|
||
| Edebiyatın yerin altına gömülü,yaramaz çocuğu ...Belki de esas parçası ,üstteki yapının biricik sebebi..Ya da üstünde hiç bir yapı taşımayan ,üstte boy vermiş kusursuzluk inadındaki yapıyı sürekli taşlayan sebepsiz bırakan.. Küfrün,pornografinin,fütursuzluğun ,küstahlığın,şunun bunun...başkaldırının edebiyatı... Derin zihinler, usta kalemler, büyük sözler söyleyenlerin iç ürpertisi zekalar...ustalıklarıyla alay edebilenler..sistem bölücüleri,ortak yaşamın şifre kırıcıları.. Mi ki acaba.. Bayağılığın rağbet görmesi mi.. Düşününce underground olmayan bir edebiyat var mı,-olabilir mi diyecek insan neredeyse.. Öte yandan çoğun sorulan yeraltı edebiyatı var mı sahiden'dir. Yeraltı edebiyatı edebi midir sizce,edebiliğin sınırı burada da söker mi ya da? Kısaca yeraltından yeryüzüne saçılan bir edebiyat var mı ve nasıl tarif edilir sizce? Kim geliyor aklınıza ilk. |
||
|
||
| İnatla üzeri kapatılan ve yazmanın dışında konuşmanın bile "ayıp" -o herneyse- sayıldığı şeyleri sanatsal biçimde insanlara sunanlar her zaman yerildi ve dışlandı. Tabi bu insanlara dışlanmak hiçbirşey ifade etmedi ve devam ettiler yollarına; iyi ki ettiler... Asıl tiksinti veren yıllarca sürmüş "elit" ve ağdalı sözlerin sanat diye yutturulmasıdır. Underground'u yok saymak ya da kabul etmemek; edebiyatı insan dışında bir varlığa adamaktır, insanın yaşamının büyük bölümünü yoksaymaktır... Yeraltı dendiğinde aklıma ilk gelen isim artaud... :sevgi: |
||
|
||
| Ya da edebiyatın yeraltı,yeryüzüne cıkmaya üşünmiştir,çünkü yukardakilerin hepsi neredeyse pembe film tadında öyküler okumak istiyor;birde yaşamak istediklerini okumak isteyerek yaşıyorlar.Gelişmenin ölüm ve çürüme ile bir eşanlamlı kullanılmasını her "okuyucu" kaldıramıyor ister,istemez?Ornegin tıkanma isimli kitabida Palahniuk sex bagımlısı insanları konu almıştır.Bence aldatılmaları,ölümleri,küfürleri,tecavüz edilemez kutsal anneleri,intiharinda aşklari,gecip giderken zaman,gelişmenin de çürüme ile eş anlamlı oldugu kitaplari seviyorum,okuyorum çünkü gercek olan onlar. | ||
|
||
| yeraltı yazarlarından aklıma gelen tek isim oğuz atay | ||
|
||
| Oğuz Atay ,gerçekten yerinde tespit.Bence Nilgün Marmara da bütün sözlerinde protokol dışı kalmayı başardı.Hmm,sonra Pessoa,Joyce bu tarz yazarlar bence. Sevdiğim bütün kitapların yeraltının mahzenlerinde yazıldığına,yazarlarının asla yerin üstüne çıkıp salonlara kendilerini tıkarak edebiyatı satmadıklarına inanırım ben hep.Başka türlü yazılamaz gibi gelir bana. |
||
|
||
| nurullah genç bu adam gibi naat yazan yok bence Yağmur Vareden'in adıyla insanlığa inen Nur Bir gece yansıyınca kente Sibir dağından Toprağı kirlerinden arındırır bir yağmur Kutlu bir zaferdir bu ebabil dudağından Rahmet vadilerinden boşanır ab-ı hayat En müstesna doğuşa hamiledir kainat Yıllardır bozbulanık suları yudumladım Bir pelikan hüznüyle yürüdüm kumsalları Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım Hasretin alev alev içime bir an düştü Değişti hayal köşküm, gözümde viran düştü Sonsuzluk çiçeklerle donandı yüreğimde Yağmalanmış ruhuma yeni bir devran düştü İhtiyar cübbesinden kan süzülür Nebi'nin Gökyüzü dalgalanır ipekten kanatlarla Mehtabını düşlerken o mühür sahibinin Sarsılır Ebu Kubeys kovulmuş feryatlarla Evlerin anasına dikilir yeşil bayrak Yeryüzü avaredir, yapayalnız ve kurak Zaman, ayaklarımda tükendi adım adım Heyula, bir ağ gibi ördü rüyalarımı Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım Yağmur, gülşenimize sensiz, baldıran düştü Düşmanlık içimizde; dostluklar yaban düştü Yenilgi, ilmek ilmek düğümlendi tarihe Her sayfada talihsiz binlerce kurban düştü Bir güzide mektuptur, çağların ötesinden Ulaşır intizarın yaldızlı sabahına Yayılır o en büyük muştu, pazartesinden Beyazlık dokunmuştur gecenin siyahına Susuzluktan dudağı çatlayan gönüllerin Sükutu yar, sevinci dualar kadar derin Çaresiz bir takvimden yalnızlığa gün saydım Bir cezir yaşadım ki, yaşanmamış, mazide Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım Sensiz kaldırımlara nice güzel can düştü Yarılan göğsümüzden umutlar bican düştü Yağmur, kaybettik bütün hazinesini ceddin En son, avucumuzdan inci ve mercan düştü Melekler sağnak sağnak gülümser maveradan Gümüş ibrik taşıyan zümrüt gagalı kuşlar Mutluluk nağmeleri işitirler Hira'dan Bir devrim korkusuyla halkalanır yokuşlar Bir bebeğin secdeye uzanırken elleri Paramparça, ateşler şahinin hayalleri Keşke bir gölge kadar yakınında dursaydım O mücella çehreni izleseydim ebedi Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım Sarardı yeşil yaprak; dal koptu; fidan düştü Baykuşa çifte yalı; bülbüle zindan düştü Katil sinekler deldi hicabın perdesini İstiklal boşluğuna arılar nadan düştü Dolaşan ben olsaydım Save'nin damarında Tablosunu yapardım yıkılan her kulenin Ebedi aşka giden esrarlı yollarında Senden bir kıvılcımın, süreyya bir şulenin Tarasaydım bengisu fışkıran kakülünü On asırlık ocağın savururdum külünü Bazen kendine aşık deli bir fırtınaydım Fırtınalar önünde bazen bir kuru yaprak Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım Sensizlik depremiyle hancı düştü; han düştü Mazluma sürgün evi; zalime cihan düştü Sana meftun ve hayran, sana ram olanlara Bir bela tünelinde ağır imtihan düştü Badiye yaylasında koklasaydım izini Kefenimi biçseydi Ebva'da esen rüzgar Seninle yıkasaydım acılar dehlizini Ne kaderi suçlamak kalırdı, ne intihar Üstüne pırıl pırıl damladığın bir kaya Bir hurma çekirdeği tercihimdir dünyaya Suskunluğa dönüştü sokaklarda feryadım Tereddüt oymak oymak kemirdi gururumu Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım Haritanın en beyaz noktasına kan düştü Kırıldı adaletin kılıcı; kalkan düştü Mahkumlar yargılıyor; hakimler mahkum şimdi Hakların temeline sanki bir volkan düştü Firakınla kavrulur çölde kum taneleri Ahuların içinde sevdan akkor gibidir Erdemin, bereketin doldurur haneleri Sensiz hayat toprağın sırtında ur gibidir Şemsiyesi altında yürürsün bulutların Sensiz, yükü zehirdir en güzel imbatların Devlerin esrarını aynalara sorsaydım Çözülürdü zihnimde buzlanmış düşünceler Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım Sensiz, tutunduğumuz dallardan yılan düştü İlkin karardı yollar, sonra heyelan düştü Güvenilen dağlara kar yağdı birer birer Sensizlik diyarından püsküllü yalan düştü Yağmur, duysam içimin göklerinden sesini Yağarsın; taşlar bile yemyeşil filizlenir Yıldırımlar parçalar çirkefin gölgesini Sel gider ve zulmetin çöplüğü temizlenir Yağmur, birgün kurtulup çağın kundaklarından Alsam, ölümsüzlüğü billur dudaklarından Madeni arzuların ardında seyre daldım Küflü bir manzaranın çürüyen güllerini Senin için görülen bir düş de ben olsaydım Şehirler kabus dolu; köylere duman düştü Tersine döndü her şey sanki; asuman düştü Kırık bir kayık kaldı elimizde, hayali Hazindir ki, dertleri aşmaya umman düştü Ayrılığın bağrımda büyüyen bir yaradır Seni hissetmeyen kalp, kapısız zindan olur Sensiz doğrular eğri, beyaz bile karadır Sesini duymayanlar girdabında boğulur Ana rahminde ölür sensizlikten bir cenin Şaşkınlığa açılır gözleri, görmeyenin Saatlerin ardında hep kendimi aradım Bir melal zincirine takıldı parmaklarım Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım Sensiz, ufuklarıma yalancı bir tan düştü Sensiz, kıtalar boyu uzayan vatan düştü Bir kölelik ruhuna mahkum olunca gönül Yüzyıllardır dorukta bekleyen sultan düştü Ay gibisin; güneşler parlıyor gözlerinde Senin tutkunla mecnun geziyor güneş ve ay Her damla bir yıldızı süslüyor göklerinde Sümeyra'yı arıyor her damlada bir saray Tohumlar ve iklimler senindir; mevsim senin Mekanın firçasında solmayan resim senin Yağmur, birgün elimi ellerinde bulsaydım Güzellik şahikası gülümserdi yüzüme Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım Tavanı çöktü aşkın; duvarlar üryan düştü Toplumun gündemine koyu bir isyan düştü İniltiler geliyor doğudan ve batıdan Sensizlikten bozulan dengeye ziyan düştü Islaklığı sanadır ahımın, efganımın İçimde hicranınla tutuşuyor nağmeler Sendendir eskimeyen cevheri efkarımın Nazarın ok misali karanlıkları deler Bu değirmen seninle dönüyor; ahenk senin Renkleri birbirinden ayıran mihenk senin Bir hüzün ülkesine gömülüp kaldı adım Kapanıyor yüzüme aralanan kapılar Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım Yağmur, sayrılığıma seninle derman düştü Beynimin merkezine ölümsüz ferman düştü Silindi hayalimden bütün efsunu ömrün Bir dönüm noktasında aklıma Rahman düştü Nefesinle yeniden çizilecek desenler Çehreler yepyeni bir değişim geçirecek Aydınlığa nurunla kavuşacak mahzenler Anneler çocuklara hep seni içirecek Yağmur, seninle biter susuzluğu evrenin Sana mü'mindir sema; sana muhtaçtır zemin Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım Kardeşler arasına heyhat, su-i zan düştü Zedelendi sağduyu; körleşen iz'an düştü Şarkısıyla yaşadık yıllar yılı baharın İnsanlık bahçemize sensizlik hazan düştü Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım Senin için görülen bir düş de ben olsaydım Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım |
||
|
||
| CEHENNEME HOŞ GELDİNİZ! Hayat su gibi akıyor.Fotoğraflar bütün yaşanmışlıkları ortaya sermeye devam ediyor.Sanırım bu fotoğraf sanatının gücü.Beat kuşağı,hippiler,savaşma seviş gibi kuşak ve gurupların fotoğraflarına bakınca daha da netleşiyorum. Jack kerouac, Allen Ginsberg, Gary Snyder, William S. Burroughs, Neal Cassady, Lawrence Ferlinghetti, Gregory Corso, Philip Whalen, Lew Welch, Diane di Prima, Joanne Kyger ve Peter Orlovsky ve diğerleri bir arada görünce o kutsal havalarını daha iyi kavrarım.Sistem karşıtıdırlar ve yeraltı edebiyatının bir kanadını oluştururlar.(Türkiye de ise kimse bir bedel ödemeden yeraltı edebiyatçısı ilan edilmiştir.Ticari olarak yeraltı edebiyatının alanı bilinçli olarak yayınevleri ve bu sürece teslim olmuş editörler tarafından genişletilmiştir. ) Bu kuşak kitleler için şiir yazdılar,şarkı söylediler(Beatles,Dylan ve günümüzün uzantıları;roock ve punkçular)uyuyan insanlar için.Alkış aldılar ama devrim olmadı.Bir kenara çekilip akşama kadar seviştiler,babalarının paralarıyla geçinerek soygun yapmaktan söz ettiler,askere gitmemek için okulu uzattılar,bazıları yurt dışına kaştı velhasıl dün neyse bugün de onu yapıyorlar.Aralarında mücadele edenlerde oldu.J.J.Genet'yi bunlardan sayıyorum.Hepsinin ortak yönü bir arada durmayı seven arılar gibiydiler.Bir kovana giriyorlar ve çıkıyorlardı.Oysa Fante yıllar önce fitili tutuşturmuştu ve Bukowski hepsinden en iyisi çıktı ve edebiyatın tepesine kuruldu.TEK TABANCA.İşte öylelerine ihtiyacı var sanatın ve edebiyatın. Sanat yalnızca insanları ve kendimizi eğlendirmek için yapılmaz.Sanat hayatı kışkırtmak için de yapılır.Ortalığı kızıştırmak ve lanetli dünyada ayakta kalıp direnmek için de yapılır.Sanat yalnız kitleleri harekete geçirmek için değil bireyler için de yapılır.Kitleler bazen ayağa kalkarlar ama ayağa kalkan kitleler değildir oysa.Bireyler, o et yığınını sürüklerler.Çünkü uyuyan kitleler uyanmıştır ama uyandıran bireylerdir.İşte has sanat bu ileri bilinç için yapılır ve ona seslenilir.Bu ileri bilinç hayatın her alanında saklıdır. Ve durmaksızın hayata hayıflanır ve yaşamak için yeni şeyler keşfeder.Sanat buraya seslenir ve o kahramanları konu alır. Beat kuşağı bunu beceremediklerinden eriyip gittiler.Hippiler dağları terk edip iş aradılar,ailelerine döndüler ve bazıları da sıcak yuva kurdular.Yazıları,şarkıları ve yaşamları başka bir dünyanın varolduğunu bize kanıtladılar.Onları saygıyla anıyorum.Bu yazarlar okunmalı ve edebiyatın başucu savaşçıları olarak görülmelidir.Onlar o gün bu şekilde söz almasalardı bugün böyle yazamazdık.Sanatın ortak paydası olduğunu düşünen ve inanan biriyim.Dolaysıyla yeni estetik ve etik kaygı taşıyan eserler sanatın ve edebiyatın ortak paydasını oluşturduğunu düşünüyorum. zate zatturi |
||