SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Komünizm

Konu: emperyalızm'e karsı mucadele

Sayfa: [ 1 ]

28.11.2004 22:35:56
IMF,Dunya bankası,Dunya tıcaret orgutu gıbı uluslar arası malı sermaye kurtuluslarının baskısı,borc ve kredı baglantılı denetım vb. ile baglantılı halklar bogucu ılıskıler ıcıne alınmaktadır. ABD ve batı empeyalızmının polıtıkaları,halkların boyunduruk altında somurulmesını esas almaktadır halkaların ulusal bagımsızlıkcı polıtıkalarının bastırlması ıcın fıılı ve dolaylı mudahaleler devam etmektedır.
   ABD, Kolombıyada kontra ordular orgutlemekte,venezuellada ulusalcı polıtıkaları ve cehavez yonetımını devırmeyı esas alan darbeler orgutlemekte,kubaya ambargoyu ve sabotajları surdurmektedır....

28.11.2004 22:39:28
aaaaahhh emperyalizm
insanoğlunun üvey annesi...

torq 28.11.2004 23:28:03
Gücü elinde bulunduranlar, tüm dünya halklarını yönetme hakkını kendilerinde buluyorlar. Ama geride kalanlar buna engel olabilecek para ve güce sahip olmadıklarından bunu bir kader gibi kabulleniyorlar. Kısa vadede çözüm yok gibi görünüyor.

28.11.2004 23:35:03
toplum içindeki tefecilerin uluslararası platformda şekillenmiş halleri ....

29.11.2004 17:08:44
Alıntı
toplum içindeki tefecilerin uluslararası platformda şekillenmiş halleri ....
katılıyorum gate dünya banaksının kredi verme şekilleri ortada  

29.11.2004 19:32:39
tek yol devrim

25.12.2004 22:44:18
Anti-Emperyalist Bağımsızlık Savaşlarına İlk Örnek

“Efendiler, biz hakkımızı korumak, bağımsızlığımızı güven altına almak için, toptan bizi mahvetmek isteyen emperyalizme karşı milletçe savaşmayı uygun gören bir doktrini izleyen insanlarız... Biz Batı emperyalistlerine karşı tam bağımsızlığımızı korumakla kalmıyoruz. Aynı zamanda Batı emperyalistlerinin güçleri ve bilinen her vasıtası ile Türk ulusunu emperyalizme araç olarak kullanmak isteyenlere engel oluyoruz. Bununla bütün insanlığa hizmet ettiğimize inanıyoruz.”

Atatürk[ 1]


Birinci Dünya Savaşı’nın bitiminde dünyanın yüzde 77’si sömürge ve yarı sömürgedir.[ 2] Osmanlı İmparatorluğu, savaş sonrası dayatılan ateşkes antlaşmaları ile yarı sömürge konumundan tam bir sömürgeye dönüşür.

Aslında Avrupa’nın bu “hasta adamı”nın kaderi çok daha öncelerden belirlenmiştir. Birinci Dünya Savaşı’nın sonucu ne olursa olsun, Osmanlı İmparatorluğu, varlığını sömürge olarak devam ettirecektir. Savaşı İtilaf Devletleri kazanırsa, İngiltere, Fransa, Rusya ve İtalya arasında paylaşılacak, eğer Almanya kazanırsa doğrudan Almanya’ya bağlanacaktır.

Savaş sonrası İngiltere, Fransa ve İtalya Osmanlı'nın başına çöreklendiler. Fakat tarih yeni güçlerin sahneye çıkmasıyla değişti. Emperyalistler için bu tatlı rüya kısa sürede bir kabusa dönüştü.

Ankara’da Sevr Antlaşmasını tanımadığını ilan eden yeni bir ulusal irade ortaya çıktı. Bu, dünya tarihinde o güne kadar görülmemiş bir olaydı. Emperyalistlerin silahlı gücüne meydan okuyacak, onların siyasi ve ekonomik yaptırımlarını tamamen reddedecek bir halk daha önce hiç görülmemişti. Tıpkı diğer sömürge halkları gibi Türk halkı da "çağdaş Batı" ülkelerince zavallı, fakir, cahil ve yönetilmesi gereken bir topluluk olarak görülüyordu.

Aslında bu fikir ülkemizin pek çok çevresi tarafından da paylaşılmaktaydı. Varını yoğunu yitirmiş Anadolu halkı ve köylüsü silaha sarılmakta hiç tereddüt etmezken, ona yol gösterecek ve zafere taşıyacak aydınlar ve sözde "liderleri" tam tersi bir yönelimdeydi. İstanbul Hükümeti ve Padişah zaten tam bir ihanet içindeydi. İstanbul aydını da çok farklı bir durumda değildi. Anadolu'ya geçen pek çok aydın ve yurtsever bile en ileri çözüm yolu olarak manda ve himayeyi görüyordu. Emperyalizme karşı silahlı bir mücadelenin başarılı olabileceğine çok az insan inanıyordu. Hatta pek çok insan bunun bir hezimetle sonuçlanacağını söylüyordu. Mustafa Kemal yalnızca emperyalist kuklası vatan hainlerine karşı değil, manda ve himayeyi savunan inançsız kişilere karşı da mücadele vermiştir.

Emperyalist devletlerin Bağımsızlık Savaşı’na karşı tepkisini ABD Başkanı Wilson 5 Ağustos 1919 yılında "Türkiye haritadan silinmelidir. Türkiye'yi parça parça edelim." sözleriyle dile getirir. Böylece o ünlü Wilson İlkeleri'nin ezilen halklar için gerçek anlamı açığa çıkmış olur. Aynı tarihlerde İngiliz Başbakanı Lloyd George, "Türkler Avrupa'dan atılacaklardır" diyebilmektedir. 1922 yılında Adam Dulles "Mustafa Kemal'e karşı sert bir tutum alınmalıdır. Gelecekte istikraz için başvurabilirler. Eğer Türkiye hiçbir zafer görmeden, devletlere kafa tutmakta devam eder, kapitülasyonları kaldırır ve İstanbul'a yerleşirse, bu yalnız Ortadoğu'da değil, Avrupa'da da barışı tehlikeye atacaktır" diyerek aslında başlatmış olduğumuz savaşın anlamını emperyalistlerin pek çok Türk'ten daha önce ve daha iyi anladığını göstermiştir.

1922 yılında New York Times "Anadolu'daki savaşın Türkler’in zaferiyle son bulması yakın tarihin en korkunç olayıdır. Korkunç Türk bütün vahşetiyle yeniden ortaya çıkmıştır." yorumuna yer vererek başarıya ulaşan ilk ulusal kurtuluş savaşının sömürgeci devletler için ifade ettiği korkunç anlamı vurgulamaktadır.

Ulusal Kurtuluş Savaşımız başladığında ne emperyalistler, ne yerli işbirlikçiler ne de mandacılar bunun başarıyla sonuçlanacağına asla inanmıyorlardı.

Ancak, Mustafa Kemal Atatürk, ona inanmış az sayıdaki aydın kadro ve Anadolu halkı tersini düşünüyordu. Atatürk'ü tarihteki bütün büyük devrimciler gibi farklı kılan da budur. Mustafa Kemal’in tarih bilinci çok derindir. Ancak bu derinlik onda tarihe takılıp kalmayı getirmez, tersine tarihin aşılması ve insanlığa yeni bir yön kazandırılmasına araç olur. Kimsenin aşılamaz dediği bir engelin aşılabilecek olduğunu görüp, harekete geçmesindedir Mustafa Kemal'in öncülüğü ve büyüklüğü.

Mustafa Kemal'in ve halkımızın tarihsel deneyiminin insanlık tarihine yaptığı en büyük katkılarından biri budur. Bağımsızlığı ve özgürlüğü için silaha sarılmış, örgütlü ve birleşmiş bir halkı, ne kadar fakir, geri bırakılmış ve güçsüz olursa olsun, durdurabilecek hiçbir "süper güç" mevcut değildir.

Mazlum milletler Türkiye’yi kurtuluşa giden yolda örnek aldılar. Emperyalizmden kurtuluşun yalnızca ezilen halkların mücadelesiyle kazanılabileceğinin tüm dünyada bilince çıktığı tarihi bir andır bu. Ezilen halklar kurtuluşun Batılılardan gelmeyeceğini kendi ellerinde olduğunu görürler. Bu kurtuluş emperyalizme karşı birleşmek, silaha sarılmak ve Ulusal Bağımsızlık Savaşı vermekten geçmektedir.

1922 Eylül’ünde Çinli devrimci Cai He Shen, Türkiye’den yükselen bağımsızlık şiarını duyan mazlum milletler adına, sadece Türk halkının değil, insanlığın mücadelesinin bu evrensel zaferini şöyle selamlar:

“...Ey benim 400 milyon mazlum kardeşim, gördünüz mü olan biteni? Bizim gibi milletlerarası emperyalizmin baskısına uğrayan Türk halkı şimdi emperyalizmi yendi! Türklere hayranız ve onların verdiği büyük örneği biz de gerçekleştirmek istiyoruz...

Türk mücadelesi karşısında kör ve sağır kalamayız. Yakın Asya’nın her yerinde mazlum halklar Türkiye’nin zaferini yürekten istemektedirler. Emperyalizmin zulmüne uğrayan biz 400 milyon kardeş, sıcak sevgi ve temennilerimizi göstermeli ve hep birlikte haykırmalıyız: Yaşasın mazlum Türk halkının zaferi!”[4]
 

Leonardo 28.01.2005 23:16:57
olay şu bence. amerika şu anda kafasına göre para basıyor. sonra bu paraları hem kendiine hem başkalarına borç olarak veriyor. Bu sayede ulus devletler çöküyor. küreseleşme dediğimiz şey zorunlu hale geliyor. kimse keyfine göre kendini dünyadan soyutlayamıyor. ülkeler birleşiyor.

tek ülkede sosyalizm olmaz demiş birisi. 1917 devrimi bu yüzden başşarısız oldu. şimdi bir tek yerde parlayan kıvılcımın günler-haftalar içinde her tarafa yayılabileceği bir dünyaya gidiyoruz. o noktaya gelindiğinde herşey üç beş günde olacak bence.  

10.02.2005 17:30:40
Leonardo demiş ki;
Alıntı
tek ülkede sosyalizm olmaz demiş birisi. 1917 devrimi bu yüzden başşarısız oldu.

Evet tek ülkede sosyalizm gerçekleşemez.Bu olsa olsa o ülke toprakları içerisinde yaşayanların kendilerini kandırması olur. Ulus devletler kendi bünyelerinde gerçekleştirdiği isterse çok sert bir komünist devrim olsa da bu kendi çitleriyle çevirdikleri toprakların sınırları içerisinde kalarak lokalleşiyorsa enternasyonalizmin mantığına ters düşüyor ve belki de giderek stalinizme doğru umutsuzca fakat bir o kadar da habersiz ilerliyordur.

Diğer bir nokta ise 1917 devrimiyle ilgili. Bu devrim başarısız olmadı sadece sonuç itibariyle başarısızlığa "uğratıldı!".Artık gerisi de zaten staline ve onun kurduğu,sosyalizm ve hatta komünizm ile bir alakası olmayan karşı-devrimci,faşist ve ulus sosyalizmine bulanmış(!) politikalrına kalmıştı.

Saygılar...


Sayfa: [ 1 ]