|
||
| Dikkatinizi çekmiş olmalı, ne zaman Kürt sorununda bir gerginlik yaşansa büyük gazetelerin standart bir haberi devreye girer. Geçen hafta da girdi. "Terörist cenazesini belediye kaldırdı." "Teröristin ölüsü için belediye araç gönderdi." "Teröristin cenazesine katılanlar belediye araçlarıyla taşındı." Nasılsa cenaze bulmak diye bir sorun yok! Bu, DTP'nin Meclis grubunu basınç altına alma taktiğidir. Düzen, icabında PKK=DTP denkliği üzerinden sizi hareket edemez hale getiririm, demektedir. DTP'nin bu handikaptan çıkma şansı olsaydı, bugüne kadar kullanırdı. Her cenahtan liberalin, 22 Temmuz'da sözü edilen denkliği ortadan kaldırma imkanının yakalandığı şeklinde ikide bir dile getirdiği "sağduyulu" fikrin aslı astarı bulunmuyor. Kürt legal partilerinin özerk bir dinamizme sahip olup olmayacağı, ne ölçüde olabileceği işin en başından bu yana bir gündem, tartışma ve gerilim başlığıdır. Legal siyasetin ayrı bir konusu, üslubu ve gündemi olması gerektiği sağcı-solcu olmaktan ayrı bir şeydir. Legal siyaseti stepne sayanların neden kalkıp legal parti kurduğunu anlamak mümkün değildir. Tabii ki, legal parti "başka" olmalıdır. Ama istemekle de olmuyor. Kürt siyasetçilerinin PKK ile legal partinin "aynı kitlenin üstünde durduğu" biçimindeki tarifi bir gerçekliğe denk düşmektedir. Ama "aynı kitle"den ben daha geniş bir nesnelliği anlıyorum ve sorunun şu olması gerektiğini düşünüyorum: Bu nesnellik hangi ve ne tür kurumları besleyecek dinamizme sahiptir, neye yetebilir, neye yetemez? Sorun, Kürt sorununun nesnel zemininin bu kadar çok aracı, lideri, kurumu taşıyamıyor olmasıdır. Abdullah Öcalan, PKK, DTP, belediyeler, ayrıca Diyarbakır belediye başkanı Baydemir, sınırın ötesinden Barzani, Talabani ve onların içerdeki uzantıları... Bunların tamamı artık aynı havuzda yüzmektedir. Ama bu havuz olimpik standartların altına çok zamandır düşmüştür! Kürt siyasetinin beslendiği toplumsal, sınıfsal dinamikler, halkçı siyasal kültür tepe tepe kullanılıp, tüketilmiştir ve kalanlar bu kadar adamı beslememektedir. O nedenle bunlar sürekli birbirlerinden rol çalacaklardır. Kürt ulusal hareketi, kendisini emekçi, ilerici, düzen dışı, halkçı öğelerden arındırmak ve AB'ye, mümkünse ABD'ye yakın konumlandırmak, AKP'yle simgelenen mülk sahibi gerici güçlerle dost olmak, güçlenmek adına kendi burjuvazisini yetiştirmek için yıllardır uğraşmaktadır. Kuraklığın nedeni budur. Bu nedenle düzen güçleri de DTP'yle, DTP'li milletvekilleriyle ve belediye başkanlarıyla bir takım özdeşlikler üzerinden uğraşmaya devam edecektir. Kürt legal siyasetçisi kah PKK'yle kah dış güçlerle benzeştirilerek köşeye sıkıştırılacaktır. Kürt ulusalcılığının, burjuvalaşma, uzlaşma ve birbirine benzemeyi bir strateji olarak benimsedikten sonra yapacağı fazla bir şey kalmamaktadır. Çare vardır ama bazılarının harcı değildir. Türkiye emekçilerinin çıkarlarını dile getiren ve temsil eden bir odağa dönüşmeden terörist benzetmesinden kurtulmak mümkün değildir. DTP'nin burjuvaziyle uzlaşma stratejisi oturmuş bir stratejidir. Belediyeciliği emekçi kitle örgütlenmesinin, emekçilerin karar mekanizmalarına katılmalarının bir unsuru haline getirmeden gidilecek tek yer, rant dağıtımcılığıdır. Emperyalizme karşı durmazsanız dış güçler etiketi yakanızdan düşmeyecektir... Osman Baydemir'e Diyarbakır'a "kale" dediği için çok yüklenildi. Baydemir'in elindense, lafı futboldaki kaleye çevirmek, bu yolla işi sulandırıp kurtulmayı ummak gelmiştir. Kurtulamaz; bu geri çekilme kendi kalesine gol atmaktır. Oysa belediyenin cenaze taşımasıyla ilgili yazılıp çizilenler sert, açık ve çok meşru bir tepkiyi hak etmektedir. Demek ki Türkiye'nin medyası, bu medya haberleri üstünden ikide bir soruşturma açan savcılarına bıraksanız, istedikleri cenazeye kaldıracak, beğenmediklerini ortada bırakacaklar! Tuzu kuru medya böyle yapabilir, ama belediyenin standart işlerinden biri de cenazeyi taşımak, gömmek, cenazeye katılanları da bir yerden diğerine nakletmektir. Kürt siyasetindeki daralma, kuruma, çıkışsızlık buna bile yanıt verilememesi sonucuna dayanmıştır. |
||