|
||
| Bilim ve Dogmatik Düşünce [12 Ocak 2005 tarihli Radikal gazetesinde yayınlandı.] Sayın Türker Alkan ile olan tartışmamızın özü, bilimin yöntemi. Kendisi, 'Bilim ateizmi varsaymak zorundadır' diyor. Ben ise bilimin hiçbir felsefeyi varsaymak zorunda olmadığını, tüm dogmalardan özgür olması gerektiğini savunuyorum. Ateizm-teizm tartışmasına gelince (ki açıkça ikinci taraftayım) diyorum ki, bırakalım bilimi, bizi ne yöne doğru götürüyorsa götürsün. ---------- Radikal yazarı sayın Türker Alkan, 28 Aralık tarihli 'Bilim ve ateizm' başlıklı yazısında, benim daha önceki bir yazımı eleştirdi. Bunu da her zaman olduğu gibi son derece düzeyli ve nazik bir üslupla yaptı. Dolayısıyla her şeyden önce yazısında benim için ifade etmiş olduğu teşekkürün daha da fazlasını kendisine yöneltmek ve asıl onun meziyetlerini ben takdir etmek durumundayım. Sayın Alkan ile olan tartışmamızın özü, bilimin yöntemi. Kendisi, 'Bilim ateizmi varsaymak zorundadır' diyor. Ben ise bilimin hiçbir felsefeyi varsaymak zorunda olmadığını, tüm dogmalardan özgür olması gerektiğini savunuyorum. Ateizm-teizm (Teizm, Allah'ın evreni yarattığı ve ona egemen olduğu görüşüdür. Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslam, birer 'teist' dindir) tartışmasına gelince (ki açıkça ikinci taraftayım) diyorum ki, bırakalım bilimi, bizi ne yöne doğru götürüyorsa götürsün. Tanrı'nın varlığı bilimle ilgili mi? Bu konu hakkında söylenmesi gerekenlerden önce, sayın Alkan'ın bana yönelttiği iki itirazı karşılamam gerekiyor. Bu itirazlardan ilki, benim çelişkili olduğum iddiası. Bu iddianın temelinde ise bir yanlış anlama var gibime geliyor. Sayın Alkan önceki yazımdaki cümlelerimi özetleyerek kullanırken bir anlam kayması olmuş. Bu anlam kayması nedeniyle, benim, "Tanrı'nın varlığına ilişkin tartışmalar bilim alanının dışındadır" dediğimi belirtiyor. Oysa ben öyle demedim. Öyle düşünmüyorum da zaten. Aksine, 'Tanrı'nın VARLIĞINA ilişkin tartışmalar' bilimin içindedir. Ben O'nun NİTELİKLERİ ve AMACINA dair tartışmaların bilimin dışında olduğunu, dini ve felsefeyi ilgilendireceğini anlatmaya çalışmıştım. Bu ayrımı, önceki yazımdaki örneğe başvurarak tekrar açıklayayım: Bir mağara duvarında özenli motifler gördüğümüzde, bunları çizen bir resssamın varlığını çıkarsayabiliriz. Ama hiç göremediğimiz o ressamın kim olduğunu, ne düşündüğünü, neyi amaçladığını salt 'maddesel durum'dan çıkaramayız. Aynı mantıkla evrendeki tasarımdan da bir Yaratıcı'nın varlığını çıkarsayabiliriz. Ama o Yaratıcı'nın doğası, bilimin alanı dışındadır. Darwin'in travması Sayın Türker Alkan benim 19. yüzyıldaki materyalist teoriler arasında Darwinizm'i de belirttiğim noktada ise, "Darwin de Tanrı'ya inanırdı" hatırlatmasını yapmış. Ancak bu biraz tartışmaya açık bir konu. Darwin'in inançlı bir Hıristiyan olarak yetiştirildiği, ancak inancının giderek zayıfladığı bilinen bir gerçektir. Çoğu yorumcu da 'agnostik' (bilinemezci) olarak öldüğü kanısındadır. Bazılarına göre ise aslında ateizm noktasına varmıştır, ama dindar bir Hıristiyan olan eşi Emma Darwin'i üzmemek için bunu açıkça ifade etmemiştir. İşin ilginç bir yönü, Darwin'in inancındaki erimenin, gördüğü bilimsel kanıtlardan ziyade, yaşadığı psikolojik travmayla ilgili oluşudur. Onu dini inançtan soğutan en büyük etken, kızı Annie'nin 10 yaşında iken hastalanarak ölmesidir. Darwin'in üç kuşak sonradan torunu olan Randal Keynes, 'Annie'nin Kutusu: Darwin, Kızı ve İnsan Evrimi' adlı kitabında bunu detaylarıyla anlatır. Aslında bu travma Darwin'e has da değildir. New York Üniversitesi psikoloğu Paul C. Vitz, 'Ateizmin Psikolojisi' adlı 1999 basımı kitabında, önde gelen ateist düşürlerin çoğunun şaşırtıcı biçimde sorunlu aile hayatlarına sahip olduğunu inceler. Vitz'e göre, "Tanrı'ya inancın önündeki engeller rasyonel değil, genel anlamda, psikolojiktir." Eğer Vitz düşüncesinde haklı ise, o zaman ateist Freud'un "Tanrı'ya inanç, çocukluktan kalma bir duygusallıktan gelir" şeklindeki iddiasının neredeyse tam aksi bir sonuca varmak gerekiyor. Kaldı ki zaten Freud'un kendisi de içinde bol miktarda ensest bulunan hayli 'sorunlu' bir ailenin ürüdür... Zina ve bina Darwin ve Freud'la ilgili bu küçük notlardan sonra, asıl tartışmaya, yani bilimin metodu konusuna dönelim... Eğer sayın Alkan, "Bilim ateizmi varsaymak zorundadır" derken, ATEİZM yerine SEKÜLERİZM kelimesini kullanmış olsaydı, o zaman bir itirazım olmazdı. Çünkü, gerçekten de bilim seküler olmalıdır. Yani herhangi bir dini (veya felsefeyi) kendisine referans olarak almamalıdır. Ama 'ateizmi varsaydığı' anda ise, 'Tanrı yoktur' iddiasını kabul etmiş, yani baştan dogmatik bir felsefeyi kabul etmiş olur. Böyle bir yaklaşımın, tüm Sovyet bilim adamlarına 'diyalektik materyalizme uygunluk' zorunluluğu getiren Stalinci zihniyettten pek bir farkı olmaz. Öte yandan sayın Alkan, bilimi ateizmden ayrıştırdığımız takdirde, 'zina ve bina arttığı için deprem oluyor' türünden yargıların bilime etki edeceğinden endişe ediyor. Oysa bu, bir uçtan diğer bir uca savrulmak olur, ateizm yerine bir başka dogmayı bilimin temeli saymak anlamına gelir ki, buna ben de Alkan kadar karşıyım. (Bu arada yeri gelmişken, sayın Alkan'ın işaret ettiği 'zina ve bina arttığı için deprem oluyor' gibi sözlerin aslında din açısından da hurafe niteliği taşıdığını belirteyim. Üç İlahi dine göre insanlık tarihinde bazı mucizevi depremler olmuştur -Sodom ve Gomorre'nin helakı gibi- ama bunun dışındaki doğal olaylar bir 'ahlaki amaç' gözetmez. Nitekim depremler de 'fay hatları' üzerinde oluyor, illa 'sefahat hatları' üzerinde değil.) Yapılması gereken, bilimi 'zina-bina' argümanlarından da, ateizmden de ayrıştırmaktır. Ondan sonra da bilim bizi evrenin ve canlıların kökeni konusunda nereye götürüyorsa, oraya doğru ilerlemektir. Ve, iddia ediyorum ki, varacağımız nokta, ateizm değil, onun zıttı olan 'teizm'dir. Yani Allah'ın varlığını kabul... 'Köken' sorunu Tam bu noktada bazı okurlar, "Bilim bu gibi konulara girmez, Tanrı hakkında bir şey söylemez" veya "Bir insan ister ateist, ister dini bütün Müslüman olsun, laboratuvara girince aynı deneyi yapar, aynı sonucu alır" gibi itirazlar getirebilirler. Bu dedikleri doğrudur da; doğa kanunlarının işleyişi gözümüzün önündedir ve bu işleyiş bize bir 'doğaüstü' müdahale göstermemektedir. Ne var ki dikkat edelim; burada tartışılan mesele, doğanın İŞLEYİŞİ değil, KÖKENİ'dir. Örneğin evrendeki elementlerin kimya ve fizik kanunları sayesinde nasıl davrandıklarını biliyoruz. Ama soru, bu elementlerin nasıl ortaya çıktığıdır. Dahası kimya ve fizik kanunlarının neden mevcut değerlerinde olduğudur. Son yılların bulguları İşte bu gibi sorular, ateizmin dayanaklarını zayıflatıyor. Örneğin son 30-40 yıldaki bulgular, önce evrenin bir başlangıcı olduğunu gösterdi, oysa klasik ateizm, 'evren sonsuzdan beri vardır' argümanına dayanıyordu. Daha sonra evrendeki fiziksel ve kimyasal kanunların, şaşırtıcı biçimde, tam da insan yaşamı için gereken değerlerde olduğu ve burada çok hassas bir ayarlama ('fine tuning') bulunduğu anlaşıldı. O nedenle ki uzun yıllar ateist olan ünlü İngiliz fizikçi Fred Hoyle, "Öyle gözüküyor ki, bir Süper-Akıl, fizik ve kimyayı düzenlemiş" demek ihtiyacını duydu. Canlıların kökeni, ateizmi çıkmaza sokan bir başka önemli sorun. Darwin'in bu sorunu çözdüğü sanılmıştı. Oysa Darwinizm özellikle 1980'lerden bu yana ciddi bir bilimsel kriz içinde. Bulunan fosiller, evrim teorisinin 'hayat ağacı'nı bir türlü doğrulamıyor. En basit canlıda bile rastlanan olağanüstü komplekslik, organizasyon ve 'bilgi'ye, 'tasarım' dışında ikna edici bir cevap getirilemiyor. 'Akıllı Tasarım' Bu noktada bazı okuyucular, "Henüz anlaşılamamış olgulara böyle metafizik açıklamalar yapılır, sonra bilim ilerledikçe maddeci bir açıklama bulunur" diye de itiraz edebilirler. Ve de yanılmış olurlar. Çünkü bugün Amerikan bilim çevrelerinde fırtına gibi esen 'Akıllı Tasarım' (Intelligent Design) teorisi, bilinmeyene değil, bilinene dayanıyor. Bu teorinin öncülerinden olan ve yazdığı, 'Darwin'in Karakutusu: Evrime Biyokimyasal Meydan Okuyuş' adlı kitap '20. Yüzyılın En Etkili 100 Kitabı' arasında sayılan biyokimya profesörü Michael J. Behe şöyle diyor: "Bugün, yaşamın tasarlanmış olduğu gerçeğiyle yüz yüzeyiz ve bu, bilmediklerimizden değil, son 40 yıl içinde öğrendiklerimizden kaynaklanıyor." Kısacası evrenin ve canlıların kökeni hakkındaki bulgular, giderek daha güçlü biçimde bir Yaratıcı'nın varlığına işaret ediyor. Bunlar bir 'ispat' değil, ancak inanmak için güçlü birer 'işaret.' 'Süper-Akıl' teorisi "İyi de bütün bunlara kim inanıyor ki, zaten dindar olanlar mı, dinciler mi" diye soracak olanlara ise, yer darlığı nedeniyle, tek bir 'referans' göstereyim: 20. yüzyılın en önemli ateist düşünürlerinden Anthony Flew. 81 yaşındaki İngiliz düşünür Flew, geçtiğimiz ay içinde bizim basın dahil tüm dünyada yankılanan bir açıklama yaparak 'ateizmden vazgeçtiğini' açıkladı. "Evreni bir Akıl yaratmış olmalıdır" dedi Flew, "bir tür Süper-Akıl, yaşamın kökeni ve doğanın kompleksliği karşısında yapılabilecek en iyi açıklamadır." Bu gerçeği görmek için illa 81 yaşına kadar beklemek de gerekmiyor. Sadece, "Bilim ateizmi varsaymalıdır" gibi hükümleri bir kenara bırakmak lazım. Gelin, bunu yapalım. Bilimi şu veya bu felsefenin ipoteğine almaya çalışmak yerine, bilimsel kanıtları önyargısızca inceleyelim. Kimin haklı olduğunu, bize o kanıtlar göstersin |
||
|
||
Alıntı Bir mağara duvarında özenli motifler gördüğümüzde, bunları çizen bir resssamın varlığını çıkarsayabiliriz. Ama hiç göremediğimiz o ressamın kim olduğunu, ne düşündüğünü, neyi amaçladığını salt 'maddesel durum'dan çıkaramayız. Aynı mantıkla evrendeki tasarımdan da bir Yaratıcı'nın varlığını çıkarsayabiliriz. Aynı mantıkla? Aynı mantıkla nereye varılabileceğini göstereyim. Duvarda bir resim gördük. - Bir ressamın çizdiğini varsayabiliriz. Yolda giderken bir ayakkabı bulduk - Ressamın değil ayakkabıcının yaptığını varsayarız. O halde bu benzetmeye göre herşeyin bir yaratıcısı vardır. Bir ağacın ağaç yaratıcısı, senin bir insan yaratıcın, köpeğin köpek yaratıcısı, ayın ay yaratıcısı. Bu tür benzetmelerin ima ettikleri tek şey her türlü yaratımdan sorumlu çok sayıda yaratıcının mevcut olduğudur. |
||
|
||
| O halde bu benzetmeye göre herşeyin bir yaratıcısı vardır. evet peki bu yaratcıların arasındaki intizam nedir kime uyuyorlar bunlar güneşi güneş tanrısı Ay'ıda ay tanrısı yapmış bunların arasındaki nizam ne neye uymak zorunda bunlar.... gökle yer anlaşmazsa hayat olmayacak yağmur yağmıycak ne kedi ne köpek ne sen ne ben olacak... her şeyin ayrı ayrı bir yaratıcısı yokmuş demek ki.. Ay'ı tanrısına sen Ay'ı yap bu böyle dönsün burada ne için kimin için Güneşi tanrısına sen güneşi yap bu ısıtsın yeryüzünü peki niçin kimin için |
||
|
||
| helal şu darwin'e ya adam tek başına allahın canına okuyor,baksanıza adam ateizmi çökertmek için sallayabilecegi tüm mavalları Darwin üzerinden yapmaya çalışıyor,neymiş efendim bikaçtane ya ölüm korkusu çeken ,yada alzaimer hastası moruk fizikçi ateizmi reddetti diye hemen ateizm bitmişmi oldu yani,ee o zaman binlerce,yüzbinlerce bilimadamıda hem evrime hemde ateizme inanıyo onlar ne olacak peki... örnegin steve projesi n'olacak yani,yani bütün bu bilimadamları yanlış biliyo ama bu sayın dingil doğru biliyo pes doğrusu... ![]() http://sifirforum.com/arsiv-konu-1410.15-evrim-teorisi-tartisma.html |
||
|
||
| Angut @akrepv.. : ) : ) angut başlığına bak ne yazılmış orada oku ! onun için angut diyorum sana ateizm çöktü öldü bitti hala sen ateizm ölüsünün başında ona bakıyorsun neler söylemişler diyee |
||
|
||
Alıntı O halde bu benzetmeye göre herşeyin bir yaratıcısı vardır. evet peki bu yaratcıların arasındaki intizam nedir kime uyuyorlar bunlar güneşi güneş tanrısı Ay'ıda ay tanrısı yapmış bunların arasındaki nizam ne neye uymak zorunda bunlar.... gökle yer anlaşmazsa hayat olmayacak yağmur yağmıycak ne kedi ne köpek ne sen ne ben olacak... her şeyin ayrı ayrı bir yaratıcısı yokmuş demek ki..Ay'ı tanrısına sen Ay'ı yap bu böyle dönsün burada ne için kimin için Güneşi tanrısına sen güneşi yap bu ısıtsın yeryüzünü peki niçin kimin için En başta verilen örneğin her şeyin bir yaratıcısı vardır önermesine kapı açtığını kabul edip Karmaşık, komplex yapıların nasıl meydana geldiğini sorgulamışsın anladığım kadarıyla Yani duvar resmi karmaşıktır bir yaratıcısı vardır evren karmaşıktır o halde onun da bir yaratıcısı vardır Yukarıdaki örnekte son adım yanlış. çünki kriterimiz olan karmaşıklık sonucu yani yaratıcıyı desteklemiyor bunu mantıken hatalı şekilde birincisine bağlıyor. Kriterin bu şekilde sonucu desteklemesi mantıken doğru olacaksa aşağıdaki de doğru olmalıdır Yapraklar karmaşık selüloz yapılarıdır Yaprakların yaratıcısı ağaçlardır Gazeteler de karmaşık selüloz yapılarıdır O halde gazetelerin de yaratıcısı ağaçlardır Ne yaptık, mantıksal hata ile kriterleri aynı sonuca bağladık, sonuç ta saçma oldu haliyle. --- yerinde olsam evrende karmaşık olan herşeyin gözleme dayanarak yaratılmış olduğunu ve bu nedenle evrenin de yaratılmış olduğunu söyleyerek karşı çıkardım buna. fakat burada bir sonuca neden olan şey o sonucu ispatlamakta kullanılıyor yani evrenin, galaksilerin, güneşin, hayatın, bitkilerin yaratılmış olduğu 'varsayılır' cümle içinde, kanıt olarak gösterilen 'evren karmaşıktır' cümlesi bize aslında evrenin karmaşık olduğu dışında hiçbir şey kanıtlamıyor. ve gerçekten delil araştırmaya girdiğimizde aslında bilim, fizik, kaos teorisi, evrim teorisi bize karmaşık olan herşeyin yaratılmış olması gerekmediğini, bunların kendi kendilerine evrimleşmiş olabileceklerini de söylüyor. tabi aynı şekilde sen de nedeni sonucu ispatlamakta kullandığım konusunda karşı çıkabilir, varsayımda bulunuyorsun diyebilirsin yeniden. sonuçta karmaşık olan herşeyin doğal yollarla evrimleştiğini söylerken önsel olarak doğal yolla evrimleştiklerine inanmak gerekiyor. yani iki farklı yöntemin de o veya bu şekilde kanıtlanmamış dayanak noktaları bulunuyor. bu nedenle ne evrenin mutlak bir kesinlikle evrimleşmiş olduğu ne de aynı kesinlikle yaratılmış olduğu söylenebilir. bunun anlamı her iki yöntemin de eşit derecede doğru olduğumudur peki? bu konularda henüz yanlışlanmamış occam'ın usturası kullanılır occam'ın usturası varlığı kanıtlanmamış bir şeyin varsayılmamasını söyler (burada tanrıyı koy yerine) bu yüzden tanrının kanıtı olarak görünür dizayndan, yani nedeni kanıt olarak kullanmaktan, bunu bu yaptıysa bunu da tanrı yapmıştır demekten daha fazlasına ihtiyaç var. ikinci olarak önerme sadece tek bir varsayımda değil, bu varsayımla birlikte (henüz yanlışlanmamış olan) bilimsel metodun da yanlış olduğunu varsayıyor. etti iki varsayım. bilim bize her zaman daha az varsayımda bulunan gerçeği kabul edin der. |
||
|
||
| yazındaki kendi kendinle yaptığın mantıkı anlamaya çalışmadım sana şunu söyliim bir kere kendi kendine evrileşmiş olan şey kendisine her şeyi verir kendini yapa bilen her şeyi yapabilir... her şeyi mesela sen kendi kendin mi yaptın kendini yapabilen her şeyi yapabilir o halde kim yaptı seni etrafın mı yaptı araştıracak olursan seni çevreleyen mevcudat senden açizdir sen bir numarasın evrende ilmen ve fikren bütün canlılar senin elinde oyuncaktır yani bu kadarda düşünmeyip satırlara dalmak... bırak bu işleri Allahı inkar kapısı kapanmıştır... ... sende olan şeyler kemali olan bir yerden sana tecelli ediyor.. sen kendini hazır yapılmış olarak bulursun bir dakka sonra gönlünden ne geçeçeğini söyleyebilirmisin o halde sende olan şeyler bir yerden tecelli ediyor kemali olmayan bir yerden tecelli etmez bunlar.... |
||
|
||
Alıntı mesela sen kendi kendin mi yaptın kendini yapabilen her şeyi yapabilir hayır darwin'in keşfettiği kendi kendine işleyen, özünde rastgele olmayan (kendi kendini yapabilen herşeyi yapabilire ithafen) ve zihinsel bir amacı da bulunmayan (bu dünyaya senin özelliklerinde biri lazım gibi misal) doğal seleksiyon. beni yapan bunu önüne ya da zihnine beni yapmak gibi bir amaç koymadan yaptı, ama beni yaptı, yapmak zorundaydı. dolayısıyla bir şey kendi kendisine herşeyi veremez, ona neden olan şey kördür. amaç taşımaz. |
||
|
||
| ben sana kendine ve etrafına çıplak gözle bakmanı tavsiye ederim yoksa satırlara girersen mantıkla uğraşırsın etrafı göremezsin ben kendimi bir an için doğaya tabiata ve kendime bakmaktan alıp senin yaptığın gibi satırlara girip karşı taraf ne yazmışsa onun yazdığına mantık yürütme yapayım demişsin ki şimdi sen özünde rast gele olmayan Avrupadan Güstav lubonda demiş ki tabiatın yalnız olarak oluştuğunu ve işin de rast gele olmayan daima daha mükemmel neticelere doğru sevk-i tabi vasıtasıyla ilerlemekte olduğunu iddia etmek tabiatın böyle olduğunu iddia etmek bu tabiatın akil bir illet tarafından bu gayey-i kemale doğru sevkedilmekte bulunduğunu itiraf etmek demektir tabiatı böyle bulmuşsan bunu itiraf ediyorsun diyoor demişsin ki ona neden olan şey kördür iyi ama herşey daha güzele doğru gidiyor nasıl kör bu körse nasıl olurda hepsinde umumi bir intizam var amaç taşımıyorsa nasıl bir intizam var hem doğal selectıon diyorsun hem kördür diyorsun eski zamana bak şimdi ki zaman bak o halde tabıatın bu ilerlemesi büyümesi, bu ihtiyacı alemi bu gayeye doğru sevk eden umumi bir kuvvetin işi değilde ya kimin işidir. hayır darwin'in keşfettiği kendi kendine işleyen, özünde rastgele olmayan (kendi kendini yapabilen herşeyi yapabilire ithafen) ve zihinsel bir amacı da bulunmayan (bu dünyaya senin özelliklerinde biri lazım gibi misal) doğal seleksiyon. hiç bir amaçı yok diyorsun ama tabiat daima daha güzel ve daha iyiyi yapmaya doğru meyilli olduğu tekrar tekrar söyleniyor yani dağal selectıon var deniliyor amacı yok olur mu peki doğal selectıon kimin işidir hem tabiat gerçekten daha iyiyi daha güzeli yapmaya meyyili olduğu söylenirken hayatın devamını sağlayan en büyük kural birbirini öldürme yeme kanunudur işte doğanın doğal selectıon kanunun esası çürüdü aklımızla baktığımız vakit daha iyiyi daha mükemmeli daha güzel şeyleri yapmaya meyyilli oldüğu gözlemlenen doğada hayat vahşet ile devam etmekte o yüzden maalesef doğal seleksiyonun esası çürüktür derler fakat vardır evet doğal selectıon vardır ama niçin vardır ? derler soru bu .... beni yapan bunu önüne ya da zihnine beni yapmak gibi bir amaç koymadan yaptı, ama beni yaptı, yapmak zorundaydı. yoook yaa nerden çıkarıyorsun bunu sallıyorsun senin amacın var var ki yapmış seni tabiat çünkü doğada abes yaratılmış bir şey yok gerek bize göre şer gerek hayır olsun muhakkak yaratılmış yapılmış o şeyin doğa için bir amacı bir sebebi vardır var ki yapmış lüzummuşsun ki seni yapmış dolayısıyla bir şey kendi kendisine herşeyi veremez, ona neden olan şey kördür. amaç taşımaz. bu sözünle yalan oldu her şey tabiatın amacı var çünkü daima daha iyiye doğru gitmek istiyor... doğal selectıon kör değil yani peki tabıat nedir her mevcutta var olup o mevcuta evrimleşmeyi gerçekleştiren güç mü o halde bu tanıma göre tabiat Allah çünkü hiç bir mevcudat kendisini kendi yapmamıştır.. kendisini yapan mevcudat kendisine her şeyi verir o halde her mevcudatı biri yapmaktadır yani bir yaratıcı tabiat ismi verilmiş ona |
||