|
||
| Malina Ingeborg Bachmann Çevirenin Önsözü: Malina ya da Günlük Cinayetlerin Romanı Ahmet Cemal İlk kez 1971 de yayınlanmıştır Malina; çıkışının hemen ardından bir kaç baskı yaptı,çok kısa zamanda çoksatar listelerine yerleşti.Bunu,kitabın normal bir satış çizgisine oturduğu,ama hiç ortadan yitip gitmediği yıllar izledi. Bu gelişme günümüzde ,Malina'nın yüzyılımız Avrupa romanının en önemli ürünlerinden biri sayılmasıyla noktalanmış bulunuyor.Malina bu yeni niteliği ile artık salt Avusturya yazının değil,ama dünya yazınının bir yapıtıdır.Tıpkı Ingeborg Bacmann'ın ;salt Avusturyalı bir yazar ve ozan olma niteliğini çoktan geride bırakmış olduğu gibi. Malina , çıkışından günümüze değin zaman zaman çok yoğunlaşan tartışmalara konu oldu.Bu tartışmalar çerçevesinde yapıtı göklere yükseltenlere olduğu kadar , onun roman olma niteliğini de yadsıyanlara da rastlandı. Burada kanımca,her iki tutumunda Malina'nın hakkını verebilmekten uzak olduğunu belirtmek gerekir. Ama burada biraz ara verelim ve yine Malina'ya dönmek üzere ,biraz da yazarına yaklaşalım. "Belli bir an vardı çocukluğumda ; o an benim tüm çocukluğumu yıktı.Hitler'in birliklerinin Klagenfurt'a girişi.Bu, o denli korkunç bir şeydi ki,anılarım o günle başladı;başka bir deyişle ,erken gelen, o güçte olanını daha sonra hiç çekmediğim bir acıyla..."Ingeborg Bachmann ,24 Aralık 1971 tarihinde kendisiyle yapılan bşr konuşmada çocukluğuna ilişkin olarak bunları söylüyor.Aynı konuşmada kendisine Malina'da toplumu "en kanlı arena" diye nitelendirmiş olduğu anımsatıldığında "Evey,yoksa kuşku mu duyuyorsunuz bundan? Bu sözde uygar dünyada,görünüşte uygar davranan insanlar arasında ,gerçekte sürekli bir savaşın egemenliğinden kuşku mu duyuyorsunuz?İnsanların birbirini ağır ağır öldürmekte olduklarına inanmıyor musunuz? Kimi zaman herkes açık ve seçik görebiliyor bu gerçeği,ama uzun zaman parçaları boyunca da insanlar yine belli bir dinginlik içerisinde yaşayıp gidiyorlar,küçük yaralarıyla ,yaralanmalarıyla birlikte ve aslında yaşanabiliyor da bunlarla..." Daha önce 5 Mayıs 1971 tarihli bir konuşmada ,Malina'dan söz ederken:"Kitabı yazdığım sıralarda bugün yayımlananların pek azını okumuştum,ama içimde bir şeylere karşı çıktığı duygusu vardı.Varlığını hep koruyan bir teröre karşı.Çünkü insanın gerçek ölümü hastalıklardan dolayı değildir,insanın insana yaptıklarındandır." Olabildiğince canlı kılabilmek için kendi sözlerini alıntıladığımız Ingeborg Bachman,1926 yılında Avusturya'nın Klagenfurt kentinde dünyaya geldi.Felsefe öğrenimi yaptı. 1950'de Martin Heidegger üzerine bir doktora tezi verdi. 1959 da Frankfurt Üniversitesine öğrenim görevlisi olarak çağrıldı.Ünlü kuramsal yapıtı Frankfurt Dersleri bu çalışmaların ürünüdür.Ertelenmiş ZAman Ve Büyük Ayının Çağrısı adlı şiir kitabıyla büyük yankılar uyandırdı.Öyküler ,denemeler ve radyo oyunları kaleme aldı.Çalışmaları ,Georg Büchner Ödülü ,Grup 47 Ödülü,Bremen Kenti Yazın Ödülü,Berlin Eleştirmenler Ödülü,Avusturya Büyük Devlet Ödülü ve Anton Wildgans Ödülü gibi ödüllerle takdir gördü. Ingeborg Bachmann ,1973'te uzun yıllar yaşadığı Roma'daki evinde fazla miktarda aldığı uyku hapından sonra yaktığı sigaranın yol açtığı yangında aldığı yaralar sonunda öldü. Malina, yazarın Ölüm Türleri ana başlığı altında yazmayı düşündüğü bir dizi romanın tamamlanabilmiş ilk ve tek bölümüdür.Malina konusunda da sözün çoğunu yazarına bırakmak ,herhalde yerinde olacaktır.: "Gerek bu kitapta gerekse sonraki kitaplarda savaş üzerine bir şeyler yazmak istemiyordum.Çünkü bunu yapmak çok basit olan bir şey.Savaş üzerine herkes bir şeyler yazabilir ve savaş her zaman korkunçtur.Ama barış üzerine bir şeyler yazabilmek ,yani bizim barış dediğimiz şey üzerine ,çünkü bu gerçekte savaştır..Gerçek savaş, her zaman adı barış olan savaşın patlaamsıyla doğar..." 22.Mart.1971 "Kitabım İtalya 'da yayımlandığından bu yana ,bana hep kitabımın ikinci bölümünü faşizmi gözönünede tutarak mı yazdığımı sordular.Ve ben de dedim ki ,hayır, daha önce yazmıştım,faşizm nerede başlar sorusu üzerinde daha önce de düşünmüştüm.Faşizm atılan ilk bombalarla başlamaz,her gazetede hakkında bir şeyler yazılabilecek olan terörle de başlamaz.Faşizm insanlar arasında ilişkilerde başlar,iki kişi arasındaki ilişkide başlar...ve ben anlatmak istedim ki,savaş ve barış yoktur ,hep savaş vardır..."Haziran,1973 (Malina romanındaki "ütopya " üzerin) "Kimi zaman bana neden içinde her şeyin iyi olabileceği ütopik bir ülkeyi ütopya niteliğinde bir dünyayı tasarımladığımı sordular.Yaşadığımız günlük hayatın iğrençliği göz önüne tutulduğunda ,bu soruyu yanıtlmak bir çelişkiye yol açabilir,çünkü bizler,günümüzde gerçekte hiç bir şeye sahip değiliz.İnsan ancak maddi şeylerin ötesinde birşeylere sahipse gerçekten zengindir. Ve ben bu materyalizme,bu tüketim toplumuna ,bu kapitalizme ,burada cereyqan eden bu korkunçluğa ,sırtımızdan yaşamaya hakları olmayan bu insanların zenginleşmesine inanmıyorum.Gerçekte inandığım bir şey var ve ben buna bir gün gelecek diyorum.Ve özlemini çektiğim şey bir gün gelecek. Evet,belki de gelmeyecek ,çünkü onu hep yıktılar ,binlerce yıldır yıktılar.Gelmeyecek ama ben gene de inanıyorum geleceğine.Çünkü eğer inanmazsam ,artık yazamam."Haziran 1973 Bachmann'ın Malina'sı mutlak aşkın romanıdır.Başka deyişle, hiç bir zaman iki kişinin aynı zamanda paylaşamayacağı ,salt cinselliğin çok ötesinde ,ancak iç dünyaların yoğunluğunda yaşanabilen bir aşkın romanı.Dış görünüş bakımından roman olaysızdır, çünkü herşey iç dünyaların alanalrında olup biter. Bu aşk son derece güç bir aşktır.Bachman bir defasında kendisine "Her erkek ve her kadın aşık olabilir mi " diye sorulduğunda "Hayır" yanıtını vermiştir, " olamaz, çünkü aşk bir sanat yapıtıdır." Malina kimilerince çok bireysel diye nitelendirilmişti ilk çıktığında, aradan kısa bir süre geçtikten sonra bu yargının bireyleşilmeden toplumsallaşılabileceğine ilişkin sapkın inancın ürünlerinden biri olduğu ortaya çıktı. Bir konuşmasında yazar,önemli ve önemsiz, ya da büyük ve küçük konular ayırımını şöyle yapıyor:" Çok sayıda yazarın yazmak zorunluluğunu duyduğu büyük olayları yazmak da ,bunlardan yakınmakta çok kolaydır.Pakistan'da olanların ,şurada burada olanların korkunç olduğunu söyleyebilmek için büyük bir sanatın varlığı gerekmez.Yanıbaşımızda hergün nelerin olup bittiğini , günlük yaşamda insanların insanları nasıl öldürdüklerini söylemek ; önce betimlenmesi gereken budur; önce bu yapılmalıdır ki ,büyük cinayetlere nasıl yol açtığı anlaşılabilsin." 7 Ekim 1972 Malina Bachmann'ın öykülerinin çoğunda dile getirmiş olduğu bir temel tutumun yeni yansımasıdır.Bachmann'a göre İkinci Dünya Savaşını izlemiş olan "savaş sonrası" dönemi , belki ilkinden de korkunç olan bir savaşın yaşandığı dönemdir. Bu savaş artık cephelerde ,dış dünyada değil ama insanların iç dünyasındadır ,en büyük hedef insanları iç dünyalarında yıkmaktır. Bu yıkım ve cinayetler ,artık tarihin belli dönemlerinde değil ,ama günlük yaşamımızda yer alır.Bachmann'a göre insanın insanı manevi açıdan ,sevgisizliklerle ,türlü yaralamalarla öldürüşü,gerçek cinayetleri oluşturur, boyutları daha geniş olan sonraki tüm cinayetlerin , büyük kıyımların temeli ,bu günlük cinayetlerde aranmalıdır. Malina'nın yapısı bu temel tutumu işlemek bakımından tam bir yetkinlik örneğidir.Romanın akışı konusunda okurlarda bir önyargı yaratmamak için, bu yapıya ve akışa ilişkin ayrıntı vermekten bilinçli olarak kaçıyorım.Zaten Bachmann'ın kendisi de bir soruya verdiği yanıtta,bir romanın değişik biçimlerde,değişik yorumlarla okunabileceğini ,bu durumun Malina için de geçerli olduğunu belirtmiştir. Okurlar, romanın anlatımında bazı şaşırtıcı özelliklerle karşılaşabilirler.Bu yazarın yeni bir dil olmadan yeni bir dünya olmaz savından kaynaklanan bir anlatım özelliğidir. Bachmann'ın dil sorununa yaşam boyunca verdiği önem ,Wittgenstein'la yoğun biçimde ilgilenmiş oluşu vb gibi noktalar gözönüne tutulursa ,Malina'daki özel anlatım biçiminin nedenleri daha da açık bir biçimde ortaya çıkar. Biraz da bu romanı çevirirken izlediğim yöntemden bahsetmek istiyorum.Malina'yı çevirirken "çeviri kokusundan" asla korkmadım;dahası kimi yerde kitap "çeviri koksun" diye özel bir çaba bile harcadım.Kendine özgü anlatım biçimlerini dilimize çevirmenin amaçlarından biri de ,kendi dilimiz sınırlarını sonuna değin zorlamak, bunun sonucunda amaç dilde yeni olanaklara ve boyutlara kavuşabilmektir.Malina'da hep bunu gözönüne tuttum.Bu amacımda ne kadar başarıya ulaştığımı ya da ulaşamadığımı doğal olarak ben değerlendirecek değilim. Bir başka özellik,romandaki Viyana atmosferi açısından ortaya çıktı.Viyana'ya ve kısmen de Avusturya'nın ait baı özellikleri (yer adları ,yemeklşer vb) çeviride verilmesinde sık sık dipnotlara başvurulması düşünülebilirdi.Epey düşündükten sonra bundan da bilinçli olarak kaçındım.Kanımca Malina baştan sona bir akışı dile getiren bir roman, sayfa altlarının kalabalığı bu akışı çok bozacaktı. Şakaya dayanmış silah olan kitaplardan..Üstelik Ingeborg Bachmann gibi soguk ,derin bir suyun derin dili biri kurşunları diziyor.Söz konusu yazar,yazmaya dair,edebiyata-sanata dair ve hayata dair yeni sözlerin yazarıdır bence.Kısaca tavsiye edilmez.Okuyacak olan okur zaten...der buz. |
||
|
||
hemsehrim ya toprak iste naapcan....ya harbiden bu avusturyadan amma cok filozof falan cikiyo ya....hadi beni bosver ben sonradan yerlestim ama....
|
||