|
||
| Değersiz taşlar biriktirirdim eskiden. Denizi hatırlatanlar hep cebimdeydi. Bu yüzden elim cebimde yürürdüm ilk gençlik yıllarımda. Oğlan çocukluğum oradan kalma. Denize girmezdim yine o yıllarda kirletmeyelim birbirimizi temiz kalsın sevdamız diye. Bir akşam vakti guruba karşı el ayak çekilir, göz göze sevişmelerimiz başlardı ve ben kaybolurdum engin bir mavilikte. Bir denizin gemi hüzünlerini keşfettim o zamanlar, kızardım bağrını yaralayan gemilere, ben sana dokunmaya kıyamam dediğim ismimi aldığım engin mavi... Kumsal saçlarıydı bilirim altın rengi, ben gece seyrederdim saçlarını siyaha çalardı o zaman. Gece gibi bakardı deniz... İçinden geçtiği tüm şehirleri adım gibi ezber ettim nedense... Şimdi karasal bir yalnızlık canımı acıtırken, nasır tutmuş bir kan kaybı noktasındayım. Onun rüzgârı vardı benimse şiirlerim. Yalnızlık çöktü mü dörtlerdik işte akşamüstü sohbetlerini. Başka türlüsü bilinmez olur. Uzaktan sevmeyi o zamanlardan beri severim. Yaklaştıkça büyüyor insanın içindeki bencil dev, hep daha fazla diyorsun, senin fazlalığın beni boğar diye ben uzaktan yazdım sana aşk şiirlerimi Yine cebimde sıcak bir yazdan kalma çakıl taşları. Elim ne vakit cebime girse, gözleri haylaz, suskun bir çocuk düşer gölgem yerine ardıma… Ve ben ardıma bakmazsızın koşarım yarınlara. Bilirim ki arkamda bıraktıklarım çocukluğumdur, yaşamımın en güzel ve en anlamlı köşesidir. Bilirim ki dönüp bakarsam çocukluğumu yiyip bitirecek ‘bugünler’… Oysa içimde öfke yüklü fırtınalar kopar çocukluğumu süsleyen SENİ bırakıp yarınlara yol aldığımdan. Sensizlik yüreğe saplanan bir hançer gibidir. Ve o hançer her an yüreğimde, her an içimde… Acıyor yüreğim acıyor her bir yanım… oysa kasırgaya yakalanmış yaşamım dönmek istese de yüreğim biçare boyun eğecek hayat denilen bu kahrolası gerçeğe… |
||
|
||
| oysa ki ben sevgilimin çokluğunda kaybolmayı severim ve yeniden keşfetmeyi kendimi bir yok oluş arzusundan önce bir kendinden geçiştir yaşadığım ve ençok ta sevdiğim zaman uzaktan bakmayı isterim kendime bir yok oluşun hatırası kazınsın diye böylece bütüm ömrüme değersiz taşlar toprak oluyor biriktirdikçe ve zamansız oluşmuyor hiçbir toprak vefa duygusu derinleşiyor gittikçe değersizlik yok oluyor kim olduğu mühim mi? sen kimsin ki? |
||
|
||
| bir sır wer bana öyleyse kimseler bilsin... toprak kokulu bir bahar dağlardan aşağı sürsün.. kaldırıp başını kuşlara yalwarma bir başka hüznün şenliğinde kolkolalığını kutla.. kutsa kendini.. arınma günahlarından... günahsızlar ölüyor burada! |
||
|
||
| Gözlerin masmavi ve derindi, Evrenin ortasında deniz gibi. İnsanlara yol gösterir,umut verirdin Sonsuz ve coşkulu deniz gibi. Kardeşlik ve özgürlüktü haykırdığın, Köpürmüş fırtınalı deniz gibi. Neçareki sanada kıydı bu vicdansızlar, İhtilal namlusunda deniz gibi! |
||
|
||
| değersiz taşlar biriktirdim, sonra her birini bir duyguyla niteledim, erdemler yükledim birçoğuna, taşlarım parlamaya başladı, değerlendi... bazılarını sevdiklerime adadım gözyaşımla ıslananları kendime kalanlarını tüm insanlığa... |
||
|
||
| ölesine taşlar biriktirdim çok da kadın sevdim dayanamadım onlara verdim onlarda değerlerini buldular.. |
||
|
||
| briktirdiğim değerli taşları yalnızlığa sundum,yalnızlığımda ise bir sen vardın yıldız gözlüm... | ||