberg, Gary Snyder, William S. Burroughs, Neal Cassady, Lawrence Ferlinghetti, Gregory Corso, Philip Whalen, Lew Welch, Diane di Prima, Joanne Kyger ve Peter Orlovsky ve diğerleri bir arada görünce o kutsal havalarını daha iyi kavrarım.Sistem karşıtıdırlar ve yeraltı edebiyatının bir kanadını oluştururlar.(Türkiye de ise kimse bir bedel ödemeden yeraltı edebiyatçısı ilan edilmiştir.Ticari olarak yeraltı edebiyatının alanı bilinçli olarak yayınevleri ve bu sürece teslim olmuş editörler tarafından genişletilmiştir. )

 

Bu kuşak kitleler için şiir yazdılar,şarkı söylediler(Beatles,Dylan ve günümüzün uzantıları;roock ve punkçular)uyuyan insanlar için.Alkış aldılar ama devrim olmadı.Bir kenara çekilip akşama kadar seviştiler,babalarının paralarıyla geçinerek soygun yapmaktan söz ettiler,askere gitmemek için okulu uzattılar,bazıları yurt dışına kaştı velhasıl dün neyse bugün de onu yapıyorlar.Aralarında mücadele edenlerde oldu.J.J.Genet'yi bunlardan sayıyorum.Hepsinin ortak yönü bir arada durmayı seven arılar gibiydiler.Bir kovana giriyorlar ve çıkıyorlardı.Oysa Fante yıllar önce fitili tutuşturmuştu ve Bukowski hepsinden en iyisi çıktı ve edebiyatın tepesine kuruldu.TEK TABANCA.İşte öylelerine ihtiyacı var sanatın ve edebiyatın.

 

Sanat yalnızca insanları ve kendimizi eğlendirmek için yapılmaz.Sanat hayatı kışkırtmak için de yapılır.Ortalığı kızıştırmak ve lanetli dünyada ayakta kalıp direnmek için de yapılır.Sanat yalnız kitleleri harekete geçirmek için değil bireyler için de yapılır.Kitleler bazen ayağa kalkarlar ama ayağa kalkan kitleler değildir oysa.Bireyler, o et yığınını sürüklerler.Çünkü uyuyan kitleler uyanmıştır ama uyandıran bireylerdir.İşte has sanat bu ileri bilinç için yapılır ve ona seslenilir.Bu ileri bilinç hayatın her alanında saklıdır. Ve durmaksızın hayata hayıflanır ve yaşamak için yeni şeyler keşfeder.Sanat buraya seslenir ve o kahramanları konu alır.

 

Beat kuşağı bunu beceremediklerinden eriyip gittiler.Hippiler dağları terk edip iş aradılar,ailelerine döndüler ve bazıları da sıcak yuva kurdular.Yazıları,şarkıları ve yaşamları başka bir dünyanın varolduğunu bize kanıtladılar.Onları saygıyla anıyorum.Bu yazarlar okunmalı ve edebiyatın başucu savaşçıları olarak görülmelidir.Onlar o gün bu şekilde söz almasalardı bugün böyle yazamazdık.Sanatın ortak paydası olduğunu düşünen ve inanan biriyim.Dolaysıyla yeni estetik ve etik kaygı taşıyan eserler sanatın ve edebiyatın ortak paydasını oluşturduğunu düşünüyorum.

 

 zate zatturi

 
 


Sayfa: [ 1 ]