|
||
| trt de prodüktör olarak çalıştı. ardından içindeki sinema aşkına teslim olup sinemaya geçti. filmlerinde trt den destek almaktadır. filmleri suyun öte yanı yaz yağmuru 80.adım salkım hanımın taneleri yılmaz karakoyunlu romanından, çok başarılı bir filmdir tavsiye de ederim ayrıca |
||
|
||
sinemaya mı geçti? ![]() yok canım,ne ilgisi var? sadece daha fazla para kazanmak için şirket kurdu,tv kanallarına film yapıyor..bakınız,kaç sene geçtiği halde hala tek sinema filmi yok ablamızın..yukardakilerde trt sayesinde cektiği filmlerdir,yani,trt produktörü ve yönetmeni sıfatı ile onları cekmiştir,sanırım sadece salkım hanımın taneleri sinema da gösterimde halka sunulmuştur... |
||
|
||
Ankara kolejlilerinin yaptığı bir söyleşiden alıntı.![]() Hacettepe Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdi. Üniversitede okurken bir yaz tatilinde Londra'ya gitti. Bir sinemanın önünden geçerken çok uzun kuyruklar gördü ve filme girdi. Film; Tarkovski'nin "İvan'ın Günlüğü". Orada yaşadığı heyecanı gözlerinde hala görmek mümkün: "Orada hakikaten ruhumda bir deprem oldu diyebilirim. Bütün ilgi duyduğum sanat dallarının resim, heykel, edebiyat, müzik gibi; bir tek karede buluşabileceğini keşfettim filmde. Ve oradan çıkınca babama mektup yazdım ben meslek değiştiriyorum, yönetmen olmaya karar verdim diye." Tomris Giritlioğlu orada kalıp sinema okuluna gitmek istedi. Ancak babasının geri dönmesini istemesi üzerine "müthiş yoğun, olağanüstü bir aşk" diye nitelendirdiği baba kız ilişkisi onun Türkiye'ye dönüp okuluna devam etmesine sebep olmuş. Hukukçu ve aynı zamanda şair olan babası Ali Arcak'ın yetişmesinde ve kimliğini kazanmasında çok etkili olduğunu söylüyor. Türkiye'ye döndükten sonra okuluna devam etti. Ve hemen ardından TRT'nin dil sınavına girip, 2 yıl çevirmen olarak çalıştı. Daha sonra açılan ilk yönetmenlik sınavıyla hayatındaki bu macera başladı. "Sinema benim rüyam her şeyim ama televizyon sorumluluğum" diyor. Önce belgesellerle başladı. Tabletten Kasete ve İşte Beyoğlu'nu çekti. Yarı dramatik belgesel olan İşte Beyoğlu'nu çekerken insan yönetmeyi ve hikayeyi kontrol altında bulundurmayı daha çok sevdiğini fark etti. Dramaya geçtikten sonra ise ilk filmi Kantodan Tangoya idi. "Türkiye'de o şartlara sahip olarak çok genç yaşta yönetmenliğe adım atmış galiba ilk insanım" diyor ve ekliyor: "TRT'ye çok şey borçluyum." Sanırım O, TRT'ye vefa borcunu yaptığı işlerle çoktan ödedi. Ancak ülkesine ve topluma karşı sorumluluklarını şöyle değerlendiriyor: "Türkiye topraklarında yaşayan bir yönetmen olarak, bireysel tatları bir yana bırakıp bu memleketin meseleleriyle uğraşan filmler yapmayı tercih ediyorum." Ancak hayatın ona sunduklarını da filmlerindeki karelere yerleştirmekten de geri kalmadı. Mesela hayatındaki en yakın arkadaşı Okan Uysaler'i kaybetmiş. "Onun acısının geçtiği filmlerim vardır" diyor. Okuduğu eserlerdeki mizansenlerin de farkında olmadan bilinç altına yerleşip filmlerinde ortaya çıkabildiğini söylüyor. En büyük düşü ise Ahmet Hamdi Tanpınar'ın "Saatleri Ayarlama Enstitüsü"nü çekebilmek. http://www.kolej.org/dergi/sayi71/tomris_giritlioglu.shtml |
||
|
||
trt deki 68 kuşağı insanları sevmedim,sevmiyorum ..o entellektüel kimliklerinin altında tamamen ego ve kıskançlık yatıyor ..röportajı güzel vermiş,tanımasam ''hmm,bayağı iyiymiş'' derdim..ama laf ile peynir ekmek gemisi yürümüyor..hele "Türkiye'de o şartlara sahip olarak çok genç yaşta yönetmenliğe adım atmış galiba ilk insanım" cümlesi tam kopardı beni..hehe..acaba kaç yaşındaymış o dönem bende merak ettim insan bari göreceli şeyler sallar ki ''bence'' diyebilip nesrin topkapı rollerine soyunsun yok öle bişi..
|
||
|
||
| Evet sana katılıyorum tango, genelde TRT den başlayan yönetmen ve yapımcıların gerçek yaşamda başarılı olmaları kolay olmuyor çünkü orada sunulan olanaklar dışarıda yok. Sanırım senin de TRT geçmişin nedeniyle bu konulardaki deneyimin oldukça fazla. Sinema zaten genelde teknik açıdan sürekli yenilenmesi gereken bir sanat dalı ve rekabet koşulları ağır. Bir kitap yazmaya çalışırsan çok fazla teknolojiye gereksinimin yoktur ama sinema öyle değil ve çok büyük maliyetler gerektiriyor. Yetenekli değilsen, kendini bu yola adamamışsan ve çok hırslı değilsen gidecek fazla yer yok, ya reklamcı olacaksın ya da küçük işlerle hayatını kazanacaksın. Bu arada eski yeşilçam geleneğinden gelenlerin de devri kapandı ve yeni gelenler dizi çekerek uydurma senaryolarla insanlara masal anlatmaya devam ediyorlar gibi görünüyor. Ne dersin? |
||
|
||
| kesinlikle haklısın torq,eski sinemacıların miadı doldu,ne acıdır ki onlarda farkında oldukları için zaten ellerini ayaklarını cekmeye başladılar.. yeniler içinde olan tespitine katılıyorum..fakat bi eklenti yapmak istiyorum.senaryoları bi kenara koyarsak bazı dizilerde başarılı yönetmenlik çalışmaları görüyorum..bu genç arkadaşlar,eminimki ilerde ekonomik bağımsızlıklarına ve yeni deneyimlerine kavuştukça başarılı filmler yoldadır..yalnız,beni korkutan yapımcılar.adamlar leş kargaları gibi.gecen sene türk filmlerine rağbet olduğunu gördüklerinden abuk sabuk senaryolara film çektirdiler ve gördükki bunlar yemedi..cünkü sinemada cok ilginç bişi var,insanlar doğru filmi bulabiliyorlar,her ne kadar az da olsa yanılmalara rastlasak ta..tabii,bunu büyük gişe yapan filmler için söylemiyorum.sinemaya giden bi kemik kitle var ya,onları kasdediyorum..sen ne düşünüyorsun? |
||
|
||
| Evet olabilir ama sinema seyircisi de çok değişti. Orta yaşlıların evden çıkmama gibi bir alışkanlığı oluştu, maddi nedenler de üstüne gelince sadece gençlerin sinemaya gittiğini düşünmeye başladım. Ama onlar da Amerikan sinemasının action tarzı filmleriyle büyüdükleri için ona benzer filmler görmek istediler ve abuk Türk Filmleri o zaman ortaya çıktı. İyi filmin kötüsünden ayırt edildiği düşüncesine ben de katılıyorum ama şikayetim eski ağlak film geleneğinin devam ettirilerek duygu sömürüsü yapılması. Yine de insanların kötü senaryolar ve sessiz çekilmelerina karşın bu dizilerde kendilerine uygun bir şeyler bulması düşüncesini olumlu buluyor ve zamanla daha iyileri yapılır diye umuyorum. |
||
|
||
| sinema sektöründe en büyük gelişimi teknik ekipler gercekleştirdi.su an bizdeki görüntülerle avrupalılar arasında fark yok,hatta bizimkiler daha iyi bile diyebilirim.bunu en net reklam sektöründe görebiliriz..tek sorun banyo işnde var,ama o da macar ve komsu ülkelerde hallediliyor..yönetmenlik,dedim dediğim gibi,çok mükemmel olmasa da fena değil,gelişimleri olumlu yönde,umut var..asıl sorun,hatta su an umutsuz gördüğüm,senaryo sorunu..maalesef iyi senaristler cıkmıyor,iyi senaryolar yazılmıyor.. | ||